Hukuk Sözlüğü

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve aLLeGRia tarafından 1 Eylül 2007 başlatılmıştır.

    1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  1. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    A

    abideler ve asar-ı atika: anıt ve abideler

    abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek

    acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde ( genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir. (CMUK. 304)

    acenta: ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse (TTK 116 vd.)

    acir: kiraya veren kimse

    aciz: bir şahsın borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunması

    aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

    açık artırma: bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.

    ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.

    adâd: adetler; sayılar

    adalet: haklılık; hakka uygunluk

    adem-i ifâ: yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek

    adem-i iştirak: katılmamak

    adem-i selahiyet: yetkisizlik

    adem-i vüsuk: gercek olmamak

    adi kira: kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.

    adi şirket: iki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.

    adlî kaza: cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı

    adlî müzaharet: adli yardım

    ağlep: kuvvetli; büyük

    ahar: başkası; üçüncü kişi; yabancı

    ahde vefa: söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık

    âhir: son; sondaki; en son; en sondaki

    ahit: söz verme

    ahkam: hükümler

    ahkâmı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri

    ahkâmı mahsusa: özel hükümler

    ahkâmı müteferia: ayrıntılı hükümler

    ahkâmı mütehalife: aykırı değişik hükümler

    ahvâl: durumlar; haller; vaziyetler

    ahz: almak

    aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.

    aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.

    aile yurdu: bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.

    akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

    akarâtı mevkufe: vakfedilmiş, gelir getiren mallar

    akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak

    akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

    akd-i mezbur: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme

    akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme

    akd-i sahih: geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme

    âkideyn:her akitte akdi yapan iki taraf

    âkidîn: sözleşenler; sözleşme yapanlar

    âkit: bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan

    alâhilâf'ül-kanun: kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

    alâkadar: ilgili; ilişkili

    alât: aletler; araçlar

    aledderecat: sırasıyla; derecesine göre

    alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi

    ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak

    ale-l-umûm: genel olarak; umumi bir biçimde; bütün

    alelusul: usulüne uygun;

    aleniyet: açıklık

    alettakrib: takriben; yaklaşık olarak

    amade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış

    amel: iş; edim; fiil

    amele: işçi; emekçi, ırgat

    amelî: işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı

    amenajman:doğal kaynakların işletilmesi

    âmil: yapan; etken; etmen; sebep; faktör

    âmir: emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten

    âmm:genel; umumi; herkese ait

    amme:kamu

    âmme hükmî şahsiyeti: kamu tüzel kişiliği

    amme intizamı : kamu düzeni

    anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.

    anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.

    angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

    ani edim: Bir anda yapılan belli davranış ya da davranışlarla yerine getirilen edim

    ânif'ül-beyan: az önce beyan olunan, bildirilen

    anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla

    antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar

    âra: reyler; oylar

    arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye

    arazi-i emiriyye: beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi

    arâzi-i haraciyye: haraca bağlı arazi;

    arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler

    arâzi-i metrûke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi

    arâzi-i mevât: hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık, pırnallık gibi yerler

    arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi

    arazi-i miriye: devlete ait arazi

    arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi

    âri: boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz

    âriyet: ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi

    arîz ve amîk: genişlik ve derinliğine; enine boyuna;

    arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe)

    arsa payı: Kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.

    arsa: Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.

    arzuhal: dilekçe

    asgarî: en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük

    ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri

    asrî: zamana uygun; çağdaş; modern

    ateh: bunama; bunaklık

    atıf: yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma

    âtî: gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal

    avans: alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

    avârız: kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller

    avdet: dönüş; geri gelme; dönme

    ayn: para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri

    aynî: mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen

    ayni haklar: Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.

    âzâ: uzuvlar; üyeler; organlar

    âzâde: serbest; hür; özgür

    azamî: en çok; en büyük; en yüksek

    azimet: gidiş; yola çıkma

    azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması
     
  2. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  3. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    B

    bâ tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan

    bâ'de'l-isticar: kira sözleşmesinden sonra

    bâ'de'l-istirdad: geri aldıktan sonra

    ba'dehû: daha sonra

    bâb: kapı

    bâdî olmak: sebep olmak

    bağıt: akit

    bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu'na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.

