Hayata Dair...

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Ultraviyole tarafından 7 Ekim 2010 başlatılmıştır.

    7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  1. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Sevmek de hayata dair, sevilmek kadar...
    Mutluluk da hayata dair, hüzünlü kalp sancıları kadar...
    Ayrılıklar da hayata dair en az büyük aşklar kadar...
    Umut da hayata dair, en umutsuz anlarda bile ayakta kalabilmek kadar...
    Başarısızlıklar da hayata dair, başarıya kalkan kadehler kadar...
    Korkular da hayata dair sevinçler kadar...
    Zaferleri kutlamayı bilmek de hayata dair, zaferi kazanmak kadar ve bazen kaybetmeyi kabullenmek de...
    Bahar sarhoşluğu da hayata dair kış ayazı kadar...
    Ve ölüm de hayata dair en az yaşamak kadar...




    Alıntıdır
     
  2. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  3. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Eğer şu anda bu yazıyı okuyorsanız, yani hayattaysanız, inanın bana daha en güzel günlerinizi yaşamamışsınız demektir. Bu ne kadar heyecan verici bir düşünce aslında, evet bugün hala nefes alıyorsanız, demek ki hayattaki misyonunuzu daha tamamlamamışsınız. Kim bilir daha ne sürprizler çıkacak karşınıza, kim bilir daha ne güzelliklerle karşılaşacaksınız, ne kahkahalar atacak, daha ne başarılara imza atacaksınız…

    Bu günün geri kalan yaşamınızın ilk günü olduğunu varsayın ve kendiniz için iyi bir şeyler yapmaya bugün başlayın.

    Sağlıklı beslenip, artık size yük gelmeye başlayan ve aynalarla aranıza giren fazla kilolarınızdan kurtulmak mı istiyorsunuz mesela? O zaman yarın değil “şimdi” kalkın yerinizden ve sizi sürekli kışkırtan, aklınızı çelmeye çalışan, evdeki tüm abur cuburu çöpe atın ve hemen markete koşup sağlıklı besinlerle doldurun alışveriş sepetinizi. Eve döndüğünüzde de kendinize şöyle güzel bir salata yapın akşam için. Alacağınız keyfi anlatamam…

    Belki de artık sigarayı bırakmak istiyorsunuz ama sürekli bir bahaneniz var ondan kopmamak için… hele bir şu işler yoluna girsin, hele bir şu sıkıntılı günler geçsin, hele bir kilo vereyim… hayır, “şimdi” söndürün elinizdeki o sigarayı ve paketi de atın çöpe, kalkın bir elma alın elinize yanına da güzel bir yeşil çay, deymeyin keyfinize…

    Kendi kendinize söz verdiniz, aybaşında bir spor salonuna yazılacaksınız, sağlıklı olmak için neden o kadar zaman kaybedesiniz ki hatta bu yazıyı okumakla bile zaman kaybetmeyin, “şimdi” çıkın dışarı, sahilde uzun bir yürüyüş yapın. Yağmur yağıyor olsa bile boş verin eve dönüp sıcak bir banyo yaptığınızda ıslanmış olmak bile hoşunuza gidecek. Hatta günlerdir vakitsizlikten bir türlü görüşemediğiniz arkadaşınızı arayın, hem beraber iyi bir şey yapmış olmanın keyfini paylaşmış olursunuz hem de günlerdir ertelediğiniz uzun bir sohbeti… hem bedeniniz hem ruhunuzu beslensin böylece.

    Hadi lütfen kalkın o kanepeden artık… Kendiniz için iyi bir şeyler yapmayı daha fazla ertelemeyin. Çünkü bunun için “şimdi” den daha doğru bir zaman yok.

    Yarının hiç birimiz için garantisi yok hatta belki bir saat sonrasının bile. Ancak “şimdi” için garanti verebilirim size. İnanın bana “şimdi”nin gücünü hissettiğinizde ondan bir daha vazgeçemeyeceksiniz. Ve yaşayacağınız mucizelere siz bile inanamayacaksınız.

    “Şimdi” alın telefonu elinize ve “şimdi” seni seviyorum, özledim deyin sevdiklerinize belki yarın fırsatınız olmayabilir…

    Hayatta geçmişe bakarak ders alır, geleceğe bakarak planlar yaparız ama yaşamın hakkını vermek, hayattan keyif almak için “şimdi”den daha iyi bir zaman olabilir mi?

