Fda skandali

Konusu 'Faydalı Bilgiler' forumundadır ve ekrkebkafk tarafından 27 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : ekrkebkafk
  1. ekrkebkafk

    ekrkebkafk Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    704
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    108
    FDA SKANDALI

    FDA, İngilizce adıyla “Food and Drug Administration”, Türkçe adıyla “Gıda ve İlaç Dairesi” diye bir kurum var Amerika’da. Bu kurum, Amerikan hükümetinin sağlık hususundaki en önemli kurumudur. Öyle ki şimdiye kadar piyasaya çıkmış bütün ilaçların ruhsatı ve bütün gıda ürünlerinin üzerine yazılan sağlık iddialarının onayı bu kurum tarafından verilir. Bu kurumun onayını taşımayan bir ilacın gümrükten geçirilmesi neredeyse imkansızdır.

    Bunlar iyi güzel de, sağlık konusunda Amerika’nın, belki de dünyanın böylesine güvendiği, çıkarttığı her yeni ilacı ya da diyet hapını uzmanlarımızın ballandıra yazılarında yer verdiği bu kurumun aslında insan sağlığından çok, kazancı on plana koyduğunu bir düşünsenize? İnanması çok zor geliyor değil mi? Ancak bu yazıyı okuduktan sonra bunun hiç de inanılmaz olmadığını görecek ve tıpkı 1996’daki Susurluk vakasında olduğu gibi yolsuzlukların ve rüşvetlerin nerelere kadar tırmanabileceğine şahit olacaksınız. Yazarımız Serkan Yimsel’in bu tüyler ürperten yazısını kaçırmayın.
    FDA scandalı .

    FDA, İngilizce adıyla “Food and Drug Administration”, Türkçe adıyla “Gıda ve İlaç Dairesi” diye bir kurum var Amerika’da. Bu kurum, Amerikan hükümetinin sağlık hususundaki en önemli kurumudur. Öyle ki şimdiye kadar piyasaya çıkmış bütün ilaçların ruhsatı ve bütün gıda ürünlerinin üzerine yazılan sağlık iddialarının onayı bu kurum tarafından verilir. Bu kurumun onayını taşımayan bir ilacın gümrükten geçirilmesi neredeyse imkansızdır.

    Bunlar iyi güzel de, sağlık konusunda Amerika’nın, belki de dünyanın böylesine güvendiği, çıkarttığı her yeni ilacı ya da diyet hapını uzmanlarımızın ballandıra yazılarında yer verdiği bu kurumun aslında insan sağlığından çok, kazancı on plana koyduğunu bir düşünsenize? İnanması çok zor geliyor değil mi? Ancak bu yazıyı okuduktan sonra bunun hiç de inanılmaz olmadığını görecek ve tıpkı 1996’daki Susurluk vakasında olduğu gibi yolsuzlukların ve rüşvetlerin nerelere kadar tırmanabileceğine şahit olacaksınız.

    Her sey 2001 yılında Bush yönetiminin sağlık kurumlarına el atmasıyla başladı. Öyle ki Bush yönetimi, “Big Pharma” yani “Büyük İlaç Şirketleri”nin çıkarlarını korumanın en iyi yolunun, FDA kurumuna yapılacak yüksek düzey atamalarıyla olacağını gayet iyi biliyordu. Eğer FDA’nin kilit pozisyonlarina atanacak uzmanlar, büyük ilaç şirketlerinin tepe yöneticilerinden seçilirse, FDA kendi içerisinden değiştirilebilecek ve verdiği kararlar etkilenebilecekti. Bu düşünceden yola çıkarak Bush yönetimi, 2001’in Ağustos ayında FDA’nin ana hukuk danışmanı pozisyonuna Dantel Troy’u atadı. Daniel Troy, bu pozisyona atanmadan önce tutun şirketlerinin haklarını savunan avukat olarak biliniyordu!

    Kariyerinin büyük bir bölümünü, sigara şirketlerini kanserli vatandaşlara karşı savunmakla geçirmiş bir avukatın böyle bir sağlık kurumunun ana avukatı pozisyonuna getirilmesi sizce ne kadar mantıklı? Taraflı atamalar bununla bitmiyor ne yazık ki. Troy’dan sonra FDA kurumuna onların sağlık politikasını yeniden hazırlamak üzere davet edilen ikinci yönetici, ayni zamanda genetik araştırmalarıyla ünlü Wall Street Biotech anonim şirketlerinin satış temsilcisi Scott Gottlieb olmuştur. Konuya tam aşina olmayan okurlarımız için biotech yani biyoteknoloji pazarının ne olduğunu kısaca bir açıklayalım:

    Biyoteknoloji uzmanları, bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da kendi doğasında bulunmayan bir karakter kazandırılmasıyla yeni bir canlı organizma elde etme çabasındadırlar. Bu organizmalara Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, ya da kısa adıyla GDO’lar denilmektedir. Her ne kadar amaçlarını dünya açlığına çare bulmak ya da iklim şartlarına dayanıklı ürünler yetiştirmek olarak göstermeye çalışsalar da, birçok çevreci örgütün ve tarafsız bilim adamının da gösterdiği gibi ana amaç biyolojik urun patentidir.

