Gdo 'yu tanıyın ve sizlerde hayır deyin!....

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve CASMXIXN tarafından 14 Haziran 2009 başlatılmıştır.

    14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  1. CASMXIXN

    CASMXIXN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    8 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.766
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    Daha önce haber bülteninde duyduğum ve biraz bilgi sahibi olup kendi payıma ürperdiğim bir konuyu az önce okan bayülgenin programında daha detaylı öğrenme ve dikkatimi daha derin bu konuya yöneltme gereğini hissettim. .KADINLAR ! Gelecek nesillerin anaları KADINLAR KULÜBÜ olarak bizlerde sesimizi duyuralım belkide aramızda bu önemli konuyu daha önce duymamış bazı arkadaşlarımız olabilir .Sizlerde bu konuda bilinçlenin.Her konuda dakikalarımızı ayırıp eğlendiğimiz bu sitede toplumsal anlamda çok öenmli olduğunu düşündüğüm altta konu hakkında detaylı bilgilerin bulunduğu kısma duyarsız kalmamanız dileğiyle.


    Sizlerden ricam duyarlılığınızı anlatan tek bir kelime yazın <HAYIR>


    UNUTMAYIN !GELECEK NESİLLERİN TOHUMLARINI İÇİMİZDE BARINDIRMA GÜCÜNÜN SAHİBİ OLAN BİZ KADINLARA GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLERİ SUNAN YADA SUNACAK OLAN VE TOPRAKLARIMIZDA BUNLARIN YETİŞTİRİLMESİ İZNİNİ ALMAYA ÇALIŞAN MECLİS KOMİSYONUNA VE DEVLET BÜYÜKLERİNE YAVRULARIMIZA BU TARZ ÜRÜNLERİ ENJEKTE ETMEK İSTEMEDİĞİMİZİ HAYKIRMAK YİNE BİZLERİN ELİNDE KENDİ PAYIMA DİYORUM BU KONUYU ÇOK FAZLA CİDDİYE ALDIM UMARIM SİZLERİNDE DESTEĞİNİ ALIP BURADA GÜZEL BİR ÇOĞUNLUK SAĞLAYABİLİRİZ .SESİMİZİ DUYURAMASAK BİLE BU KONUDA BİLGİLERİN KULAKTAN KULAĞA HER KADINA, HER ERKEĞE BİLGİ VERİCİ NİTELİKTE OLMASINI SAĞLAYABİLİRİZ .

    DEVLET BÜYÜKLERİMİZİN DİKKATİNE LÜTFEN GDO 'YA HAYIR DİYİN!
    turkbayragi
     
    Son düzenleme: 14 Haziran 2009
  2. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  3. CASMXIXN

    CASMXIXN Popüler Üye Üye

    Katılım:
    8 Aralık 2007
    Mesajlar:
    1.766
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    106
    ıSTEMıYORSANIZ HAYIR DıYıN!



    Konu üzerinde araştırmalarını sürdüren Bilim Kurulları, GDO&#8217;lu ürünlerin insanların bağışıklık sisteminde, santral sinir yapısında tahribatlar yapabileceği, mikroplu hastalıklara karşı kullanılcak antibiyotiklerin etkinliğini azaltabileceği, kanser ve allerjik reaksiyonlara neden olabileceği üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Bir ilacın bile insanlar üzerinde yaygın kullanılabilmasi için 20-25 yıllık çalışmalar gerektirdiği halde, henüz 1996 &#8216;larda ortaya çıkan ve beraberlerinde pek çok rizki taşıyan GDO&#8217;lu ürünleri insanlara ,bilgilerinin dışında kullandırmak için gösterilen bu aceleci tavır bütün tüketicileri, sağlık ve denetim birimlerini düşündürmelidir.

    GDO&#8217;lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.

    Sağlık Riskleri

    Potansiyel Alerjenlik: GDO&#8217;lu bitkilerden ve hayvanlardan elde edilen ürünlerin meydana getirebileceği risklerin başında alerji gelmektedir. Genetik yapı değişiminde, verici kaynağın alerjen özelliklerinin transfer edilen bitkiye ya da hayvana geçmesi engellenemeyebilir. Nitekim, 1996 yılında, Brezilya kestanesinden ve fındığından soya fasulyesine aktarılan geni içeren ürünler, alerji yapması nedeniyle, marketlerden toplatılmıştır.

