Guillaume Apollinaire (1880-1918)

Konusu 'Şiir' forumundadır ve canavar tarafından 24 Nisan 2007 başlatılmıştır.

    24 Nisan 2007
    Konu Sahibi : canavar
  1. canavar

    canavar Yılmak yok. Yola devam... Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    3.271
    Beğenildi:
    109
    Ödül Puanları:
    353
    Mirabeau Köprüsü



    Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar

    Ve bizim aşklarımız

    Hatırlamama ne gerek var

    Hüznün yolu daima bir sevince çıkar



    Çal ey saat gel ey gece

    Kalan ben'im gün geçse de



    Elin elimde yüz yüze kalalım her an

    Geçtikçe kolumuzun

    Kurduğu bu köprü altından

    Bezgin düşmüş sular o sonsuz bakışlardan



    Çal ey saat gel ey gece

    Kalan ben'im gün geçse de



    Aşklar da gelir geçer bu akan su gibi

    Aşklar da gelir geçer

    Hayatın kunt oluşu gibi

    Ve umudun bunca güçlü kalışı gibi



    Çal ey saat gel ey gece

    Kalan ben'im gün geçse de



    Geçer günler geçer günler ve haftalar

    Ama ne geçmiş zaman

    Ne de aşkların döneceği var

    Mirabeau Köprüsü'nün altından Seine akar



    Çal ey saat gel ey gece

    Kalan ben'im gün geçse de



    (Çev.: Ahmet Necdet)





    Marizibill



    Büyük bir caddesinde Kolonya’nın

    Bir gider bir gelirdi akşam vakti

    Herkese cömert, şirin, cana yakın

    Bitince kaldırım gider içerdi

    Basık meyhanelerde yorgun argın



    Kuru tahtalarda yatmaya razı

    Alyanak kumral bir oğlan yüzünden

    Bir Yahudi, sarımsak kokar ağzı

    Çin dönüşü Şanghay kerhanesinden

    Çıkarıp getirmişti kızcağızı



    Çok görmüşlüğüm var böylelerini

    Omuzlarına ağır gelir kader

    Kararsız, rüzgarda yaprak misali

    Gözleri kısık lambalara benzer

    Kalpleri işler kapıları gibi



    (Çev.: Sabahattin Eyüboğlu- Necati Cumalı)







    Ren Gecesi



    Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor.

    Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş.

    Ay ışığında yedi kız görmüş, öyle diyor;

    Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş.



    Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana;

    Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı;

    Bütün sarışın kızları getirin yanıma;

    Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları.



    Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren;

    Üzerinde gecelerin altını serili.

    Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerden

    Bahseder ölü bir ses, son nefesinde gibi.



    Bir kahkaha gibi kırılır kadehim birden.





    (Çev: Orhan Veli- Sabahattin Eyuboğlu)













