Genleriyle Oynanmış Yiyecekler

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve çokoprens tarafından 30 Mart 2008 başlatılmıştır.

    30 Mart 2008
    Konu Sahibi : çokoprens
  1. çokoprens

    çokoprens iki prens annesi Üye

    Katılım:
    24 Nisan 2007
    Mesajlar:
    2.776
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Bildiğimiz gibi(yani ) geçen ay Japonya'da dikdörtgen karpuz elde edildi peki nasıl yapıldı? Zararlı mı? Açlığa çare mi? Tarım Bakanlığı ne diyor? İşte cevaplar...
    TRANSGENETİK ÜRÜNLER
    Doğa, çeşitli türleri kendi düzenine göre oluşturmuş. Kırmızı, beyaz, benekli, şeker, ayşekadın… Bu fasulyelerin hepsi ayrı bir gıda. Her bir yaradılış farklı diğerinden. Doğadaki çeşitliliği azaltmaya çalışan tek yaratıksa insan. Kendi çıkarları için doğanın düzenini bozmaya çalışan…
    Doğa, çeşitli türleri kendi düzenine göre oluşturmuş. Kırmızı, beyaz, benekli, şeker, ayşekadın… Bu fasulyelerin hepsi ayrı bir gıda. Her bir yaradılış farklı diğerinden. Doğadaki çeşitliliği azaltmaya çalışan tek yaratıksa insan. Kendi çıkarları için doğanın düzenini bozmaya çalışan… İnsanoğlu bugün bir yandan soyu tükenmekte olan pandayı korumaya çabalarken diğer yandan da "daha faydalı" ya da "daha fazla" almak uğruna bir çok türün soyunu tüketiyor.

    Gazetelerde, televizyonda yayınlanan araştırmalar geleceğin önü açık, çok para getirecek mesleklerinden söz ediyor. Gen mühendisliği ön sıralarda. Koyunlar kopyalanıyor, bir veren tarladan beş mahsul alınmaya çalışılıyor, yamru yumru domateslerin yerine düzgün, parlak, "kusursuz!" olanların üretimi için genetik mühendisleri gecelerini gündüzlerine katıyorlar… Bir yanda tohumları hastalıklara karşı koruduğunu, bunun açlığa çare olabileceğini söyleyen genetikçiler, diğer yanda genlerle oynayarak doğal dengede hiç onarılmayacak yaralar açılabileceği tehlikesine dikkat çekenler…

    Genetik mühendisleri, bir hücre ya da organizmada bulunan genleri, -genellikle tamamen farklı bir türden alınan- bir dizi gen veya DNA eklemek, çıkarmak ya da yeniden kombine etmek suretiyle değiştiriyorlar. Hayvan genleri bitkilere, bitki genleri hayvanlara, insan genleri her ikisine de yerleştirilebiliyor. Doğada türler ancak benzerleriyle üreme yapıyor. Dolayısıyla gen transferiyle gerçekleştirilen üreme doğal bir üreme yöntemi olmuyor.

    Açlığa çare mi?

    Dünyada görülen açlığın en büyük nedeni yeterince gıda üretilememesi değil, insanların gıdaya ulaşamaması. Ayrıca, gen teknolojisinin sunduğu tohumları ve kimyasalları kullanan çiftçilerin ekonomik açıdan bağımlı hale geldiği ve bu şekilde ekilen toprağın da iklimsel değişiklikler ve öngörülmeyen tarım zararlıları ve hastalıklar karşısında güçsüz kaldığı gözleniyor.

    Gen teknolojisi kullanılarak elde edilen besinlerin ne gibi sakıncaları olduğu ancak uzun vadeli ciddi araştırmalar sonucunda anlaşılabileceği belirtiliyor. Bazı bilim adamları ve doktorlar, bu tür besinlerin bağışıklık sistemine zarar vermesinden, yeni toksinler ve alerjik maddeler üretmesinden ve antibiyotiklere karşı direnci artırmasından endişe ediyorlar.

    Çevreye zarar verir mi?

    Araştırmacılar gen teknolojisiyle elde edilen tarım ürünlerinin çevre üzerinde henüz farkında olmadığımız korkunç etkilerinin olabileceğine dikkat çekiyorlar. Gen teknolojisi bazı tarım ürünlerinin yabancı otları öldüren kimyasallara karşı direnç kazanmasını sağlıyor ve bu kimyasallar ise yabani bitkileri yok ediyor. Besin zincirinin bir halkasına verilen zararın, bu bitkilerle beslenen kuş ve böceklerin de yok olmalarını beraberinde getireceği belirtiliyor. Ayrıca müdahale görmüş genler doğadaki başka türlere de sıçrayabilir. Asıl tehlikeyse, böyle bir süreç bir kez başladığında geri dönüşün olmaması. Dolayısıyla bu "temizlenebilir bir kirlilik" değil.