    Potansiyel Toksisite: Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar, aktarılan yeni gen ürünlerini ve onlardan kaynaklanan sekonder metabolitleri içerdiğinden, potansiyel bir toksisiteye sahiptir. GDO&#8217;lu bitkilerde bulunan özellikle zararlı ot ve böcek öldürücü genler ile terminatör teknolojisi gereği aktarılmış olan genler de toksin üreterek çalıştıklarından, dokularda birikme durumunda, önemli riskler oluşturmaktadır. Bu genlerin kullanılması pestisit kullanımını ortadan kaldırmıştır. Ancak, bu toksik madde kalıntılarının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

    Bu toksinlerin uzun dönemde insan sağlığına olan etkilerine ilişkin yeterli bilgi bulunmamaktadır. GDO&#8217;lu ve normal patateslerle beslenen iki grup farede yapılan çalışmada; normal patateslerle beslenenlerde hiç bir sorun olmamasına karşın, GDO&#8217;lu ürünlerle beslenenlerin sindirim sistemlerinde önemli zararlar belirlenmiştir.

    Potansiyel Kanserojenlik: GDO&#8217;lu bitkilerin doğrudan ve dolaylı olarak kanserojen etkisinin olabileceği birçok araştırıcı tarafından belirtilmektedir. Özellikle, herbisitlere dayanıklı GDO&#8217;lu pamuk, soya, mısır ve kolza çeşitlerinde kullanılan bazı kimyasal maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları bilinmektedir. Öte yandan, sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusudur.

    Antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma oluşumu: Günümüzde kullanılan biyoteknolojik tekniklerle bitkilere aktarılan genlerin büyük bir çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı esnasında GDO&#8217;lu bitkilerin seçilebilmesi amacıyla antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Ancak, bu antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçişiyle onların da genlerinin antibiyotiklere dayanıklı hale dönüştürülmesi gibi sağlık açısından büyük riskler söz konusudur.

    Besin değerinde bozulma: GDO&#8217;lu bitkilerde, yeni özellikler kazandırılırken, bitkinin orijinal yapısında bulunan bazı kalite öğelerinde önemli azalmalar olduğu tespit edilmiştir. Örneğin, kalp hastalıklarına ve kansere karşı önemli bir koruyucu madde olan &#8220;phytoestrogen&#8221; bileşiklerinin, klasiklere oranla, GDO&#8217;lu bitkilerde daha az olduğu bilinmektedir.

    Çevresel Riskler

    GDO&#8217;lu bitkiler üzerinde en çok tartışılan konuların başında çevreye verebileceği zararlar gelmektedir. Bilim adamlarının çoğu, GDO&#8217;lu bitkilerin ekolojik zararlarının olabileceği görüşünde birleşmektedir.

    Toprak ve su kirliliği: GDO&#8217;lu bitkilerin kalıntılarındaki toksik maddelerin toprağa ve suya geçtiğine ilişkin çok sayıda araştırma sonucu bulunmaktadır. Bu nedenle, toksinlerin diğer organizmaların besin zincirine katılmaları da söz konusudur. Bazı genlerin ürettiği endotoksinlerin toprakta 33 hafta kaldığı belirlenmiştir. Öte yandan, GDO&#8217;lu bitkilerin ikinci kuşak üretimini engellemek amacıyla, uygulanan terminatör teknolojisi gereği, tohumlar üreticiye verilmeden önce yüksek dozda antibiyotik ile bulaştırılmaktadır. Bu tohumların ekilmesiyle toprağa önemli miktarda antibiyotik geçişi söz konusudur. Buğday ve pamuk gibi çok geniş alanlarda ekimi yapılan ürünlerde bu uygulamanın etkisinin ne kadar büyük olacağı açıktır. Klasik herbisitler ürüne de zarar verdiğinden, üreticiler tarafından son derece dikkatli ve düşük dozda kullanılır. GDO&#8217;lu çeşitler ot öldürücülere dayanıklı olduklarından, ürüne zarar vermeyeceği düşüncesiyle, daha fazla ilaç kullanımı söz konusu olmuştur. Denemeler sonucunda, GDO&#8217;lu soyalarda herbisit kullanımının bir kaç kat arttığı belirlenmiştir.