    Bölge



    Sonunda canına tak dedi bu eski dünya



    Çobankızı ey Eyfel kulesi köprülerin sürüsü meliyor bu sabah

    Bıktın yaşamaktan eski Yunan’da Roma’da



    Otomobiller bile kocamış görünüyor burada

    Bir din yepyeni kalmış bir din

    Bir din kaldı Port-Avion hangarları gibi yalın



    Bir Sen ey Hıristiyanlık bir sen eski değilsin Avrupa’da

    En yeni Avrupalı da sizsiniz Papa X.Pie

    Ve sen pencerelerin gözetlediği bir utanmadır alıyor seni

    Sabahleyin bir kiliseye girip papaza içini dökemiyorsun

    Bar bar bağıran el ilanlarını katalogları afişleri okuyorsun

    İşte bu sabah şiir nesir için de gazeteler var

    25 santime satılan polis serüvenleriyle dolu romanlar

    Sonra büyük adam portreleri ve daha binbir çeşit unvanlar



    Bu sabah güzel bir sokak gördüm adı aklımda kalmadı

    Yeni ve pırıl pırıl bir borazan gibiydi

    Müdürler işçiler güzelim steno-daktilolar

    Pazartesi sabahından cumartesi akşamına dek günde dört kez

    Burdan geçerler

    Sabahleyin bir canavar düdüğü üç kez inler

    Öğleye doğru kızgın bir çan havlar

    Bağırırlar papağanlar gibi plakalar ilanlar tabelalar



    Paris’ de Aumont-Thiéville sokağı ile Ternes caddesi arasındaki

    Bu sanayi sokağının güzelliğini severim

    Bu işte o yeni sokak ve sen küçük bir çocuksundur hâlâ

    Yalnız mavi ak giysiler giydirir annen sana

    Sen ki koyu bir dindarsındır ve en eskisi arkadaşlarının

    René Delize’le

    Kilisenin en çok o görkemli törenlerini severseniz

    Saat dokuzda lambalar kısılmıştır masmavi gizlice

    Yatakhaneden çıkacaksınız

    Bütün gece kolejin küçük kilisesinde dua edersiniz

    Hiçbir zaman sönmeyen sonsuz parıltısıyla o yakut taşı

    Durmadan alev alev utkusunun döndürür bizlere İsa’nın





    Bu güzel zambaktır hepimizin yetiştirdiği

    Bu kızıl saçlı rüzgarın söndüremediği meşaledir

    Bu o kahırlı ananın solgun kızıl çocuğudur

    Bu daima dualarla dolup taşan ağaçtır

    Bu yüceliğin sonsuzluğun çifte darağacıdır

    Bu altı dallı yıldızdır

    Bu Cuma günü ölen Pazar günü dirilen Tanrı’ dır

    Bu havacılardan daha iyi uçan İsa ‘dır

    Dünya yükseklik rekorunu elinde tutuyor



    Gözün gözbebeği İsa

    Yüzyılların yirminci gözbebeği orada ne yapacağını bilir

    Göğe yükselen İsa gibi bu yüzyılda kuş olup uçtu

    Başlarını kaldırıyorlar şeytanlar ona bakmak için uçurumlarda

    Uçmasını bilirse ona hırsız densin diye bağırıyorlar

    Melekler bu güzel uçucunun çevresinde uçuşuyorlar



    Icare Enoch Elie Thyane’lı Apollonuis

    Bu ilk uçağın çevresinde dönüyorlar

    Bazı yana çekiliyorlarsa Azize Saint-Eucharstie’ nin taşıdıklarına

    Yol açmak içindir

    Bunlar kutsal ekmeği kaldırarak sonsuzluğa değin

    Yükselen papazlardır

    Sonunda kanatlarının kapamadan yere iniyor uçak

    Birden milyonlarca kırlangıçla doluyor gökyüzü

    Derken baykuşlar şahinler bir kanat çırpışta geliyorlar

    Afrika’ dan mağripler flamanlar karaleylekler geliyor.

