Hac veya Umre anılarınız varsa yazar mısınız?

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve Zehranur tarafından 15 Nisan 2010 başlatılmıştır.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
    15 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  1. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Hac kayitlari basladi ,bu sene nasib olanlar gidicek bu vesileyle hac ve umre anilariniz varsa yazarmisiniz sizin yada cevrenizden gidenlerdende olabilir...turkbayragi
     
  2. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  3. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Ciddeye İniş


    İstanbul Atatürk Havaalanından kalkan uçağımız, Cidde Havaalanına indiği zaman, işin ciddiye bindiğini fark ettim Çünkü mukaddes yolculuğun havasına girmeye başlamıştık

    Sabah namazı vaktine az bir zaman kala Cidde Havaalanına indik Pasaport işlemlerinin bitmesiyle birlikte sabah namazı vakti de girmiş oldu Sabah namazını havaalanında kıldıktan sonra otobüslerimize bindik Ek bir otobüsün gelmesi için iki saatten daha fazla beklemek zorunda kalınca, bazı yolcularda beşeriyetin muktezası olan duygular harekete geçmeye başladı Mırıltılar, homurtular duyuluyordu Anladım ki bu mukaddes yolculuğun ilk ciddi imtihanı Cidde’de başladı Etraftan hayırhahlık yapan insanların yönlendirmesiyle, kızgınlığın yerini “ya sabır!” sözleri aldı

    Gecikmeli de olsa yola koyulduk Bir süre sonra söylenmesi kolay, manası derin ve sevabı büyük sözleri hep birlikte tekrar etmeye başladık Her saniyesi zikir ve dua ile geçmesi gereken bir yolculukta bu yöntem, otobüste bulunan yaşlı-genç, âlim-ümmi herkesin işine yaramıştı

    Otobüsümüz, Cidde’den Medine’ye doğru yol alıyordu Vakit kuşluktu Cuma namazını Allah Resulü’nün mescidinde kılma niyetindeydik Bu heyecanla ilk sabırsızlık, Cidde Havaalanında ek otobüsün gelmesini beklerken yaşanmıştı

    Cidde’den Mekke’ye otobüsle bir saatte varılabilirken, Medine’ye beş saatte varılıyor Konvoy hâlinde yol almaya başladık Üç saat sonra bir mola yerinde durduk İlk anda mola verdiğimizi düşünmüştüm, meğer konvoydaki diğer otobüslerden birinin lastiği patlamış Biz Mescid-i Nebevî’ye yetişmek için ne kadar acele ediyorsak, karşımıza o kadar engel çıkıyordu Her engel karşısında “ya sabır!” sözü imdadımıza yetişiyordu Hadiseleri iyi tarafından görmek ve her hadisenin, kaderin bir parçası olarak cereyan ettiğini unutmamak gerekiyordu

    Dâhil olduğum grubun çoğunluğunu üniversite mezunu insanların ve eğitimci kimselerin teşkil etmesi, işimizi kolaylaştırma ve yolculuğumuzun verimini arttırma adına çok işe yaradı Önümüze çıkan bir aksilik karşısında, hemen hemen herkesin zihninde anında kadere müracaat duygusu beliriyor, insanlar hadiseleri sabır ve tevekkülle karşılamaları gerektiğini hatırlıyorlardı

    Hac ve umre yolculuğuna çıkacak kimseler için bu anlayış çok önemlidir Denilebilir ki hac ve umre, sabırdan ibarettir Sabreden bu yolculukta heybesini doldurabileceği gibi, sabırsız olan da bomboş geri dönebilir Hacca ve umreye hazırlanan kimseler, yolculuğa çıkmazdan birkaç hafta önce kendi kendilerine sabır egzersizleri yapmalı ve tepki gösterme duygularını kaybetmiş gibi yaşamayı denemelidir Bu yöntem, mukaddes yolculukta çok işe yarayacaktır
     
  4. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  5. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Mescid-i Nebevî ve Medine Tren İstasyonu


    Bir kanaatimi söyleyeceğim: Hac ve umre anlatılmaz, yaşanır Bunu umreye gidince anladım Hacdan gelenlerin neden o kadar heyecanla bir şeyler anlatmak için kendilerini yorduklarını anlayamamışım meğer

    Askerlik duygularının çok ötesinde bir şey Mekke ve Medine’yi görmek Askerden gelen adam, elinde olmayarak askerlik hatıralarını nasıl anlatmaya başlarsa, hacdan ve umreden gelen insanlar da aynen öyle O duyguyu paylaşmadan duramaz bir mümin Ama bu mukaddes beldelerden gelenlerin heyecanlı anlatışlarını, çoğu kimseler masal gibi dinler Onun için diyorum ki hac ve umre anlatılmaz, yaşanır

