GARİP BİR ADAM... Hayatının Büyük Kısmını Bir Fıçının İçinde ve Köpekler ile

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve Halikarnas tarafından 28 Haziran 2009 başlatılmıştır.

    28 Haziran 2009
    Konu Sahibi : Halikarnas
  1. Halikarnas

    Halikarnas DÖNDÜM Pro Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2008
    Mesajlar:
    15.417
    Beğenildi:
    30
    Ödül Puanları:
    198
    [​IMG]



    DİOGENES OF SİNOPE (SİNOPLU DİYOJEN)


    HAYATI
    Sinop'ta dünyaya gelmiştir. Babası Sinop'tan sürüldüğü için babasıyla birlikte Atina'ya yerleşmek zorunda kalmıştır. Tarihte Sinoplu Diogenes (Diyojen diye okunur) diye ün yapan bu Kinik filozofun MÖ. 411 ya da 412 yılında doğduğu söylenmektedir. Kalpazan olarak sürülen babasının asıl mesleği kuyumculuktur. Ancak parayı çok sevdiğinden kalpazanlıkla uğraşmaktaymış.

    Diogen, Atina'da umduğunu bulamamış, babası ile çok sıkıntı çekmiş, sefalet içinde yaşamıştır. Hantishene'i tanımadan önceki hayatı sefalettir, açlık, rezillik ve korkunç sıkıntılarla ilgili günlerin anıları içindedir; dostsuz, arkadaşsız ve himayesiz kalan bu kişi farelere imrenecek kadar yokluklar içinde kalmış, bir gün yiyecek bulmak için koşturan bir fareyi görünce: " hele bak bu hayvan Atinalıların mutfağına girmeyi biliyor da ben onların sofralarına oturamamak talihsizliğindeyim" diye bağırmıştır. Ve o andan itibaren hayvanların yaşamını doğaya daha uygun bularak onların yaşamına özenmiştir.


    Diogen bir sürgündü, kötü bir suçla suçlanmış bir adamın oğlu idi, her yerde ve herkes tarafından itilmiş, terzil edilmiş, hakaret ve istihkarla karşılaşmış; sefaletin her çeşidini tatmıştır. Onda güçlü bir irade, kararlılık ve cesaret vardı. Üstelik çok iyi konuşuyordu, üstün ve pırıl pırıl bir zekaya sahipti. Bütün bunlar Antishene'in bu öğrencisine kendi felsefe ve öğretisini telkin, onu eğitmek için yeterlidir.

    Özel hayatında fakirlikten başka bir şey yoktu. Çok zaman kirli ve pis elbisesi ile ayrıca köpek derisine benzeyen mantosu ile dolaşır, geceleri heykel diplerinde ve sokak köşelerinde yatardı. Bir keşkülü, bir fıçısı ve bir sopası vardı. Fıçının içinde yaşaması herkesi şaşırtıyor, kendisine sual soranlara da köpek olduğunu söylüyordu. Fıçısından başka bir de çanağı vardı, başka eşya kullanmıyordu. Fakat bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu görünce, elindeki maşraba çanağı kırıp attı ve bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti diye söylene söylene uzaklaştı.

    Diogen aşırı gururlu bir insandı ve herkesi küçümserdi. (!) Sıradan insanlardan nefret eder ve hepsini o derece küçük görürdü ki, bir öğle vakti elinde fener "bir adam arıyorum" diye bağırarak Atina sokaklarında dolaşmış, böylece Atina'da adam görmediğini anlatmak istemiş. Her şeye rağmen Atina'da sayılan bir insandı, krallar bile onun ilmine, zekasına ve kişiliğine hürmet ederlerdi. Corinth'e gelen Büyük İskender, Diogen'i ziyaret etti ve bir dileği olup olmadığını sordu. O ise bu soruya "evet var, gölge etme başka ihsan istemem" yanıtını verdi.