    Faunada değişim: GDO&#8217;lu bitkilerin faunada yararlı akraba türlerin yok olmasına ve yeni zararlı populasyonlarının oluşmasına neden olabileceği tartışılmaktadır. Özellikle, GDO&#8217;lu mısırlardaki Bt genlerinin sadece koçan kurtlarına etkili olduğunun söylenmesine karşın, mısır bitkilerinin arasında yetişen ve üzerinde bol miktarda mısır çiçektozu bulunan &#8220;Asclepias&#8221; adı verilen bitkilerle beslenen kral kelebeklerinin de öldüğü görülmüştür. Ayrıca, yararlı böceklerden olan &#8220;Ladybugs&#8221; (hanım böceği) ve &#8220;Lacewing&#8221; gibi böceklerin öldüğü, bu böceklerle beslenen arı ve kuşların da zarar gördüğü saptanmıştır. Bilindiği gibi, dayanıklı çeşitlerin oluşturduğu baskı sonucunda zararlılar zamanla tepkilerini değiştirebilmektedir. Bu durumda hem GDO&#8217;lu bitkiler etkisiz hale gelmekte, hem de biyolojik savaşta Bt bakterilerinden yararlanma imk&#226;nı ortadan kalkmaktadır.

    Mikrorganizmalarda değişim: Antibiyotiklere dayanım izleme genlerinin toprak bakterilerine geçmesi ya da terminatör teknolojisi gereği toprağa verilen yüksek dozdaki antibiyotiklerin baskısı nedeniyle dayanıklı yeni bakteri tiplerinin oluşma ihtimali her zaman vardır. Virüslere dayanıklı olarak geliştirilen GDO&#8217;lu bitkilerin, başka virüs tiplerinin ortaya çıkmasına neden olabileceği Michigan Üniversitesi&#8217;nde deneysel olarak kanıtlanmıştır. Virüs genleri, diğer virüs ve retrovirüslerin genleri ile karışabilmekte, bunun sonucunda da patojeniteleri artmış yeni virüsler oluşabilmektedir. Bu gen karışımının 8 hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşebileceği deneysel olarak kanıtlanmıştır. Öte yandan, &#8220;Cauflower Mosaic&#8221; virüsü GDO&#8217;lu mısır, pamuk ve kolzalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. &#8220;Pararetrovirüsler&#8221; grubundan olan bu virüsün, hepatit-B ve HIV virüsleri ile büyük benzerlik göstermesi, konunun önemini daha da artırmaktadır.

    Florada değişim: Bitkilere kazandırılan yeni özellikler bu bitkilerin yaşadıkları çevredeki floranın bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitlilik kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengesinin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin yok olmasına neden olabilecektir. Çiçektozları, genetik kirlilikte en önemli etkendir. Mısır çiçektozlarının rüzgarın etkisi ile canlı olarak 1 km uzağa gidebildiği, yoncada arıların çiçektozlarını canlı olarak 2-3 mil uzağa taşıdıkları deneysel olarak belirlenmiştir. Genetik olarak değiştirilmiş bitki çiçektozlarının rüzg&#226;r, kuş, arı, böce, mantar ve bakterilerce taşınması sonucunda kilometrelerce uzaktaki bitki türleri de etkilenecek ve genetik bir kirlilik ortaya çıkabilecektir. GDO&#8217;lu ürünlerden gen geçişleri yabani türlerin özelliklerini bozacak ve bitkisel gen kaynaklarının geri dönülmesi zor bir zararla karşı karşıya kalmasına neden olabilecektir. Ayrıca, GDO&#8217;lu bitkilerdeki herbisitlere dayanıklılık genlerinin yabani akrabaları olan otlara geçmesiyle, tarımsal mücadele güçlüklerle karşılaşabilecektir. GDO&#8217;lu mısırlardan yabani mısır türlerine gen bulaştığına ilişkin resmi raporlar yayınlanmaya başlanmıştır.Yabani floradaki genetik yapı değişiklikleri, onların gen kaynağı olarak değerini tamamen yok edebilir. Arkansas Üniversitesi&#8217;nde yapılan bir çalışmada, GDO&#8217;lu çeltikten, çeltiğin yabani gen kaynağı olan kırmızı çeltiğe gen geçişinin olduğu belirlenmiştir. GDO&#8217;lu bitkiler için geliştirilen herbisitler, bu bitkilerin dışındaki tüm bitkileri kesin olarak öldürmektedir. Geniş alanlara uygulanan bu tip herbisitlerden yabani floranın olumsuz etkilenmemesi mümkün değildir. Öte yandan, terminatör genlerin akraba türlere çiçektozları ile geçerek onların ikinci yıl tümüyle yok olmalarına neden olması yüksek bir ihtimaldir. GDO&#8217;lu bitkilerden kaynaklanabilecek genetik kirlilik, birçok yabani türün anavatanı olan Türkiye için ayrı bir önem taşımaktadır.

