Fedailerin Kalesi Alamut - Özet - Wladimir Bartol

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve seaBahAR tarafından 4 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Yönetici Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    9.201
    Beğenileri:
    1.119
    Ödül Puanları:
    113

    Fedailerin Kalesi Alamut / Wladimir Bartol

    Büyük Selçuklu Devleti’ni çöküşe hazırlayan, İsmaili öğretisiyle Hasan İbn-i Sabbah’ın sıfırdan vücuda getirdiği saltanatının hikayesi.

    Hasan İbn-I Sabbah, Hz. Ali taraftarı olan birisidir ve o dönemde biraz da olsa yaygın olan İsmaili Tarikatı’na meyillidir. Ancak bu öğretinin savunduğu düşünceler Hasan İbn-i Sabbah’a aslında pek de cazip gelmeyen fikirlerdir,daha doğrusu saçma gelen.
    Bir gün, yaşadığı yere İsmaili öğretisinin bir daisi gelir ve H. Sabbah bu şüphelerinden dolayı O’nu ziyaret etmeye karar verir. Bu vesileyle dainin yanına gider ve İsmaili inanışlarının kendisine pek makul gelmediğini, bu öğretinin ardında başka sırların bulunduğuna inandığını söyler. Dai, onun zeki ve aradıkları tipte bir insan olduğunu, onun için sırlarını ona açacağını söyler ve ekler: Aslında bu anlatılan hikayelerin(Ali’nin soyundan Mehdi’nin geleceği,vs.), basit ve gündelik yaşayan insanları öğretilerine çekebilmek için kullanılan yalanlar olduğunu belirtir. Bu düşüncelerin etkisine giren H. Sabbah’ın Ali taraftarı babası,çevresinden oğlu adına korkarak, onu bir medreseye yollar. Hasan Sabbah, medresede Ömer Hayyam ve o zamanlar henüz adı tarihe geçmemiş,geleceğin büyük veziri Nizam-ül Mülk ile tanışır.

    Bu medresede, zamanla kaynaşıp dost olan bu üç kişi ,kendi aralarında, ilerde iyi bir mevkiye gelen ilk kişinin diğerlerine de yardım edeceğine dair yemin ederler. Uzun zaman sonra Nizam-ül Mülk vezir,Ömer Hayyam da ünlü bir matemetikçi ve astronom olur. Nizam-ül Mülk, Hasan Sabbah’ın sarayda bir göreve gelmesini sağlar ancak zamanla kıvrak zekasıyla sivrilen Hasan Sabbah, Nizam-ül Mülk’ün yerini tehdit etmeye başladığı için onu saraydan uzaklaştırır. Hasan Sabbah bir müddet Nizam-ül Mülk’ten kaçtıktan sonra Ömer Hayyam’ın yanına gider ve onun zevk-ü sefa içinde yaşadığı hayatı görür. Bu esnada, bir gün tartışırlarken, Hasan Sabbah’ın aklına hayatını değiştirecek bir plan gelir ve Rey şehrine geri döner. Cebinde epey bir birikmiş altını vardır. Bu şehirde Alamut adında zaptı imkansız denecek kadar zor bir kale vardır ve bu kalenin kumandanı zevke dalmış sarhoş birisidir. Hasan Sabbah bir gün, kendini bir dai gibi tanıtarak kaleye girer ve bir hileyle kaleyi ele geçirir. Burada, kendisini İsmaililer’in bekledikleri peygamber ilan eder ve bu sıfatla birçok yandaş toplayarak, aralarından seçtiği bazı gençleri fedai olarak yetiştirir. Bu kalenin arkasında, eskiden orada yaşayan Deylem krallarının yaptırdığı birbirinden güzel bahçeler vardır. Hasan Sabbah bu bahçeleri daha da güzelleştirerek tam bir cennet havasına sokar.

    Birbirinden zor askeri eğitimler görüp, birçok dini bilgilerle donatılan fedai adayları,bir zaman sonra sınava tabi tutularak fedailiğe kabul edilip, İsmaili ordusunda saygın bir yere sahip olurlar.

    Hasan Sabbah bu planı hayata geçirmeye başlamadan önce; Hindistan’da bir arkadaşının
    yanına gitmiş ve orada haşhaştan yapılan uyuşturucu hapları tanımıştır. Bu haplar içenleri uyutarak tam bir hayal aleminde yaşatma özelliğindedir. Hasan Sabbah bunların yapılışını öğrenir ve dönüşünde, hizmetkar yetiştirmrde uzman ve güzel bir kadın olan Apama’yı da beraberinde getirir. Kaleyi zaptettikten sonra, İran pazarlarından köle kızlar satın alarak, Apama vasıtasıyla onları yetiştirir. Aslında onlar, ilerde göz önüne serilecek sahte cennetin hurileridirler.

    Her şey hazırlandıktan sonra,bir gün, o zaman kadar fedailerin henüz görmedikleri “Peygamber Seyduna” onları yanına çağırır ve onlara o gün cennetin kapılarını açacağını söyler. Diğer tarafta, cennet bahçelerinde, cariyelere ne yapmaları gerektiği anlatılmış ve hata yapanın öleceği daha doğrusu öldürüleceği söylenmiştir; hepsi bu cennet senaryosundaki rollerini oynamaya hazırdırlar.

