hoşbulduk abdul(çok ilginç bir yazı)

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve kronick tarafından 11 Ekim 2006 başlatılmıştır.

    11 Ekim 2006
    Konu Sahibi : kronick
  1. kronick

    kronick bize her yer TRABZON:) Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.814
    Beğenildi:
    14
    Ödül Puanları:
    106
    (Resim, Alan Moorehead’in Gallipoli adlı kitabında siyah-beyaz baskı olarak yer almaktadır. Ressam: Ted Colles)
    Sayın Murat Yetkin’in 8 Eylül 2006 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanan yazısı “Hoş bulduk Abdullah”, beni geçmiş yıllara götürdü. “Abdul” la tanıştırıldığım yıllara...
    Murat Yetkin sözkonusu yazısında Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in 7 Eylül 2006 tarihinde Çırağan Sarayı'nda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile konuşmasını söz konusu ediyor. Anlaşıldığı kadarı ile Frank-Walter Steinmeier, Sayın Abdullah Gül'ün sıcak hoşgeldin konuşmasına "Hoşbulduk Abdul" diye yanıt vermiş. Yazıda belirtildiğine göre isim, bu kısaltılmış hali ile dinleyiciler arasında bulunan Sayın Mehmet Ali Birand ve Sayın Yetkin’in kulaklarına hiç de itici gelmemiş. Sayın Yetkin bu ince hareketi (!) Türk ve Alman Dışişleri Bakanlarının arasından su sızmadığının bir göstergesi olarak algılamış ve bunu da Türk halkına aktarma ihtiyacı duymuş.
    İyi de etmiş! Aksi taktirde, Türk halkı olarak Batının bizlere ne yüce duygular beslediğini öğrenmekten mahrum kalacaktık!
    Peki, ülkemin önde gelen köşe yazarları ve bu “ince davranışa” söz konusu olan Bakanımız “Abdul” adını bu denli kabullenmişken bana ne oluyor da huzursuzluk duyuyorum bundan?
    ***
    Yıl 1993, Batı Avustralyada Curtin University of Technology’de, ırkçılık nedeni ile her anında ayrı bir savaş verdiğim Doktora çalışmamın üçüncü yılındayım. Tez danışmanım, benim bu zorlu savaşım sırasında danışmanlık görevini “keyfi” bir nedenle bırakıyor. Tüm çabalarıma karşın okulun bu keyfi davranışı engellemesini sağlayamıyorum. Hayatım bu yeni gelişme ile daha da çekilmez bir duruma geliyor. Bir gün okulda çalışırken tanımadığım bir bayan yanıma yaklaşıyor;
    “Merhaba, ben senin yeni tez danışmanınım”. Şaşırıyorum...
    “Adım I.A. Sen de Berrin olmalısın”
    “Evet”
    “Bundan sonra birlikte çalışacağız. Sahi, hangi ülkedendin?”
    “Türk’üm”
    “Haaaa, “Abdul” yani!”
    “Anlamadım! “Abdul” de kim?”
    “Biz size “Abdul” deriz de!”
    “Siz kimsiniz?”
    “Batılılar”
    “Peki “biz” kimiz?”
    “Müslüman Türkler”
    Elimde tuttuğum kalın İstatistik kitabını masanın üzerine fırlatıyorum. Kitap masanın üzerinde hızla kayarak büyük bir gürültü ile duvara çarpıp duruyor.
    “Göstereceğim sana Türk’ün kim olduğunu!
    Yeni tez danışmanım yanımdan ayrılır ayrılmaz o günkü çalışmamı yarıda bırakıp okuldan çıkıyorum. Akşam geç vakte kadar şehirdeki kütüphaneleri dolaşıyorum. “Abdul” ün neyi temsil ettiğini öğrenmem gerekiyor. Hissediyorum “iyi” biri değil. Ama kim? Nasıl bir kimliği var bu “Abdul” ün? Ya da “Batı” nın gözü ile nasıl görünüyoruz? Öğrenmek zorundayım...
    Takip eden günlerdeki aramalarım da sonuç vermiyor. Çok üzülüyorum. O hafta sonu büyük bir can sıkıntısı ile şehirde dolaşırken ikinci el kitap satan bir dükkanda buluyorum kendimi. Kitaplar arasında yorgun dolaşırken gözüme birden bir kitap ilişiyor, GALLIPOLI. Yazarı, Alan Moorehead. Kalbim yerinden fırlıyor. Ya “Abdul”e rastlarsam. Sayfalara hızla göz atıyorum. Evet, işte orada... Abdul... Batının gözündeki bizler yani...
    Gördüğüm resim beni çok üzüyor... Ama şaşırmıyorum...
    ***
    Kitapta, Türklerin tanımı şöyle yapılıyor; Türklerin canavarca ve insani olmayan bir yanları vardır, zalim ve kötülük saçan aşırı tutucu insanlardır, her türlü kötülüğü ve vahşiliği yapma eğilimleri ve güçleri vardır (Sayfa 149, Paragraf 2).
    Kitapta tanımı verilmeyen ve “Abdul” resmine de yansıtılamayan daha neler var? Öğrenmeliyim...
    Daha sonra çok samimi olduğum bazı Avustralyalı arkadaşlarıma soruyorum “Abdul”ü. Utana-sıkıla, “aptal, uyuşuk, bir işe yaramaz, tembel, güvenilmez ve çok pis” sıfatlarını sıralıyorlar Türkleri temsil ettiği iddia edilen “tip” ile ilgili olarak.
    **
    Günü geldiğinde tez danışmanıma tükürdüğünü yalattırıyorum... Aynen Atalarımın bir zamanlar “Batı”lı işgalcilere yaptığı gibi... O artık gayet iyi biliyor “Türk’ün kim olduğunu... Bana çok çektiren okulumun yönetimindeki ırkçılar da...
    Ama görüyorum ki siyasetçilerimiz “Türk” ün kim olduğunu hala öğretememişler Batılı meslektaşlarına!
    ***
    Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in bu kısaltmayı yaparken kötü bir amacı varmıydı? Bunun tartışılması gereksizdir. Çünkü Türklere “Abdul” tiplemesi ile yakıştırılan kişilik özellikleri, Hristiyan Batının beynine yüzyıllardır kazılmıştır ve hala kazılmaktadır. Alman Dışişleri Bakanının dünya görüşü de, o kültürde yetişmiş bir kişi olarak bu öğreti ile şekillenmiştir. O nedenle Bakanın bunu bilmediğini düşünmek en iyimser deyiş ile “saflık” olacaktır. Konuk Bakanın, Diplomatik kimliği ile de böyle bir hata yapma olasılığı yoktur. Çünkü, işlerin ciddiye alındığı Almanya gibi ülkelerde, Diplomasi de son derece ciddi bir iştir.
    Bizim Bakanımıza gelince...
    Gönül isterdi ki kendilerini “Osmanlı dönemi”nin tek varisleri imiş gibi görenler, hiç olmazsa “Osmanlı Tarihi”ni bilsinler... Ülkemizin, özellikle de, içinde bulunduğu koşullarda hiçbirimizin “cahil” olma lüksü yok!
    Avrupa Birliğine girebilme çabalarımız da bu cehaletimizin bir uzantısı olmasın?