    Sonra şu ozanlarla öykücülerin şişirdikleri Rok kuşu hazretleri

    Pençesinde Âdem babamızın o ilk başını taşıyarak süzülüyor

    Derken ufuktan bir kartal beliriyor çığlıklarla

    Amerika’dan o küçük sinek kuşları

    Çin’ den de tek kanatlı çift çift uçan uzun kaygan pihiler

    Sökün ediyor

    İşte şimdi de Ruhulkudüs güvercin

    O iri-kuşu o göz göz tavus cenaplarıyla damlıyor

    Sonra kızgın külleriyle bir anda her yeri örten

    Kendi kendine tutuşan odun yığını zümrüdüanka

    Öte yandan sirenler korkulu boğazları bırakıp

    Üçü birden güzelim türküler söyleye söyleye çıkıp geliyorlar

    Sonra tümü kartal ankakuşu Çinpihisi

    Uçan makine ile kardeş oluveriyorlar

    Sen şimdi Paris’ te kalabalığın arasında bir başına yürüyorsun

    Yanı başında böğüren otobüs sürüleri geçiyor

    Aşkın o korkunç acısı boğazını sıkıyor

    Sanki bir daha hiç sevilmeyecekmişsin gibi



    Eski zamanda yaşasaydın bir manastıra kapanırdın

    Dua ettiğini anlayınca kızarıp bozarıyorsun

    Kendine gülüyorsun sonra da Cehennem ateşi gibi

    Gülüşün etrafa saçılıyor

    Gülüşünün parıltıları yaldızlıyor dibini yaşamının

    Karanlık bir müzede asılı bir tablo bu

    Ona arada bir gidip gidip bakıyorsun



    Bugün Paris’ te dolaşıyorsun kadınlar kan içinde

    Şeydi ve hiç anmayı istemezdim güzelliğin bir geçişiydi bu



    Chartres’da kızgın alevler içindeki Notre-Dame baktık bana

    Montmartre ‘da Sacré-Coeur ‘ünüzün kanı boğdu beni

    Mutluluk sözleri duymaktan yatağa düştüm

    Uğrunda nice şeyler çektiğim aşk utanç verici bir hastalıktır

    O seni avcuna alan hayal boğuntu uykusuzluk içinde

    Yaşatıyor seni

    O geçen hayal ki hep yanıbaşında

    Şimdi Akdeniz kıyılarındasın

    Bütün bir yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında

    Bir sandalda dostlarınla geziyorsun

    Biri Nisli biri Menton’lu ikisi de Turbie^li

    Deniz diplerinin ahtapotlarını korkarak seyrediyoruz

    Ve yosunların arasında balıklar yüzüyor imgeleri İsa’nın

    Şimdi Prag dolaylarında bir hanın bahçesindesin

    Adamakıllı mutlusun bir gül masanın üstünde duruyor

    Düzyazıyla tutup öykünü yazacak yerde

    Gülün göbeğindeki uyuyan ziyba böceğine bakıyorsun

    Remini Sint-Vit akiklerinde görünce donup kalıyorsun



    Ölecek gibi üzüldün kendini orada gördüğün gün

    Sen gün ışığına çıkınca çığlığa dönen Lazar’ a beziyorsun

    Geri geri gidiyor Yahudi mahallesinin saatinin ibretleri

    Yavaş Yavaş sen de öyle geri geri gidiyorsun bu dünyada

    Teperek Hradchin’i ve dinleyerek akşamları

    Meyhanelerde söylenen Çek şarkılarını



    İşte Marsilya’ da karpuzların arasındasın



    Göblence’da Géant otelindesin işte



    İşte Roma ‘da bir Japon muşmula ağacı altında oturuyorsun



    İşte Amsterdam ‘da güzel sandığın ama çirkin bir kızlasın

    Şu günlerde Leyde ‘li bir üniversiteyle evlenecek



    Latince kiralanır orada odalar Cubicula locanda

    Ben orada üç gece kaldım bir o kadar da Gouba’da hatırlarım





    Paris ‘te sorgu yargıcının karşısındasın

    Bir câni gibi yakalanmışlar

    Sen ki acı tatlı yolculuklar yaptın

    Daha yalanın daha yaş denen şeyin ne olduğunu bilmeden

    Yirmisinde otuzunda aşk yüzünden nice şeyler çektin

    Deliler gibi yaşadım vaktimi boşa geçirdim

    Artık ellerine bakmıyorsun hem durmadan hıçkıra hıçkıra

    ağlamak isterdim ben

    Senin adına sevdiğim adına seni korkutan her şey adına

    Dolu gözlerle bu zavallı göçmenlere bakıyorsun

    Tanrı’ ya inanıyorlar dua ediyorlar kadınlar çocuk emziriyor

    Saint-Lazar garının salonunu kokularıyla dolduruyorlar

    Müneccim krallar gibi yıldızlara inanırlar

    Para kazanacaklarını umuyorlar Arjantin’de

    Zengin olduktan sonra da bir gün memleketlerine dönmeyi

    İşte bir aile de kırmızı bir diz örtüsünü taşıyor yüreğinizi

    taşımanız gibi sizin

    Ne bu diz örtüsünün ne de düşlerimizin aslı vardır

    Bu göçmenlerin kimleri burada yerleşiyorlar

    Rosiers yada Ecouffes sokağındaki barakalarda kalıyorlar

    Onların çoğu akşamları sokaklara hava almaya çıkarken gördüm

    Satranç taşları gibi pek seyrek yer değiştirirler

    Çoğu Yahudi ‘ dir karları takma saçlıdır

    Dükkanların gerisine çekilip bitkin oturup kaldılar

    Sen aşağılık bir barın tezgahı önünde ayaktasın

    Birtakım zavallıların arasında ucuz tarafından bir kahve içiyorsun



    Gece büyük bir lokantadasın



    Kötü kadınlar değil bunlar ama hepsinin bir dertleri var

    Hepsinin en çirkin bile aşığına az çektirmedi

    O Jersey ‘li çavuşun kızıdır



    Görmediğim elleri sert ve çatlaktır



    Karnının yara izlerine nasıl acıyorum

    Korkunç gülüşlü zavallı bir kıza ağzımın o gururunu

    Kırıyorum şimdi

    Yalnızsın nerdeyse de sabah olacak

    Sütçüler güğümlerini tıkırdatıyor sokaklarda

    Canım bir Metive gibi gece çekip gidiyor işte

    Bu ya o sahte Ferdine yada o dikkatli Léa olacak

    Ve sen hayatın gibi bu kızgın alkolü içiyorsun

    O bir rakı gibi içtiğin hayatın













    Auteil ‘ e doğru yürüyorsun yaya gitmek istiyorsun evine

    Okyanus ve Gine putlarının arasında uyumak istiyorsun

    Onlar da birtakım İsa ‘lardır bir başka biçimde başka inançta

    Küçük İsa’ lardır bunlar karanlık umutların



    Allahaısmarladık Allahaısmarladık

    Boynu vuruk güneş



    (Çev.: İlhan Berk)