||Günler 25 saat olacak||

Konusu 'Bilim ve Teknik' forumundadır ve EU2 tarafından 10 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

    10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  1. EU2

    EU2 Guest

    Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşlıyor. Bilim adamları hesapladı. Günler 24 değil 25 saat olacak.

    Günler gittikçe uzuyor. Bahar geldi diye değil. Bilim adamları yer katmanlarını, astrolojik kayıtları, güneş ve ay tutulmalarıyla ilgili eski kayıtları inceleyerek hesapladı... Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü yavaşladı. Bu yavaşlamanın Milattan Önce 700 yılında belirgin biçimde başladığı tespit edildi. Bunun başlıca sorumlusu Ay'ın çekim gücü gösteriliyor.

    Zaman içinde bu çekim gücünün arttığını savunan bilim adamları, örneğin yeryüzünde dinozorların yaşadığı dönemde, yani yaklaşık 100 milyon yıl önce, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşünün daha hızlı olduğunu ve günlerin 23 saat olduğunu kanıtladılar.

    GÜN 21 SAAT, BıR YIL 420 GÜNDÜ

    Dahası, yeryüzünde sadece tek hücreli canlıların bulunduğu dönemde (yaklaşık 530 milyon yıl önce) ise bir günün yaklaşık 21 saat olduğu belirtildi. Bir yılın süresinin yani Dünya'nın güneşin etrafındaki turunu, aynı hızla tamamladığı anlaşıldı. Ancak günler yaklaşık 21 saatlik olduğundan, bir yıl 420 gündü.

    Bilim adamları, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüşünün yavaşlamasıyla günlerin artık 24 saati aştığını ve bunun yakın gelecekte 25 saate çıkacağını açıkladılar.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  2. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  3. EU2

    EU2 Guest

    Sakız çiğnemek pek de yararlı bir uğraş olarak görülmez. Hatta kimilerine göre ciddiyeti bozar. Ancak ıngiltere de yapılan bir araştırma sakız çiğnemenin yararlarını ortaya çıkarttı. ılginç deney ve sonuçları.

    ıngiltere de yapılan bir araştırmada, sakız çiğnemenin zekayı geliştirebileceği sonucu alındı.

    Northumbria Üniversitesi ve Bilme-Kavrama Araştırma Birimi nin ortak araştırmasına göre, sakız çiğnemenin düşünme ve anımsama gibi idrakla ilgili işlevlerde olumlu etkileri belirlendi.

    Üniversitenin Sinirbilimi bölümünden araştırmacı Andrew Scholey, araştırma sonuçlarını çok açık olarak değerlendirirken, sakız çiğnemenin hafızayı olumlu etkilediğini belirtti. Scholey, Sakız çiğneyen kişilerin hafıza testlerinde daha başarılı olduklarını ve daha çok kelime hatırladıklarını gördük dedi.

    Sakızın naneli ya da mentollü olmasının bir fark yaratmadığını belirten Scholey, en önemli unsurun sürekli sakız çiğnemek olduğunu ifade etti. Andrew Scholey, araştırmaya katılan 75 kişinin, sakız çiğnemeyenler , gerçekten sakız çiğneyenler ve yalandan sakız çiğneyenler şeklinde gruplara ayrıldığını belirtti.

    Araştırma sırasında deneklere resim, kelime ve telefon numarası hatırlatmaya yönelik sorular sorulduğunu kaydeden Scholey, Testlerden sonra gerçekten sakız çiğneyenlerin, sakız çiğnemeyenlere göre kalp atışları dakikada 3 kez, yalancı çiğneyenlere göre ise 1.5 kez hızlı attı. Kalp atışındaki artışın, idrakı artıracak derecede beyne oksijen ve glikoz dağıtımını yükseltmiş olabileceğini düşünüyoruz dedi.



     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  4. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  5. EU2

    EU2 Guest

    Böcekler ilham kaynağı
    Gelecekte robotlar, hamam böceklerinin hareket tekniklerinden esinlenerek tasarlanacak.


