Hamilekte Balik Yemek Bebeği Olumlu Etkiliyor

Konusu 'Gebelik' forumundadır ve vicdan tarafından 22 Şubat 2007 başlatılmıştır.

    22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  1. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hamileyken Balık Yemek Çocuğun Gelişimine Yardımcı Oluyor


    Anneleri hamileyken haftada en az üç porsiyon balık yiyen çocukların, ilk yıllarına ait zeka testlerinin yüksek değerlere sahip olduğu belirtiliyor.

    Bu veriler, İngiliz-Amerikan ortak çalışmasına ait sonuçlardır.

    Amerikan Ulusal Alkol Bağımlılığı ve Alkolizm Enstitüsü’nde araştırmacı ve aynı zamanda The Lancet’te 17 Şubat’ta yayımlanacak olan bu çalışmanın başkanı Dr. Joseph Hibbeln açıklıyor: “Hamilelik sırasında her hafta tüketilen yaklaşık 340 gram balıkla elde edilen besinler besinler, bebeğin gelişimi sırasında karşılaşabileceği riskleri ortadan kaldırıyor.”

    Amerikan Çevre Koruma Örgütü, ve Gıda ve İlaç Kurumu’nun 2004 yılında yayımladıkları bildiride, hamilelerin civa zehirlenmesi tehlikesi nedeniyle, haftada 340 gramdan fazla balık tüketmemeleri gerektiği belirtilmişti.

    Yapılan yeni bir araştırmada, hamilelik döneminde haftada 340 gramdan daha az deniz ürünlerinin tüketilmesinin, çocukta 8 yaş verbal IQ testinde son %25’lik dilimde yer alma riskini artırdığı belirlendi. Ayrıca sosyal davranış, motor aktiviteleri, iletişim ve sosyal gelişim testlerindeki performansın da normalin altında olabileceği belirtildi.

    Amerikan Çevre Koruma Örgütü sözcüsü Suzanne Ackerman çalışmayı şu şekilde değerlendiriyor: “Bildiriler yayımlanmadan önce, konuyla ilgili pek çok bilgi analiz edilmektedir. Sadece bir tek çalışmayla bu bildirilerin değişeceğini söylemek çok erken olur.”

    Gıda ve İlaç Kurumu sözcüsü açıklıyor: “Hamileler ve deniz ürünleri ile ilgili bildirilerimizde henüz herhangi bir değişiklik yapmadık.”

    Çalışmayı yürüten araştırmacılar bildiriyor: “Anneleri hamileyken 340 gramdan daha az deniz ürünleri tüketmiş çocukların nörogelişim sonuçlarının, anneleri önerilen miktarda deniz ürünü tüketmiş çocukların sonuçlarından daha alt seviyelerde kaldığını tespit ettik.”

    Hibbeln, balıktan elde edilen en fazla yararın omega-3 yağ asitlerinden sağlandığını söylüyor.

    Bristol Üniversitesi pediatrik epidemiyoloji bölümünde emekli profesör Jean Golding ve çalışma ekibi belirtiyor: “Yaptığımız araştırmalarda, balık tüketiminin muhtemel riskleri uzaklaştırdığını belirledik. Haftada en az üç porsiyon balık yenmesini öneriyoruz. Her öğünde balık yemek zorunda değilsiniz, ancak yaptığımız çalışmalarda balık yemenin herhangi bir zararını tespit etmedik.”

    Rochester Üniversitesi nöroloji ve pediatri profesörü Dr. Gary Myers, bir çocuğun kognitif gelişiminde yeterli miktarda uzun zincirli yağ asitleri almasının son derece önemli olduğunu belirtiyor.

    Myers, omega-3 yağ asitlerinin, ayrıca ceviz ve keten tohumunda da bol miktarda bulunduğunu belirtiyor.

    Myers açıklıyor: “Yapılan bu çalışmayala balığın yararları ortaya konmaktadır. İnsanların yedikleri balıktan dolayı bir zarar gördüğüne dair bir kayıt yok. Zararlı olduğunun açıklandığı raporlar, kompleks ve değerlendirilmesi güç epidemiyelojik çalışmalara dayanmaktadır.”
     
