Gitmenin Psikolojisi -Dr. Recai Yahyaoğlu

Konusu 'Kitap Tavsiyeleri' forumundadır ve Zehranur tarafından 22 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    22 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Zehranur
  1. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    [​IMG]



    Gitmenin Psikolojisi

    Nesil Yayınları

    Dr. Recai Yahyaoğlu

    Gitmek, uzaktaki sesin gizemine kapılmaktır.
    Gitmek, kendini başkalarından sakınmaktır.
    Gitmek, sadece terk etmek değildir. Aynı zamanda terk edilmektir.
    Gitmek, dere iken nehre dökülme, nehir olunca denize kavuşma ve oradan da okyanusa açılma isteğidir.
    Gitmek, fani alemde baki kalmak için hoş bir seda bırakma telaşını gizliden gizliye yaşamaktır.
    Gitmek, hüküm giymektir.
    Gitmek ayrılmaktır… Sevgiliden, köyden, ülkeden, dünyadan…
    ınsan ayrılarak gidişin tadını aldığında yaşamın gerçek anlam boyutunu kavramaya başlamış demektir.
    Gitmenin anlamı ve psikolojisi üzerine yazılmış, insan ruhuna dokunan çarpıcı bir eser…





    “Gitmek; aslında sınırlı göz menzilinden kurtulup sınırsız ruh menziline firar etmektir...” Dr.R.Yahyaoğlu

    Ruha dokunan yeni bir kitap…

    GıTMENıN PSıKOLOJıSı
    GıTTıĞıNDE KOKUN VE RUHUN KALIR GERıDE…

    S. Berksoy

    Gitme eylemi hepimizin hayatı içinde yaşadığı bir eylemdir.Genellikle sanatçı ruhlu insanlar gitme eylemi hakkında şiirler ve şarkı sözleri yazmışlardır.

    Günlük hayatımızı sürdürürken arabamızda, iş yerimizde ve hemen hemen her yerde dinlemiş olduğumuz şarkı sözlerinde bu eylem çok geçer…Bir çok insan gitme eyleminin insan hayatındaki önemine dair pek kafa yormamıştır.Evet hepimiz bu hayat yolculuğunda bir yerlerden kalkıp bir yerlere gidiyoruz işte diyerek bayağı ve alelade bir eylem olarak da görenlerimiz olabilir…Bu tarz basit yaklaşımlarda bulunanların ruhsal boyutta ne kadar da cılız bir yaşam sürdürdüklerini çoğumuz aslında biliriz..

    Gitmenin Psikolojisi adlı eserde yazar gitme eyleminin tanımını yapıyor ve gitme eyleminin anlamı nedir? diyerek bir başlık adı altında bu eylemin çok farklı anlamlarını irdeliyor.Burada yapılan değerlendirmeler çok orijinal.

    Okuduğunuzda bu sıra dışı değerlendirmeler neticesinde insanın ne kadar da farklı neden ve düşüncelerden dolayı bu eylemi yaşayabileceğini fark ediyorsunuz…Tüm bunlar derin anlamların ve yaşanmış gerçeklerinde bir yansıması aynı zamanda…Yaşanmamış gerçeği az olanlar bile okuduğunda kendi ruh dünyalarının ne kadar kapsamlı değerlendirme ve yorumlara açık olduğunu rahatlıkla fark edebilecek kadar da sade bir anlatım sunuyor…Bu anlatımlar şiirsel bir dille ifade ediliyor…Okurken sanki düz yazı halinde yazılmış şiir okuduğunuzu hissetmeye başlıyorsunuz…

    Çarpıcı ifadeler o kadar çok ki…Bunlardan sadece bir kaçını almak bütünü izah etmekten çok uzak olacaktır…

    “Gitme eyleminin anlamı nedir?

    Gitme eyleminden önce düşünme aşamamız vardır.Bazen hiç düşünmeden aniden alınan bir karar sonrasında gideriz.Her nasılsa fark etmez.Tüm gidişlerimiz sancılıdır.Bu sancıyı bilerek yada bilmeksizin gideriz.Güle oynaya gideriz ve arkasından ağlarız.Ağlayarak gideriz fakat sonunda bize gülmek kısmet olur.Aslında neyin bizim için hayırlı ve neyin de şer olduğunu anlamadan gideriz.Her halükarda gitmek bir cesaret işidir ve her babayiğidin harcı değildir.