    Her zaman geleceğe yönelik hayalleriniz, hedefleriniz olsun, hiçbir zaman geçmişinizi unutmayın. Onlar bugün sizi siz yapan yaşanmışlıklarınızdır ve paha biçilemezler. Ama “şimdi” yi de unutmayın ne olur. “Şimdi” atın ilk adımlarınızı gelecek için… “Şimdi” harekete geçmezseniz, aklınızdan geçenler hep birer hayal olarak kalacaklar, hayallerinizi geleceğinize mahkûm etmeyin. Onlara “şimdi” sahip olmak için bir şeyler yapın. “Şimdi” varken neden yarın olsun ki zaten? Sizce gerçekten o kadar lüksünüz var mı zamanı harcamak için?

    Ama bazen de hayatı yakalamaya çalışırken, “şimdi”yi ıskalayabilirsiniz. O zaman da hiç üzülmeyin çünkü hayat her gün yeniden başlar…

    Ve unutmayın lütfen, eğer bugün, “şimdi” hala hayattaysanız daha en güzel günlerinizi yaşamadınız demektir…

    (Selin TUNCER)
     
  4. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  5. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Yani başarı ve başarısızlıklarınız, zenginlik ve yoksulluğu, sağlık ve hastalığı, insanlara yakın ve uzak olmayı, neşe ve kederi… hepsi hayata dair… hepsi sizin için, hepsi sizi bugünkü siz yapan yaşanmışlıklarınız…

    Hayata dair her ne varsa, başınıza gelen ya da gelmesini dilediğiniz, hepsinin tadını çıkarın.

    Başınıza gelen kötülükleri de dibine kadar yaşayın ki iyiliklerin kıymetini bilesiniz ve sahip olduklarınız için şükredebilesiniz…
    Ve yaşamınızdaki olaylara doğru tepkiler vermeyi öğrenmeye bakın çünkü yaşamınızdaki olaylar, verdiğiniz tepkilerin sonuçlarıdır. İstediğiniz sonuçları yaratacak şekilde tepki vermeyi alışkanlık haline getirin. Çünkü ne yaparsanız yapın olayları değiştiremezsiniz ancak bu olaylar karşısında verdiğiniz tepkiler olabilir tek değiştirebileceğiniz… Olağanüstü zor durumlarda ya da görünürde kontrolünüz dışında kalan olaylarda bile bu alışkanlığınızdan vazgeçmeyin.
    Ben size, hayatınızda herşeyin yeterli olmasını diliyorum…

    Moralinizin iyi olması için yeterince güneşe ve güneşi daha çok takdir etmek için yeterince yağmura sahip olmanızı diliyorum. Ruhunuzun canlı kalması için yeterince mutluluk ve yaşamdaki en küçük sevinçlerin çok daha büyük görünmesi için yeterince acı diliyorum. İsteklerinin tatmin olması için yeterince kazanç, sahip olduğunuz her şeyi takdir edebilmeniz için yeterince kayıp diliyorum. Dünyaya veda edinceye kadar yeterince insanla merhabalaşmış olmanızı diliyorum.

    (Selin TUNCER)
     
  6. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  7. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Doğa acele etmez, yine de herşey hallolur” demiş ünlü Çin düşünürü Lao Tzu.
    Ne kadar da doğru.
    Oysa bizim hep acelemiz var.
    Her yaptığımız işi çabuk yapmaya çalışıyoruz.