    Birçok insan genlere yapılan müdahalelerin doğal süreçlere ve/veya inanışlarına aykırı olduğunu düşünüyor. Bazıları da bu sayede büyük şirketlerin gıda sektöründeki kontrollerinin artacağı kaygısıyla gen mühendisliğine karşı çıkıyor.

    Cips, ekmek ve çikolata dahil olmak üzere işlenmiş gıdaların yüzde 80’inin gen mühendisliği ürünleri içermesi olası. Ancak bunların pek azı etiketlerde belirtiliyor. En güvenli yolsa ekolojik olarak sertifikalandırılmış yiyecekler tüketmek. Hazır yemeklerden, soslardan, soya ve mısır ürünlerinden, kaynağı belirtilmemiş "nebati yağlar"dan ise kaçınmak gerekiyor.

    Gen teknolojisi bütün dünyada hızla ilerliyor. Konu, Türkiye için çok yeni. Tarım Bakanlığı ise genleriyle oynanmış ürünlere insan ve çevre sağlığı açısından "dikkatle" yaklaştığını açıklıyor.
     
  2. 30 Mart 2008
    Konu Sahibi : çokoprens
  3. çokoprens

    çokoprens iki prens annesi Üye

    Katılım:
    24 Nisan 2007
    Mesajlar:
    2.776
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Sperm sayısı azalıyor. Tüp bebek merkezleri, kısırlık tedavileri yoğun talep görüyor. Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu’na göre durum gittikçe kötüye gidiyor: Bundan 50 yıl sonra doğal yolla çocuk sahibi olanları parmakla göstereceğiz.




    http://www.iyibilgi.com/images/haber/13373.jpg Sperm sayısı çarpıcı bir biçimde azalıyor. 1960 yılından bu yana erkeklerde aktif sperm sayısı yüzde 50 oranında azalıyor. Ankara Üniversitesi Üreme Sağlığı Merkezi (ÜSAUM) Direktörü ve Türk İnfertilite Vakfı Bilimsel Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu kısırlık ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
    Artık yoğun bir biçimde erkeklerde testosteron hormonu seviyesinin düştüğü, sperm sayılarının azaldığı ve kısırlığın arttığı yazılıp çiziliyor. Siz de bu tespitlere katılıyor musunuz?
    Sperm sayısının düştüğü ve hem kadında, hem de erkekte kısırlığın artmakta olduğu bir gerçek ama testosteron seviyesinin düşmesiyle ilgili bir kanıt yok.
    Yüksek tirajlı gazetelerde çıkan “testosteron seviyesi düşüyor, erkeklik elden gidiyor” türü haberler hormon tedavisini satmak için mi yapılıyor?
    Tıp gittikçe ticarileşiyor. Son zamanlarda çok tartışmalı “rahim ağzı kanseri” aşısı yoğun bir çabayla pazarlanmaya çalışıldı mesela.
    Peki, kısırlığın arttığı tartışılmaz bir gerçek. Neden son 10-20 yılda bu kadar arttı kısırlık?
    Birinci sebep küresel ısınma. Spermler, kadın yumurtasından farklı olarak kendilerini testislerle vücudun dışına atmışlardır. Vücut sıcaklığı olan 37,5 santigrad derecede değil, 35,5 derecede olmak isterler. Biz, sıcaklıktan hoşlanmayan testislerimizi havayı ısıtarak sürekli ısıtıyoruz. Bir de testisler yıkılan dokunun yerine yenisini yapamaz.

    Yiyip içtiklerimiz de etkiler mi?
    Artık gıda üretimi, sadece kâr odaklı olarak yapılıyor. Daha düşük maliyetlere gıda üretmek isteyince ortaya kitlesel üretim şekilleri çıkıyor. Meyvenin sebzenin genleriyle oynanıyor. Bu, karşımızdaki en büyük tehlikelerden biri. İsrail’den, Macaristan’dan tohum ithal ediyoruz.
    Eskiden çiftçi bu sene elde ettiği ürünün tohumunu seneye tarlasına ekerdi. Şimdi çiftçi her sene yeniden tohum satın alsın diye kısır tohumlar üretiliyor. Yani tarlaya bir sene ekiyorsunuz; o ürünün tohumunu bir sonraki sene ekerseniz mahsul alamıyorsunuz. Çünkü tohumlar kısır. Genleriyle oynayarak kısır domates yapıyorlar mesela.
    “Domatesteki değişmiş genler insanları etkilemez” diyorlardı ama hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle örneğin domateste değiştirilmiş olan gen, bunu yiyen hayvanların kendi genetik yapılarında da görüldü. İnsanları da etkiliyor…
    Genleriyle oynanmamış, organik (ekolojik) gıdaları tercih etmek elzem.

