Gürcistan'da yaşayan arkadaşlarımız var mı?

Konusu 'Göçmenler' forumundadır ve Libyana tarafından 26 Eylül 2009 başlatılmıştır.

    26 Eylül 2009
    Konu Sahibi : Libyana
  1. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    Merhaba arkadaşlar.Gürcistan'da yaşayanlarımız var mı acaba aramızda?
    Yahut gidip gören;orada tatil yapan;keşfe çıkan..
    Bilgi ve tecrübelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
    Sevgilerimle..
     
  2. 28 Eylül 2009
    Konu Sahibi : Libyana
  3. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    Batum:
    ... Doğu Karadeniz’in en uzak ve en sürpriz dolu köşesi Artvin’den Batum’a giriş yapanları, açık hava terminali işlevi gören geniş bir meydan karşılıyor ilkin. Buradan kalkan dolmuş ve taksiler ise yaklaşık yarım saatte Batum’a ulaşıyor. Türkçe bilen şoförlerle fiyatta anlaşarak, kapsamlı bir şehir turu yapmak da mümkün. Üstelik yol boyu ücretsiz rehberlik hizmeti cabası. Üç asır boyunca Osmanlı kültürüyle yoğrulan Kafkas ülkelerinin giriş kapısı Batum, tüm sürprizleriyle bizi bekliyor...
    SOVYET RUSYA’NIN MıRASI
    Kafkas Dağları’nın görkemli kıvrımları ile Karadeniz’in sonsuz maviliği arasında Batum’a uzanan asfalt yol, keyifli bir seyirlik. Sınır kapısından başlayıp kilometrelerce uzayan Gonio Plajları, Doğu Karadeniz’in en büyük kumsalı. Çoruh Nehri’nin iki yakasındaki yamaçlara kurulu çiftçi köyleri Ahalsopeli ve Adlia’yı, eski bir taş köprü birleştirmiş. Adlia Köyü, köpek üretme çiftlikleriyle ünlü. Yol üzerinde verilen zorunlu molaların nedeni, inek sürüleri. Çoruh Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü noktaya kurulan Gonio ise, küçük bir sahil kasabası. Kasaba sahilindeki Apsaros Kalesi, Roma döneminde yapılmış. Bizans ve Arap egemenliğinde kalan kale, 1478 tarihinde Osmanlılar tarafından fethedilmiş. ısa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Matthias’ın anıt mezarı ile Osmanlı hamam ve mezarlığının görülebileceği kalenin içi; kivi, mandalina ve palmiye ağaçlarıyla süslü bir yürüyüş parkuru. Kale girişindeki tanıtım levhasında, kaledeki arkeolojik kazılarda bulunmuş Helenistik döneme ait altın at heykelinin Batum Müzesi’nde sergilendiği yazılı. Yolun devamı, Uluslararası Batum Havaalanı’nın yanından geçerek şehir merkezine çıkıyor. Batum, bir günde gezilemeyecek kadar büyük bir kent. Sovyet Rusya döneminden kalma iki-üç katlı, asırlık evleriyle Eski Batum, nostaljik bir Küba esintisine sahip. Aslan, ejderha ve gerçeküstü mitolojik yaratık figürleriyle bezenen yapılar, Kafkasların sıradışı mimarisini temsil ediyor. Yörenin karakteristik yapılarından biri olan 20. yüzyıl tarihli Eski Postane Binası, kentin iki merkez caddesi Baratashvili ve Abashidze’nin kesiştiği noktada yükseliyor. Modern yapıların sıralandığı sahil kesimindeki evlerde hakim renk, beyaz. Sahildeki Batum Devlet Parkı, bir binalar tarlasına benzeyen kentin ortasında yemyeşil bir ada gibi. Kentte taçsız kral olarak nitelenen şair ılya Çavçavadze ile Gürcü yazar ve devlet adamlarının heykellerinin süslediği park, uzun yürüyüş parkurları, plajları ve sahil kahveleriyle dev bir gezi alanı. Parkın bitişiğindeki Batum Üniversitesi ise Çarlık Rusyası’nın mirası.