    12 Mart 2008 Çarşamba
    ıngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, yer çekimi kanununa meydan okuyan, ayaklarının tabanındaki iki küçük yastık sayesinde duvarlarda kolayca yürüyebilen hamam böceklerinin bu tekniği sayesinde robotlar da artık aynı şekilde duvar ve engebeli yerlere tırmanabilir ve kolayca buradan inebilir.

    Araştırmacılar Walter Federle ve Christofer Clemente, daha önce yapılan, 300 milyon yıldır dünyada var olan hamam böceklerinin sahip olduğu bu küçük yastıkların bir çeşit ince sıvı yağ tabakasıyla kaplı olduğunu gösteren araştırmalara dayanarak, yarının robotlarının hamam böceklerinden esinlenerek yapılabileceği sonucuna vardı.

    Hamam böceklerindeki bir yastıkçığın "ayak parmağı" diğerinin "topuk" görevi gördüğünü belirten araştırmacılar, robotların artık "düz duvara tırmanıp buradan ustalıkla inebileceklerini" söyledi.

    Günümüzdeki robotlar duvarlara tırmanabiliyor ancak tırmandıkları yerden inerken güçlük çekiyorlar.:1rolleyes: ınişte de başlarının yukarıya yönelmesi ve itmek için değil çekmek için tasarlanmış ayakları robotların inişini güç hale getiriyor.



     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  6. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  7. XOXzgxuxrCe

    XOXzgxuxrCe Popüler Üye Üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    2.875
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Çok ilginç bilgiler canım, her ne kadar zaman çabuk geçiyor gibi gelse de :))
    Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim:) Seçim propagandası gibi olmuş başlık:)) :roflol:
    Teşekkürler canım tekrar.:)
     
  8. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  9. EU2

    EU2 Guest

    Amerika'da yapılan bir araştırma üniversite öğrencilerinin %17'sinin kendini jiletleme, yakma, oyma ya da diğer yollarla kendine zarar verme gibi davranışlar sergilediklerini ortaya koymuş. Bugüne değin kendi kendine zarar davranışı üzerine Amerika'da yapılan en büyük araştırma olduğu belirtilen araştırmaya Cornell ve Princeton üniversiteleri imza atmış. Bulguların yalnızca Amerika ile sınırlı kalmadığının altını çizen araştırmacılar, Kanada ve ıngiltere'de yürütülen çalışmaların da benzer sonuçlar verdiğine ve gençler arasında hızla artan kendine zarar verme davranışının ciddiyetine dikkat çekiyorlar.

    Kendi kendine zarar verme, bilimsel bir terim olarak ortada intihara dair herhangi bir eğilim yokken kişinin kendi bedenini hırpalayıcı davranışlar sergilemesi olarak tanımlamıyor. Bu davranışların içine saç ya da deriyi çekme, yarma, kemikleri kırma, kendini ısırma girebiliyor.

    Araştırmacılar günümüz gençliğinin geçmiş kuşaklara göre stres uyaranlarına daha açık olduklarını ve başa çıkma stratejilerinin zayıf olduğunu söylüyor.

    Araştırmanın detaylarına gelecek olursak, kızların erkeklere göre kendine zarar verme davranışını daha çok gösterdikleri ve Asya kökenli katılımcıların böylesi davranışlarda daha az bulundukları bulunmuş. Bir de biseksüelliğin, kendine zarar verme davranışıyla ilişkili olduğu ortaya konmuş. Cinsel kimliğinin fazlaca sorgulayan gençler kendilerine daha çok zarar verme eğilimindeymişler. Gerek kız gerekse erkeklerde en sık görülen yöntemin ise yaralı bölgeyi kaşıma / kazıma, kesme ve delme olduğu açığa çıkarılmış.