    Mermer döşeli geniş bir avludan Mescid-i Nebevî’ye girdik; cennet bahçesine girer gibi, Kevser havuzuna kanar gibi Efendimizin şöyle bir hadisi var: “Benim evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir” Bu kadar derbeder hâlime rağmen bunu hissedebildiğime göre, bu mekânda cennetteki huzuru ve kokuyu duyan nice berrak gönül olduğuna kat’i kanaat getirdim Evet, ben şahadet ederim ki, Efendimizin metfun bulunduğu yer ile minberi arası cennetten bir bahçedir

    Gönül ehli, âlim bir zattan dinlemiştim Allah Resulü’nün yanındaki hissiyatını, gözyaşları içinde şöyle anlatıyordu: “Efendimizin bulunduğu yere varınca, kendi kendime bir muhasebe yaptım Şu anda bana cennetin bütün kapıları açılsa, istediğimden girme imkânı verseler, ben cennete girme yerine burada Allah Resulü’nün yanında kalmayı tercih ederim”

    Bu bir hissetme işidir Kalpteki aşk ve derinlikle doğru orantılıdır Herkes bu seviyede bir aşkı, kalbinde duyamasa da, oraya koşan her mümin, oranın cennetten bir bahçe olduğunu, kalbinin çapına göre hissedebilir

    Cuma namazını Allah Resulü’nün mescidinde kıldıktan sonra, mescidin ön tarafında efendimizin merkadinin bulunduğunu yere derin bir huşu ve heyecanla yürüdüm Ağır aksak adımlarla, ondan ayrı düşmenin ve yavan sevdaların hâsıl ettiği kalbî yorgunlukla, O’nun bulunduğu yere doğru ilerledim İçimden Nabi’nin, “Sakın terk-i edepten, kuy-ı mahbub-ı Hudadır bu/Nazargâh-ı İlâhîdir, makam-ı Mustafa’dır bu” sözlerini tekrar ediyordum Onun karşısında kendim için bir şey diyemedim Ne diyebilirdim ki? Sermayesi olmayan bir kemter olarak onun yüce huzurunda eridim âdeta Ona lâyık bir ümmet olamadığımı bile söylemek istemedim Çünkü uzun süre, insan olup olmadığımı sorguladım İnsanlığını sorgulayan bir miskinin, müminliğini sorgulamaya cüreti olamaz diye düşündüm Çünkü İslâmiyet, insaniyet-i kübradır İnsanlığı eksik olanın Müslümanlığı nasıl mükemmel olabilir ki?

    Kâinatın iftihar tablosu, insanlığın efendisi ve Allah’ın sevgilisi olan Hazreti Muhammed aleyhisselâtü vesselâmı selâmladım Sonra selâm gönderenlerin selâmını O’na ilettim Böylece bu borcumu da eda ettim Benimle beraber, orada bulunan yüzlerce insan ve yeryüzünün değişik yerlerinde bulunan milyonlarca mümin, aynı şekilde salât ü selâmlarını iletiyorlardı şüphesiz

    Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm buyuruyor ki: “Kim bana salât ü selâm getirirse, Allah ruhumu bana iade eder ve ben o selâmı alırım” Bu hadisten şöyle bir sonuç çıkarmak mümkün: Yeryüzünde her saniye binlerce mümin, Efendimiz aleyhisselâtü vesselâma salât ü selâm getirdiğine göre, demek ki O zat sürekli hayattadır ve kendisine gönderilen salât ü selâmları almaktadır O’nun huzurunda, O’nun canlı olduğunu en derbeder gönül bile hisseder kanaatindeyim

    Medine’de, Anadolu topraklarından mukaddes beldelere insan taşıyan trenlerin son durağı var: Medine tren istasyonu İstasyonun yanında Hamidiye Mescidi var Mescit, hâlâ ayakta ve faal Burada beş vakit namaz kılınıyor Mescidin imamı ve müezzini var İstasyon faal değil; müze durumunda Osmanlı topraklarından kutlu beldeye yolcu taşıyan trenler, yılların hüznünü üzerinde barındırıyorlar Anadolu topraklarına gidememenin, Anadolu topraklarından Medine’ye peygamber âşıklarını getirememenin hüznü, üzerlerinde asil bir çizgi olarak beliriyor

     
  6. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  7. arsel

    arsel Aktif Üye Üye

    Katılım:
    13 Nisan 2010
    Mesajlar:
    465
    Beğenildi:
    366
    Ödül Puanları:
    93
    resimlerlede konu zenginleştirilseydi daha güzel olurdu.
    Allah kabul etsin....
     