    Variyabilite ve beklenmeyen sonuçlar: Ekosistemler son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Özellikle, GDO&#8217;lu bitkiler gibi, yeni organizmaların sistem içine girmesiyle bazı bilinmeyen risklerin ortaya çıkması beklenebilir. Bu zamana ve yere bağlı olarak türler arası gen akışının sonucunda ortaya çıkabilecek gen etkileşimlerinden kaynaklanmakta olup, populasyonda değişik bir karakterin ortaya çıkma ihtimali her zaman söz konusudur.

    Sosyo &#8211; Ekonomik Riskler

    Pahalılık: GDO&#8217;lu ürünlerin tohumları, GDO&#8217;lu olmayanlara göre, &#37;25 ile %100 arasında daha pahalı olup her yıl yenilenme zorunluluğu söz konusudur. Fiyatının yüksek olması nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyecek olan küçük çiftçiler bu durumdan zarar göreceklerdir.

    Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı: Bitkisel üretimin GDO&#8217;lu çeşitlere dayandırılması, geleneksel tarımda yerel çeşitlerin kullanımında önemli azalmalara neden olabileceği gibi, tarımda tohumluk ve ilaç bakımından dışa bağımlılık sorununu da doğuracaktır.

    Tohumluğun her yıl yenilenmesi: GDO&#8217;lu çeşitlerin sahip olduğu &#8220;terminatör gen&#8221; sistemi nedeniyle, tohumluk üretiminin çiftçiler tarafından yapılması olanaksızdır. Bu nedenle, tohumluğun üretici firmadan her yıl alınması zorunludur.

    Çeşit karışımı: Aynı bölgede klasik ve GDO&#8217;lu çeşitlerin bir arada ekilmeleri halinde, çiçektozları nedeniyle, birbirlerine karışmaları kaçınılmazdır. Bu durumda, üreticilerin istedikleri tip ürünü özelliklerini bozmadan yetiştirmeleri imk&#226;nsız hale gelebilecektir. Bunlardan elde edilen ürünlerin de karışık olma olasılığı çok yüksek olacak ve tüketici açısından da önemli bir risk oluşturabilecektir.

    GDO&#8217;lu çeşit yetiştiren ülke konumuna gelinmesi: Birçok Avrupa ülkesi, GDO&#8217;lu ürün yetiştirmeyen ülkelerden bile, dışalım yaptıkları ürünler için &#8220;Genetik Olarak Değiştirilmiş Organizma&#8221; değildir belgesi istemektedir. Bu çeşitlerin yetiştirilmesi halinde, klasik ürünlerin pazarlanması da önemli ölçüde zorlaşacaktır.

    Din ve Etik Bakımından Konunun Sorgulanması:

    Müslümanlar ve Museviler domuz eti ve türevlerini tüketmedikleri için domuz geni karıştırılmış ürünlerden de yemek istemeyeceklerdir. Ayrıca Müslümanlar bazı böcek ve hayvan genlerinin kullanıldığı ürünlere karşı da rezerv koyacaklardır. Aynı şekilde vejeteryanlar ise hayvansal gen içeren tüm bitkisel ürünleri tüketmek istemeyecektir. Bu durumda GDO&#8217;lu ürünlerin etiketlerinde gerekli bilgilerin doğru ve açık bir şekilde verilmesi bir insanlık görevi olarak ortaya çıkmaktadır.