    Kış günleri çıplak ayaklarla karlar üzerinde dolaşır, donmuş heykelleri kucaklar, vücuduna zulüm ederdi. Eflatun (Plato), ona Çılgın Sokrat (Socrates) derdi. Servet ve varlık düşmanı idi ve bunların erdeme (ahlakın övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk gibi niteliklerin adı, fazilet - virtue) ters düştüğünü iddia ederdi. Zamanın felsefe (madde ve yaşamayı ve bunların dünya, toplum, ruh gibi türlü belirtilerini neden, ilke, amaç bakımından inceleyen zihin çalışması ve bu çalışmanın verimi. 2. Görüş, düşünce sistemi - philosophy) okullarına da dokunmaktan çekinmeyen çekinmeyen bir tabiata sahipti. Günün hatiplerine "zamanın uşakları" tabirini uygun görür, Eflatun'un öğretimine "zaman kaybettirme" derdi.

    Çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü Kinik filozof bütün gariplik ve anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş ve ölümünden sonra Korintoslular adına bir sütun, Sinoplular da bir heykelini dikmişler, onun adını ve anısını yaşatmışlardır.

    Diogene, MÖ. 324 yılında Korintkos'ta ölmüş.


    DIOGENE'IN FELSEFESI :

    İnsan için iki disiplin kabul ediyordu:

    Ruh disiplini,

    Beden disiplini.

    Ona göre beden disiplini jimnastikle elde edilebilirdi. Ruh ise ancak erdem ile gelişebilirdi. Erdemin ne olduğunu araştırmış onun doğaya uygun yaşamak olduğunu bulmuştu. Yani bir insanın erdemli olabilmesi için doğaya uygun yaşaması gerekmekte idi. Bu ise olabildiğince arzu ve ihtiyaçları azaltmak, hatta kaldırmaktan ibarettir. Bu nedenle refah, nezaket, güzel sanatlar ve bilim cezalanmaları gereken fazlalıklardır; zenginlik, asalet, onur iğrenilecek şeylerdir. Din ve kanunlar politikanın icatlarıdır. Evlenme, mülkiyet kaldırılması gereken fazlalıklardır. Zira doğa hükümetinde her şey ortaklaşadır. Servet, kadınlar, çocuklar, hepside öyleliktir.



    DIOGENE'DEN ANEKDOTLAR :

    Gök aleminden söz eden bir adama:
    - Gökten ne zaman geldin?
    diye sorarak ancak görülebilen ve mevcut şeylerden söz edilebileceğini, bunun dışında hiçbir hakikatten bahsedilemeyeceğini kanıtlamak ister.

    Kendisinin vaktiyle kalpazanlıkla uğraştığını hatırlatanlara:
    - Evet, bir zamanlar sizlere benzemem lazım gelmişti. Fakat şimdi, siz benim olduğum hale asla gelemezsiniz.
    diye cevap vermiştir.

    Atina'da bir okula girdiği zaman, orada öğrencilerden başka birçok heykellerde gördüğünde, öğretmene dönerek:
    - Ooo, tanrıları da sayarsak epey öğrenciniz var.
    der.

    Fakirliğine dokundurmak isteyen birine:
    - Zengin olunursa istenildiği zaman, fakirlikte ise güç yettiği zaman.
    yanıtını verir.

    Kendisini iyi döşenmiş bir eve götüren bir adam "bir daha yerlere tükürmemesini" tembihlemeye kalkınca Diogene derhal adamın yüzüne tükürmüş ve
    - buradan daha kirli bir yer bulamadım
    yanıtını vermiştir.


    Bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün degildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
    -Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem, der.
    Diogenes, kenara çekilerek gayet sakin su karsiligi verir:
    -Ben çekilirim!


    Büyük İskender'e, Korinthos'da kendisine "Bir dileğin var mı?" diye sorunca "Var, gölge etme, başka ihsan istemem" demiştir.