  8. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  9. ysmn37

    ysmn37 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    16 Nisan 2010
    Mesajlar:
    230
    Beğenildi:
    52
    Ödül Puanları:
    68
    Allahım herkese nasip etsin bende 2 sene önce ramazan ümresine gittim Rabbim birdaha gitmeyi nasip eder inşallah. ama ordaki yaşam ordaki duygular mutluluk başka yerde yok. zaten beytullahı gördükçe rüyada gibi oluyordum baya bi zaman inanamadım orda olduğuma.Beni en çok etkileyen namaz vakti herkesin olduğu yerde namaza durmasıydı ister cadde ortası olsun ister cami oldukları yerde namaza durmaları inanılmaz güzel.
     
  10. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  11. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Gidenlerin elinde resim varsa ekleyebilirler
    yukaridaki ani benim degil arsel kardesim
    cok hostu baska bir portaldan buldum ekledim...

    ben ne yazikki daha gidemedim :KK43:
    insaallah isteyenlere nasib olur...
     
  12. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  13. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    ysmn37 kardes cok kisa anlatmissin :KK43:
    biraz daha yazsan cok makbul gecerdi
    mesela yolculugun nasil gecti
    havaalanina inisin beytullahta hissettiklerin
    ordaki diger kardeslerin hissiyatlari...

    hatta resimlerin varsa ekleseydin cok güzel olurdu...
     
  14. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  15. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Medine’den Ayrılış

    Medine’ye geldiğimiz ilk gün, otel yemekhanesinde yediğim yemekleri bitiremedim Bunun, damak zevkinin değişmesinden kaynaklandığını düşündüm İsraf olmaması için her öğünde yemeklerimi daha da az almama rağmen, hiçbir öğünde yemekleri bitirmeye muvaffak olamadım Çok acıktığım zamanlarda, çok az aldığım hâlde bu durum Medine’den ayrılıncaya kadar değişmedi O zaman bunun damak zevkinin ötesinde bir şey olduğuna kanaat getirdim Efendimizin, Medine’ye bereket vermesi için, Allah’a dua etmesi aklıma geldi

    Medine’de, biraz dikkatli olan her müminin fark edebileceği kadar açık bir bereket var Medine’de zamanın da çabuk geçtiğini fark ettim Bu durum, Medine’ye ihsan edilen bereketle ters orantılı gibi gözüküyor O beldede az bir zaman dilimi içinde çok fazla ibadet eden ve sevap kazanan müminlerin hâlini düşündüm O zaman anladım ki Medine’de zaman nazlıdır Zamanın, bu mekânda çabuk geçmesinden dolayı, müminler de hızlı hareket ediyor Böylece, kısa bir zaman dilimi içinde çok sevap kazanma imkânı doğuyor Bu da zamanın bu mekânda, nazlı, hızlı olmasına rağmen ne kadar bereketli olduğunu gösteriyor

    Medine’de her şey tatlı; bir şey hariç: Bu beldeden ayrılmak Allah Resulü’nün köyünü bırakıp gitmek bana çok zor geldi Kendimi cennetten kovulmuş gibi hissettim Medine’den ayrılacağımız gün, Mescid-i Nebevî’ye gittim İki rekât namaz kıldım Efendimize salât ü selâm getirip hürmet ve tazimle O yüce ruhu selâmladım Mescidin kapısından çıkmak istemedim Ayaklarım geri geri gitti âdeta O mescitten çıkmak, o beldeden ayrılmak, bana çok zor geldi “Senden ayrılmak dayanılır gibi değil ey Allah’ın Resulü!” deyip çaresizlik içinde mahzun bir hâlde otele döndüm Otelde ihrama girip öğle namazı için tekrar Mescid-i Nebevî’ye gittim

    Kafilemizle birlikte namazımızı kıldıktan sonra yine ihramlı bir hâlde otobüslerimize binip Medine’den ayrıldık
     
  16. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  17. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Kâbe’ye Giriyoruz


    Kafilemizle birlikte Kâbe’nin avlusundan içeriye girdik Kâbe’yi henüz görebilmiş değiliz Herkes heyecan içinde

    Kâbe, eskiden etrafı açık olduğu için, çok uzaktan rahatlıkla görülebiliyormuş Osmanlının son döneminde çekilen fotoğraflardan bunu anlamak mümkün Şu anda Kâbe’nin etrafı, Kâbe’den daha yüksek bir yapı ile çevrili Bundan dolayı Kâbe, avludan içeri girilmedikçe, en yakından bile görülemez