    Bir diğer risk ise:

    Bugün GDO&#8217;lu tohumlarla ekimin yaygın yapılması, yasası ve yönetmeliği çıkmış olan &#8220;Organik Tarımı&#8221; da tehdit etmektedir. TÜRKıYE&#8217;de şu anda organik tarımı destekleme kanun ve yönetmeliği varken halen biyogüvenlik kanunu yoktur. Bu sebeple GDO tespiti yapılamıyor! Bu durumda, tohumun, toprağın, suyun temiz tutulabilmesi,GDO&#8217;lu yaygın ekimden dolayı rizk altındadır. Bu şartlarda, gerçek manada organik tarımdan söz etmek ağırlığını kaybetmektedir. Bir test yapılsa o ürünlerin en az yarısı imha edilecek veya organik diye satılamayacak duruma gelebilir&#8230;Izleme yok, denetleme yok, ustelik bunu yapabilecek beceri ve donanımda insan ve laboratuar da yok.

    Yukarıda saydığımız riskleri dikkate alarak, Ülkemizde de, GDO&#8217;lu tohum, gıda ve katkı maddelerinin etiketlerinde mutlaka GDO&#8217;lu olduğu bilgisi mecbur tutulmalıdır. Hiç bir şekilde tüketicinin bilgisinin dışında ,formulasyonuna onay vermiyeceği bir ürünü satmaya kimsenin hakkı yoktur. Böyle bir eylem tüketicilerin evrensel sağlık ve inanç haklarını hiçe saymak olduğu gibi, bir insanlık suçudur.
    Öyleyse yapılması gereken nedir? Burada esas olan, etkin, yaygın ve bilimsel bir izleme ve denetim mekanizmasının geliştirilmesi için çaba gösterme gerekliliğidir. Böyle bir yaklaşım biyogüvenlik ile ilgili yasa ve uygulamaların geliştirilmesini öncelikli kılmaktadır. Denetim ve izleme, genetik olarak müdahale edilmiş türlerin insan sağlığına ve çevreye oluşturduğu risk tehdinin doğru tespit edilmesi ve fayda/zarar belirlemeleri için zorunludur. Ayrıca genetik özkaynaklarının korunması, çeşitliliği ve sürdürülebilir kullanımının gözetilmesi sürdürülebilir tarım için de esastır. Dolayısıyla gıda ürünleri ve gıda hammaddesi olarak kullanılan malzemelerde, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların (GDO), ve bunları içeren ya da bunlardan elde edilmiş ürünlerin kullanımına izin vermek için ilk şart gerekli bilimsel ve teknik altyapıyı kurmaktır.

    Etkin bir biyogüvenlik altyapısı ve çerçeve kanunu bu anlamda bizim de ilk önceliğimiz olmalıdır.Devletin etkin ve yaygın denetim ve izleme görevi birincildir. Diğer yandan biz istemiyoruz ya da yasakladık diye GDO&#8217;lardan uzak, mutlu ve rahat bir hayat süreceğimizi zannetmek te yapılacak en büyük yanlış olacaktır. Bugün dünyanın vardığı noktada maalesef GDOlar neredeyse heryerde var ve onları görebilen, izleyebilen ve gerektiğinde durdurabilen bilimsel yeterliliğimiz olmadan onları kontrol etmek diye bir imk&#226;nımız olamaz. Bu durumda bilinmeyen bir hedefi boykot etmenin pratik bir değeri de olamaz. Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok misali.GDO tespiti konusunda bilimsel araştırmalar halen tüm dünyada sürmekte ve mevcut testler her gün geliştirilmektedir. Bu noktada halen ülkemizde bu testlerin yapılamaması büyük bir risk teşkil etmektedir. Gerek tedarik zinciri, gerekse üretim süreçleri içinde düzenli ve yetkin bir (iç) denetim, atılması gereken ilk adım olarak görülmektedir. Ancak, en ideal koşullarda görevini yapıyor da olsa devletin denetleyici rolü ancak bilgili ve ahlaklı üreticiler, seçme hakkı olan ve hakkını arayan tüketiciler, ve daha da önemlisi konuya hakim, yetkin araştırmacıların varlığında amacına ulaşır.



    Derleyen: H.K.BÜYÜKÖZER.DR.Müh.

    Kaynakça:

    1- Tarım Teknolojilerinde Yeni Yaklaşımlar ve Uygulamalar: Bitki Biyoteknolojisi ( Prof. Dr. Murat ÖZGEN, Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Ankara. Prof. Dr. Filiz ERTUNÇ, Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, Ankara.