    KARADENıZ’ıN ANTALYASI
    Çoruh Nehri’nin yüzyıllar boyunca taşıdığı alüvyonlarla oluşmuş geniş ve verimli bir ova üzerine kurulan Batum, eski bir liman kenti. Gürcü, Ermeni, Rus, Azeri, Acar, Osetyalı, Abhaza ve diğer etnik grupların oluşturduğu 4.5 milyon nüfuslu bir kültür mozaiği olan Gürcistan’ın üç özerk bölgesinden Acara’nın da başkenti aynı zamanda.
    150 bin nüfuslu kentte, Müslüman ve Hıristiyanlar neredeyse yarı yarıya. Sovyetler Birliği döneminde Rusya’nın Antalyası olan kentin tarihi, 3 bin yıl önceye dayanıyor. Yerel kaynaklarda ise 1.8 milyon yıl önce bu topraklardan göç eden kavimlerin Avrupalıların ataları olduğu rivayet ediliyor. Gürcüce ise 2 bin yıllık alfabesiyle dünyanın yaşayan en eski özgün dillerinden. Tarih boyunca Roma, Bizans, Arap, Rus, Türk, Ermeni, Azeri ve Kafkas halklarının kültürleriyle yoğrulan Batum, Sovyet Rusya döneminin önemli siyaset ve edebiyat adamlarını yetiştirmiş. 1990 yılında Rusya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Gürcistan sınırlarında kalan kentte uzun bir aradan sonra yeniden başlayan huzur ortamı, sosyo-ekonomik olarak kıpırdanmasını ve turizme yelken açmasını sağlamış. Türkiye ile geliştirilen iyi ilişkiler, sınır geçişlerini kolaylaştırmış. Liman ticaretinin canlanmasıyla başlayan kalkınma hamlesi, Sovyet döneminden kalma yapıların restorasyonuyla sürmüş. Günümüzde şehir merkezindeki yüksek yapılar, genellikle kamu binaları veya otellere ait. Batum’da yılda 565 bin yolcuya hizmet vermesi planlanan Uluslararası Havalimanı’nın temelleri ise yakın zamanda atıldı. ınşaatını bir Türk firmasının üstlenmesi, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerinin ne kadar sıkı olduğunun da bir göstergesi...
    KAHVE, MANOLYA, AKORDEON...
    Dağ ile deniz arasına kurulmuş kentlerin doğal cazibesini taşıyan Batum’u tanımanın en iyi yolu, geniş bulvar ve caddeler boyunca uzun yürüyüşler yapmak. Sovyet Rusya döneminde ünü dünyaya yayılan Batum Yunus Gösteri Merkezi, Botanik Parkı, Akvaryum, Virgin Mary Kilisesi ile Sanat ve Etnografya müzeleri kentin görülmeye değer yerleri arasında.
    Batum’un yamaçlarını, parklarını, kırlarını bir cennet bahçesine çeviren manolya çiçekleri, kentin sembolü. Parfümden ilaç ve temizlik sanayine kadar pek çok alanda kullanılan manolya çiçeğinin yanı sıra; kahve kültürüyle de ünlü Batum. Hemen her köşe başında bir kahvehane, kahve ve aksesuvar satan dükkân ya da atölyeye rastlamak zor değil kentte. Batum halkı için, kış ayları dışında yılın üç mevsimi, kapı önlerinde, sokaklarda ve kahvehanelerde, Karadeniz rüzgârları eşliğinde uzun kahve sohbetleri yapmak yaşamın önemli bir parçası. Aromatik olanlardan ‘hot black’e kadar tat, koku ve sertlik derecelerine göre onlarca çeşide ayrılan Batum kahvelerinin, sihirli bir zindelik verdiği inanışı hakim. Kentin turistik merkezi olan Batum Limanı, yıl boyu kahve tiryakileri, sokak müzisyenleri, şairler ve balıkçılarla şenleniyor. Rıhtımda, sokak aralarında ya da kentin herhangi bir köşesinde kulaklarınıza mutlaka çalınacak akordeon tınıları ise size eski bir Kafkas masalı gibi gelecek ve o işte an Batum’u sevdiğinizi anlayacaksınız, tıpkı bizler gibi...