    Gitmek; bazen dikkatleri üzerine çekmeye çalışmaktır.Çoğu insan mıhlanıp kaldığı ve gidemediği için dikkate değmediğine inanır.Gitmek; fani alemde baki kalmak için hoş bir seda bırakma telaşını gizliden gizliye yaşamaktır.Varlık içinde yokluk bilincine ulaşmanın mücadelesidir.Aslında gitmek; insanın var iken yok olarak hiçliğe yapay da olsa ulaşma çabasıdır.Kurt kapanı yalnızlıktan kurtulup, huzur limanı özgürlüğe kavuşma ve böylelikle geleceğe tutunma gayretidir.Çünkü hakikaten insanların çoğunluğu kapana sıkışmış, limanda ise kızağa alınmıştır...

    Gitmek; kimi zaman olgunlaşmayı başkaları ile paylaşmayı kabul etmemektir.Giden ayrıldığı yerin kokusunu üstünde taşıyarak olgunlaşır.Üzerindeki koku ve gidenin gitme eyleminden dolayı yaşadığı acı aynı zamanda dağılır.Koku ile acı; yarı görünür bir sis bulutu gibi insanın ruhunda akrobasi yapar.Bunlar aslında insanın ruhunda hissettiği onu zenginleştiren aksesuarlardır.Kokunun ve acının ruh da yaşanması; ruhla hem hal olarak iyice karışıp bütünleşmesi olgunluğu pekiştirir.Olgunluk; duygulardan yararlanma becerisi kazanmaktır.Bu beceri gençlerin yapabilecekleri bir beceri değildir.Yaşlanmayla kendiliğinden ortaya çıkar.Olgun insan; duyguları kendi yararı için öyle bir kullanır ki, korku rehavete, öfke mutluluğa, çaresizlik ümide dönüşür.

    Bazı insanları ne yaparsanız yapın yerinden kımıldatamadığınız da olur.Adeta onlar oturduğu yere yapışmışlardır.Makamlarda kalmak için olağanüstü gayret gösterenler işte bunlardır.Makamları onlar için her şeydir.Fakat onlar aslında bu hatadaki ısrarları nispetinde evrende hiçbir şey olamama haline doğru giderler.Yüksek makamların alçalmış insanıdırlar onlar.Ruhsal boyuttaki ağlanacak hallerine aynanın karşısına geçip gülerek bakarlar.Çünkü aynalar ruhsal boyutun önüne set olup gerçekliğin sığ göstergeleri olarak çalışırlar.Bu yüzden aynaların yalan söylemesiyle sık karşılaşılır...

    ınsanın balistik ayarı gitme eylemine göre düzenlenmiştir.Kurşun adres sormaz fakat insan adrese gider.Düğüm atıldığı ipteki yerinden çözülür.ınsanın bilinçsizce gidişi aslında aklının kendi kendisine attığı düğümüdür.Ve bu düğümün açılması ipteki düğümün çözülmesine göre oldukça zordur.Adeta kör düğümdür.Akıllı insan ne zaman, nasıl ve hangi yolla gideceğini çok iyi bilir.Bir çok kereler hata yaptığını kısa zamanda kavrayarak hemen yolunun yönünü değiştirir.ınsan çok çabuk kavrayan ve buna rağmen sürekli hata yapan bir canlıdır.Her hatası onu geliştirir ve yaşamı boyunca hatasızlığa doğru güzel bir yolculuk yapar…Bu yolculuğun farkında olanlar olmayanlara göre çok şanslıdırlar.Çünkü farkında olmayanlar işkembelerini, farkında olanlar ise ruh dünyalarını büyütür.