    Sınavları, soruları en hızlı çözenler kazanıyor.
    İşe en hızlı karar verenler alınıyor.
    Hızlı okuma kursları bile var, adım başı..Kimse daha okuduğunu doğru dürüst anlamayı beceremezken…
    Oysa ki, iyi yapmak, hakkını vererek yapmak, düşünerek yapmak, anlayarak yapmak gibi kavramlar da var bir yerlerde, herkesin unuttuğu.
    Hızlı olmaya çalışırken, durup da ilgilenemediği…
    Bu zamanda hızlı olmamak, kaybetmek anlamına geliyor, o da doğru.
    Ama kim bilir, belki de ayda yılda bir de olsa, dursak…Bıraksak her ne yapıyorsak…Aile
    Şöyle bir etrafımıza bakınsak… Görmediklerimizi görsek, duymadıklarımızı duysak…
    Hatta vakit ayırıp, seyretsek, dinlesek, içimize sindirsek…
    Yavaş yavaş… Acele etmeden…
    Sevdiklerimize vakit ayırsak… Çocuğumuzu oyun oynarken izlesek..Belki annemizi kitap okurken, babamızı maç seyrederken…
    Sonra onlarla birlikte birşeyler yapsak. Plansız programsız..Acele etmeden…
    Yaşamımızı, ayda yılda bir de olsa, rölantiye alsak, keyfine varsak..
    Fena mı olurdu?
    Aborjinler ve Kızılderililer bir yerden bir yere giderken ara sıra dururlarmış; ruhları onlara yetişebilsin diye.
    Bizim ruhlarımız neredeler acaba? İnşallah bir yerlerde buluşabiliriz, çok geç olmadan!


    (Selva Bayındır)
     
  8. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  9. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Hayatınızda yaptığınız seçimleri bir düşünün…. Bugün olduğunuz siz olabilmek için yaptığınız seçimleri… Bugünkü siz olabilmek için nelerden vazgeçtiniz? Eğer seçimleriniz şimdikinden farklı olsaydı, yani vazgeçtiklerinizi seçmiş olsaydınız, şimdi ki siz nasıl olurdu? Hayatınız bugünden nasıl farklı olurdu? Peki seçimlerinizden pişman oldunuz mu hiç? Hiç keşke dediniz mi? Yoksa siz de iyi ki diyenlerden misiniz?

    Hayatta attığımız her adımın bedelini bir şekilde öderiz. Seçimlerimizin bedeli de vazgeçtiklerimizdir işte. Eğer bu bedeli ödemekten pişman değilsek ne mutlu bize… Ama eğer keşkeler varsa içimizde vay halimize… O keşke hep kemirir içimizi, bir de acaba vardır. Acaba, keşkenin en yakın dostudur. Keşke … yapsaydım, acaba bugünden ne farklı olurdu? Daha mı mutlu olurduk acaba? Daha mı çok paramız olurdu acaba? Daha mı başarılı olurduk acaba? Daha mı çok sevilirdik acaba? … İşte bu acabalar böyle süreeerr gider.

    Bazı seçimlerimiz meydan okur bize, cesaretimizi test eder, hadi bakalım hazır mısın yaşayacağın zorluklara, hazır mısın düşlerine kavuşabilmek için vazgeçeceklerinle yüzleşmeye?

    Belki kariyerimizi seçmişizdir, doğmamış çocuklarımızdan vazgeçerek, belki başarılı bir avukat olmayı seçmişizdir, ödüller alacak bir tiyatrocu olmaktan vazgeçerek, özgür olmayı seçmişizdir belki de bizi bizden bile çok sevecek birinden vazgeçerek, belki de gitmeyi seçmişizdir sadece kalıp sonuna kadar savaşmaktan vazgeçerek…

    Bazı seçimlerse daha masumdur bizi zora sokmak değildir amaçları, akşam pizza yerine salata yemeği seçmişizdir, hafta sonu vizyondaki komedi filmi yerine korku filmine gitmeyi seçmişizdir, iş çıkışı spor salonuna gitmek yerine eve gidip televizyon karşısında tembellik yapmayı seçmişizdir ama yinede yapmış olduğumuz seçimden mutlu olmazsak küçük bir pişmanlık olur içimizde… Ve yaptığımız her seçim bir şekilde gelecekteki bizi şekillendirir…

    Ben evrenin farklı boyutlarında faklı versiyonlarımız olduğunu düşünüyorum. Önümüze gelen seçenekler çoğaldıkça, versiyonlarımız da çoğalıyor bence. Günün birinde bu çeşitli versiyonlarımız yani benliklerimiz bir araya gelseler, nelerden bahsederlerdi? Birbirlerine nispet mi yaparlardı? Veya tebrik eden olur muydu aralarında birbirlerini? Bak ben beceremedim ama sen doğru yolu buldun iyi ki de riski almışsın, iyi ki benim gibi korkmamışsın…