    Alıntı

     
  4. 28 Eylül 2009
    Konu Sahibi : Libyana
  5. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  6. 28 Eylül 2009
    Konu Sahibi : Libyana
  7. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    Şaka değil, yeni tatil rotası Batum!
    Batum’a giderken uçakta arkadaşlarım Yasemin, eşi Mehmet anlata anlata bitiremiyor Batum’u...

    ıclal Aydın
    --------------------------------------------------------------------------------

    ınsanları, yemekleri, Hacaburisi... Hep birlikte iniyoruz uçaktan. Tipik bir Karadeniz havası; yağdı yağacak bir yağmur ve gri
    bir gökyüzü var tepemizde. Elinde kırmızı gül buketiyle
    ve şahane Rize şivesiyle “Hoşgeldiniz” diyor Nugzar Mikaladze. Oldukça şık bir jeep’e binip ve bu güzel
    şehri gezmek için yola koyuluyoruz...


    Bize öncelikle Acaristan üzerine birkaç kısa bilgi vereyim. Türkiye’nin kuzeydoğusunda, Artvin ve Ardahan illerimizin sınırında ve Gürcistan’ın batısında yer alan özerk bir cumhuriyet... Ülkemize her anlamda tarih, din ve kültürel özellikleri sebebiyle yakınlığı olan bir devlet... Yönetim merkezi, Karadeniz kıyısında bir liman şehri olan Batum. Artvin’in Hopa ilçesinde bulunan Sarp sınır kapısı Batum’a açılıyor. Kapı komşu adeta.
    Batum Havaalanı’na indiğimizde bizi Acaristan Özerk Devleti Başbakanı’nın Dışişleri Danışmanı Nugzar Mikaladze karşıladı. Daha havaalanından çıkarken, bize kuru baklava ikram eden iki tatlı çocuktan kalacağım süre boyunca yemek konusunda başıma neler geleceğinin sinyallerini aldım! Zaten Yasemin (Göksu) uçakta beni uyarmıştı. “Çok yemek yenir, misafirperverlerdir haberin olsun. Hacaburi’yi görünce kendini kaybetme sakın.”
    Otele doğru yol alırken inşaat halinde bir şehirden adeta uçsuz bucaksız bir şantiyeden geçtiğimizi fark ettim. Hızla gelişen bir şehir. Yol boyunca daha sonradan Gürcü sofrasının en iyi “Tamada”sı olduğunu öğrendiğimiz Nugzar Bey bize şehirle ilgili bilgiler verirken bu kadar çok okaliptüs ağacı olmasının sebebinin, sulak bölgede bataklıkları kurutmada çok faydası olduğunu söylüyor. Deniz kıyısındaki büyük alanı gösterip “Burası bir bataklıktı, zengin iş adamlarımız destek olur ve her biri yeni bir değer bırakır” diye ekliyor. Akşama izleyeceğimiz su gösterisinin ve parkın yine böyle bir özel destekle inşa edildiğini söylüyor.




