Hamdım, piştim

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve guldenasya tarafından 13 Ekim 2010 başlatılmıştır.

    13 Ekim 2010
    Konu Sahibi : guldenasya
  1. guldenasya

    guldenasya Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Eylül 2010
    Mesajlar:
    64
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    HAMDIM, PİŞTİM
    Yazan: Tolga ÇELEBİ


    Buradaki herkesin samimiyetine tüm kalbimle inanıyorum. Bu yüzden de aranızda olmaktan çok mutluyum. Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konuyu paylaşmak istedim sizinle.

    Bazen öyle sıkıntılı bir durum ile karşılaşıyorum ki, baş etmek imkansız gibi geliyor. İşte bu durum da, yüzüm asılıyor, omuzlarımı düşüyor ve karamsarlığa kapılıyorum. Sanki bütün dünya bana sırtını dönüyor. Birden enerjimin tükendiğini hissediyorum.

    Diğer yandan düşünüyorum; hayat çok güzel, zaman geçip gidiyor. Yaşadığım bu anı geri kazanabilmem imkansız. Hayatımı hoyratça, manasızca harcayıp kullanmak da istemiyorum.

    İstemediğin bir şeyle karşılaşınca kendime şunları söylüyorum: Hayatla uyum içinde olmak, mutluluğu yakalamak gerekiyor. Dünya hayatı; başlı başına bir imtihan alanı. Burada sürekli mutlu olacağız diye bir şey söz konusu değil, zaten bunun garantisi de yok. Ayrıca hayatının her anını mutlu, mesut geçiren bir insan da yok.

    Peki, o halde ne yapmak lazım. Evrene, yürekten bir soru sorarsanız, cevabını da yürekten alırsınız. Mutluyken, mutlu anların keyfini çıkarmak gerekiyor. Anı yaşamak, andaki sadeliği ve yalınlığı yaşamak gerek.

    Herhangi bir sıkıntı ile karşılaşınca da; yıkılmadan, güçsüzleşmeden, bir vesile ile üzerimize çektiğimiz bu sıkıcı durumdan kurtulmanın yolunu bulmak gerekiyor. Üzerimize çektiğimiz diyorum, çünkü yaşadığımız her şeyi cüzi irademizle kendimize çektiğimizi düşünüyorum.

    ‘Çaresizlik’ kavramı bana bir okyanus gibi geliyor. Bu okyanusa bir defa açıldığım zaman, bir daha karayı görmenin ne kadar güç olduğunu düşünüyorum. Çare ile çaresizlik ince bir çizgiyle ayrılıyor bana göre. Birini umut besliyor, diğerini karamsarlık. ‘Umut’ adı üstünde işte, doğan bir güneş kadar sıcak ve aydınlık. Karamsarlık ise, gece gibi evet tıpkı gece gibi. Örten, kapatan ve gizleyen...

    Şu an her durumda mutlu olabilmenin yolunu arıyorum. Yaşayan milyarlarca insandan biri mutlaka böyle bir şey bulmuştur diye düşünüyorum. Okuduğum bir kitapta şöyle bir ifade vardı: “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu, onu tasarlamaktır.”

    Uzak doğu felsefelerinde, kişinin ruhsal açıdan dinginliğe ulaşmasının mümkün olacağından bahsediliyor. Bu noktaya ulaşan insanlar her durumu olgunlukla karşılıyor. Çünkü evrenin bir parçası olduklarını kabul etmişler. Hatta bu görüşlerini disipline ederek, öğretilerle bizlere kadar ulaştırmayı başarmışlar.

    Tasavvuf ta ise “Kamil İnsan” denen bir kavram çıktı karşıma. Tasavvufla uğraşan insanlar, hayatının büyük bir bölümünü nefsini terbiye etmeye adamış. Bu yolda senelerce uğraşmış Mevlana gibi düşünürler; “hamdım, piştim” demişler. Tüm bu öğretiler de günümüze kadar ulaşmış. Bir insanın nasıl “Kamil İnsan” sıfatına bürüneceği ciltler dolusu kitapla anlatılmış.

    Kamil insan olmak, aydınlanmak, olgunlaşmak kavramları birçok insan tarafından başarılmış. Başta da dediğim gibi dünya hayatında sıkıntısız ya da sorunsuz hayat yaşayan bir insan yok. Ama bir sorunla karşılaştığımızda, bu sorunu büyük bir erdemle karşılamanın, çaresizliğe kapılmadan çözüm bulmaya çalışmanın, her şeye rağmen mutluluğu yakalamanın ve sabretmenin yolu da tüm insanlık alemine açık gözüküyor.

    "Ben dünyayı öğrenenler ve öğrenmeyenler olarak ikiye ayırıyorum.
    Öğrenen, etraflarında olup bitenlere açık olan, dinleyeni dersleri duyan insanlar vardır.
    Aptalca bir şey yaptıklarında, bunu bir daha yapmazlar.

    Biraz işe yarayan bir şey yaptıklarında bir daha sefere daha iyi yapmaya çalışırlar.
    Sorulacak soru; başarılı veya başarısız biri olup olmadığınız değil, öğrenen veya öğrenmeyen biri olup olmadığınızdır."
    - BENJAMİNBARBER -