  2. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  3. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Yeni anne olan kadınlar, doğum sonrası yapacakları hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formlarına dönebiliyor.

    Ancak karın kaslarının eski halini alması için daha uzun bir süreye ihtiyaç duyuluyor. Sezaryenle doğum yapanların ise karın hareketlerine iki ay sonra başlamaları gerekiyor.

    Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, doğum sonrası için birkaç hareket önerdi:

    1- İlk günlerde her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.

    2- Yine ilk günlerde dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeriye çekin ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.

    3- İlk haftanın sonunda sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrar tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.

    4- İkinci haftanın sonunda sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10'a kadar sayıp rahatlayın. Tekrar yapın.

    5- Üçüncü haftanın sonunda sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10'a kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz.

    Kanamanın bitmesini bekleyin

    Op. Dr. Gökmen İyigün, doğum sonrasında cinsel ilişkiye ne zaman girilebileceğini de açıkladı:

    "Sezaryenle olsun normal doğumla olsun doğum sonu kanaması tümüyle bitmeden ilişkide bulunmak doğru değildir. Genel olarak döl yolunun iltihaptan koruyucu ortamı kanama sırasında etkilenir, mikropların üremesi kolaylaşır. Doğumdan sonra rahim de kolay iltihaplanır.

    Bu nedenle kanamanın bitmesini beklemek, iltihaplı hastalıklardan korunmak için doğru bir davranıştır. Kanama ve doğum sonu kanlı akıntılar kesilmiş, doğum kanalı iyileşmişse ve ağrı hissedilmiyorsa cinsel ilişkinin genellikle sakıncası yoktur."

    Adet düzeni önemli

    Op. Dr. Gökmen İyigün, doğumdan sonra adet kanamasının düzenine oturmasının oldukça önemli olduğunu da açıkladı:

    "Doğumdan sonraki ilk bir iki ayda '40 sonu' da denilen adet kanamasına benzer bir kanama olabilir. Bu kanamanın olması artık adetlerin mutlaka düzene gireceğini göstermez. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa genellikle ilk altı ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez.

    Bu durumda telaşlanmamak gerekir, zamanla düzene girecektir. Uzun bir süre, 18 aya kadar adet görülmediği de olabilir. Daha da gecikirse veya anne emzirmediği halde adetleri düzensiz olursa doktora başvurmak doğru olur."

    KAYNAK: CnnTürk
     
  4. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  5. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Hamilelik döneminde evde hayvan beslemek huzur ve mutluluk vermesi açısından son derece önemli.

    İstanbul Üniversitesi (İÜ) Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tamer Dodurka, yaptığı açıklamada, Avrupa'daki ülkelerde her evde bir hayvan beslenmesine rağmen ülkemizde sağlık sorunları yaşanacağı endişesiyle evde hayvan besleme alışkanlığının fazla gelişmediğini belirtti.

    Özellikle hamilelik dönemindeki kişilerin evde hayvan beslemekten kaçındığını ifade eden Dodurka, şunları söyledi:

    ''Hamile kadınlar özellikle kedi ve köpeklerden parazit kaparım endişesiyle evde hayvan beslemekten kaçınıyorlar. Oysa insanların tümü bu paraziti hayatlarının bir döneminde farkında olmadan farklı kaynaklardan alırlar. Bu parazitleri alan bir vücut bağışıklık kazandığı için ileri dönemde ciddi bir sorun ortaya çıkmaz. Ayrıca bu tür parazitlerden dolayı rahatsızlığı bulunan kişilerin çoğunun hayvan sahibi olmadığı gözlenmektedir. Bu nedenle hamilelerin bundan korkmasına gerek yoktur.''

    Dodurka, insanlar hayvanları severken ve onlardan bahsederken rahatlatıcı endorfin hormonlar salgıladıklarını belirterek, ''Bu hormonlar da tansiyonu düşürmekte, kalbi rahatlatmakta, stres gidermektedir. Bu nedenle hamilelik döneminde evde hayvan beslemenin hiçbir sakıncası olmadığı gibi, insanlara huzur ve mutluluk vermesi açısından son derece önemlidir. Hayvanlar yalnızlığımızı gideren, sosyal yaşamımıza olumlu etkileri olan canlılardır. Bu nedenle hayvanlarla daha fazla vakit geçirmemiz gerekiyor'' diye konuştu.

