Faust - Özet - Goethe

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve seaBahAR tarafından 11 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.194
    Ödül Puanları:
    238

    Faust / Goethe

    Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sadelik hakimdir, olaylar tek bir motif etrafında geçmektedir. Anlaşılması büyük bir zorluk göstermez. İkinci bölümde ise bir bütünlük kurmak güçtür. Anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak , ilişkilendirmek çok zordur.

    FAUST: Faust, latince mutluluk demektir. Faust, bilgi ihtirası içinde kıvranan karamsar bir tipi anlatır. Bilim uğruna bütün ömrünü harcamış, nefsine bütün dünya hazlarını yasak etmiş ve tam anlamıyla yasak bir ömür geçirmiş olmasına rağmen, amacına ulaşamamış olmanın ızdırabı içindedir. Bu hal içinde şeytana teslim olduktan sonra, onun akıbeti çeşitli Faust efsanelerinde türlü türlü gösterilmiş ve dünyaya beyan edilmiştir.

    MEFİSTO: Mefisto'ya şeytan demek yerinde olur. Mefisto sadece kötülükleri sürükleyen bir hüviyet olmakla kalmaz, aynı zamanda bir çeşit Azrail rolünü de üstlenmektedir.

    Eserin anlatımı çok sadedir. Faust, zamanın bütün bilimlerini tahsil edip bitirmiştir. Artık öğrenilecek bir bilim kalmamıştır. Fakat görmektedir ki; gerçeği bulma sahasında bütün bu bildiği şeyler kendisini bir adım bile ileriye götürmemiştir. Halbuki zamanın olanaklarından çok, ileriye göz diken bir ihtirasla, salt gerçekleri anlamak ve bilgi sahibi olmak arzusundadır. Normal bilgi edinmek yollarından bir hayır gelmeyeceğini anlamıştır. Böylece son umut olarak, kendisini büyücülüğe vermiştir. Ruh kuvveti sayesinde arzu ettiği bilgileri elde edebileceğini ummaktadır.

    Gökte Tanrı ile Şeytan aralarında bir bahse tutuşmaktadırlar. Şeytan Faust'u kolayca baştan çıkartacağını onu asli kaynağından uzaklaştırıp, sapıklığa sürükleyebileceğini iddia etmektedir. Tanrı ise, insanın yaradılış itibarı ile iyi olduğunu ve yeryüzünde bir gaye için çalışırken yanılabileceğini, fakat şeytan araya girse bile yine kendi ruhunun iyiliği sayesinde doğru yolu bulabileceğini bilmektedir. Bu itibarla şeytanı Faust üzerinde deneme yapmakta serbest bırakmıştır.

    Faust, büyücülükle uğraşırken, alışılmış şekilde, ruh çağırmaya başlar. Bu çağırmaların birinde Mefisto karşısına çıkar. Faust, hayattan bezgindir. Hiçbir şeyden tat almamaktadır. Oysa Mefisto, ona parlak vaatlerde bulunmaktadır. Nihayet aralarında bir sözleşme yapılır. Faust der ki; beni istediğin yere götür. Eğer bir an gelip ben, zamana, "dur geçme, ne kadar güzelsin" diyecek kadar bir mutluluk duyarsam, artık ölmeye razı olurum.

    Bu bahislerden sonra Mefisto, mel'un teşebbüslerine başlar. O ana kadar kitapların içine kapalı kalmış Faust'u küçük ve büyük alemlerde dolaştırır. Sefil meyhanelerden, en lüks saraylara kadar her yeri gezdirir. Bir taraftan da Faust'u türlü içkilere alıştırır. Bir büyücü kadına hazırlattığı aşk içkisini Faust'a içirdikten sonra, onun karşısına masum Margaret'i çıkarır. Faust 25 yaşındaki bir gencin heyecanı ile kızcağızı sever. Kız da masum duygularla bu aşka karşılık verir. Bu yüzden rahatça baş başa kalabilmeleri için annesinin fincanına Faust'un verdiği zehiri damlatır. Kadıncağız ölür. Margaret, Faust'dan olan çocuğunu boğar. Bu yüzden Margaret'in kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Böylece Faust'un eli kana bulanır. Margaret'i hapisten kurtarma denemesi de başarılı olmaz.

    Araya Yunan güzeli Helena girer. Faust ona da aşık olur. Fakat aradığı mutluluğu burada da bulamaz. Nihayet İncil'in bir sözüne göre düşünmeye başlar. Yani yaradılışın ilk eseri "söz" müdür, "anlam" mıdır, "faaliyet" midir? Faust beşeri mutluluğu faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır haline getirmeyi tasarladığı anda bir nevi murada erer ve zamana "dur geçme, çok güzelsin" der.

    Sonuç olarak yazar her iki bölümde de insan karakterini oldukça detaylı bir şekilde dile getirmiştir. Fakat yazar isterse bir konuyu nasıl haşmetli, heybetli bir sadelik ve bütünlükle işleyebileceğini göstermiştir. Bununla birlikte bazı bölümlerinin anlaşılması ve olaylarla bağlantı kurmak çok güçtür.