    Avludan içeri girince, merdivenlerin başında, rehberimiz bize şunları söyledi: “Az sonra Kâbe’yi göreceksiniz Kâbe’yi görünce yapılan dua kabul olur Şimdi herkes gözünü kapasın Gözü kapalı hâlde birbirinize tutunarak birkaç metre yürüyeceksiniz ve sonra gözünüzü açtığınızda, karşınızda Kâbe’yi göreceksiniz O anda nasıl dua etmek istiyorsanız, şimdiden buna hazırlanın”

    Kafilemizden, daha önce Kâbe’yi görenler vardı ama ben ilk kez görecektim İlk olma, insan ruhunda her zaman heyecan meydana getirir Gözümüz kapalı hâlde, “nasıl ve ne için” dua edeceğimizi düşüne düşüne birkaç metre yürüdük Yine rehberimizin sesi duyuldu: “Şu an karşınızda Kâbe duruyor Az sonra gözünüzü açınca göreceksiniz” Doğrusu iyi bir uygulama idi Kâbe’yi görecek olmak, her müminin ruhunda heyecan meydana getirmeliydi Bu heyecanın oluşması, anladım ki biraz da rehberlere bağlıdır Rehberler, sorumlu oldukları kafilede bu heyecanı meydana getirebilmelidir

    Az sonra rehberin, “Gözlerinizi açabilirsiniz” demesiyle birlikte, karşımızda Kâbe’yi gördük Bir güzeli seyreder gibi alımlı ve endamlı hâliyle o, Mekke’den ayrılıncaya kadar hep zihnimi meşgul etti Biraz yemek ve biraz uyku dışında ayağım hep oraya gitti Oradan ayrılırken de ayaklarım geri geri gitti Bir yapının, insan ruhu üzerinde bu kadar etkili olabileceğini o güne kadar hiç düşünmemiştim Bir bahaneyle hep onun yanında olmak istedim Ona dokunmak, onu seyretmek, onu düşünmek ve onun kucağına kendimi atmak için bahaneler ürettim Hep onun avlusunda olmak istedi gönlüm Diyebilirim ki Mekke’deki altı günüm hep böyle geçti

    Kâbe’nin dışında birtakım yerlere de gittim elbette Ancak bu gidişler hep kısa süreli idi Her zaman merkeze Kâbe’yi koydum Fırsat buldukça kendimi Kâbe’ye attım; orada arındım; orada eridim; orada kendimi kaybettim ve orada kendimi buldum

    Hacerü’l Esvet’i Ben de Öptüm
    Tavafın en kalabalık olduğu zamandı “Hacerü’l Esvet”in etrafında ciddi bir izdiham var Zaman zaman kadın çığlıkları yükseliyor Tavaf ederken ara sıra oraya yakın yerlerden geçiyorum ve “Hacerü’l Esvet”i öpme ihtimalini hesaplıyorum Kalabalığa biraz yaklaşıyorum sonra da oltaya dokunmaya cesaret edemeyen balıklar gibi geri çekiliyorum

    Bakıyorum, insanlar oraya ulaşmak için kendini zorluyor, ancak bir geri püskürtme ile tekrar başladığı noktaya geliyor Sonra arkadakilerin itelemesiyle yine taşa yaklaşıyor, sonra yine geri püskürtme ile arkalarda kalıyor “Hacerü’l Esvet”e yüz sürmek, bu şekilde gel-gitler yaşayarak mümkün oluyor

    Tavaf sırasında bir ara ne pahasına olursa olsun “Hacerü’l Esvet”i öpmeyi kafama koydum Eşime dedim ki: “Kâbe’yi tavaf edip tekrar buraya geldiğimizde sen karşıdaki sütunun dibine ayrılacaksın, ben de “Hacerü’l Esvet”i öpmeye gideceğim”