    Küçücük yaşımızdan beri seçimlerle yüzleşiriz. Okuyacağımız okulları seçeriz, okulda ki arkadaşlarımız seçeriz, sonra büyüğünce ne olacağımızı seçeriz, mesleğimizi seçeriz, kariyerimizi seçeriz, hayatı paylaşacak eşimizi seçeriz… Bazen seçtiğimizi beğenmeyiz ve bırakır başka bir şey seçeriz, bazen o kadar şanslı değilizdir ya da cesaretli, seçimimizden pişman bile olsak onunla yaşamayı seçeriz ama yine seçeriz… Bazen sadece mutlu olmayı seçeriz. Aslında hayattaki seçimlerimizin en temel amacı da bu değil midir zaten. Mutlu olmak… Ama ne yazıktır ki hayatın karmaşası içinde unutuveririz temel amacımızı. Hepimiz, bu dünyada her ne yapıyorsak mutlu olmak için yaparız, ya da en azından yapmalıyız aslında… Kendimiz için ilk hedefimiz bu olmalı. Her neyi seçiyorsak yaşamak için, önce bir durup düşünmeliyiz. Mutlu olacak mıyım? Çünkü hayatta yaptıklarımızdan mutlu olduğumuz sürece başarılı oluruz. En azından hiçbir pişmanlık duymayız geriye dönüp baktığımızda. “Keşke” değil “iyi ki” deriz o zaman. İyi ki yapmışım… Çünkü bu dünyadan son nefesimizi verip ayrılırken, yaptıklarımızdan değil yapamadıklarımızdan pişmanlık duyacağız bence.
    Düşünün bir kere, bugünkü siz olmak için, siz kim olmaktan vazgeçtiniz? Unutmayalım lütfen kaderimiz karar anlarında şekillenir…


    (Selin TUNCER)
     
  10. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  11. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Düşüncleriniz gerçekliği yaratır.
    İnançlarınız kişisel kehanetlere dönüşür.
    Çünkü inançlarınız, davranışlarınızı oluşturur.
    Ve asla düşünme şeklinizle uyum içinde olmayan bir şekilde davranamazsınız.
    Yaşamınızın boyutu düşünce boyutunuzu yansıtır.

    Aslında hepimiz, her gün hayal gücümüzü, yani düşüncelerimizin yaratıcı enerjisini kullanarak kendi hayatımızı kurguluyoruz. Bu kurguyu bazen farkında olarak, genellikle de hiç farkında olmadan, canımızın istediği gibi değiştiriyoruz. İşte genellikle bilinçsizce yaptığımız bu eyleme “yaratıcı imgeleme” deniyor.
    Eğer “yaratıcı imgeleme” yi bilinçli olarak kullanmayı başarabilirsek, yaşamımızı hayalini kurduğumuz ve ihtiyacımız olan her ne varsa, onlarla doldurabiliriz.
    Şimdi sorun bakalım kendinize, bugüne kadar yeterince büyük hayaller kurdunuz mu? Hayatınıza dair büyük resminiz nasıl? Siz bu resmin neresindesiniz? Mutlaka fiziksel ve ya duygusal olmasına ya da bunlardan bir tanesini seçmenize de gerek yok. Mükemmel bir ilişki hayalini kurarken aynı zamanda düşlerinizi süsleyen yeni bir evi, aradığınız tatmini size yaşatacak ve parasal olarak size bolluk getirecek bir iş pozisyonunu imgeleyebilirsiniz. Hayalleriniz söz konusu olduğunda, limit sadece sizsiniz!
    Oysa ki hayallerimizden bahsederken genellikle korkarız, çok istemekten korkarız, her şeyi bir anda istersek cezalandırılacağımızdan korkarız. Daha fazlasını istersek elimizdekileri de kaybetmekten korkarız.
    Zaten çocukluğumuzdan beri de böyle eğitilmişizdir. İstemek ayıptır, arsızlıktır hatta günahtır denmiştir hep. Sahip olduklarına şükret, elindekiyle yetinmeyi bil, ihtiyacın olandan fazlasını isteme diye öğretilmiştir bize. O yüzden istemeyi de bilmeyiz pek, beceremeyiz, ağzımızdan bir türlü çıkmaz o ufacık sözcük. Hep bastırırız isteklerimizi ve tabi hayallerimizi.
    Halbu ki adı üstünde hayal bu, limiti olamaz ki, limitlersek hayal olmaz ki. Hem biz kim oluyoruz ki canım, evrenin işine karışıyoruz, nasıl karar verebiliyoruz onun bize verebileceklerinin sınırına. Evrenin kendi mükemmelliği içinde herşeyden hepimize yetecek kadar var.Ve evren kendi dengesi içerisinde doğru dağılımı zaten yapar. Yeterki biz sadece istemeyi bilelim. İstemekten korkmayalım…
    İsteklerimiz, hayallerimiz ilk önce zihinsel boyutta gerçekleşirler. Daha sonrasında belirli bir titreşime sahip duygu ve düşünceleriz, kendierine benzeyen titreşimdeki enerjileri bir mıknatıs gibi çekerler. Sonuçta beynimizde canlandırdığımız, olumlu veya olumsuz her ne varsa bir gün mutlaka başımıza gelir. Çünkü evren yalnızca bizim gönderdiğimiz titreşimlere cevap verir ve biz ne düşünüyorsak sadece o’oluruz.