    KAYNAK: E-Kolay
     
  6. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  7. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Kadınlar hormonal dengelerin değişmesi nedeniyle ergenlik, hamilelik, bebek emzirme, adet görme ve menapoz gibi dönemlerde ağız ve diş bakımına daha fazla önem vermeli.

    Diş etleri hormonal değişiklikler nedeniyle iltihaplanmaya ve dolayısıyla kanamaya daha yatkın oluyor. Bu da bakterilerin ağızda üremeleri için daha rahat bir ortam oluşturuyor. Kandaki ve tükürükteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi de kolaylaşıyor.

    Hamilelik döneminde annenin ve bebeğin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için annenin günlük ortalama 1500 mg. kalsiyuma ihtiyacı bulunuyor.

    Ağız ve Diş Hastalıkları Uzmanı Dr. Altuğ Serçe, hamilelerin diş sağlığı konusunda uyması gereken kuralları anlattı:

    "Kamuoyunda, bir kadının her hamileliğinde bir veya birkaç dişini kaybettiğine ilişkin yanlış bir inanış var. Halk arasında, çocuğun, annenin dişlerindeki kalsiyumu çektiği de yaygın olarak dile getirilmekte. Biz diş hekimleri meslek hayatımızda bunlara benzer birçok yanlış inanışla karşılaşmaktayız.

    Anne adayları hamilelik döneminde, diş sağlığına, normal dönemlere göre daha fazla özen göstermeliler ancak, hamileliğin diş kayıplarına yol açtığı gibi yanlış inanışlara da kapılmamalıdırlar.

    Annenin hamilelikte diş kaybetmeye yatkın olduğu klinikte sıkça şahit olduğumuz bir durumdur. Ancak, hamilelerin diş kaybına yatkınlığı, çocuğun annenin dişlerindeki mineralleri çekmesinden değil, kadının hamilelik sırasında yaşadığı hormonal ve psikolojik değişimden kaynaklanmaktadır.

    İnsan ağzı hassastır ve içinde bulunulan bu gibi ağır şartlar doğal olarak diş kayıplarına neden olabilmektedir. Anne adayı hamilelik sırasında sürekli bebeğini düşünmektedir ve bu da kendi kişisel bakımını ihmal etmesine yol açmakta, dolayısıyla ortaya büyük bir risk faktörü çıkmaktadır."

    Bulantı ve kusmalar da etkiliyor

    Annenin hamilelik sırasındaki bulantı ve kusmalarının da ağız içinde ve dişler üzerinde zararlı etkilere yol açtığına değinen Dr. Altuğ Serçe, "Hamilelikteki hormonal değişimler neticesinde progestorene ve östrojen hormonlarının miktarındaki artış ve azalmalar, dişeti hastalıklarının ortaya çıkmasını etkileyen risk faktörleridir" dedi.

    Diş etlerinin hormonal değişiklikler nedeniyle iltihaplanmaya ve dolayısıyla kanamaya daha yatkın olduğunu da belirten Serçe, "Bu da bakterilerin ağızda üremeleri için daha rahat bir ortam oluşturur. Kandaki ve tükürükteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır" diye konuştu.

    Kalsiyum kaybı bilimsel değil

    Hamilelikte annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair bilimsel
    bir kanıt olmadığını da vurgulayan Dr. Altuğ Serçe, "Bu dönemde annenin ve bebeğin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için annenin günlük ortalama 1500 mg. kalsiyuma ihtiyacı vardır. Eğer iyi bir beslenme programı ve yeterli ağız diş sağlığı bakımı yapılıyorsa, hamilelik döneminde diğer yaşam döngüsüne göre farklı bir sorunla karşılaşılmaz" dedi.

    Referans: Uzm. Dr. Altuğ Serçe
    KAYNAK: CnnTürk
     
  8. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  9. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Eğer bir bebek sahibi olmayı düşünüyorsanız, hamilelik öncesinde buna kendinizi hazırlamanız son derece önemli. Siz ne kadar sağlıklı olursanız, bebeğiniz de o kadar sağlıklı olacaktır.