    Dr Berrin Köse



    (Kaynak: Gallipoli. Alan Moorehead. İlk Yayın Tarihi 1956. Son Yayın Tarihi 1992. CollinsAngus&Robertson Publishers Pty Limited)



     
    Son düzenleyen: Moderatör: 6 Nisan 2008
  2. 11 Ekim 2006
    Konu Sahibi : kronick
  3. roxett

    roxett Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.286
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    108
    okuyunca çok üüzlüdm ne istiyorlar türklerden anlamıyorum
     
  4. 11 Ekim 2006
    Konu Sahibi : kronick
  5. Mune

    Mune Administrator Yönetici

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    27.664
    Beğenildi:
    58.928
    Ödül Puanları:
    663
    Batılılardan iyi niyetli,altında hiçbir hinlik,içtenpazarlık olmayan güzel bir söz duymayacağımızı adım gibi biliyordum zaten,benim gibi basit halktan biri bile bunu tahmin edebiliyorsa,gazeteci geçinenler ve bahsi geçen bakan nasıl oldu da bu kısaltmayı sıcak karşıladılar?Aslında anlamını biliyorlardı da evet biz buyuz deyip kabul mü ettiler?Bizleri avrupa denen illetin karşısında rezil mi ettiler?Eğer öyleyse yazıklar olsun üç kuruşluk batının oyuncağı yapıyorlar bizi.Yoksa hala batılıların iltifat edip iyi niyet göstereceğine inanacak kadar saflar mı ?:rolleyes2: :rolleyes2: :rolleyes2: Ne bileyim annem,hergün biraz daha şaşırıyorum canım memleketimdeki olaylara:uhoh: :rolleyes2: nolacak bizim sonumuz böyle...
     
  6. 14 Ekim 2006
    Konu Sahibi : kronick
  7. kasabakal

    kasabakal Guest

    haydaaa,hakikaten çok üzücü ya
    samimiyettendir falan denirken nerdeeen nereye
    ya bakanın ne maksatla söylendiği biilnmesede
    onlarında bu tarz bir durumda dikkatli olmaları gerekiyor
    yani eğer bu yaygın olarak bilinen bir tabir ise bakanın bilmeme ihtimali yoktur yani
    yazık ya