    Gitmek; yüreğin çözemediğini ayakların çözmeye çalışmasının eylemidir.*Oysa yürek ayaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür.Yürek çözemezse ayaklar nasıl çözsün? Yürek devlet kurar, devlet yıkar...ınsanın yüreği daha henüz keşfedilememiş en kutsal organıdır.Evet modern tıp maddesel olarak insan yüreğini tedavi etmektedir.Damar tıkanıklıklarına çözüm bulmaktadır.Onun anatomik yapısı en ince ayrıntısına kadar tespit edilmiştir fakat diğer yandan onun gerçek gücünden insanlık mahrum bırakılmıştır.Güç ayaktan değil asıl olarak yürekten gelir.Ayaklar ve tüm beden organlarının güç merkezi yürektir.Ruhsal tekamülümüzdeki cevherimiz yüreğimizdir.Ayakların yüreğin gücü yanında hemen hemen hiçbir etkinliği olamaz.Çünkü ayaklar yüreğin tahakkümündeki organlardan sadece birisidir...



    Gitmek; uzaktaki sesin gizemine kapılmaktır.Çünkü uzaktakinin sesi başlangıçta hakikaten kulağa hoş gelir.Davulun sesi gibi...Fakat ses yakınlaştıkça boğuklaşır.Kulağı tırmalamaya başlar.ınsan bir süre sonra bu sesten artık iyice rahatsız olur.ılk yıllarda aşıkların sesleri birbirlerine ninni gibi gelirken yıllar geçtikçe tıpkı bu ninninin büyüsünün bozulması gibi...Belli bir süre sonra neredeyse her tatlı kelime eşler arasında acı ve incitici etki meydana getirmeye başlar.Gitmek; yanı başındakinin tüm güzelliklerini görmekten aciz kalıp ileride çok uzaklarda bulunanın ne idüğü belirsiz gizemine yönelmektir...

    Gitmek; kalmamaktır.Kendini başkalarından sakınmaktır.Gitmek; diğerlerinin sisli beyinlerinden, devinip sızlanan huysuzluklarından, dinelip ayakta zor duran omurgalarındaki çaresizliklerinden, müziğin zirvesi Pink Floyd’un nağmelerinden uzaklaşarak ayrılmaktır.Bir bakıma aslında bencilliğin şakırdayarak yere yuvarlanmış çeşididir.Yere yuvarlanan ayağa kalkar belki fakat üzerine yerin tozu, çamuru ve kokusu bulaşmıştır artık...Yer kokusunun içinde gidenlerin burcu burcu tenlerinden çıkararak arkalarında bıraktıkları terlerinin kokusu karışmıştır.Yer ve ter kokusunun her ikisi de kendilerine tüm imtiyazları sağlayarak bir ve bütün olmuşlardır.

    Gitmek; sadece terk etmek değildir.Aynı zamanda terk edilmektir.Çünkü arkada bırakılan gelmemiştir.Gelmeyi istememiştir.Gelmeye cesaret edememiştir.Gelmeye gerek duymamıştır.Gidene refakat edecek kadar onu benimsememiştir.Sevgili, aşık, kan kardeş, dost, ahbap olamamıştır.Bu yüzden arkada kalır...Zaman, mekan, hatıra, duygulanım olarak belki çok yakın yada artık çok uzak, hayatın öylesine bilinen veya bilinmeyen bir köşesinde kalakalmıştır...

    Giden insan pervane olup dönmek, kuş olup uçmak, rüzgar olup esmek, yağmur olup yağmak istediği için gitmeyi yaşamının merkezine oturtmuştur.Fakat pervane, kuş, rüzgar ve yağmur olamaz.Değirmen taşının dönmesi gibi döner ve dünyanın buğdayından un yapmaya çalışır.Amacı ekmeğini kazanmaktır.Buğday olduktan sonra unu üretmek zor değildir.Ekmek giden insanın... nasırlarının hakkıdır, un ruhunun...Ekmek işlemden geçirilmiştir, yapaydır, bedeni besler.Oysa un doğaldır, ucuzdur ve ruhu doyurur...Beslenmekle doymak bir midir? Çoğu kere besleniriz.Fakat doymak nedir bilmeyiz.ışte bu yüzden insanın gözünü toprak besler değil ‘insanın gözünü toprak doyurur’ denmiştir...