    Hamile kalmadan önce, fiziksel muayene olabileceğiniz ve doktorunuzla hamilelik planlarınızı konuşabileceğiniz bir randevu ayarlayın. Doktorunuz, kişisel sağlığınızla ve ailenizin tıbbi geçmişi, yaşam tarzınız ve geçmiş hamileliklerinizle ilgili sorular yöneltecektir. Sorulara vereceğiniz cevaplar, ve muayene neticesinde riskler veya problemler belirlenecektir.
     
  10. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  11. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Araştırmalar, Türkiye'de gebelikte görülen aneminin (kan sayımında düşüklük), yüzde 95'inin demir eksikliğine bağlı olduğunu ortaya koydu.

    Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ulvi Hakverdi, anemi görülme sıklığının gebelerde yüzde 23 ile yüzde 88 arasında değiştiğini söyledi.

    Prof. Dr. Hakverdi, demir eksikliğine bağlı aneminin dünyada 2 milyarın üzerinde kadını olumsuz etkilediğini belirtti.

    Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde gebe kadınların yüzde 58'inin anemi olduğunu ifade eden Hakverdi, ülkemizde ise gebelikte görülen anemilerin yüzde 95'e yakınının demir eksikliğinden kaynaklandığını bildirdi.

    Hakverdi, gebelikte kan hastalıklarının teşhislerinin konması ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesinin de güç olduğuna dikkati çekerek, ''çünkü, gebe kadında önemli fizyolojik değişiklikler yaşanıyor. Hemoglobin değerinin 11 gramın altında olması teşhis için yeterli. Ancak, gebeliğin 3'üncü ve 6'ncı ayları arasında bu ölçüm en az 10.5 gr olmalıdır'' dedi.

    Gebelikte beslenmeye dikkat

    Prof. Dr. Hakverdi, aneminin özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmekle birlikte sosyokültürel ve ekonomik durumu düşük, beslenme yetersizliği olan gebelerde daha sık rastlandığını vurguladı.

    Kadınlarda demir depolarının yetersiz olduğunu, bu nedenle gebeliğin 3'ncü ayından sonra demir kullanımının desteklenmesi gerektiğini ifade eden Hakverdi, ''gebelikte, anne adayının ve bebeğin 3'üncü aydan sonra artan metabolizması sonucunda demirin kullanımı da artar. Özellikle son aylarda anne rahmindeki bebeğin demir kullanımının artması ile ihtiyaç daha da belirginleşir. Bütün bunlara karşın, kadınların çoğunda demir depoları yetersizdir'' dedi.

    Hakverdi, gebelerin eğitim seviyelerinin yükselmesi ile anemi görülme sıklığın azalacağını sözlerine ekledi.

    Referans: Prof. Dr. Ali Ulvi Hakverdi
    KAYNAK: CnnTurk
     
  12. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  13. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Normal doğumdan çekinen anne adayları, yaklaşık 8-10 saatlik süreci 20-25 dakikaya indirmek için sezaryeni tercih ediyor. Normal ve sezaryenin farklı sonuçları bulunuyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, sezaryen ve normal doğumu anlattı:

    "Anne adayları, “hangi doğum türünü seçmeliyim?” sorusunu, çevrelerindeki daha önce doğum yapmış kişilere olduğu kadar, öncelikle hamileliğini takip eden hekimlerine ve kendilerine sormalılar.

    Zira, bilinçli ve bilgili bir annenin ne şekilde doğum yapacağına kendinin karar vermesinden daha ideali yoktur. Ama herşeyden önce son sözü yine tıp söyleyeceği için, işin tıbbi yönüne bakmak son derece yerinde bir karar olacaktır.