    Fedaileriyle ilk defa yüz yüze görüşen Seyduna, onlara bahçelere giden gizli bölmelere gelmeden önce, zamanında Hindistan’da tanıştığı haplardan yedirir ve bahçelere dek onları uyumuş vaziyette kölelerine taşıtır. Bu uykulu yolculuk sırasında fedailer, cennet rüyaları görmektedirler; istedikleri her şey olmaktadır ve büyük bir zevk içinde, kelimenin tam anlamıyla uçmaktadırlar. Uyandıklarında hepsi birbirinden habersiz, ayrı ayrı yerlerde, başlarında birbirinden güzel ve çekici yedişer huri hazır bekler vaziyette bulurlar. Huriler, fedailerin sorularını büyük ustalıkla tezgahlanan yalanlarla savuştururlar ve bu seneryonun sahteliğinin ortaya çıkmasına engel olurlar. Hepsi fedailere hizmet için fırsat kollamaktadırlar.

    O gün birbirinden güzel zevkleri tadan fedailer, cennetten yine uyutularak fakat kendilerinin hizmetkarı hurilerin hülyalarıyla ayrılırlar. Uyandıklarında, hepsi hurilerine kavuşmak arzusuyla yanıp tutuşan birer yürüyen ölüm olmuşlardır.

    Giderek büyüyen bu tarikat tehlikesine karşı Selçuklular bir sefere çıkar. Kaleye, savaşmadan teslim olmasını önermek üzere gelen elçilere Seyduna, öğretisini önce sözlü olarak aşılamaya çalıştıysa da başarılı olamaz. Bunun üzerine, ilk kez olmak üzere kale sakinlerinin huzuruna çıkan peygamber, elçiler de dahil, herkesin gözü önünde, iki fedaisine ölmelerini emreder ve elçiler şaşkınlıkla oradan ayrılırken, Seyduna’ya inananların da imanları pekişmiştir.

    Seyduna için artık intikam zamanı gelmiştir. En gözde fedaisi İbn-i Tahir’i yanına çağırır ve kenarında zehirli küçük bir hançercik gizlenmiş bir mektupla O’nu, kendisine büyük bir kuvvetle saldırmaya hazırlanan Nizam-ül Mülk’ü öldürmeye yollar. Gitmeden önce O’na Gazali’nin öğrencisi olduğunu ve O’ndan haber getirdiğini söylemesini ister ve öldürmeden önce, daha önce cennete girmeden içirdiği haplardan vererek içmesini emreder. İbn-i Tahir bir mürid kılığında Nizam-ül Mülk’ün çadırına girer ve çıkarttığı küçük zehirli hançerle ona bir hamle yapar. İğne Baş Vezir’in kulağını çizmiştir ancak zehiri çok tesirli olan bu hançerin öldürücü olması, bu çizikle mümkün olmuştur. Hasan Sabbah’ın yolladığı mektupta ise şu satırlar yazılıdır: “ Cehennemde görüşmek üzere; Hasan Sabbah.” Baş Vezir, ölmeden önce tüm bunların yalan olduğunu ve Seyduna’nın bir sahtekar olduğunu İbn-i Tahir’e anlatır ve O’nu öldürmesi için serbest bırakılmasını emreder. Bu sırada Seyduna, ikinci bir fedaisini Melikşah’ın üzerine salar. O da benzer şekilde görevini icra eder, ama hemen öldürülür; öldürülür fakat O, ölümün acı zehrini tatlı bir şerbet gibi, büyük bir hazla içmiştir.

    Seyduna’ya ulaşan İbn-i Tahir, O’nu öldüremez ancak, Seyduna, gerçekte ne için yaşadığını anlatıp, yaşam felsefesini O’na aşılar ve O’nu göndererek kendisini yetiştirmesini ister ve bir gün kendi yerine geçeceğini söyler.
    Hasan Sabbah, artık hedefine ulaşmış, muzafferdir.


    -alıntı-
     
  2. 4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. Guzidex

    Guzidex Yeni Üye Üye

    Katılım:
    2 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    130
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Bu roman gercekten guzel tavsıye ederım. Surukleyıcı ve ılgınc bılgıler var tabı tarıh sevıyorsanız.
     
  4. 4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  5. candy38

    candy38 Seize the day Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.060
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    yıllar önce okuduğum bir kitap.bu sene tekrar aldım ve okumak için sırasını bekliyor.tarihten hoşlanan arkadaşlara tavsiye ederim:kahve:
     
  6. 4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  7. EFSUNN

    EFSUNN alamut Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    526
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    oldukça sürükleyici ancak sonu hiç yakışır biçimde bitmemiş sanki aceleye gelmiş:)))
     
  8. 30 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  9. aycatekin

    aycatekin Yeni Üye Üye

    Katılım:
    23 Eylül 2008
    Mesajlar:
    989
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    heyecan ve hırsla okumuştum :)
     
  10. 11 Şubat 2009
    Konu Sahibi : seaBahAR
  11. keri34

    keri34 derinin annesi Üye

    Katılım:
    10 Ekim 2007
    Mesajlar:
    1.724
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    38
    etkılendıgım kıtaplardan bırıydı.tavsıye ederım,ben okurken bır turlu elımden bırakamamıstım
     
  12. 2 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : seaBahAR
  13. Asmin

    Asmin en güzel hikayem.. Üye

    Katılım:
    11 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    7.660
    Beğenileri:
    15
    Ödül Puanları:
    38
    cok cok guzel bir kitap..
    hemencecik okuuyp btirmis herkese de tavsiye etmistim..
    okumalisiniz bence..
     
  14. 3 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : seaBahAR
  15. rbd.dulce1

    rbd.dulce1 kış güneşi... Üye

    Katılım:
    6 Ekim 2008
    Mesajlar:
    102
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    16
    çoook sevdiğim bir hocamın tavsiyesi ile bu sene okumuştum ve gerçekten çok güzeldi...bir insanın bunları düşünüp yapabilmesıne şaştım doğrusu...