Fikret Mualla

Konusu 'Resim' forumundadır ve ressam1970 tarafından 14 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    14 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  1. ressam1970

    ressam1970 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    660
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    [​IMG]



    Fikret Muallâ Saygı İstanbul'da doğdu. Küçükken geçirdiği bir kaza sonucu topal kalması ve annesinin ölümünden sonra babasının yeniden evlenmesi gibi olaylar onun sinirli ve uyumsuz bir çocuk olmasında rol oynadı. Saint Joseph Fransız Okulu'ndan sonra bir süre Galatasaray Lisesi'nde okudu, ama okulu bitiremeden mühendislik eğitimi yapması için Almanya'ya gönderildi. Almanya'nın çeşitli kentlerinde dolaştı, İsviçre ve İtalya'ya gitti, müzeleri gezdi. Resim yeteneğinin farkına vararak kısa zamanda sağlam bir desen bilgisi edindi. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirdi. Babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelince bir Mısırlı prens, onun yirmi beş yaşına kadar Almanya'da kalmasını sağladı.

    Fikret Muallâ 1928'de aşırı alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. Daha sonra Almanya'dan Fransa'ya geçti, Paris'te Montparnasse ve Saint Germain gibi sanat çevrelerinde yaşadı. Orada, André Lhote'un atölyesinde çalışan Hale Asaf'la tanıştı. Paris'te sürekli resim yapan Fikret Muallâ bir süre sonra parasızlık nedeniyle Türkiye'ye döndü. Geçimini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığı başvuru üzerine 1934'te Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı, ancak kısa bir süre sonra bu görevinden istifa etti. İstanbul'da Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetler için kostümler çizdi Nâzım Hikmet'in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi.

    İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam dergisi için desenler hazırladı. Bir ara, yanlış yorumlanan bazı sözleri yüzünden savcılık emriyle 1936'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nde bir yıla yakın gözetim altına alındı. 1937'nin sonlarına doğru taburcu edildi. Bu olaydan sonra Fikret Muallâ'da gittikçe artan ve ölümüne değin süren bir polis kBabasının ölümü üzerine eline geçen miras payı ile Paris'te yaşamını sürdürebileceğini düşünerek 1939'da Türkiye'den ayrıldı. Hastaneden çıkışı ile Türkiye'den ayrılışı arasındaki iki yıllık sürede 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino'nun isteği üzerine İstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. 1938'de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye'den ayrıldıktan sonra aleyhinde dava açıldı, 1939'da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses'te yayımlanmış "Masal" ve "Üsera Karargâhı" adlı iki de öyküsü vardır.

    Fikret Muallâ Fransa'da yirmi altı yıldan fazla yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda hayatındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için hastaneye yatırıldı.Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girdi. Bu resimleriyle Kasım 1954'te ilk sergisini açtı. İkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine girdi. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin'le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri'nin daha çok varlıklıların oturduğu "sağ" yakasına taşındı. Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés'yle bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ'yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, 1962'de felç geçirdiğinde onu hastaneye kaldırttı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna kadar felçten kurtulamadı.

    Mayıs 1967'de eski sinir bunalımları yeniden başladı. Ölümünden yedi yıl sonra 1974'te Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye'ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. 1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Eserlerinin çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Hayatının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır.

    ESERLERİ
    (başlıca): Resim: Oturan Adamlar, 1937, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Sevişenler, 1952; Masada, 1953; Nature-Morte, 1954; Sokak, 1955; Sermayeler, 1955; Kafe, 1955, Bistro; Kanalda Bekleyen Taşıt Botları; Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede; Haliç ve Süleymaniye; Paris'te Bir Sokak; Amerikan Bar; Baloncu; Peysaj; Balıkçı; Mor Zemin Üstünde Figürler. Kitap Resmi: Nâzım Hikmet, Varan 3, 1930. Tiyatro Kostümü: Lüküs Hayat; Deli Dolu; Saz Caz
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  2. 25 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : ressam1970
  3. pinknymph

    pinknymph Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    193
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    108
    FiKRET MUALLA
    (Ressam)

    Annesi dogacak bebegini kiz bekledigi icin
    adini daha dogmadan koydu:
    "Mualla!"
    Kiz ismiydi;
    cunku annesi bebegi kiz bekliyordu.
    Erkek dogunca cok sasirdi;
    ama ismini degistirmedi;
    fakat bir ad daha ekledi:
    Fikret ...