    Doç. Dr. Gülcan Kınacı, Osmangazi Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Eskişehir.
    Dr. Mustafa YILDIZ, Melahat BıRSıN, Hakan ULUKAN . Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Ankara

    Dr. Haluk EMıROĞLU5, Bilkent Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Ankara

    Arş. Gör. Nur KOYUNCU A.Ü. Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Ankara

    Doç. Dr. Cengiz SANCAK, A.Ü. Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Ankara)

    2- Makale(Dr.Birep Aygün.Gıda Güvenliği Yahoo Grup)

    3- Genetik Modifiyeli Ürünler Slayt çalışması.Süleyman Deveci.Y.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü. Kimya Müh. Bölümü ALINTIDIR!

    turkbayragi
     
  4. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  5. ekim13

    ekim13 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    28 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    24
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    arkadasim bu basligi actigin icin cok tesekkürler, bende bugün bir tv eglence programinda duydum(Okan Bayülgen) ve internten arastirdim, insanoglu kazanc ve güc adina nasil insana ve dogaya bukadar kötü olan bir genetik calismalra imza atabiliyor...

    bende üyesi oldugum bir baska sitede az evvel bu konuyla ilgili duyru basligi actim...
    herkesin bilinclenmesi gerekiyor....
     
  6. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  7. asibuz

    asibuz Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene!!! Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    387
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Sırf bunu açmak için buraya girdim bu konuyu kampanya olarak açacaktım.Nasıl Hindi Cumhuriyeti değiliz zamanında bir sürü mailler göndermiştik şimdide aynı şeyi yapalım istedim.Çünkü bu geçecek kanuna engel olmamız lazım birilerinin cebi para görecek diye imf ye bağımlı yaşamak zorunda bırakılmamalıyız.
    Mail örnekleri hazırlayalım ve bakanlıklara gönderelim.

    turkbayragi
     
  8. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  9. Efla

    Efla bize bağışla Allahım Pro Üye

    Katılım:
    18 Mart 2008
    Mesajlar:
    4.365
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    108
    tam destek casikom... :lepi:
    parça parça önceden duyduğum şeyler bunlar...
    konuyu biraz daha araştırayım ben...
     
  10. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  11. yesilim

    yesilim Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2006
    Mesajlar:
    9.033
    Beğenildi:
    11
    Ödül Puanları:
    148
    Açtığınız konu için teşekkürler ...

    Hepimiz aynı düşünmüşüz..Konu açmak için gelmiştim bu bölümde açılmış olduğunu görünce sevindim....

    Desteklememek mümkün mü?Haydi kızlar elele
     
  12. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  13. ekim13

    ekim13 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    28 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    24
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    arkadaslar ben bilemiyorum imza kampanyasi gibi birseyler yapilsinmi yada baska ne yapilmasi gerekiyor sesimizi duyurmak icin burda fikir verinki bende diger sitede biseyler yazabileyim... bos durmak istemiyorum.... MILLETI bu konu hakkinda bilgilendirmek yetmez biseylerin yapilmasi gerektigini hepimiz biliyoruz...

    bana biraz bilgi verinki neyi nesekilde yapilmasi acisindan ona göre davranayim....
     
  14. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  15. Çenebaz

    Çenebaz Yeni Üye Üye

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    11.525
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    "Türk ulusu tokluğun değerini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin."


    bundan 1500 yıl önce söylenen bir laf, ama ne kadar doğru...
    malesef yarını düşünen yok, önlem alan yok, önümüzdeki nesilleri alenen tehdit eden bir durum var
    ve ne yazık ki hiçbir şekilde kontrol edilmiyor...

    bilinçlenmemiz lazım, ne yapabiliriz diye bir araştırma yaptım arkadaşlar. bulduklarımı paylaşayım...


    &#8226; Bilgi edinme hakkınızı kullanın. Günlük olarak en çok tükettiğiniz gıdaların, şüphe duyduğunuz tohum ve yemlerin listesini çıkararak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı&#8217;na Tarım ıl ve ılçe Müdürlükleri kanalıyla bu gıdaların GDO&#8217;lu olup olmadığını sorabilirsiniz. Bilgi Edinme Yasası&#8217;na göre, yetkililer sizi 15 gün içinde konuyla ilgili bilgilendirmek zorundalar. (Tarım Bakanlığı ınternet sitesindeki başvuru formunu doldurarak bilgi edinme hakkınızı kullanabilirsiniz.)