    Acaristan’ın yukarı kesiminde Türkçe konuşuluyor


    Gürcistan’da sofra adabına hayranlık uyandıracak şekilde dikkat ediliyor. Her sofranın en güzel konuşanı sofranın “Tamada”sı oluyor ve sofranın yöneticisi olarak geleneklerin uygulanmasından sorumlu oluyor. Tamada olmanın detaylarını (ıkinci gün ben oldum) ve bize gösterdiği şahane Gürcü sofrasını tanıtmadan önce Acaristan Özerk Devleti hakkında anlattıklarına yer vereyim.
    Öğrendiğimize göre Acaristan’ın nüfusu 300 bin civarında... Acaristan’ın yerli halkı, etnik olarak kendilerini Acar olarak tanımlamış ve bu kimlik tarih içerisinde Müslümanlıkla özdeşleştirmişler. Günlük yaşamda Gürcüce’nin farklı bir lehçesini konuşuyorlar. Ancak Acaristan’ın yukarı kesimi Türkçe de konuşuyor. Acarlar 4’üncü yüzyılda Romalılar aracılığıyla Hıristiyanlığı kabul etmiş. Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim dönemlerinde Osmanlı’nın Kafkasya bölgesini fethiyle birlikte, 15’inci yüzyıldan itibaren halkın tamamına yakını Müslümanlığı benimsemiş. Halkın önemli bir bölümü, 1878-1879 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından bölgenin Rusya’nın eline geçmesinden sonra Anadolu’ya göç etmiş. Bölgede kalan Müslüman halk; dini, kültürel ve arazi özerkliğiyle birlikte 1921’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olan Gürcistan yönetimine bırakılmış.
    Şehir tarihi boyunca özel iklimi sebebiyle hep bir tatil bölgesi olmuş. Çarlık süresince generallerin yazlık villaları hep Batum’da olmuş. Sovyetler döneminde ise kamplar buradaymış. Şimdi savaştan yeni çıkmış ve harıl harıl darbe almış binaları tamir eden karıncalar gibi çalışıyor Acarlar...




    ıçinden ve dışından peynir akan hacaburiler beni öldürüyor


    Otele varıp bavulları bırakıyor ve Tamadamıza uyup Gürcü sofrasını tanımak için şehrin en meşhur restoranı Lazuri’ye gidiyoruz. Avlusuyla bahçesiyle her bir katında şahane sofraların kurulduğu eski bir Batum evi... Bahçede bir votka damıtma aleti var. Bulutların arasından yemyeşil tepeler ve ara sıra da kulesini gördüğümüz yapılar var ardımızda.
    Nugzar Bey oldukça cömert ve çok coşkulu bir insan... Masaya oturduğumuzda iki masayı birleştirmelerini söylüyor ve ekliyor: “Bu tek masa bize yetmez, çok ayıp!” Gözlerim yerinden fırlayacak sanki, lakin yine de başıma geleceklerden habersizim. Masaya oturduğumuzda yemekler gelirken sofra hakkında bilgi vermeye başlıyor (Bu arada bu seyahatin Ramazan öncesi, Temmuz başında yapıldığını belirtmeliyim). Önce içkilerinden başlıyoruz öğrenmeye. “Gürcistan’da içki sarhoş olmak için içilmez” diye başlıyor söze. Ayrıca tek kişi içmenin çok büyük ayıp olduğunu anlatıyor. “ıkram çok kutsaldır” diyor. “Her sofranın Tamada’sı konuşmaya başladığında masada kim olursa olsun, ister Başbakan ister Cumhurbaşkanı olsun dinlemeye başlar. Bu kutsal bir adettir. Her kadeh mutlaka bir şey için içiliyor. Asla boş boş içilmez” diyor. Tamadamız geleneği bozmuyor ve ilk kadehi böyle güzel günü bize verdiği için Tanrı’ya kaldırıyor. “Sovyetler Birliği döneminde hayat nasıldı?” diye soruyorum, “Batum yine turistik bir şehirdi” diye yanıt veriyor sayın tamada. “130-140 binlik bir nüfusa sahipti. Bir o kadar da turist gelirdi. Ancak özgürlük yoktu biliyorsunuz. Sınırda çok sıkı bir denetim vardı. Zordu yani hayat” diye ekliyor ve ikinci kadehi barış için kaldırıyor. ıçinden ve dışından peynirler akan bu ekmekler yani hacaburiler beni öldürüyor. Ben böyle sofra görmedim. Her şeyden her tür pişmiş hâliyle donanmış masamızda çaresizce Nugzar Bey’e bakıyoruz. Gülüyor hâlimize. “Türkler hastalanır, ne kadar yaşarım doktor diye sorar; Gürcüler hastalanır ne zaman içeceğim doktor diye...”