    Fikret Mualla...

    Annesi, kiz bebegi gibi buyuttu onu;
    hep kiz elbiseleri giydirdi; sacini uzatti.

    Fikret Mualla belki de bu yetistirilme tarzi nedeniyle,
    hayati boyunca hicbir kadinla birlikte olmadi.
    Olamadi.
    Ama escinsel de degildi.

    Platonik aski, uzaktan akrabasi soprano Semiha Berksoy’du.
    Semiha Berksoy’un Nazim Hikmet’e olan askini hep kiskandi;
    ama hic sorun cikarmadi.
    Ucu, dostluk iliskisi yuruttuler yillarca.

    Fenerbahce futbol takiminin sol acigi
    Hikmet (Topuzer) dayisiydi;
    ona hayrandi.
    Onun gibi futbol oynamak istiyordu.

    Ve bir gun futbol aski topal kalmasina neden oldu.
    Mahalle macinda ayagini kirdi.
    Kaynatabilmek icin alciya aldilar.
    Yil 1915’ti;
    daha henuz 12 yasinda,
    Saint Joseph’te ogrenciydi.

    Ayagi alcidan topal olarak cikti.

    Artik futbol oynayamiyordu.
    Seyirciydi.
    Bos zamanlarinda solugu evlerinin biraz otesindeki
    Fenerbahce’nin mac yaptigi
    Kusdili Cayiri’nda aliyordu.

    Annesi oldukten sonra hayati boyunca
    hep yalnizdi zaten;
    tek basinaligi kendi tercihiydi kuskusuz.
    Annesi Emine Nevser Hanim’i kaybettiginde
    15 yasindaydi.
    Bu ansizin gelen olumden hep kendini sorumlu tuttu.

    Birinci Dunya Savasi’nin son yilinda
    tum Avrupa’yi etkileyen Ýspanyol nezlesine,
    evde ilk kendisi yakalanmisti cunku.
    Annesine kendisinin gecirdigine inandi
    hayati boyunca.
    Annesi yasaminin en guclu figuruydu...

    Yasami boyunca kaybetme korkusuyla yasadi.
    Annesi ve ardindan iki ay sonra babaannesini
    kaybetmisti.
    Babasi Duyunu Umumiye ikinci muduru
    Mehmet Ekrem’in, eve uvey anne getirmesi uzerine,
    "Babami da kaybedecegim" korkusuyla
    cildirip kadini dovmustu.
    Kadinin kacmasi sonucu babasi,
    -oglu tepki gostermez diye-
    bu kez akrabadan Behice Hanim’la evlenmis,
    ancak Fikret Mualla benzer tepkiyi yine gostermisti.

    Babasi muhendis olsun diye Zurih’e gondermis,
    o ressam olmak icin Berlin Guzel Sanatlar Enstitusu’nu
    tercih etmisti.

    Yasami boyunca hep terk edilecegini dusunerek
    yasayacak ve bu nedenle iliskilerinde
    hep acimasiz olacakti...

    Resimlerinin ozuydu izlenimcilik.
    Sokaktaki, barlardaki, kahvelerdeki insanlari;
    manavlari, dansozleri, fahiseleri, muzisyenleri,
    ellerinde balonla yuruyen cocuklari izlemis ve
    onlari tuvallere gecirmisti.

    Dusuncelerle mesgulken birden titremeye basladi;
    sinirlenmisti.
    Cunku aklina evde biraktigi guaj tupleri gelmisti;
    hemen eve gitmeliydi yoksa guaj tupleri kuruyabilirdi. ..