    Bu yüzden önce gerçekten ne istediğinize karar verin. Hayata dair gerçekleşmesini istediğiniz şey ne? Dilediğiniz şeyin ne kadar önemli olduğu veya ne kadar büyük ya da küçük olduğu konusunda endişelenmeyin. Çünkü evren asla böyle bir ayrım yapmaz. Sadece gerçekten bilin ve en derinden isteyin.
    İsterken hedeflerinizde net olun. Gerçekleşmesini istediğiniz her ne ise, tüm ayrıntıları ile, olmasını istediğiniz biçimde gözünüzde canlandırın. Ve şu anda zaten gerçekleşmiş gibi kendinizi o durumun içinde görmeye çalışın. Daha sonra, gerçekleşmesini istediğiniz şeye odaklanın ve onun yaşamınızın ayrılmaz bir parçasına dönüşmesine izin verin. Zamanla odağınız, gerçeğiniz olur.
    Son olarak, aklınıza geldikçe, olmasını istediklerinizi dile getirin, odağınız hakkında kendi kendinize olumlu bildirimlerde bulunun. Bu olumlamaları sadece, şimdiki zamanda “sanki şimdi zaten öyley – miş gibi” kullanın. Bunu yaparken güvensizlik, kuşku duymayın, hayallerinize önce siz inanın…
    Zaman içerisinde, her şey değişebilir, siz de değişirsiniz, zevkleriniz,hayata dair keyif aldığınız şeyler, hedefleriniz değişir veya artık size eskisi kadar cazip gelmeyebilirler. O zaman da ısrarcı olmayın, değişime ayak uydurun ve odaklanacağınız yeni bir hedef seçin kendinize.
    Benim size tavsiyem, odaklanacağınız şey fark yaratabileceğiniz birşey olsun.


    (Selin TUNCER)
     
  12. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  13. Ultraviyole

    Ultraviyole Aktif Üye Üye

    Katılım:
    27 Temmuz 2010
    Mesajlar:
    633
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    Zamanınızı ister özel yaşamınızı güzelleştirmek, ister işinizi geliştirmek, ister bir başkasına yardım etmek yada yalnızca dinlenmek amacıyla mola vermek için kullanın şunu unutmamalısınız ki; sizden başka hiç kimse sizin zamanınızı boşa harcayamaz.

    Yapmak istediğiniz her şeyi yapabilmek için her gün yalnızca belirli bir zamanınız olduğunu düşünürsek, iyi bir zaman yönetimi alışkanlığı edinmek sizin için son derece önemli olacaktır.

    Zamanı en etkili nasıl yöneteceğimizi konuşmaya başlamadan önce belki de en yıkıcı zaman yönetimi hatalarından bahsetmek daha uygun olacaktır.

    Bunların en önemlisi;

    İşe, ilk aklımıza gelen veya ilk dikkatimizi çeken şeyi yapmaktan başlamak ki ben buna; Zaman Hırsızları diyorum.

    Yapmakta olduğumuz iş bittiğinde, bir sonra ki yapılacak işi nasıl seçeriz?

    Genellikle, listemizde hangi işin daha önemli olduğuna çok fazla dikkat etmeden, ilk aklımıza gelen veya ilk dikkatimizi çeken Zaman Hırsızlarına yoğunlaşırız.