    Çünkü, sezaryenle doğum yapmayı gerektiren bazı durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar şunlardır:


    Önceki doğumunu sezaryenle yapmış olmak
    Bebekte duruş bozukluğu olması ya da çok iri olması
    Annenin kalça yapısının doğum yapamayacak kadar dar olması
    Gebelik sırasında gelişen şiddetli tansiyon yükselmeleri
    Bebekte gelişme geriliğinin olması
    Anne adayının ıkınmayı engelleyecek hastalıklarının olması (çeşitli göz bozuklukları, yüksek tansiyon, bel fıtığı, ortopedik problemler gibi )
    Anne adayının psikolojik veya zihinsel olarak normal doğumu tolere edemeyecek durumda olması
    Vajen daraltma ameliyatı geçirmiş olmak
    İkiz, üçüz gebelikler
    Plasentanın rahim ağzını ve dolayısıyla doğum yolunu kapaması
    Vajinada bilinen bir mikrop veya hastalığın bulunması (herpes veya tümör gibi)
    İleri yaşlarda tüp bebek gibi büyük uğraşlar sonucu gebe kalınması.
    Yukarıda sayılan maddeler sezaryeni gerektiren durumlardır. Ancak tabii ki bunların dışındaki durumlarda verilecek karar doğumun ilerleyişine, annenin ve bebeğin sağlık durumuna göre son dakikaya kadar değişebilecektir."

    Normal doğum en ideali mi?

    Op. Dr. Gökmen İyigün, normal doğumun en önemli özelliğinin herhangi bir müdahale gerektirmeden kendi kendine gerçekleşmesi olduğunu anlattı:

    "Normal bir doğumdan sonra, anne kısa bir dinlenme süresi sonunda normal günlük yaşantısına dönebilmektedir. Kimilerine göre de çekilen doğum sancısı kadını olgunlaştırmakta, hatta yaşama bakışını bile etkilemektedir.

    Ancak normal doğumun da bazı sakıncalı yönleri bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki tamamen normal olarak seyreden bir doğumda bile her an beklenmeyen bir problemle karşılaşılabilir. Bu problemler şunlar:

    Bebeğin kalp seslerinde bir bozulma meydana gelmişse acil bir şekilde sezaryen kararı verilebilir.
    Bebeğin çıkışta sıkışıp kalması ve doğumun ilerlememesi nedeniyle sezaryen kararı verilebilir.
    Zor doğumlar nedeniyle vajende oluşabilecek yırtıklar, genişlemeler ve ileriki dönemlerde buna bağlı ortaya çıkabilecek idrar kaçırma problemleri, cinsel ilişkiden eskisi gibi tatmin olamama gibi nedenlerle sezaryen tercih edilebilmektedir."

    Anatomik özelliklere bakılmalı

    Op. Dr. Gökmen İyigün, iki-üç kez normal doğum yapan ve cinsel organlarının anatomisinde pek fazla değişiklik olmayan kadınların yanısıra tek bir doğum sonrasında rahim sarkması problemi yaşayanların da nadiren görüldüğüne değindi:

    "Dolayısıyla, normal doğumun kadının anatomisine ne kadar etkili olacağı kişiden kişiye çok değişkenlik göstermektedir. Sezaryenle, normal doğumda oluşabilecek yukarıda saydığımız riskler kaybolmakta ve bebek 10-15 dakika içinde yakınlarının kucağına emniyetli bir şekilde verilmektedir.

    Sezaryenle doğumda bebek açısından risklerin azalması elbette büyük bir avantajdır. Ama unutulmamalıdır ki bu tip sıkıntılar nadiren oluşmaktadır ve uygun koşullarda yapılan normal doğumlarda genellikle bir problem oluşmamaktadır veya oluşsa bile hemen müdahale edilebilmektedir."

    Sezaryendeki riskler

    Op. Dr. Gökmen İyigün, "sezaryenle doğum, normal doğuma göre anne açısından daha riskli" açıklamasında da bulundu:

    "Öncelikle anesteziyle ilişkili riskler vardır. Sezaryen sonrası 3-4 gün hastanede kalma, normal hayata dönmenin 5-6 günü bulması, ameliyat sonrası ağrıların daha fazla olması normal doğuma göre dezavantajdır.

    Ameliyat yerlerinin iltihaplanma olasılığı, geç yara iyileşmesi, uzun dönemde dikiş yerlerinde ve karın içinde ağrılar olabilmesi, karın içinde yapışıklıklar olabilmesi de yine sezaryenin risklerindendir.

    Doğum şeklinin seçimindeki en önemli çekincelerden biri de genellikle ilk doğumlarda 8-10 saat süren ağrılı dönemlerdir. Ancak günümüzde epidural (belden uyuşturma ile ağrısız doğum) teknikleri ile artık ağrılı doğum sahneleri neredeyse tarihe karışmıştır."

    Son karar annenin

    ’Herşeyin normali iyidir’ prensibiyle normal doğum her gebeye önerilmektedir diyen Op. Dr. Gökmen İyigün, hekimin son dönemlerde yapması gereken muayenelerle değerlendirilme yapılması gerektiğini de açıkladı:

    "Sezaryeni gerektiren bir özellik yoksa doğumun normal doğum olarak yapılması planlanmalıdır. Eğer gebelik sırasında veya doğum anında bir problem ortaya çıkarsa sezaryene dönülebilineceği de önceden bilinmelidir.

    Ancak eğer anne adayı hekimin detaylı bilgilendirmesine karşın yine de baştan sezaryeni tercih ediyor ve bu konuda kararlıysa elbette son karar verecek kişi kendidir."

    Referans: Uzm.Dr. Gökmen İyigün
    KAYNAK: CnnTurk
     
  14. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  15. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Bursa Zübeydehanım Doğumevi Başhekim Yardımcısı Özer Kutlu, kadın vücudunun hamilelik sırasında diğer zamanlardan daha fazla bakım istediğini söyledi.

    Kutlu, hamile kadınların bu dönemde bedenlerine gösterdikleri ilginin, hem sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmelerini hem de doğum sonrasında vücudun eski haline kolayca dönmesini sağladığını ifade etti.

    Kutlu, gebelik sırasında günlük yıkanmanın alışkanlık haline getirilmesi gerektiğini, bu dönemde ter bezlerinin normalden fazla çalıştığını söyledi.

    Kutlu, kullanılan suyun 37-38 derece olması gerektiğini çünkü aşırı sıcak suyun hamileler için zararlı olduğunu ifade etti. Kutlu banyo süresinin 15 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmesini vurgularken, aksi takdirde kanama geçirme riskinin artacağını söyledi.

    Hamilelik döneminde cildin sağlıklı bir şekilde nefes almasının önemli olduğunu kaydeden Kutlu, ''Bu yüzden bu dönemde yatmadan önce makyaj mutlaka temizlenmeli, yüze ellere besleyici krem sürülmelidir'' dedi.

    Gebelik döneminde saçlara istenilen şekli vermenin her zamankinden daha zor olabildiğini anlatan Kutlu, bu dönemde parlaklıklarını, canlılıklarını yitiren
    saçların sık sık yıkanması ve saç tipine uygun bakım yapılmasının sorunu büyük ölçüde gidereceğini vurguladı.

    Kutlu, el ve ayak tırnaklarının gebelik sırasında donuk renk aldığını ve kolayca kırıldığını dile getirerek, ''Tırnakların katmanlarının ayrılmaması için güçlendiricili parlatıcılardan kullanabilir.

    Hamile kadınların tükürüklerinde bulunan ve diş minelerini etkileyen maddeler, bu dönemde diş çürümelerine sebep olur. Ayrıca dişlerin sağlamlığında rol oynayan flor maddesi de yeterince sağlanamaz. Bu nedenle hamilelik döneminde hiçbir ağrı duyulmasa bile diş doktoruna düzenli olarak gidilmelidir. Arada sırada dişleri antiseptikle çalkalamak da mikropların dişlerde yuvalanmasını önleyecektir'' dedi.

    KAYNAK: AA
     
  16. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  17. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Anne sütünün bebeğe ilk 4-6 ay verilmesi kadar bu aylardan itibaren ek besinlere zamanında başlanmasının da son derece önemli olduğu bildirildi. Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk Acil Tıp Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, yaptığı açıklamada, bebekte tatma duyusunun erken geliştiğini, dolayısıyla hazırlanan mamanın bebeğin ağız tadına uyumlu olması gerektiğini belirtti.

    Bebeğin sevmediği mamayı bir süre vermekten vazgeçip sonra tekrar vermenin, mücadele edip zorla yedirmekten daha iyi sonuç vereceğini ifade eden Yılmaz, mamanın ılık olmasının da büyük önem taşıdığına işaret etti.

    Ek besinlere başlarken

    Yılmaz, bebeklerde ek besine başlarken annelerin çok dikkatli olması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu: ''İlk kez denenen bir besin, başlangıçta 2-3 çay kaşığı verilip, alerji belirtileri olup olmadığını kontrol edilir. 15-20 gün içinde herhangi bir alerji belirtisi görülmezse denenen besin bundan sonra rahatlıkla verilebilir.''

    Bebeklerde ilk kez denenecek meyvelerin portakal, mandalina, limon, sebzenin de lahana, patlıcan, pırasa, maydanoz, kereviz, karnabahar, pancar ve ıspanak olmamasına özen gösterilmesi gerektiğine işaret eden Yılmaz, verilecek sebze ve meyvelerin taze ve olgun olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

    Yılmaz, nişastanın ve süzme yoğurdun bebeğe hiçbir faydasının olmadığını ifade ederek bebeklerde karbonhidrat ihtiyacının pirinç ve buğday unlarıyla giderilebileceğini söyledi.

    Hazırlanan yiyeceklerin mikroplardan iyice arındırılmasına ve mama kaplarının temiz tutulmasına dikkat edilmesinin önemine değinen Yılmaz, şunları kaydetti: ''Ek besin olarak hazırlanan mamalar, biberonla verilmekten çok kaşıkla verilmeli. Çocuk hasta iken yeni besinlere başlamak doğru değildir. Sevdiği ya da kolayca aldığı besinleri vermek daha uygundur.''

    Referans: Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz
    KAYNAK: AA
     
  18. 22 Şubat 2007
    Konu Sahibi : vicdan
  19. vicdan

    vicdan ~ справе&#1076 Üye

    Katılım:
    20 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.101
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    106
    Bebeğini ilk kez emzirecek bir anne onun doğru emip emmediğini nasıl anlayabilir? Doğru bir emzirme işlemi için nelere dikkat etmelidir?

    Gebelik dönemi boyunca annenin memeleri, doğacak bebek için dünyadaki en uygun sütü üretecek ve kullanmaya hazırlayacak bir fabrika haline gelir. Meme başının etrafındaki deriden yağlı bir madde salgılanmaya başlar. Bu doğal madde, emziren annenin meme ucunu çatlaklardan korur.

    Memede süt üreten hücre kümeleri vardır. Hücrelerden toplayıcı kanallara taşınan süt meme ucuna yakın süt havuzuna gelir. Meme ucunda kanallar daralarak birleşir. Süt meme ucundaki deliklerden dışarıya akar.

    Memedeki süt yapımını sağlayan madde annenin beyninden salgılanan prolaktin adlı bir hormondur. Prolaktin salgısı doğumdan sonra bazı annelerde hemen bazılarında dört gün içinde artmaya başlar.

    Kan damarları, memede süt yapımı için gereken maddeleri süt hücrelerine taşır. Prolaktin etkisiyle memeler sütle dolar. Bu sürede memede kan damarları daha çok kan taşır ve memeler sıcak ve sert olur.

    Süt nasıl akar?

    İlk sütün rengi sarımtıraktır. Olgun süt ise beyaz ve inek sütünden daha sulu görünümdedir. Bebek büyüdükçe anne sütünün rengi değişir.

    Süt yapılır yapılmaz memeden dışarı salınmaz, sütün akması için bebeğin emmesi gerekir. Bebeğin etkin emmesi için memeye iyi yerleştirilmesi ve memeyi iyi kavraması çok önemlidir. Bebek emerken, meme başındaki sinirlerden başka uyarılar da çıkar ve bu uyarılarla annenin beyninin başka bir bölümünden oksitosin adlı bir diğer hormon salgılanır.
    Oksitosin süt adacıklarının etrafındaki küçük kasları etkiler. Bu etki ile kaslar kasılır ve süt, süt adacıklarından meme başındaki kanallara taşınır. Bebeğin emmesi ile meme ucunda bulunan 10-15 delikten süt dışarıya akar. Her iki meme aynı anda çalışır. Bebek bir memeden emerken, diğer memeden süt damlayabilir.