    Guas tupleriyle ilk kez Zurih’i terk edip
    geldigi Berlin’de tanismisti.
    Alkolle Almanya’da tanisti.
    Alkolik oldu.

    Akil hastanesine de ilk bu sehirde,
    Berlin’de yatirildi.
    Yil 1928’di.

    Sonra Paris’e gecti.
    Parasizlik canina tak edince Turkiye’ye dondu.
    Ayvalik ortaokuluna, resim ogretmeni olarak atandi.
    Gitmedi.
    Yasami kendisine cok benzeyen
    (delilik-alkol- sefil yasam-sanatcilik)
    yazar-sair "Schiller"in kitabini yazdi.

    1934’te Ýstanbul’da ilk kisisel sergisini acti.
    Umdugu ilgiyi goremedi.
    Sinirleri bozuldu.

    iki yil sonra
    Bakirkoy Akil Hastanesi’ne yatirildi;
    oda komsusu Neyzen Tevfik’ti.

    1937 sonunda, polisler tarafindan
    elleri baglanmis halde kendisine kefil olan
    Salah Cimcoz’un evine goturulup teslim edildi.

    Bu olayi aklindan hic cikaramadi ve
    yasami boyunca, "Bir gun polislerin gelip
    akil hastanesine goturecegi" korkusuyla yasadi.

    Salah Cimcoz’un evinde uc hafta kaldi;
    cocuklarina resim calistirdi.
    Bu cocuklardan biri ileride
    Cumhurbaskani Fahri Koruturk’un esi olacak
    Emel Hanim’di.

    1938’de babasinin olumu Fikret Mualla’nin hayatini degistirdi.
    Kendisine kalan 5 bin lira mirasla Paris’in yolunu tuttu.
    Yil 1939’du.

    Ve bir daha Turkiye’ye donemeyecekti. ..

    Paris’te miras parasini cabuk tuketti.
    Kimi zaman kucuk bir dairede,
    kimi zaman pis otel odalarinda ve
    kimi zaman kaldirimlardaki banklarda yasadi.

    Karakollar, hastaneler ve timarhaneler de cabasi...

    Para kazandigi gunler de oldu,
    sokaktan izmarit toplayip ictigi zamanlar da.

    Her iki durumda da ickiyi ve resmi hic birakmadi.

    Parasizlik anlarinda, geceleri duvardan soktugu
    afislerin arkasina resimler yapip satti.
    Bu resimler genellikle guaj-suluboyaydi.

    Yasamak icin resim yapmak zorundaydi.
    Ayrica, resim yapmak ona iyi geliyordu;
    sanrilarindan kurtuluyordu.

    ********

    Fenerbahce aski hic bitmedi.
    Yillar sonra Paris’te iken, Aralik 1959’da
    Fenerbahce’nin Nice takimiyla mac yapmak uzere
    Fransa’ya geldigini ogrenince,
    hemen kagidi kalemi eline aldi;
    Nice takiminin oyun taktigini,
    onemli oyuncularinin neler yapabilecegini ve
    bunlara karsi nasil taktik gelistirilmesi gerektigini
    yazip Fenerbahce’ye gonderdi.

    Fenerbahce Kulubu’nden,
    "Ýlginize cok tesekkur ederiz Bayan Mualla"
    mektubu gelince cocuklar gibi sevindi.

    Yazar Orhan Kologlu’na gore,
    actigi sergiler bile
    onu bu kadar mutlu etmemisti... .

    TARiH: 19 Temmuz 1967.
    Yer: Fransa/Nice,
    Mane Duskunler Evi.
    Yasami boyunca -sarhos degil ve akli yerindeyse-
    her sabah yaptigi gibi erkenden kalkti.
    Odayi uc kisi paylasiyorlardi.
    Mecbur kalmadikca, iki Fransiz ile pek konusmuyordu.
    Yuzlerce yasli hastanin bulundugu bu eski ve
    karanlik binada yapayalnizdi Fikret Mualla.
    Yataktan dogruldu;
    kalkmak istedi.
    Beceremedi.
    Sol ayagi uyusmus gibiydi...