    Araştırmacılar sürekli olarak kendine zarar verme davranışı sergileyen gençlere dair bir takım tespitlerde de bulunuyor:

    • Diğer yaşıtlarına göre intihar girişiminde bulunmuş olma yüzdeleri 6 kat daha fazla,
    • 3.5 kat daha fazla duygu istismarı rapor ediyorlar,
    • Geçmişlerinde psikolojik bir sıkıntı dönemi geçirmiş olma olasılıkları 3 kat daha fazla,
    • ıki kat daha fazla yeme bozukluğu sergiliyorlar.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  10. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  11. EU2

    EU2 Guest

    Eğlenceli ve komik buluşları görmek için tıklayın
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  12. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  13. EU2

    EU2 Guest

    Günümüzde seri üretim halinde piyasaya sürülen çikolata ürünlerinin tümü yüksek oranlarda şeker içeriyor. Bizi çikolataya karşı bağımlı kılan en önemli etmen de işte bu "tatlı"lık.

    Yoksa siz de mi bir tatlı seversiniz?
    Yakın zamanlarda New Yor Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma kimi insanların tatlı yemeye karşı niçin daha eğilimli olduğu sorusunun yanıtını genlerde bulmuş. Çalışmayı fareler üzerinden yürüten ekip, bulunan gen dizilimlerinin benzerlerini insan genomunda da saptamış.


    Evrim ne diyor?
    Evrimsel kuramcılar, tatlı şeyleri tanıyabilme ve onlara yanıt verebilme yetisini atalarımızdan miras aldığımızı düşünüyor. Tatlı gıdaların bol enerjili ve besleyici özellikleri olduğunu da göz önünde bulunduracak olursak, tarih öncesi çağlarda insanların zehirli, acı bitkilerdense meyve toplama eğilimi geliştirmiş olmaları anlam kazanıyor. Ancak yine de atalardan gelen bu tercihlerin günümüz süpermarket kültüründe ne derece etkili olduğu tartışılır!

    Endorfin hormonunun salgısı tetiklenirse.
    l Çikolata, tıpkı diğer şekerli yiyeceklerin de yaptığı gibi vücuttaki endorfin hormonunun salgısını tetikliyor. Bu hormonsa, haz ve mutluluk hisleriyle ilişkili. Ancak bu tatlı tadın yanı sıra çikolata henüz kimi etkileri saptanamamış 300 farklı kimyasal barındırıyor. Yani bağımlılık, bu bilinmeyen kimyasallardan da kaynaklanıyor olabilir.

    Çikolata ve Hamilelik
    Bayanlar özellikle de adet öncesi dönemlerde ve hamilelikte sık sık çikolataya aşererler. Uzmanlar bunun nedenini, söz konusu zaman dilimlerinde vücutta oluşabilecek magnezyum ve demir eksikliğine bağlıyor. Çikolata ise bu eksikliğe çözüm olabiliyor.

    Çikolata ve Uyarıcılar
    Çikolatada bulunan ve Merkezi Sinir Sistemi'ni uyaran kafein, kişinin dikkatinde yükselme sağlayabiliyor. Diğer bir uyarıcı olan theobromin ise akciğer çevresindeki istemsiz kasları yatıştırıyor. Bu maddeler, çikolatanın niçin bağımlılık yaptığına dair en favori seçenekler.


    Çikolata niçin iyi hissettiriyor?
    Çikolatanın içerdiği kimyasallar beynimizin nörotransmitter trafiğini etkiliyor:
    Nörotransmitterler: Beynimizin kimyasal mesajcıları da diyebiliriz. Farklı sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşıyorlar. Bu sinyallerse deneyimlediğimiz his ve duygularda değişim yaratıyor.

    Çikolatanın içerdiği iki güçlü kimyasal ve etkileri:
    Tryptofan: Beynin, seratonin isimli nörotransmitteri yapmak için kullandığı kimyasal. Yüksek miktarlarda seratoninse mutluluk hissini tetikliyor.
    Phenylethylamine: "Çikolata amfetamini" adıyla da anılan bu kimyasal, kişide uyarılmışlık, çekim ve baş dönmesi hissi uyandırıyor. Beyindeki zevk merkezini tetikliyor.





