Hayat, mezardaki sağ ayağın yanına sol ayağın da gelmesi kadardır...

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve esrazey tarafından 31 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

    31 Ağustos 2009
    Konu Sahibi : esrazey
  1. esrazey

    esrazey Aktif Üye Üye

    Katılım:
    5 Haziran 2009
    Mesajlar:
    411
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Hayat, mezardaki sağ ayağın yanına sol ayağın da gelmesi kadardır...

    Şiddetli kışın, dünyamızı bahara teslim ettiği bir cuma günüydü.
    Futbolcu, bir yakınını ziyaret için gittiği Cerrahpaşa’da, “vakit sıkıştırınca” cuma namazı için hastanenin bahçesindeki camiye girdi.
    Küçücük, tarihi bir cami idi.
    ***
    Caminin penceresinden bahçedeki sarıklı, fesli, sağa sola eğilmiş eski mezar taşları görünüyordu. “Arkamızdaki koğuşlarda şifa, önümüzde mezarlarda dua bekleyen insanlar... Ve iki tarafa da yakın bizler... Koğuş ve mezar... Hepimizi bekliyor...” diye düşündü.
    İmam hutbede orman haftası hakkında konuşmaya başladı.
    ***
    Caminin kapısındaki kağıtta cep telefonunun üstüne kırmızı çarpı işareti konmuş, bir de altına “Lütfen telefonunuzu kapatın” yazılmıştı ama, topu topu elli - altmış kişilik cemaatin orasından burasından telefon melodileri yükseliyordu arada bir... Kimi Galatasaray, kimi “Nanayda”, kimi “Papi Chulo.”
    ***
    Tarihi caminin duvarlarındaki kalem işi süslemeler, hat sanatının inceliklerinin sergilendiği panolar, mihrap ve minber işçiliği, sanat zevkinin harika örnekleriydi. Ama okuma yazma bilmeyen bir çocuğun, ünlü bir Picasso tablosunu kalemle rastgele karalaması gibi, bütün bu zarafetin orasından burasından klima, floresan, hoparlör kabloları geçiyordu. “Bir öksürük bile bu küçük mescitte saniyelerce yankı yapıyor, hoparlöre ne gerek var?” diye düşündü futbolcu.
    İmamın, dondurma yalar gibi bir eliyle yapıştığı ve dudaklarını değdirdiği mikrofondan çıkan yüksek ses duvarları titretiyordu.
    ***
    - ...tesnaûûûn.
    İmam hutbeyi bitirince bir anons yaptı:
    “Muhterem cemaat, Cerrahpaşa’nın bahçesindeki diğer caminin imamı kalp krizi geçirdi. Bizim müezzinimiz de onun yerine cuma namazını kıldırmaya gitti. Müezzinimiz taksitle şofben almış. Kendisini bu taksitlerinden kurtaralım, Allah yardımlarınızı kabul etsin!” dedi.
    Futbolcu, cuma ve bayram namazlarından sonra imamların para istemesini oldum olası hazmedemiyordu. Cami onarım ve bakımının devlet tarafından ayrılmış bir bütçesinin olmadığını, dolayısı ile mecburen cemaatten para toplandığını duyunca üzülmüştü.
    ***
    Futbolcu, belki de cemaatin dağılması için, biraz da ağırdan alarak uzunca dua etti.
    Tek başına kaldığı camiden çıktığında, bahçede imamın sinirle kendi kendine söylendiğini duydu.
    Hocanın başına kötü bir şey geldiği anlaşılıyordu.
    - Hayırdır hocam, geçmiş olsun, dedi.
    İmam, soru sahibine öfke ile döndü, kötü bir şey söyleyecekti sanki... Sonra yutkundu:
    - Kardeşim, müezzin yok, cemaatten birisine para toplama işini verdim. Herif milletten parayı toplamış, çekip gitmiş! Böyle hırsızlık olur mu?!