Fikriye Hanım ve Atatürk

Konusu 'Mustafa Kemal Atatürk' forumundadır ve UzmaN tarafından 11 Kasım 2008 başlatılmıştır.

    11 Kasım 2008
    Konu Sahibi : UzmaN
  1. UzmaN

    UzmaN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    19 Şubat 2007
    Mesajlar:
    5.097
    Beğenildi:
    8
    Ödül Puanları:
    146
    FİKRİYE HANIM ve ATATÜRK

    [​IMG]

    Fikriye Hanım 1887 yılında Selanik'de doğdu. Fikriye Hanım Zübeyde Hanım'ın ikinci eşi Galip Bey'in kardeşinin kızıdır. Genç yaşta bir Mısırlı ile evlenmiş fakat bu evliliği yürütemeyerek, ailesinin yanına dönmüştür.
    1923 yılına değin Çankaya Köşkünde Mustafa Kemal'e yardımlarda bulundu. Bu arada ciğerlerinden rahatsızlandı. Münih'e gitmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal'in Latife Hanımla evliliğini öğrenince Türkiye'ye geri döndü. Birkaç gün Çankaya Köşkü'nde misafir edildi. İstanbul'a yerleşmeye karar verdi. 1924 yılında Ankara'dan ayrılmadan önce Münih'ten Mustafa Kemal'e getirdiği hediyeyi vermek üzere Çankaya Köşkü'ne gitti. Fakat başyaverin, Mustafa Kemal'i görmesini engellemesini kendine yediremeyen Fikriye Hanım Köşkün önünde tabanca ile kendini vurarak intihar etti.

    İşte Fikriye'nin Ata'ya duyduğu büyük aşk için söylenilenler:

    Latife Hanım'ın erkek kardeşi Ömer Uşşaki'nin torunu Dilek Bebe, "Yüzyılın Aşkları" belgeselinde, halasının Atatürk'le evlilik hayatını anlattı.
    Anlattıklarından, bugüne dek Atatürk'ün yakın çevresi tarafından "huysuz gelin" diye nitelenen Latife Hanım'ın bu evliliğe ve boşanmasına nasıl baktığı anlaşılıyor.


    Fikriye Hanım'ın Köşk'e gelmesiyle ilk ciddi kavgayı yaşadıkları doğru mu?

    Bunu şöyle düşünün: Sizin eskiden birlikte yaşamış olduğunuz bir hanım gelip kapınızı çalsa ve sizin evde kalmaya kalksa eşiniz ne der? Ben de olsam sinirlenirim. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ndesiniz. Bu, çiftin arasındaki ilişkiyi de bozar, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne olan saygıyı da bozar. Çünkü normal bir durum değil. Halam, bütün nezaketine rağmen bazı şeyleri anlatamayınca herhalde bir gün kapısının önünde, 'Bu hanım hâlâ burada mı?' demiş. Ve bunu da Fikriye Hanım duymuş ve gitmiş zaten...

    Fikriye Hanım'ın ölümü ve Kemal Paşa'nın bir gün dalgınlıkla Latife Hanım'ı "Fikriye" diye çağırması...?

    Bence Mustafa Kemal Paşa Fikriye Hanım'ın ölümü nedeniyle vicdan azabı çekmiştir. Sonra yanlışlıkla onun adını söylemesi kasıtlı bir şey değildir, ama halam herhalde çok üzülmüştür buna. Bildiğim kadarıyla o olayın ardından İzmir'den annesiyle babasını çağırır, evi terk etmek istediğini söyler. Muammer Bey ve Adviye Hanım da 'Evlilikte olur bunlar' diye onu ikna ederler.

    Ama bir gün Mustafa Kemal Paşa, "Evine git" deyiverdi.
    O korkunç, acı bir şey. O ayrılış şekli, evliliğin Atatürk tarafından görünüş şeklini ifade ediyordu bence...

    Ayrıldıktan sonra pişman oldu mu Latife Hanım?

    Halamı, hiçbir şeyden pişman olmuş olarak görmedim. Elbette hataları olmuştur. Ama Kemal Paşa'nın yok mudur? Halamda gençliğin verdiği bir fevrilik de var tabii...




    Atatürk'ün yaveri Salih Bozok'un anılarını içeren ''Latife & Fikriye / İki Aşk Arasında Atatürk'' isimli kitap, Mustafa Kemal'in özel hayatına ışık tutuyor. İsmet Bozdağ'ın derlediği ve Truva Yayınları'ndan bu hafta sonu çıkacak kitapta Bozok, Atatürk'ü, ''Ben, Mustafa Kemal Paşa'nın sadece arkadaşı, dostu değil, hayranı idim... Bakışları başkaydı, düşünceleri başkaydı, insan münasebetleri başkaydı; velhasıl o kadar başkaydı ki, tanıyanlar ya ateşböcekleri gibi ışığına pervane kesiliyorlar ya da çekilip gidiyorlardı. Ben, pervane kesilenlerdendim'' diye anlatıyor. Kitaptan bazı bölümler şöyle:


    'Fikriye, Atatürk'ü oyalamayı biliyordu'

    ''Fikriye, ortadan az uzun, ince, kara gözlü, kara kaşlı, aydınlık yüzlü bir kadındı. Güzelden fazla, alımlı idi... İstediği zaman kişiliğini insana duyurur, istediği zaman odanın içinde varlığı fark edilmezdi (...) Paşa, sabahları Fikriye'yi alarak yürüyüşe çıkar ve bu yürüyüşlerden çok hafiflemiş olarak dönerdi. Demek ki Fikriye, Paşa'nın canını sıkmamayı ve onu oyalamayı biliyordu.''