    Meraklısına bilgi:
    Yazarın dünya klasikleri arasında gösterilen trajedisi "Faust"un yazımına, ilk olarak 1770-71 yıllarında, Leipzig'deki "Auerbachs Keller" restorantından aldığı esinle, Frankfurt'a döndükten sonra başladı. Faust'un ilk bölümü olan "Urfaust"u, ancak yakın dostu Schiller'in ölümünün ardından tamamlayabildi ve 1808 yılında yayımladı. Bu şaheserin ikinci bölümü ise, yazarın ölümünden sonra basıldı. Faust, Goethe'nin farklı zaman ve farklı mekanlarda, kendisiyle birlikte değişen ve gelişen bir eseri oldu. Yaşadığı olaylar, edindiği izlenimler, değişen ruh hali ve kişisel deneyimleri bu yapıtta ifadesini buldu. Dolayısıyla Faust, Goethe'nin gerçek yaşam hikayesini simgelerle gözler önüne seren bir eser haline geldi.

    Faust'ta, iyilik ve kötülük kavramlarını, "insan=Dr.Faust" ile "şeytan=Mefisto" karakterleri üzerinde sembolize etti ve bunları karşı karşıya getirdi. İnsanın öz değerinin "erdem" olduğunu ifade etti. İçindeki erdemle, sürekli bir iyilik arayışında olan insanın, gerçekleri bulma arzusuyla zaman zaman Mefisto'ya başvurmasını, bu arayış çabasından ibaret gördü. Ancak, Mefisto hiçbir zaman insanın özüne hükmedemeyecekti. İnsan, irade gücüyle doğruyu görecek ve ruhunu iyilikle aydınlatacaktı. Hayatı yargılama gücüne sahip olmadığını görecek ve onun getirdiklerine "evet" diyebilme erdemini gösterecekti. Hayat bir nevi, mutluluk ve mutsuzluk kovalamacası olsa da, insanoğlu, uyumlu davranmayı ve ruhunu ele geçirmeye çalışan bedenini dizginlemeyi öğrenecekti. Toplumla ortak hareket etmeyi becerecek, yaşamını faydalı amaçlara ulaşmaya odaklayacaktı. Sonuç olarak, insanoğlu kendi yaşam "bilinci"ne kavuşacak ve bunu korumayı kendine ödev bilecekti.

    Faust, Tanrı'yla Şeytan'ın bahis meydanıydı; bahis konusu ise, "insan"dı. Tanrı, insanın yaradılış erdemine sahip çıkacağını ve gerçeği bulma arayışına çıksa da, eninde sonunda kendine döneceğini ileri sürüyordu. Şeytan (Mefisto) ise, insanın bencil olduğunu ve amaçlarına ulaşmak için her zaman kendisine muhtaç ve bağımlı kalacağını iddia ediyordu. Faust ise, ne Tanrı ne de Şeytanı kendisinden üstün görmüyordu. Existansiyalistlerin bu eserde vardığı sonuca göre, insanoğlunun başlangıcı "eylem"di.

    Eserdeki bir diğer bahis ise, İnsan ile Şeytan arasında gerçekleşmekteydi. Hayatını hiçler uğruna yaşanmışlıklardan ibaret gören Faust, Mefisto'nun, hayatın değerli olduğu ve "o kadar güzelsin ki, geçme dur..." diyebileceği anlarla hala karşılaşma şansının var olduğu konusundaki ısrarına muhatap kalsa da, ona da inanmayacaktı. Bahse göre, Mefisto, Faust'un bu anları yaşamasını sağlayacak; karşılığında da onun ruhuna sahip olacaktı. Faust'un iddiayı kazanması için, yaşayacağı güzel anlara "geçme, dur..." demeyecek; dolayısıyla dünyevi zevkler için ruhunu Mefisto'ya satmayacaktı. Aksi olursa, bahsi kaybedecekti. Tanrı ise, bu yanılsamayı önemsemiyordu. Çünkü O'na göre, insan hatalar yapabilirdi. Ancak bu hatalar sonucunda edindiği tecrübeler er geç onu mutlak gerçeğe götürecek, yani kendisine geri döndürecekti.

    Faust, insanların ne yaparlarsa yapsınlar yeryüzünde acı çektiklerini gözlemlemişti. Edebiyatla, tabiatla, bilimle uğraşmış; ancak acıyla başa çıkmayı öğrenememişti. O yüzden, kendini, hayata adamak için çok yaşlı, hayata karşı isteksiz davranmak için de genç görüyordu. Yaşamı boyunca neredeyse bütün zevkleri tatmış; ancak hiçbirine "geçme, dur.." diyememişti. İlk ve son defa, ölümüne "geçme, dur.." diyecek; aydınlanan ruhu "evet" demesini öğrendiği için bahsi kaybetmiş sayılmayacaktı. Bu sonucu sağlayan şey ise, Faust'un kendi içindeki özüne, yani Tanrı'nın güvendiği erdemine geri dönmüş olmasıydı. Faust, hayatın akışı içinde, gerçeğe ve mutluluğa ulaşma yolunda hatalar yapmış; Şeytan'ı bu amacı doğrultusunda kullanmış; ondan yardım almış; ancak hiçbir suretle ruhunu ele geçirmesine izin vermemiş; onun hizmetine girmemişti. Bu sonuca göre, Mephistoteles, insanları sürekli olarak kötülüğe sürüklemek istese de, bir şekilde iyiliğe yol açan bir gücü simgeliyordu. Faust ise, hayata karşı istekli, aktif, tutkulu ve hayatın kötü anlarında bile karamsar duyguların pençesine düşmeyen "insan"ı temsil ediyordu.

    -alıntı-

    Goethe biyografisi için tıklayınız.