    &#8226; Alışverişlerinizde mağazanın dilek/şikayet kutusuna ürünlerin GDO&#8217;lu olup olmadığını bilmek istediğiniz yolunda isteklerde bulunun. Ürünlerin üzerine GDO konusunda uyarılar konulmasını talep edin. Üretici ve satıcıların tüketicilerin talep ve ihtiyaçlarının göz önünde bulundurması gerektiğini ve kamuoyunun yarattığı baskı gücünün ne denli etkili olabileceğini unutmayın. Sürekli ürünlerini satın aldığınız gıda firmalarının ücretsiz tüketici servislerine aldığınız ürünün GDO&#8217;lu olup olmadığını sorun.

    &#8226; Şüphe duyduğunuz ürünleri siz de bizzat Ankara ıl Kontrol Laboratuvarı ya da Bursa Gıda Merkez Araştırma Enstitüsü&#8217;ne analiz ettirebilirsiniz. Ancak analizler ücret karşılığı yapılıyor. (Ankara ıl Kontrol Laboratuvarı Müdürlüğü Tel: 0 312 315 00 89 Bursa Gıda Kontrol ve Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Tel: 0 224 246 47 21-22-23)

    &#8226; Çevrenizdeki herkese GDO&#8217;lar ve risklerinden söz edin, GDO&#8217;lar konusunda bilgilenmelerini tavsiye edin.
     
    Son düzenleme: 14 Haziran 2009
  16. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  17. irna

    irna Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Haziran 2007
    Mesajlar:
    6.862
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    146
    elimizden geleni yaparım .ben baktım şimdi netten ama herhangi bir link göremedim.tel no. var.hayır kapmanyası için imza atmak için arama yaptım amabulamadım.bulan varsa buraya koysa iyi olur aslında..
     
  18. 14 Haziran 2009
    Konu Sahibi : CASMXIXN
  19. Çenebaz

    Çenebaz Yeni Üye Üye

    Katılım:
    8 Ocak 2009
    Mesajlar:
    11.525
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    HANGı ÜRÜNLER GDO LU OLABıLıR?


    Pek çok GDO lu ürün var;
    Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.

    Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler var;
    Muz, ahududu, çilek, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.

    Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var,

    Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.

    *Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin,;
    Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.

    * Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700'ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900'ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO'lu olma riski bulunuyor.

    Türkiye'de Denetim Yok!

    GDO lu tohum yasaklanmış olsa da bu tip ürünlerin ithalatının kontrolü yok ve girişler sadece beyana dayalı...

    Gen aktarılmış ürün yetştiriciliği yasak, Bakanlık kontrollü olarak bazı sahalarda GDO lu bitki yetiştiriciliği yapıyor.

    GDO içeren ürünlerin Türkiye'ye ithali serbest.

    Türkiye'de GDO içeren ürünleri satılma riski çok yüksek. Çünkü bu konuda yasal düzenleme yok. Riski en yüksek olan ürünler içeriğinde mısır ve soyadan elde edilen yan ürünleri içerenler. Çünkü Türkiye mısır ve soya ithalatının büyük bölümünü, en büyük GDO lu mısır ve soya üreticileri olan ABD ve Arjantin'den alıyor.

    GIDA SEÇıMıNDE NELERE DıKKAT ETMELı?

    Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkan yok.Bu nedenle riski azaltmak gerek.
    Yukarıdaki "Hangi ürün GDO lu olabilir ?" bölümünü iyi okuyun. Böylecerisk gruplarını tespit edersiniz.
    Organik ürünler yemeye dikkat edin.Bu ürünlerin üretiminde ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen üğrüne itibar etmeyin.Mutlaka sertifikasını görmek isteyin. Alışveriş yaptığınız marketlerde organik ürün talep edin.
    Gıdaları mevsiminde tüketin. Mevsimi dışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal olmayan zorlama yöntemler kullanılmaktadır. Doğal yöntemlerin kullanılmadığı seralarda çok fazla tarım ilacı kullanıldığını da unutmayın.
    Gıdalarınızı yerel olanlardan seçin.ABD veya Arjantin gibi dünyada en çok GDO üreten ülkelerden gelen ürünlerin GDO lu olma riski yüksek. Ülkemizde üretilen ve kaynağını bildiğimiz ürünler tüketerek yerel çeşitlerin korunmasına da katkıdabulunun. Ayrıca dünyanın farklı bölgelerinden gelen ürünlerin ulaştırılması için harcanan yakıtın yarattığı kirliliği unutmayın.