    'Beni niçin eşime gammazlıyorsun?'

    ''Paşa, cephedeydi. Rakı içiliyormuş. Makbule Hanım'ın kadehi boş olduğu için Fikriye Hanım:

    - Sen niye içmiyorsun abla?.. diye sormuş...

    Vay, sen misin soran!.. Makbule Hanım alı alına, moru moruna karışıp ateş püskürmüş:

    - Vay sen benim rakı içtiğimi kocama niçin gammazlıyorsun? diye.

    Sofra altüst olmuş, yemek herkesin burnundan gelecek... Mustafa Mecdi Bey dayanamamış ve bir kâğıda, 'Ya şimdi susarsın ya da 'boş' kâğıdını yazarım' notunu yazmış... Makbule Hanım susmuş''


    Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, ! "Ata'nın Fikriye ile ilişkisi gerçek bir aşktı. Bunu da herkes biliyordu" diyor ve ekliyor:
    Latife Hanım çok hırçın ve sinir hastasıydı. Zübeyde Hanım da Atatürk'ün yakın çevresi de Latife Hanım'ı hiç sevmemişti...

    * Ya Fikriye Hanım...

    Ona aşıktı. Hatırlamıyorum ama annem ve Sabiha Hanım anlatırdı. Fikriye Hanım, Ata'nın çevresindekilerin de beğenisini alan güzel bir kadınmış. Herkes hayranmış.

    - Latife Hanım 'first leydi'liğe daha mı uygun bulunmuş?

    Şöyle anlatılmıştı bana. Zübeyde Hanım hastalandığında Ata'ya bir mektup yazarak, evlenmesini istemiş. O sırada Latife Hanım yetiştiriliş tarzı, ailesi bakımından beğenilmiş. Ancak görünen gibi olmamış.

    * Yurtdışında okuyan Latife Hanım'ın neyi uymamış Ata'ya?

    Bir kere Zübeyde Hanım bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra fikir değiştirmiş. Ata'nın yaveriyle haber gönderip, "Sakın evlenme" demiş. Ancak o sırada Ata'nın çevresindekiler de evlilik için bastırınca evlilik gerçekleşmiş. Bana anlatılanlar Latife Hanım'ın hırçın, hırslı ve şımarık olduğu. Aileden gelen bir sinir hastalığı da varmış. Ata'nın yakın çevresindekiler onu sevmemiş. Sonuçta Ata öldükten sonra da kendini odaya kapattı. Kimseyle görüşmedi.

    * Ya Fikriye Hanım'ın ölümü?

    Çok acıklı. Onunla ilgili anlatılanlardan çok etkilenirim. Fikriye Hanım döndüğünde eve alınmamış. Bu Ata'nın onun gelişinden habersizliğinden kaynaklanıyor. Fikriye Hanım buna çok içerlemiş. Latife Hanım'ın, Atatürk'ün Fikriye Hanım'la ilişkisini kesmesinde büyük etkisi var. Bana kalırsa, anlatılanlardan bildiğim Fikriye ve Ata'nın ilişkisi gerçek bir aşktı. Fikriye'nin hastalandığı da doğrudur. Paris'te tedavi görmüş.
    Keşke Fikriye Hanım'la evlenseydi.

    (İçerik Alıntıdır)
     
  2. 11 Kasım 2008
    Konu Sahibi : UzmaN
  3. çiçek64

    çiçek64 Popüler Üye Üye

    Katılım:
    13 Haziran 2008
    Mesajlar:
    808
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    bende yeni bir kitap aldım canım netten ''Gazi ve Fikriye'' isimli yeni başladım okumaya. Kitabın arkasında hayatımda beni iki kadın çok sevdi. Biri Fikriye beni ben olduğum için, diğeri Latife mevkim için sevdi yazıyor Atatürk böyle demiş.
     
  4. 4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : UzmaN
  5. EU2

    EU2 Guest

    Ben Latife hanımın bu kadar asabi..hırçın ve neredeyse mendebur bir kadın olarak gösterilmesine şaşırıyorum hala..
    Atatürk'ü kendisine aşık edecek kadar alımlı ve zeki bir kadınmış..
    Ki Atatürk'ün eşi olmuş..
    Kolay değildir bir kadın için Atatürk'ü taşımak..
    Ben çok asil buluyorum kendisini.
     
  6. 4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : UzmaN
  7. daylight

    daylight Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    6 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    2.435
    Beğenildi:
    12
    Ödül Puanları:
    148
    üzelerek söyleyecegim YÜZYILIN dehası dahi olsa evlilik gibi mühim bir konuda her erkek gibi Atam da hata yapmış hatalı tercihi seçmiş
     
  8. 1 Ocak 2009
    Konu Sahibi : UzmaN
  9. EU1

    EU1 Guest

    öncelıkle paylasım ıcın tesekkur etmek ıstıyorum ama ben fıkrıye hanımın olumunu soyle bılıyorum.habersiz köşke geliyor birkaçgün misafir ediliyor latife hanım onun ataya yakınlıgından rahatsız oluyor ve artık susamıyor bu hanım hala burda mı daha ne kadar kalacak dıye hayıflanırken yavere fıkrıye hanım bunu duyuyor ve içerliyor hemen atayla bıle vedalasmadan köşkten ayrılıyor yolda giderken de arabanın içinde kendini tabancayla öldürüyor... daha sonra da ataturk fikriye hanımın olumunden cok kısa bır sure sonra da latıfe hanımdan bosanıyor bence atamız da fıkrıye hanıma asıktı ıcınde yasadıgı kırık bır ask oykusudur bence onlarınkı kavusamamıs sonu yazılmamıs husranla bıtmıs bır aşksenağlama