    Aynı noktaya geldiğimizde eşim ayrıldı, ben de kalabalığın arkasına yanaştım “Hacerü’l Esvet”e ulaşmak için özel bir gayret sarf etmiyorum henüz Kendi hâlimde kalabalığın içinde, olacakları bekliyorum Az sonra arkamdan gelen, “tsunami”yi aratmayacak bir dalgaya maruz kalıyorum ve kendimi “Hacerü’l Esvet” sahillerinde buluyorum Ancak bu taşa dokunmak için henüz erken Çünkü önümde insanlar var Bir zaman sonra önümdeki insanların geri çekilmek istemesi ile “Hacerü’l Esvet”ten epeyce uzağa düşüyorum Arkadan gelen ikinci bir dalga ile tekrar yaklaşıyorum Bu kez, bu işi kotarmaya kararlıyım Az bir gayretle kendimi “Hacerü’l Esvet”in karşısında buluyorum Ellerimle dokunuyorum; yüzümü sürüyorum, cennetten indiği rivayet edilen ve Efendimizin öptüğü bu taşı öpüyorum Peki, bu o kadar önemli mi? Evet, önemli Çünkü o taşı Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi vesellem ve ondan sonra gelen nice dev kamet öptü O taşta, onların hepsinin dudak izi var

    Meseleye sadece “taş” olarak bakmak yavan olur Taş her yerde bulunabilir ama “Hacerü’l Esvet” dünyada tektir Hazreti Ömer’in anlayışı ve iman ölçüleri içinde meseleyi ele almak lâzım
     
  18. 29 Nisan 2010
    Konu Sahibi : Zehranur
  19. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Dönüş Yolunda Dönüşümüz Mekke’den Cidde’ye oldu Mekke’de, balığın suda yaşadığı gibi, her şeyden emin bir hâlde yaşadık; acziyet ve mahviyet içinde kulluğumuzu Allah’a takdim etmeye çalıştık Klimalı otobüslerimizin olması (şükran-ı nimet kabilinden bir kez daha söyleme gereği duydum) o sıcakta gerçekten büyük bir nimetti Otobüslerle Cidde’ye geldik Öğle namazı vakti girmek üzere idi Cidde, deniz kenarında bir şehir Bundan dolayı sadece sıcak değil aynı zamanda nemli Mekke-Medine’de sıcağı hissetsek de, deniz olmadığı için, o kadar terlememiştik Cidde’de, cidden çok terledik Üzerimizdekiler vücudumuza yapıştı Ezanlar okunmaya başlayınca kendimizi, yakınımızda bulunan mescide attık Namaza dururken Kâbe’yi aradım Kâbe, karşımda değildi Bir hafta boyunca Mekke’de, Kâbe’yi hep karşımda görmeye alıştığım için, bir an Kâbe’yi kaybetmiş gibi oldum; panikledim Sonra Cidde’de olduğumu hatırladım; mahzunlaştım Kâbe, gerilerde kalmıştı Kendi kendime dedim: “Kâbe’nin karşısında, onu seyrederek namaz kılmak ve ibadet etmek hüner değil Asıl hüner, buradan Kâbe’yi görebilmektir Kalbinin ne kadar sığ olduğunu gör, hâlinden utan!” Medine’den ayrılırken, yüreğimin yarısının orada kaldığını hisseder gibi olmuştum Kâbe’den ayrılırken de diğer yarısı sanki orada kaldı Yüreksiz bir hâlde Cidde’ye geldim Sudan çıktığımı fark ettim Hava değişmişti Üzerimdeki derbederliği iliklerime kadar hissettim Havaalanına geldik Dönüş hazırlıklarına başladık Zemzem bidonlarımız, Mekke’de güzelce vakumlanmasına rağmen, burada bir kez daha vakumlanmak istendi Sebebini kimse bilmiyordu Ama herkes, bir miktar riyal vermek zorunda olduğunu iyi biliyordu Yanında yeterli veya bozuk riyali olmayanlar Derken bir keşmekeşlik başladı Kim kime ne verdi, kim kimden ne aldı? Belli değil Bir meşgale, bir telâşedir gidiyor Herkesin karşısına kul hakkı gibi büyük ve tehlikeli bir imtihan çıktı Birçok kimse o kargaşada aldığını vermedi ya da unuttu Verenler ise unutmuş gibi yaptı ya da önemsemedi Manzaraya bakıp ürperdim Zirveye bir adım kala kaybetme ihtimali vardı Umre sıfırlanabilirdi Bazı kimselerin çok rahat ve vurdumduymaz olduğunu gördüm Sıkıldım; terledim Dua ettim: “Allah’ım!” dedim “Bizi bu ziyaretten eli boş geri gönderme!” Uçacağımız zamanı beklerken, bir anons yapıldı: “Türk Hava Yolları grevde olduğu için ikindi uçacak yolcular, gece on birde uçacaklar” Bu da bir imtihandı Kafilemiz, havaalanında sohbet edip vakit geçirmiş oldu Uçakta yemek servisi yapılırken baktım, kafilemizden uyanık olan yolcuların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu

    Şeref Yılmaz

    alintidir Umre notlari
     
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.