    Hastabakicinin bacagina masaj yapmasiyla rahatlayan
    Fikret Mualla, odanin ortasindaki masaya gecti.
    Resim yapmaktan vazgecti.
    Mektup yazmaya basladi.
    Kendisini bu duskunler evinden kurtaracak
    Bir umut isigi ariyordu.
    Gunlerdir, tanidigi herkese mektup yaziyordu.
    Bu sessiz cigliklari duyan insan sayisi
    yok denecek kadar azdi.

    Uc gun once, Fikret Mualla’nin yasadigi Reillanne Koyu’ndeki
    kapi komsusu Bayan Vewehl Michel ziyaretine gelmisti.

    Dunyalar onun olmustu;
    kendisini duskunler evinden kurtarmasi icin
    yalvarmisti ona.
    Madam Angles’in kendini affetmesi icin
    araci olmasini istemisti.
    Dostlarina yazdigi mektuplarda da
    hep ayni istegi tekrarliyordu.
    Kimdi bu Madam Angles?

    Madam Fernande Angles ve esi eski milletvekili
    Raoul Angles,
    Fikret Mualla’yi yillar once, 1959’da
    Paris/Quartier Latin’deki bir kahvede tanimis,
    resimlerini almislardi.

    Angeles cifti, Fikret Mualla’nin resimlerine
    tutku derecesinde baglanmislardi.
    Zamanla Fikret Mualla koleksiyonu yapmaya basladilar.
    Gerci resimleri cok ucuza aliyorlardi ama
    ressamin basi ne zaman derde girse
    imdadina yetisiyorlardi.

    Paris’te Fikret Mualla icin sergi bile actilar.
    Daha saglikli ortamda yasayip resimler yapmasi icin
    daire bile kiraladilar.

    Ama icki Fikret Mualla’yi hic birakmadi.
    Kazandigi tum parayi surekli ickiye yatiriyordu.
    Parayi elinde bir saatten fazla tutmuyordu!

    Hayatinin iki vazgecilmezi vardi;
    icki ve resim.
    1962 Eylul’unun son gununde
    sarhos bir halde Montmartre’de dolasirken
    birden sokagin ortasina yigilip kaldi;
    sol tarafina felc gelmisti.

    Bu olay Paris ile yollarini tamamen ayirdi.
    Angles cifti, Fikret Mualla’yla bir anlasma yapti:

    Paris ona iyi gelmiyordu.
    Alp Daglari’nin guneyinde
    Akdeniz’e 80 km uzakliktaki
    Reillanne Koyu’nde yasayacakti.

    Fikret Mualla, yasaminin bes yilini gecirdigi,
    600 kisilik bu koyde surekli resim yapti.
    Yaptigi resimleri Angles ciftine gonderiyor,
    karsiliginda para aliyordu.

    Koylulere gore
    o, "Van Gogh’un oglu"ydu!

    PÝCASSO’NUN HEDÝYESÝ

    Fikret Mualla, Nice’teki duskunler evine
    iki ay once gelmisti...
    Yaz basinda Reillanne Koyu’ndeki evinde
    rahatsizlanmis,
    Manosque Hastanesi’ne kaldirilmisti.
    iyilestikten sonra, kendi basina kalamayacagina
    karar verilmis ve duskunler evine getirilmisti.

    Picasso’nun, "Fikret Mualla’ya" ithaf ettigi
    bugun degeri milyon dolarlari bulan
    kadin figurunu bir sise fiyatina satmakta
    hic tereddut gostermedi.
    O Picasso ise kendisi de Fikret Mualla’ydi.

    O, Picasso’dan cok Toulouse Lautrec (1864-1901)
    resimlerini begeniyordu.
    Bu hayranlik biraz da
    ayni kaderi paylasmaktan ileri geliyordu.