     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  14. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  15. EU2

    EU2 Guest

    ınsomni: Uyku uyuyamama sorunu olarak belirtilen insomni toplumda görülme yüzdesi en yüksek uyku problemi.
    * Yeterli ve kaliteli uykunun alınamaması durumunda ortaya çıkıyor.
    * Tedavi edilmediğinde depresyon ya da uyuşturucu madde bağımlılığına bile yol açabiliyor.
    * Hastalar gündüz uyku uyuma ihtiyacı duymuyor.
    * Çeşitli metabolik olayları kontrol eden ve strese karşı vücudu koruyan ACTH ve kortisol hormonları insomnik kişilerde daha fazla salgılanıyor.

    ışte uzmanlardan insomni sorunu olanlara öneriler.
    1.)Yatakta fazla vakit geçirmekten kaçının. Eğer ki uyanıksanız, yataktan kalkın. Yatağın beyninizde insomni ve kaygıyla eşleştirilmesini engelleyin.
    2.) Uyumak için kendinizi zorlamayın. Yatağa uykunuz geldiğinde gidin ve uykunuz kaçarsa tekrar kalkın.
    3.) Yatağınızın yanında tik tak'larını duyduğunuz, ses çıkaran bir saat bulundurmayın.
    4.) Gece çok fazla fiziksel aktivite gerektirecek işler yapmaktan kaçının. Bu, uykuyu engelleyen otonom sinir sisteminizi harekete geçirecektir.
    5.) Gece uyumadan önce kahve, çikolata ya da alkol gibi uyarıcı etkisi bulunan maddeler almamaya dikkat edin. Kafein sizi uyanık tutarken, alkolse gece yarısı uyanma problemi yaşamanıza neden olacaktır.
    6.) Kendinize düzenli bir uyku programı yapın. Eğer ki insomni problemiyle karşı karşıya iseniz normal insanlardan daha programlı bir uyku düzeniniz olmalı.
    7.) Akşam yemeklerini hafif geçiştirmeye çalışın. Eğer gece uyanırsanız, bir şeyler atıştırmaktan kaçının.
    8.) Eğer ki insomnikseniz gündüz uykularından kaçının.

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  16. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  17. EU2

    EU2 Guest

    Depresyon Tedavisi

    Depresyon tedavisinde psikoterapinin de ilaç tedavisinin de eşit derecede etkili olduğunu biliyor muydunuz? ılaç tedavisi daha kısa sürede sonuç verip psikoterapi daha uzun bir süreç gerektirse de bilimsel çalışmalardaki istatistiklere göre hastalığın tekrarlama olasılığı psikoterapide daha düşük.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009
  18. 10 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : EU2
  19. EU2

    EU2 Guest



    Günlük hayat sırasında stres uyandıran pek çok olayla karşı karşıya geliyoruz. Stresle başa çıkma, kendi kaynaklarımızı aşan bu içsel ve dışsal taleplerin üstesinden gelebilmemiz olarak tanımlanıyor. Davranışsal, duygusal ve motivasyonel yanıtlarımızın tümüyse bizim stresle başa çıkma yollarımızı oluşturuyor. Bilimsel yaklaşımda iki farklı "başa çıkma stratejisi"nden bahsediliyor. ılki, " problem odaklı başa çıkma ". Bu stratejide insanlar stres kaynağını dolaysız, fiziksel davranım ya da gerçekçi sorun çözme aktiviteleriyle yenmeye çalışıyorlar. Tehdit edici unsuru yok etme ya da zayıflatma, kaçma ya da gelecekteki stresi önleme bu stratejideki yanıtlardan yalnızca birkaçı. " Duygu odaklı başa çıkma " stratejisinde ise stres kaynağı değiştirilmiyor ancak kişi bu stres varlığında kendisini daha yi hissettirecek aktivitelere yöneliyor. Örneğin, kaygıya karşı ilaç kullanma, rahatlama egzersizleri, psikoterapi bu stratejinin içinde yer alan yöntemler. Uzmanlar, stresle etkili bir şekilde başa çıkabilmek için kişisel kaynakların algılanan sorunla eşleşebilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden de kişi deneyim yoluyla ne kadar çok yöntem geliştirirse, stresle başa çıkabilme başarısı da o denli artıyor.


     
    Son düzenleyen: Moderatör: 11 Ağustos 2009