    Dünyanın en iyi üç botanik ormanından birini de ziyaret ettik



    ıkinci güne uyandığımızda Batum havası düne göre sıcak ve kuru. Güneş arada bir yüzünü gösteriyor. Serinlemenin yolu, sahilde deniz veya otellerin havuzları olmasına rağmen bizim tercihimiz dünyanın en güzel, en iyi üç botanik ormanından birini ziyaret etmekten yana oldu. Kentte ve çevresinde subtropikal bitkiler yetişiyor. Parklar, çay plantasyonları ve turunçgiller önemli yer tutuyor. En sıcak aylardan birinde gittiğimizi öğreniyoruz. Ancak yine de yağmur çiselemeye başlıyor da serinliyoruz. Çiseleyen yağmur altında dolaşırken binlerce ladinle, okaliptüsle, köknar ve çamla selamlaşıyoruz. Pavlonya da görüyoruz, sakura da. Çünkü 9 bölge oluşturmuşlar, dünyanın dört bir yanından getirilen ağaç ve fidanlarla... Her biri kategorilenmiş ve orman içine yayılmış pek çok yapıda çalışan 120 botanikçiye emanet edilmiş... Müthiş bir emek ve göz yaşartıcı bir tarih taşıyor bu orman. “Utangaç mimozayı gösterelim” diyorlar. Dokununca kapanan mimozayı bilirsiniz. Yasemin “Buna küstüm çiçeği derler” diyor.


     
  8. 28 Eylül 2009
    Konu Sahibi : Libyana
  9. Libyana

    Libyana Allah var, Allah yâr... Pro Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    6.009
    Beğenildi:
    18
    Ödül Puanları:
    148
    Batum’da Türkler çok seviliyor ve Türkçe konuşmak bir ayrıcalık sayılıyor


    Daha sonra şehre geri dönüyoruz. Temiz havanın bize bıraktığı baş ağrısıyla biraz gezelim istiyoruz. Şehirde büyük Sovyet bloklarının, yıpranmış bakımsız şu anki hâlleri içinizi burkacak olsa da, Sovyet mimarisinin kalıntısı opera binası, kilise gibi ihtişamsı binalar kendinizi Türkiye’den çok farklı bir ülkede olduğunuzu iliklerinize kadar hissettiriyor. Gürcistan’a ziyarete gelen Türkler çok seviliyor ve Türkçe konuşmak bir ayrıcalık sayılıyor.
    ısa’nın 12 havarisinden Aziz Matthias’ın anıt mezarını barındıran Roma döneminden kalma Apsaros kalesi üçüncü gün durağımız oluyor. Kültür Bakanı’nın yardımcısı Aida Abuseridze bize kaleyi gezerken eşlik ediyor. Sonra tabii ki meşhur öğlen yemeklerinden birine geçiliyor. Nugzar Bey Tamada olma görevini bana veriyor. Akşam yemeğindeyse tesadüfen girdiğimiz Lavita Kafedeyiz. Dekorasyonu, içeride çalan müzik o kadar etkileyici ki... Az sonra büyük bir sürprizle karşılaşıyoruz. Mönüde yayla çorbası, bulgur pilavı gibi Türk yemekleri var. Nedeni ise mekanın sahiplerinin Türk olmasıymış.
    Bir hafta sonunuzu Batum’a ayırın. Vize yok, uçuş kolay, yemekler şahane... Tarih daha da değişmeden zihninizin bir köşesine bugünü yazın...





     
  10. 28 Haziran 2014
    Konu Sahibi : Libyana
  11. yemanjainrain

    yemanjainrain Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Temmuz 2012
    Mesajlar:
    151
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    63
    Merhaba ben Gürcüyüm ve batuma bir kaç kere gitmişliğim var aslen rusyayla aralarında sürekli kavga olan osetya tarafındanız ama oraya gitmek kısmet olmadı yani batum maviyle yeşilin buluştuğu mükemmel bir tatil rotası gerçekten denizi de karadeniz gibi hemen dip olmuyor akdenizinki gibi diyebiliriz türkçe konuşmaya nasıl bakıyorlar tam bilmiyorum bizimkiler gürcüce konuştuğu için ama herkese gürcistanı özellikle batumu tavsiye ederim karadenizdekiler için özellikle çok da yakın:)



    iPhone 'den Kadınlar Kulübü aracılığı ile gönderildi