Gösterdim. Gördü mü?

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve melis tarafından 10 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    10 Nisan 2007
    Konu Sahibi : melis
  1. melis

    melis Aktif Üye Üye

    Katılım:
    4 Mart 2007
    Mesajlar:
    30
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    Gösterdim. Gördü mü?
    Söyledim… duydu,
    Duydu… doğru anladı,
    Anladı… hak verdi,
    Hak verdi… inandı,
    İnandı… uyguladı,
    Uyguladı… sürdürecek…

    anlamına gelir mi herzaman?

    Bir gün New-York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderili?dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına çırçır böceği sesinin geldiğini söyleyerek çırçır aramaya başlar.

    Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder. Kızılderili yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir çırçır böceği bulurlar.

    Arkadaşı, Kızılderili?ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?” diye sorar. Kızılderili ise. “Bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek yok” der ve arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.

    Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder.

    Kızılderili, arkadaşına dönerek: “Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.”

    ———————

    Geçenlerde bir iş için hazırladığım değerlendirme raporunun özeti çok çarpıcıydı. Gelişmeye açık farklı alanların tamamının çözümü iletişim ve algı yönetimi ile ilgiliydi. Kişilerin diğer kişileri ve konuları nasıl gördüğü, nasıl algıladıklarıydı…

    “İletişim yarıçaplı bir mucizedir” derler ya, bence yanlış!

    O “tam çaplı bir mucize!”

    Karşımızdaki kişilerle kurduğumuz iletişime bir bakalım.

    İletmek istediğiniz kendi zihninizde ‘yüzde yüz’. İfade etmeye kalktığınızda birçok etken başlıyor bu oranı azaltmaya: o esnada nasıl bir ruh halinde olduğunuzdan tutun da; kelime hazinenizin genişliğine, beden dilinize, ses tonunuza, ifade yeteneğinize kadar…

    Peki, ettiniz kendinizi bir şekilde ifade (yüzde düştü). Bu sefer karşınızdakinin sizi nasıl anladığına bakalım. Şimdi karşı taraf için başka etkenler devreye girmeye başlıyor, alıyorlar onlar da yüzdeden kendi paylarını: O kişinin ruh hali, kendi değerleri, size olan duyguları, sizle olan geçmiş deneyimleri, dinleme becerileri, … gibi.

    Sizden aldığını başlıyor zihnindeki önceki deneyimlerle birleştirmeye ve bir kanıya varıyor.

    Hala siz en başta, sadece kendi zihninizde yüzde yüz olan şeyin karşı tarafta da aynı seviyede olabileceğini düşünmüyorsunuz, değil mi?

    Vardığı o kanı ışığında şimdi de biraz önce sizin yaptığınızı o yapacak; size kendini ifade edecek… Bu böyle devam edince; karşımızdaki ile konuşmuş, yani “iletişim kurmuş” oluyoruz.

    Bir de düşünsenize, sizden aldığı bilgileri (kendi zihninde yoğurduğu haliyle) diğer kişilerle de paylaştığı hallerini. İş dünyasında her gün defalarca yapmak zorunda olduğumuz bir şey değil mi bu? Veya arkadaşlarımızla… Her işimizi iletişim ile yapmıyor muyuz? (Zaten iletilmeyen şey sadece düşünce olmuyor mu?).

    İlk kişinin zihinde yüzde yüz; size ifade ederken belki yüzde 80; sizin anladığınız yüzde 70. Siz bu yüzde 70′i başkasına ifade ederken belki yüzde 60 ile ifade edebiliyorsunuz; karşınızdaki aldığında ise yüzde 50′lerde. (Tabii ki oranları öylesine yazıyorum, herkese göre değişecektir bunlar).

    ———————

    Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

    -Buraların yabancısıyım. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler.

    Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra :
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

    Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
    - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk.
    - Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    - İyi ama, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm ?

    - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

    Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

    - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
    - Artık emin değilim. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür.

    ————————

    Görmek de, duymak da, anlamak da bizim elimizde değil mi?
    Yeter ki değer verelim karşımızdakine…
    Vermenin ötesinde gösterelim de o değeri.
    Çünkü kalpten gelirse o, eksilmez ulaşacağı yere giderken de.

    Ancak o zaman iletişim de çıkar mucize olmaktan… :1yes2: