hatiralar

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve seyran tarafından 19 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    19 Ocak 2008
    Konu Sahibi : seyran
  1. seyran

    seyran Popüler Üye Üye

    Katılım:
    28 Şubat 2007
    Mesajlar:
    852
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    108
    ne güzelmiş oysa ayakkabılarını yastığının altına koymak, o keskin deri kokusu ne güzelmiş…ne güzelmiş uyuyamamak”

    bembeyaz bir gemiydi çocukluğumuz, mavi bir denizde…tahterevalliden yelkenleri, kaykaylardan güverteleri, atlı karıncalardan tayfaları… bayram sabahlarının esintisi dolardı yelkenlerine ,dönme dolap gibi dolanır dururdu bayram panayırlarında… ve korsan gibiydiler panayır çalışanları, gözleri üç otuz kuruşluk harçlıklarımızda…
    bembeyaz bir gemiydi çocukluğumuz her bayram sabahı limanlarımızdan biraz daha uzaklaşan…
    hayaller biriktirirdik günbegün çocuk yüreğimizde ve arife akşamlarında bir çift sümer ayakkabısına satardık , arta kalan hayallerimize bir çift çorap,bir mendil vesaire düşerdi… eğer sıkı pazarlıkçıysak, eğer hali vakti yerindeyse babalarımızın bir takım elbise bile alabilirdik, olmadı pantolon,gömlek…hatta üzerine biraz harçlık bile düşerdi…
    “nerede o eski bayramlar” diyenlerin o eski bayramlarını merak etmezdik… onların her panayırdaki karagöz-hacivat’ larını balonlara üfleyip uçurmuştuk dünlere, beberuhi’leri unutulmuştu bir muhallebicide, tuzsuz deli bekir’leri ya akıllanmış, yada tutuklanmış olmalıydı ki hiç yoktu piyasada…orta oyunlarının üzerine siyah beyaz, ömercik’li, ayşecik’li filmler çekmiştik
    onlarında gemileri uzaklaşıp gitmişti, o beyaz gemileri sim siyah bir noktacık olmuştu ufuklarında
    şimdi…
    sıra bizde…
    nerede o eski bayramlar???
    şimdi ; hiç ayakkabısına sarılıp uyuyan gördünüzmü? baş ucuna elbiselerini seren??..
    hangi çocuk kına yakar koçlarına?? hangi çocuk gramofon kağıdıyla rengarenk kedi merdivenleri kurar tüylerine, hangisi balon takıp boynuzlarına dolandırır mahalle mahalle?? üzeri nar taneli muhallebinin tadını kaç tanesi bilir? bilirlermi gazozlara leblebi doldurup içmeyi, bisiklet kiralamayı…
    şimdi sorsan şehir sinemasını da bilmez bunlar ,şuurunu kaybeden oğlanları yok, çiçek satan, şarkı söyleyen kör kızları…turist ömer’in peşine takılmamış, cilalı ibo’ya ayakkabı boyattırmamışlar… bunlarında hülya koçyiğitleri varmı , onun gibi bir acaipmi koşar? bir o yana bir bu yana… fatma girik’leri varmı gözleri intihar mavi… ya uzun, zifir siyah saçlı türkan şoray’ları?? bilmezler bunlar bayram sinemaları nasıl kokar…
    değişiyor her şey …şimdi tozlu raflarda küskün kartpostallar (sahi en son bayram kartpostalını ne zaman yolladık dostlarımıza?) unuttuk pulların arkasındaki tutkal tadını ,artık sanal kartlarda sanal dostluklar ve sanal kutlamalar bayramları…çekip gitmiş bayram sabahlarında el öpüp mendil almalar, şimdi kapıya gelen çocuklar için ikinci kalite şekerler alınır olmuş ( nerede bizim baston çikolatalarımız??) …bazı misafirler zile basmaktan yorulur, biz, perde arkasında …artık bayramlar bir tatilden başka hiçbir anlam ifade etmiyor ve lütfen kutlanan…
    kim boyar duvarlarını çivitli badanalarla, kim saksılarını siler , bayram niyetine evine yeni bir kilim alan yok diyemi kırdı kilimciler tezgahlarını??
    bayramlar kül tadında artık…
    *****
    bembeyaz bir gemiydi çocukluğumuz, mavi bir denizde…tahterevalliden yelkenleri, kaykaylardan güverteleri, atlı karıncalardan tayfaları… bayram sabahlarının esintisi dolardı yelkenlerine ,dönme dolap gibi dolanır dururdu bayram panayırlarında…

    yazık…çok yazık…hiç olmayacak şimdiki çocukların gemileri ve hatıralarına düşmeyecek bayramlar…çalmışız elbiselerini,ayakkabılarını koyup uyudukları yastıkları baş altlarından…

    şimdi kül tadında bayramlar…yinede kutlu olsun her şeye rağmen…


    alinti