    Yani laboratuar ortamında yaratılan yeni canlıların patenti alınarak dünyadaki bütün tohumlara sahip çıkmaktır. Bu arada dünyanın tohum zenginliğine sahip çıkmak demek, dünyadaki bütün gıdaya sahip çıkmak demektir.

    Böyle bir pazarın temsilcisi, FDA gibi bir kurumun en yüksek kademelerinden birisine atanırsa ne olur? Elbette ki FDA kurulusunun alacağı kararların büyük bir çoğunluğu, biyoteknoloji firmalarının (Monsento ve Wall Street gibi) çıkarlarını savunacak şekilde açıklanacaktır. Bunun en acı örneğini zaten 1992 yılında çıkartılan bir kanun ile gördük. Vatandaşın ve çevreci toplum örgütlerinin bütün girişimlerine rağmen FDA, bu kanun ile gıda şirketlerinin GDO taşıyan katkı malzemelerini ürünlerinin etiketleri üzerinde gösterme mecburiyetini ortadan kaldırmıştır.

    Bu demektir ki marketten alacağımız herhangi bir gıdanın içerisinde vücudumuzun daha önce hiç tanımadığı, tamamen laboratuar ortamı içerisinde yaratılmış bir molekülün olma olasılığı durumunda bundan haberimiz bile olmayacaktır.

    Ne yazık ki 1992 yılı söz konusu olduğunda sağlığımızı tehdit eden FDA kararları arasında bir ikincisini, “Reçeteli İlaç Tüketici Kanunu” da görüyoruz. Bu kanuna göre ilaç şirketleri, FDA kurumuna daha fazla fon ve yardım yapabilecek ve böylece daha fazla doktor ve bilim adamı kiralanabilecekti. Bu her ne kadar kulağa hoş gelse de, gizli maksat çok daha farklıydı. FDA kurumunda onay işlemleri için bekleyen herhangi bir ilacın piyasaya çıkmakta geciktiği her gün yaklasik 1-2 milyon dolar kaybeden büyük ilaç şirketleri, kendi ilaçlarının daha çabuk onay alabilmesi için bu yola başvurmuştu.

    Sizlerin de tahmin edebileceği gibi, herhangi bir ilacın onay süresi azaldıkça o ilacın güvenliğini araştıran işlemlerin de süresi azalacaktır. Nitekim FDA’da yaklaşık 20 sene görev yapmış olan doktor David Graham’in da açıkladığı gibi FDA’nin su anki kaynaklarının %80’i yeni ilaçları olabildiğince çabuk onaylamak üzere düzenlenmiştir. İlaç güvenliği için harcanan kaynakların oranı ise %5’in altındadır! Dr. Graham ilaç güvenliği ile ilgili su korkutucu gerçeği de sözlerine eklemektedir:

    “Herhangi bir ilacın ilgili hastalığa iyi gelip gelmediğini FDA kendisi araştırıyor olmasına rağmen, o ilacın güvenli olup olmadığı konusundaki araştırmaları ilacı pazarlayan firmaya bırakmaktadır. Dünya piyasasındaki hangi ilaç firması sizce kendi ilacının güvenliğini ya da yan etkilerini araştırırken 100% adil olabilir?”

    Su an hem FDA’daki pozisyonundan, hem de önceki sorumluluklarından mahrum bırakılmış olan doktor Graham, Vioxx adli ilaç dahil tam 10 diğer ilacın piyasadan toplatılmasına çalışmıştı. Artrit hastalığı için önerilen Vioxx’un kalp hastalığı riskini neredeyse 500 defa arttırdığına ilişkin klinik araştırmalara ve Graham’in bütün uyarılarına rağmen FDA bu ilacı toplamadan önce tam iki sene ve yaklaşık 100 binin üzerinde masum vatandaşın ölümünü bekledi!
     
  2. 27 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : ekrkebkafk
  3. XOXzgxuxrCe

    XOXzgxuxrCe Popüler Üye Üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    2.875
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Zavallı insanoğlu . :1closedeyes:
     
  4. 29 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : ekrkebkafk
  5. ekrkebkafk

    ekrkebkafk Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    704
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    108
    .........................................
     
  6. 27 Eylül 2008
    Konu Sahibi : ekrkebkafk
  7. ekrkebkafk

    ekrkebkafk Popüler Üye Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    704
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    108
    insanlığı bitirdik. insan bulmak zorlaştı.