    Bebek emmeye başladığında, ilk önce meme başının hemen arkasında bulunan süt havuzundaki birikmiş sütü alır. Bu süt hemen tükenir. Süt akımının devamı için oksitosin salgısının uyarılması gereklidir.

    Memede süt yapımı ve yapılan sütün meme ucuna ulaşması bebeğin her iki hormonun yapımını uyaracak kadar kuvvetli ve etkin emmesi ile gerçekleşir. Bunun için bebeğin sık aralıklarla memeye yerleştirilmesi ve bebeğin de meme başını iyice kavraması gerekir.

    Nasıl yerleştirilmeli?

    İlk günlerde bebeği yatarak emzirmek anne için daha rahat olabilir. Bu durumda bebek yan yatmış olan anneye dönük yatırılır. Anne serbest kolu ve eliyle bebeği memesine yaklaştırabilir. Annenin ve bebeğin arkasının birer yastıkla desteklenmesi bebeğin yerleşmesine yardımcı olur. Eğer anne oturarak emziriyorsa, dik oturmalı veya hafifçe eğilmeli ancak kucağı düz olmalı.

    Bebek ağzını iyice açarak ve dilini hareket ettirerek emer. Bebeğinizi yavaşça memeye yaklaştırın, ağzını meme başına dokundurun. Emzirmenin başlangıcında anne meme ucunda acı hissedebilir. Ancak emzirme boyunca meme ucunun acıması bebeğin memeyi doğru kavramadığını gösterir.

    Meme ucunda acı duyulmasının nedeni, bebeğin dilini meme yerine meme ucuna karşı hareket ettirmesidir.

    Ağız yeterince açılmamışsa, dil meme ucuna sürtünerek zedelenmesine yol açacaktır. Bebek emdikten sonra doymuş görünmüyorsa sorun var demektir.

    Bebek nasıl emer?

    Eğer bebek memede uygun biçimde tutulmuyorsa iyi ememez ve annenin meme başları zedelenip acıyabilir. Bebeğin iyi emmesi için ağzıyla yalnız meme ucunu değil, etrafındaki kahverengi alanı da kavraması gerekir. Bebek emmeye yaklaştırılırken, ağız mümkün olduğunca açık olmalı ve çene memeye dayanmalı. Bebeğin ağzını iyice açması için meme ucu bebeğin alt ve üst dudaklarına değdirmeli.

    Eğer bebek memeyi doğru olarak kavramışsa her emme işlemi sırasında çenesinin, bazen de kulaklarının hareket ettiği görülür. Bebek sürekli emmez. Kuvvetli emme hareketlerinden sonra kısa dinlenme aralıkları olur.

    Emzirme pozisyonları

    Klasik beşik tutuşu: Bu pozisyonda sırtınızı destekleyen rahat bir koltuğa oturun. Memenizi elinizle C şeklinde tutarak destekleyin. Bebeğinizin yüzü, karnı ve dizlerini size dönük biçimde midenize dayayın. Bebeğinizin başı dirseğinizin çukur kısmında bulunmalı. Kolunuzun yorulmaması için gerekirse yastıkla destekleyin.
    Futbol tutuşu: Bebeğinizin bacaklarını koltuğunuzun altından sarkıtın. Bebeğinizin başını elinizle destekleyin, gerekirse elinizin altına bir yastık koyun. Bu tutuş memenizin kontrolü ve bebeğinizin emişi açısından kolaydır. İkiz bebeği olan anneler için idealdir.
    Çapraz beşik tutuşu: Bebeğinizi, emzireceğiniz memenin aksi tarafındaki kolunuzun içine yatırın. Bebeğinizin vücudu size dönük ve meme hizasında olmalı. Bu şekilde bebeğinizin başını daha rahat kontrol edersiniz.
    Yatarak emzirme: Hafif yan yatar biçimde sırtınızı ve omzunuzu bir yastıkla destekleyin. Kolunuzu bebeğinizin başının arkasından geçirerek onun vücudunu, diğer elinizle de memenizi destekleyin. Bebeğinizin sırtına bir yastık koyun, ağzı meme ucuna gelecek şekilde yanınıza yatırın.

    KAYNAK: Haber24