Hayatın En Hüzünlü Anı

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve Sahara tarafından 25 Mart 2008 başlatılmıştır.

    25 Mart 2008
    Konu Sahibi : Sahara
  1. Sahara

    Sahara Aktif Üye Üye

    Katılım:
    13 Aralık 2007
    Mesajlar:
    54
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde, açabilecek bir çiçek olmadığımı anladığım andır

    Çok etkilendim görünce sizlerle de paylaşmak istedim..Böyle hissettiğiniz kişiler var mı sizlerinde?
     
    Son düzenleme: 25 Mart 2008
  2. 17 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : Sahara
  3. mimozam

    mimozam K a R m A ş ı K..... Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2006
    Mesajlar:
    420
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    en kötü hayat bilgisi bu olsa gerek.ve ben şu an bunu yaşıyorum içim yanıyor içim:KK43:(((((((((((
     
  4. 19 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : Sahara
  5. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    bu söze ben de bayılıyorum kızlar
    işte yazının tamamı

    ---------------------------

    Aklın alamayacağı kadar masum,
    Şiirlere konu olacak kadar duygulu aşklar,
    Kalbimi yerle yeksan eden ayrılıklar yaşadım.

    Mutlu oldum çoğu zaman. Pamuklara sarıp sarmalayıp yüreğimin başköşesine oturttum aşkı. Gözümden sakındım. Çocuksu heyecanlar yaşadım. Bir uçurtmanın kanadına takılıp avare deli divane döndüm durdum. Hayat bana ben hayata daha bir güzel bakar oldum. Yatağına sığmayan nehirler gibi çağladım durdum. Gözüm görmedi, kulağım duymadı dünya ayağımın altından kaydı gitti de haberim olmadı.


    Hasret gelip kapımı çaldığında, sevdiğim yanı başımdayken birlikte nefes almayı, elleri avuçlarımdayken tenine dokunmayı, gözleri gözlerimdeyken gülüşünü, araya mesafeler girdiğinde ise varlığında yokluğunu, yokluğunda varlığını özledim.


    Kıskançlık, sinsi bir düşman misali damarlarımda dolaşmaya başladığında, çiçekten, böcekten, dokunduğu her şeyden, söylediği ya da söyleyeceği her sözden, olur olmaz her şeyden kıskandım.

    Ve iki ezeli düşman...


    Yalan ve ihanet... Beni arkadan vurmaya çalışan çift başlı hançer misali karşımda belirdiğinde, yüreğim yandı. ıçim acıdı. Kırıldım... ıncindim... Gözyaşlarımı, mutsuzluğuma katık edip kardeşçe mutluluk oyunları oynadım. Bir volkan misali kendi içimde yandım durdum, sonunda benden kalanları yine yüreğime savurdum.


    Aşk... Öyle hassas, öyle narin, öyle kırılgan ve öyle büyüleyici bir şeydi ki buna inandım. Ve aşk camdandı ben onu anladım.

    Ateş cama nasıl can veriyorsa, aşkta insana can veriyordu. Sihrini varlığının benzersiz biçiminde taşıyan cam, maddenin halleri içinde nasıl zarafetle dans ediyor, özverili ve duyarlı insanların ellerinde nasıl bir sanat eserine dönüşüyorsa, Aşk ta insan doğasının her dalında hizmet verip, kendini ispatlamaya var olmaya çalışıyordu. Onu biçimlendirmek, korumak da bize kalıyordu.


    Derler ki!
    Hayatın en hüzünlü anı mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın an dır.


    ışte öylesi anlarda, ister istemez ellerimin arasından kayıp giden, tuzla buz olan aşk her defasında cam kırıkları misali yüreğime saplanıyordu.


    Ayrılıklar,
    Hüzünler,
    Her seferinde kapımı çalan,
    Gözyaşlarım var
    Yüreğimde cam kırıkları
    Yüreğimde can kırıkları var
    Ne yana dönsem o yana batar
    Ne yana dönsem o yanım kanar