    Bütün dünya korkunç bir şekilde tüketiyor. Bu tüketme çılgınlığı da bizi tüketiyor aslında. Herşeyin daha ucuzunu istemekten başka bir şey düşünmez olduk. Dünya gelecekte genleriyle oynanmış ucuz domateslerle dolu olacak belki ama o domatesleri yiyecek insan kalmayacak.
    Genleriyle oynanmamış yiyecekleri yemek çok güzel bir çözüm ama her insan bunlara erişemiyor…

    Başka çaremiz yok. İnsanların baskısıyla hükümetler genleriyle oynanmış gıdaları ülkelerine sokmayı reddetmeli. Geçen sene Avrupa Birliği ve Dünya Ticaret Örgütü arasında genleriyle oynanmış bir pirinç konusunda büyük tartışmalar yaşandı mesela. AB, “Ben bu pirinci almam, insan sağlığına zararlı” dedi. DTÖ ise, “Uluslararası ticaret anlaşmaları gereği bu kısıtlamayı koyamazsınız, kanıtlanmış bir zarar yok” dedi. AB genleriyle oynanmış gıdalara karşı özel engellerini koymuş durumda. Bizim gibi ülkelerde ise bir engel yok.

    Cep telefonu kullanımı nasıl bir etki ediyor?
    Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bir ilacın çıkmasına izin vermeden önce birçok araştırma yapılmasını şart koşuyor. İlaçların etkileri 10-12 yıl boyunca gözlemlendikten sonra piyasaya çıkabiliyor ancak. Ama, cep telefonunun etkileri konusunda bu tür bir araştırma yapma zorunluluğu yok. İnsan sağlığına ne etkisi var diye bakılmadan piyasaya sürülüyor. Bu araştırmalar yapılmadığı sürece, herkesin cep telefonlarına şüpheyle yaklaşması gerekir.
    Sadece cep telefonuna değil, gıda boyalarına, kumaş boylarına da bu tür testler yaptırmak gerekli. Biyolojik silah yapmak istiyorsanız bol kurşunlu ucuz çizme üretin mesela.

    Mesela iç çamaşırlarını düşünün. Çoğu polyesterden yapılıyor. Yani petrolden. Alın mazotu sürün üzerinize, bir iki yıkadıktan sonra çıkar. Bu polyesterler çözülüyor, insan vücuduna bulaşıyor.

    Yediklerimizden aldığımız tarım ilaçları da vücudumuza giriyor. İnsan plasentasında bebek kordonunda pestisit bulundu mesela. Daha anne karnındayken bunlardan etkilenmeye başlıyoruz. Testislerde zehirli tarım ilacı dioksin bulundu.
    Organik tarım yapmak zorundayız!


    Bir de ısrarlı bir şekilde nükleer enerji santrali kurmak istiyorlar. Çernobil örneğinde nükleer santralin neler yapabildiğini gayet iyi gördük. “Enerjiye ihtiyacımız var, bakın bütün Avrupa nükleer santral kurmuş“ diyorlar. Kurmuş ama nükleer atıklarını nereye atıyor? Yoksul ülkelerin topraklarına... Aslında oraya, buraya atılmış o da önemli değil. Biz bu dünyayı inanılmaz bir biçimde tüketiyoruz.
    Dünyanın durumu gittikçe kötüleşiyor...

    Bugün Hollanda’da beş bebekten biri tüp bebek. Amsterdam’da durum daha da acı; her üç bebekten biri tüp bebek.
    Aile planlaması yapmaya bile gerek kalmayacak. Bundan 50 sene sonra doğal yoldan, birbirleriyle yatarak hamile kalabilen çiftler parmakla gösterilecek. Üreme yeteneğimizi inanılmaz bir biçimde kaybediyoruz.
    Biz üreme sağlığı ile ilgilendiğimiz için endometriyozis’in gittikçe arttığına şahit oluyoruz mesela (endometriyozis: rahim içi zarının rahim dışı bir yerlerde de olması).
    Korkunç bir senaryodan bahsediyoruz. Üreme yeteneğini kaybeden insanlar, kısırlık. Bu senaryoyu tersine çevirmek için neler yapabiliriz?
    En önemlisi yaşam biçimimizi değiştirmek. İnsanın merkezde olması lazım; paranın değil.
    İmkanımız elverdiği ölçüde sağlıklı beslenmek çok önemli. Doğal, organik gıdalar elzem.

    Giysilerimizde bile doğal yün, pamuk, keten olanları tercih etmeliyiz.
    Çocuklar daha farklı bir şekilde yetiştirilmeli. İhtiyaç ekonomisine göre hareket etmeliyiz; yani sadece bize gerçekten lazım olan şeyleri kullanmalıyız. Cips, dondurma, çikolata, kola gibi şeylerden uzak tutulmalı çocuklar. İnanılmaz bir reklam sektörünün kurbanı haline geliyoruz.
    Tüketim toplumunda tek hoşuma giden şey var; o da bol pantolonlar. Testislerin serbest olması önemli.
    Korunmalı cinsel ilişki uzun vadede cinsel sağlığı koruyucu etki gösterir.
    Üreme sağlığına en fazla zarar veren şeylerden biri de sigara. Sperm ve yumurtaya çok zararlı.
     
    Son düzenleme: 30 Mart 2008