    Gitmek ayrılmaktır...Sevgiliden, köyden, ülkeden, dünyadan...Yaşanan her yerden, ana kucağından, baba ocağından, eskide kalmış neşeli ve hüzünlü tüm ruh hallerinden uzaklaşarak ayrılmaktır...Kestane rengi saçlardan ak saçlara, çinko damda öten kumru sesinden bilgisayarın müzik sesine yönelmektir.Kısacası her şeyden ağlayıp koparak yada gülüp öpüşerek ayrılmaktır...Ve her ayrılık zordur...ınsana kazandırdığı yetenekler bu zorluktan beslenir.Çünkü zorluk; ruhumuzun toprağıdır ve ancak üstümüzü örtüp kapatarak bizi besler...

    Gitmek; bir bakıma insanın kendisinin değerleneceği zamanı bekleme girişimidir.ınsan mutlaka değerinin anlaşılacağını düşünerek gider.Kimi zaman hakikaten anlaşılır kimi zamanda tarihin susuz topraklarına karışarak izbeliğin rutubeti ile bütünleşir.Kitaplar, şiirler, resimler, tüm sanatsal eserler değerleneceği zamanı bekler.Tıpkı okuduğunuz bu kitap ve yaşayan her insan gibi...Çünkü onlar canlıdır.Bir çok insanın bilmediği bir gerçek vardır...Bu gerçek yaptığımız her şeyin yaşamakta olduğudur.Bizler sadece kendimizin yada etrafımızda hareket eden canlı varlıkların yaşadığı yanılgısına kendimizi inandırmışızdır.Oysaki canlı yada cansız her şey yaşar.Aslında şöyle demek daha doğrudur.Yaratılmış olan her şey örneğin taş, toprak, kurumuş bir odun parçası bile yaşamaktadır...”

    Yazar gitmenin anlamını açıkladıktan sonra bu eylemin büyülü gerçeğini, kılavuz kaptanını, insanın manyetik alanına etkisini açıklıyor ve gitme eylemini üç bölümde inceliyor…1-Dünyayla ilgili gitmeler, 2-Psikolojik gitmeler, 3-Ahiretle ilgili gitmeler…Bu başlıklar altında çok enteresan gitme eylemlerinin arka planında bulunan insan düşünceleri ve ruh halleri inceliyor…Örneğin siyaset için gitmek, liderlik ve makam için gitmek, gemileri yakarak gitmek, gücenerek ağlayarak gitmek, sevgiliye kavuşmak için gitmek, hicret ederek gitmek, ölüme gitmek gibi…

    Kitabın son bölümlerinde ise gitmek mi yoksa kalmak mı? Sorusuyla başlayan bir başlık var ve bu başlık altında farklı yorumlar yer alıyor.Savaş yada kaç tepkisi, sağlıklı olmak sağlıklı kararlar almak, neler yapılmalı, çözüm yolları ve sonuç kısımları yer alıyor…

    Elinize aldığınızda devamını getirmek isteyeceğiniz ve farklı bakış açılarından dolayı okuma zevki yaşayacağınız bu eserde Dr.Recai Yahyaoğlu sürekli masum bir çocuğa dokunur gibi usulca okuyucunun ruhuna dokunmaya devam ediyor…Ruhtan gelen ve ruha yönelen derin, anlamlı ifadeler kitabın her bölüm ve konu başlığı altında sizi etkileyerek sürüyor…

    Kitabı okuduktan sonra gitme eylemi hakkında bugüne kadar maalesef hiç bu kadar kapsamlı düşünülmediğini hemen fark ediyorsunuz…Bu eser yayın dünyamızda sadece bu eyleme yoğunlaşarak yazılmış önemli bir eser olarak gelecek yıllarda da bir çok değerlendirmeye maruz kalacak gibi görünüyor…Yayınevi ve yazarını bu başarılı çalışmadan dolayı kutluyor, ruh taşıyanlara öneriyor, yazarın yeni eserlerini sabırsızlıkla bekliyoruz
     
    Son düzenleme: 14 Ocak 2010