    Zamanınızı Yönetmeye başlarken bu vazgeçmemiz gereken ilk kötü alışkanlığımız olacak. Böylece üretkenliğimizin önemli ölçüde arttığını fark edeceğiz.

    Bu, üretkenliğinizi öldüren çok bilindik bir durumdur çünkü ilk aklımıza gelen şeyler her zaman en önemli olanlar değildir, ve genellikle en iyi zaman harcama yöntemini de temsil etmezler.

    İlk aklımıza gelen şeyler genellikle acil olma eğilimindedirler. Şirkette ki son yaşanan kriz, gelen bir telefon veya beklenmedik bir misafir, yaklaşan bir teslim tarihi gibi.

    Durum şu ki; acil şeyler her zaman önemli olmadığı gibi, önemli şeylerde her zaman acil olmazlar.

    O zaman çözüm nasıl olacak…

    Bunun için yapılabilecek en basit fakat etkili yöntem;

    Her gün gerçekleştirmek istediğiniz en önemli 5 şeyden oluşan bir liste hazırlamak ve her gün o listeye sadık kalmaya çalışmak olacak.

    Bunun için her sabaha kendinizle yarım saat veya 1 saatlik bir toplantı düzenleyin ve bu zamanı sadece kendinize ayırın.

    Günlük işlerinizi önemli – daha az önemli – acil – acil değil gibi gözden geçirerek listenizi oluşturun.

    Ve lütfen bu toplantılara, en az iş yerinizde ki diğer önemli toplantılara verdiğiniz kadar önem verin ve kendinizi aldatmayın.

    Gün içerisinde, bu işleri tamamladıktan sonra geri kalan zamanınızı listenizde yer almayan, “daha önemsiz ama vaktinizi harcamanıza ve asıl önemli işlerinizi ertelemenize sebep olan” herhangi bir konu için kullanabilirsiniz.

    Bazı günler, işlerinizin tümünü bitirmek için yeterince zaman bulamayacaksınız, diğer günlerde projelerinizi kolaylıkla yürütecek, hatta boş zaman bile bulabileceksiniz. İşte bu zamanı, eksik kalan işlerinizi tamamlamak için kullanabilirsiniz.

    Bu basit Zaman Yönetimi Yöntemi dikkate değer bir biçimde üretkenliğinizi arttıracak bir yöntemdir.

    Fakat ancak gerçekten sizin için önemli olanı seçebildiğiniz ve seçtiğiniz işi yaparken Zaman Hırsızlarını bertaraf ederek sadece yapmakta olduğunuz işe odaklandığınızda bu gerçekleşecektir.

    Unutmayın ki zaman şaşırtıcı bir şekilde kendini dengelemektedir. Siz sadece onu doğru yönetmeyi bilin…

    Çin İmparatoru Saray Nazırına, saraya uzanan yolun iki yanının sedir ağaçlarıyla kaplanmasını buyurmuş. Nazır, ağaçların büyümesi için 300 yıl gerekir diye karşı çıkmaya yeltenince İmparator, demek ki demiş, kaybedecek bir dakikan bile yok.

    Sizin kaybedecek zamanınız var mı?



    (Selin TUNCER)
     
  14. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  15. Zehranur

    Zehranur Popüler Üye Üye

    Katılım:
    16 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    820
    Beğenildi:
    84
    Ödül Puanları:
    113
    Kötü bir döneme girdiğinde ve her şey sana
    karşı gibi göründüğünde, bir dakika bile dayanamayacakmışsın gibi
    geldiğinde, SAKIN PES ETME !! Çünkü işte orası "gidişatın" değişeceği
    yer ve zamandır...

    MEVLANA
     
  16. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  17. bebusum

    bebusum Artık Daha İyiyim... ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    4 Haziran 2009
    Mesajlar:
    548
    Beğenildi:
    135
    Ödül Puanları:
    113
    Emeğine teşekkürler arkadaşım çok hoş ve faydalı yazılarvereliniortak
     
  18. 7 Ekim 2010
    Konu Sahibi : Ultraviyole
  19. mavilimYesilim

    mavilimYesilim *AşK YaKaLaSıN BiZi* Pro Üye

    Katılım:
    29 Nisan 2010
    Mesajlar:
    7.386
    Beğenildi:
    2.006
    Ödül Puanları:
    238


    çok güzel bir yazı..

    emeğinize sağlık..