Hayat bu işte; basit, küçük bir

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve xsxulem tarafından 10 Kasım 2006 başlatılmıştır.

    10 Kasım 2006
    Konu Sahibi : xsxulem
  1. xsxulem

    xsxulem Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    695
    Beğenildi:
    9
    Ödül Puanları:
    86
    "Param var, malım
    var, şanım var, mevkim var; ama gel gör ki, iki kaşık bulgur, bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti
    üzüntüyle.

    Domatesli bulgur pilavının yanında turşu ve soğan çok uzun
    zaman once yasak edilmişti ünlü işadamına. "Çok şükür bugünleri de
    gördüm ama..."diye konuşmasını sürdüren ünlü sanayici "dünyanın
    en kudretli adamı da olsan fark etmiyor..."diye
    eklemişti. Bir soğan, bir bulgur bazen nelere bedel
    oluyor ....
    Emel Sayın'ın hayatının anlatıldığı bir programdı. Çok
    genç yaşta başlayan yolculuğunda gücü, başarısı
    ve ışıltısından sonra bugün geldiği nokta konuşuluyordu. Pek çok
    kadının yerinde olmak istediği güzel, başarılı ve ünlü sanatçı "Bir tek şeye
    sızlıyor içim...Keşke bir çocuğum olsaydı" derken gözleri
    dolu doluydu. "Bana hep daha çok gençsin, önce
    işin, önce sanatın, daha şöhretin başındasın dediler. Ama keşke
    kimseyi dinlemeseydim.
    Keşke kimseyi dinlemeseydim. .."
    Gani Müjde ile söyleşi yaptığım bir
    programdaydık. "Çok küçüktüm
    ve babam kendi koşulları içinde beni şımartmaya uğraşıyordu"
    diye başladı anlatmaya.
    "Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takım elbisesini
    verip bana bir elbise yaptırmış. Çok mutluydu o
    bayram; bana bir şey giydirebildiğ i için. Ama ben
    elbiseden hiç hoşlanmamıştım. Ağlamaya başladım, ben
    bu çirkin şeyi giymem diye. Babamın bana bakışını hiç unutamam.
    Galiba en fazla altı yedi yaşındaydım. Birden hiç
    beklemediğim bir şey oldu ve babam bana hayatımdaki
    ilk ve son kez çok şiddetli tokadını attı. Çok gücenmişti bana.
    Aradan yıllar geçti. Şimdi İstanbul'un güzel manzaralı
    evlerinden birinde oturabiliyor ve istediğimi
    alabiliyorum. Babam öldükten sonra bir gün, babamın
    o bakışı geldi aklıma. Keşke geri dönüp o sayfayı
    silebilsem, öyle isterdim ki...Babamı mutlu
    edebilseydim. "
    Üzerinden çok zaman geçti ama yine de tereddüt ettim şimdi
    yazıp yazmamakta.. . Bir cesaret yazıyorum; Yeşim Salkım-Uzan idi
    o zamanki soyadı-Levent' te yeşil bir villada, görkemli mobilyaların
    içinde görkemli duvarların arasında ve görkemli bir masanın
    ardında oturuyordu. Yapmak istediklerini anlatırken, çok çok uzun siyah
    saçları kollarını, belini, boynunu örtüyordu ve gözlerinde adını
    tam da koyamadığım bir siyah şey vardı. Keder? Yalnızlık? Öfke?
    Yorgunluk? Her şey, herşey elinin altındaydı ama mutsuzdu besbelli...Sonra zaman geçti.
    Soyadlarından birini sildi. Saçlarını kestirdi. Geçenlerde bir
    akşam gördüm onu. O beni görmedi. Yan
    yanaydık oysa. Geçip gittik birbirimize değmeden. Kısacık saçları,
    gecenin karanlığına rağmen ışıldayan gözleri vardı. Sevdiği adamın,
    kocasının elinden tutmuş, deniz kenarına doğru yürüyordu.
    Yanından geçip kendi yoluma devam ederken düşündüm
    de...
    Hayat bu kadar
    basit bir şeydi işte. Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz,
    pişman olduklarımız, onardıklarımız, onaramadıkları mız...Hepsi basit, minicik şeylerdi
    ama ulaşamadıkça, çözemedikçe, yenemedikçe bize
    kocaman geliyordu. Kitlelerin sevgisi, para,ün,güç...
    Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu, özlemini çektiğimiz o
    şey her ne idiyse...Bir çocuk, Sevildiğini
    bilmek, Bir vicdan rahatlığı, Bir tabak pilav, Bir
    sağlıklı nefes...
    Hayat bu işte; basit, küçük bir
    hadise...​