Hilmi Yavuz Siirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Aysecik tarafından 22 Haziran 2007 başlatılmıştır.

    22 Haziran 2007
    Konu Sahibi : Aysecik
  1. Aysecik

    Aysecik Popüler Üye Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    106
    AKSAM VE SEN VE BEN


    Ikimizdik, sen ve ben, bir çiçekle
    Onun tomurcugu arasinda bir yerde;
    Oylece durur muyduk, ikimiz gibi?
    Dâima birlikte olurduk hüzünlerde...

    Animsar misin, yaz günü, bir bahçeyle
    Gizledikti kendimizi birbirimizden;
    Sen ve bahçe, ben ve bahçe, sen ve ben:
    Aksamlar derlerdik her ikimizden...

    Usürüz, çünkü uzagiz simdi o yazdan;
    Ey, birazdan bir yazdan geçer olan, ey!
    Kimbilir ne anlama geliyor artik,
    Su eskiden “hüzün” dedigimiz sey?



    Hilmi Yavuz
     
  2. 18 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    AY DOĞAR


    ay doğar
    bir ay doğar umarsız gözlerinden
    bir ay batar bedir allah
    karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime
    iflah olmaz bir silâh

    ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara
    ya beni öldür allah

    dünyada
    nerede olursa olsun dünyada
    senin umarsız gözlerin
    kanlı bir avuç zehir
    bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir
    ya da

    senin umarsız gözlerin
    mahzun eşkiya ateşleridir
    tutuşur rüzgârlı bayırlarda


    HİLMİ YAVUZ
     
  4. 18 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  5. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    NÂZIM HİKMET


    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız

    biz ki sessiz ve yağız
    bir yazın yumağını çözerek
    ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
    ovayı köpürte köpürte akan küheylan
    ve günleri hoyrat bir mahmuz
    ya da atlastan bir çarkıfelek
    gibi döndüre döndüre
    bir mapustan bir mapusa yollandığımız

    biz, ey sürgünlerin nâzım'ı derken
    tutkulu, sevecen ve yalnız
    gerek acının teleğinden ve gerek
    lâcivert gergefinde gecelerin
    şiiri bir kuş gibi örerek
    halkımız, gülün sesini savurup
    bir türkünün kekiğinden tüterken
    der ki, böyle yazılır sevdamız

    hüzün ki en çok yakışandır bize
    belki de en çok anladığımız


    HİLMİ YAVUZ
     
  6. 18 Mayıs 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  7. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238
    PİR SULTAN

    alçacıktan uçarken yaza dokunan
    sessizliktir belki ahşap kanatlı
    kulluğa acı tuz vuran son atlı
    bir hüznün soyadıdır pir sultan

    kalın turnalarda balkıyan gizle
    gök ekin çilerken geceye sazı
    bir gül derneğinin börklü sonyazı
    köpükten gömleği, yensiz denizde

    şimdi derin doğumlara koşan kim
    ey bin çiçek soluyan yağız dokuma
    sorguçlu düşlerle çattığın ova
    kızıl gülde konaklasın isterdin


    HİLMİ YAVUZ
     
  8. 12 Aralık 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  9. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Kuşma


    Döner kapılardan girip çıkardı
    Tıkabasa kuşla dolu bir adam
    Ha dese ölümsüz olacakken tam
    Tezgah kurup kuşbazlığı yeğledi

    Yemeyip içmeyip cimri kerata
    Habire bir açlığı biriktiriyor
    Gün aşırı gömlekler diktiriyor
    Almaz oldu nişanları ceketi

    Ya iğreti ya bayramlık bilinmez
    Yüzünü herkeslerden gizledi
    Mermer anıtlara hayranlığından
    Ağzı açık bankaları gözledi

    Zarif duyarlıklar mı, o eskidendi
    Kuşbazlığın envâını denedi
    Metelik etmezken aptallığının
    Şimdi yükseliyor hisse senedi

    Kaynak: Bakış Kuşu, 1969

    Hilmi Yavuz
     
  10. 12 Aralık 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  11. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Yollar ve Zaman


    sen bir yalnızlığı koşup gittin de
    bir yerde buluşulur diye, belki de...

    elbet buluşulur, orda, o yerde...
    bir hüzün töreniyle kutlanır
    bulunur birşeyler ve saklanır
    saklanan Zaman mı, yoksa yol mudur
    aranır bahçelerde ve şiirlerde

    kimbilir ki dündür, olgundur kalbimiz
    yollarsa her zaman biraz küskündür
    yokuşlarda ve inişlerde...
    Zaman'dır seni sardığım kumaş
    bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş...
    erguvandın, kayboldun dilegelişlerde


    Hilmi Yavuz
     
  12. 12 Aralık 2008
    Konu Sahibi : Aysecik
  13. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.192
    Ödül Puanları:
    238

    Yalnızlık Sonnet'si


    yalnızlık zamanlandı: önce aşk, sonra yaprak...
    günler geçilecekler... atlar, gümüş yeleli
    yüzünü aynalara, bir tek onlara bırak;
    sürünsün sır'ı aşkın, bak, seni görmeyeli
    çok değişti aynalar ev içleri bulandı;
    herşey artık ne kadar, ne kadar da kurak
    odalar orda burda, içlerine kapandı;
    sofalarsa eğreti; yüklük ve kap kacak
    somurtup duruyorlar... hersey ölgün bekleyiş
    gibidir burda olmak, 'bekleyiş gibi' olmak...
    sen gel, şimdi kendini o aynalarla değiş;
    gel, burda ol daima -ve nasılsa kararmak-

    ta olandan bakarım sana giden günlere;
    tenindir, beleniyor, ah, yeşil ekinlere...


    Hilmi Yavuz