    Lautrec, Guney Fransa’da aristokrat bir ailenin
    cocuguydu.
    14 yasinda cocuk felci olmus ve
    vucut gelisimi durmustu.
    Topaldi.
    ickiye duskundu.
    Barlarda kavga cikariyordu cokca...
    Diger yandan surekli gozlemledigi
    sosyal hayati resmediyordu.

    Figurleri cogu zaman kadinlar,
    danscilar, fahiseler olmustu.

    Kuskusuz Fikret Mualla, empresyonist (izlenimci)
    Toulouse Lautrec’in etkisinde kalmisti;
    oyle ki Nurullah Berk’e gore tiplerinin elbiseleri bile
    Lautrec doneminin giysileriydi!

    Bu elestiride, biraz kiskanclik yok degil.
    Cunku yillar once Ýstanbul’da genc Fikret Mualla’yi
    ressamdan saymayip D Grubu’na almayan da
    yine Nurullah Berk’ti!

    Fikret Mualla’nin sanati konusunda
    tartismalar bugun bile surmektedir.

    1953 ve 1956’da iki kez
    Paris Sainte Anne Akil Hastanesi’ne yatirildi...

    ilginctir ayni donemde;
    1954 ve 1955’te Dina Vierny Galerisi’nde
    iki sergisi yapildi.

    1957 yili yasaminin en hareketli donemi oldu.

    Felc gecirdi.
    Girtlak ameliyati oldu.

    Ayni yil Marcel Bernheim Galerisi ve
    Lous l’Hermine Galerisi,
    Fikret Mualla sergisi duzenledi...

    SON SAATLERÝ

    Ogleden sonra gizlice duskunler evinden kacmis,
    karsi kahvede bira icmisti.
    Ustelik bir de sigara almisti kahve sahibinden.
    Keyfi yerine gelmisti.
    Kapali odalarda oturamiyordu.
    Ozgurluge duskundu.
    istanbul burnunda tutuyordu;
    Moda, Kalamis, Kadikoy...
    Ucup gitmek istiyordu...

    Uzaklasacak parasi olmadigi icin,
    hava kararmaya yakin
    duskunler evine tekrar dondu.

    Aksam yemeginden sonra
    biraz televizyon izledi
    diger yaslilarla birlikte.

    "Sous les Ponts de Paris"
    (Paris kopruleri altinda) sarkisini mirildanarak
    odasina gitti.
    Sigara icmek yasakti;
    gizlice sakladigi sigarayi cikarip icmeye basladi.
    iki nefes almisti ki hastabakiciya yakalandi.
    Turkce bir kufur savurdu.

    Ardindan yatagina uzandi,
    gozlerini yumdu, uykuya daldi.

    Sabah uyanmayinca,
    oda arkadaslari hastabakicilara haber verdi.

    Hastabakicilar geldi.
    Baktilar.
    Nefes almiyordu.

    Fikret Mualla o gece sessizce olmustu...

    Tarih 20 Temmuz 1967 idi.

    Koruyucusu Madam Fernande Angles
    yolculuk yapiyordu; hastane yetkilileri ona ulasamadi.
    Kimsesizler mezarligina defnedilecekti ki,
    Reillanne Koyu’nden ziyaretine gelen
    Madam Viwehl Michel’i telefonla aramayi akil ettiler.

    Cenazesi son bes yilini yasadigi
    Reillanne Koyu’ne getirildi.
    Cenazesinde, koydeki evde yemeklerini yapan
    Bayan Lauthier, koydeki dostlari Michel cifti,
    onlarin yardimcilari Maria ve Roger Devink ile
    duskunler evi yoneticisi vardi.

    Ve.

    Yedi yil sonra...

    Fikret Mualla’nin vasiyeti geregi
    mezari Turkiye’ye getirilip
    Karacaahmet Mezarligi’na defnedildi.

    Mezarin Turkiye’ye getirilmesinde
    bir kisinin buyuk cabasi oldu;
    o kisi yillar once Fikret Mualla’dan resim dersi alan,
    donemin Cumhurbaskani Fahri Koruturk’un esi
    Emel Koruturk’tu.. .
    ------------ --------- ---
    Soner YALCÝN