    Bir gün çeşmeden avucu ile su içen bir çocuk görünce "Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti" diye haykırıp su çanağını kırmıştır.

    [​IMG]
     
  2. 28 Haziran 2009
    Konu Sahibi : Halikarnas
  3. mumudihaba

    mumudihaba 6 MELEK ANNESİ Üye

    Katılım:
    27 Mart 2008
    Mesajlar:
    2.731
    Beğenildi:
    31
    Ödül Puanları:
    148
    amannnnnnnnn böyle salakça kendilerine eziyet çektiren insanları sevmiyorum

    RABBıMıN verdiği güzellikleri doyuncaya kadar yaşamak gerek
     
  4. 28 Haziran 2009
    Konu Sahibi : Halikarnas
  5. Halikarnas

    Halikarnas DÖNDÜM Pro Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2008
    Mesajlar:
    15.417
    Beğenildi:
    30
    Ödül Puanları:
    198
    *Diyojen, yıkanmak için bir hamama gider. Görür ki hamam pislik içerisinde. Hemen lafı yapıştırır hamamcıya, "Yanılıp da bu hamama yıkanmaya gelenler, daha sonra temizlenmek için nereye giderler."



    * Yine birgün Diyojen dar ağacına asılarak idam edilmiş iki kadın görür. Hemen yorumunu yapar, " Bütün ağaçlar bu meyveden verseydi, kadınların burnu kırılır da adama benzerlerdi."



    *Kendisini iyi döşenmiş bir eve götüren bir adam "Bir daha yerlere tükürmemesini" tembihlemeye kalkınca Diyojen derhal adamın yüzüne tükürmüş ve "Buradan daha kirli bir yer bulamadım." yanıtını vermiştir.



    *Bir acemi, diktiği nişana doğru ok atmak üzere hazırlanıyordu. Diyojen koşarak gitti; nişanın önüne oturdu. "Ne yapıyorsun?" diye sordular. Beni vurur, diye korktum, " cevabını verdi.



    *Yakışıklı bir genç, bir takım çirkin sözler söylüyordu. Diyojen dedi ki: "Fildişi kından kurşun kılıç çekmeye utanmıyor musun?"



    *Büyük ıskender Diyojen'i, birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri içinden bir şey ararken gördü ve ne yaptığını sordu.

    " Diyojen, "Babanızın kemiklerini arıyorum," dedi. " Ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum.



    *Gene bir defa sokak ortasında, "Adamlar! Adamlar! " diye haykırmaya başladı. Bir takım halk etrafına toplandı. Diyojen, "Ben adamları çağırıyorum! Diye sopası ile onları ürküttü.



    *Bir gün ciddi, faydalı bir nutuk veriyordu. Önünden çok sayıda adam geçtiği halde, onu dinlemeye rağbet eden olmuyordu. Birdenbire şarkı söylemeye başladı. Halk derhal başına üşüştü. "Sade eğlence ararsınız. Hiç doğru söz dinlemek zahmetine katlanmazsınız!" diye hepsini azarladı.



    *Yeryüzünde en iyi şey nedir?" diye sordular. "Hür olmak," diye cevap verdi.



    *Boyuna faziletten dem vurup öğütlerinden hiç birini yapmayanlar, çok güzel sesler çıkardıkları halde, hiçbir şey hissetmeyen musiki aletlerine benzerler, " dedi.



    *Bir eşkıya, fakir olduğu için ona hakaret etti. Diyojen hiç kızmadı; sadece, "Bir adama, fakir olduğu için hakaret edildiğini hayatımda hiç görmedim," dedi. "Ama pek çok insanın hırsızlıklarından ötürü asıldıklarını gördüm."



    *Biri Diyojen'e sordu: "Ne zaman yemek yemeliyim?" Diyojen cevap verdi: " Zengin isen, canının istediği zaman; fakir isen, bulduğun zaman."



    *Bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. ıkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem, der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: Ben çekilirim!