    bâhir: belli; besbelli; açık; apaçık

    bahri: denize ait

    bâ-husus: hele; özellikle; üstelik

    baîd: uzak; ırak

    bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek

    baki: sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran

    bakiye: artan

    bâlâ: yukarı; yüksek; üst; yüce

    bâligân-mâbelâğ: ziyadesiyle; bol bol

    baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;

    bariz: açık; göze çarpan; belirgin

    basiret : doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü

    batıl : doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen

    bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

    becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz

    bedâyî : sermayeler; anamallar;

    bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik

    bedel-i misil : emsaline uygun peşin para

    bedihî : açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen

    bediî: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik

    beher: her biri

    belagat:iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı

    berât : rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman

    beraat : aklanma

    berâyı tetkik: inceliyerek

    berhava : havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş

    berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış

    ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi

    ber-vech : olduğu gibi; olarak

    ber-vechi peşin: peşin olarak

    ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi

    beşerî : insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup

    betekrar : tekraren; tekrarla

    bey ü şira : almak ve satmak

    bey'i bât: kesin satış

    bey'i bi-l vefâ: kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi

    bey'i mukayaza: malı mal ile değiştirmek; trampa

    bey'i : satım; satma; satış; satılma;

    bey-i sarf: parayı paraya satmak; para bozmak

    beyn: ara

    beyn'en-nâs: halk arasında

    beytülmal : maliye hazinesi

    beyyine : bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit

    beyyine külfeti:mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü MK 6. madde

    bidâyet : başlama; başlangıç

    bidâyet mahkemesi: ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii

    bi-eyyi-hâl: herhalde; mutlaka; elbette

    bigüna: herhangi bir

    bi-hakkın: hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle

    bi-haseb-il verase: veraset nedeniyle; verasetten doğma

    bi-hükm'ül-kanun: kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile

    bila: ….sız

    bilâ kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız

    bil-ahire: sonra; sonradan

    bilâkis: tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda

    bilâ-müddet: süresiz

    bilâ-sebeb: sebepsiz

    bililtizam: bile bile

    beyanname: Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.

    bilanço: Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.

    bilâtefrik: tefrik etmeksizin; ayırmaksızın

    bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile

    bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı

    bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi

    bilfiil: gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek

    bilistirdad: geri alarak; geri alınarak

    bilmuvafakat : razı olarak

    bilmüzakere: müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak

    bilmüzayede: artırma ile; artırarak

    bi-l-müzayede: müzayede ile

    bi-l-rü'ye: görerek; görülerek

    bî-ma'nâ: manasız; anlamsız

    binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle

    binâen-alâ-zâlik: bundan dolayı; bunun üzerine

    binâen-aleyh: bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı

    bi-n-netîce: netice olarak; sonuç olarak

    binniyabe: naip eliyle; vekillik ile; vekaleten

    bîtâp: bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun

    bî-taraf: tarafsız

    bitarıkıl'evlâ: evveliyetle; öncelikle

    bi-t-tabi: tabiatiyle; doğal olarak

    bono: Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.

    borç ilişkisi: İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.

    bölünebilir edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilebilen edim

    bölünemez edim: Niteliğinde veya değerinde esaslı bir değişme olmaksızın, birden ziyade parçalara ayrılarak ifa edilemeyen edim

    butlan: geçersizlik


    bürûz: belirme; ortaya çıkma
     
  4. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  5. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    C

    câmi: cem eden;: içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan

    câmia : topluluk; zümre

    cânî: cinayet işlemiş olan kimse

    canîb-i beytülmal : hazine tarafı

    canîb-i vakıf : vakıf tarafı

    canîp : yön; taraf; cihet; yan

    cari : uygulanan; yürürlükte olan

    cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

    cebrî : zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

    cebri icra : kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları

    cebri satım: Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım

    celesat-ı âti: gelecekteki celseler, oturumlar

    celile: büyük; ulu

    celpname: yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı

    cemetmek: toplamak; bir araya getirmek

    cemi ezmân: bütün zamanlar; zamanların toplamı

    cereme: başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası

    cerh ü iptal: çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme

    cevâmi': camiler; mescitler; toplanılan yerler

    cevâz: izin; müsaade; caiz olma

    cevâz bahş: izin veren; müsaade eden

    cevher: maya; öz; değerli taş; elmas

    ceza: Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir,yani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.

    ceza şartı: ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı

    cezrî: asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden

    cibâyet: alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili

    cihet: yön; taraf; amaç

    cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.

    ciro: Çifte yetki veren havale; ticari senedin, arkasına yazılan yazı veya imza ile başkasına devri.

    cismanî : cisimle, bedenle ilgili; bedensel

    cism-i câmid: cansız cisim

    cürmiyet : suç hali; suçluluk

    cürmü meşhut: suçüstü; göz önünde işlenen suç

    cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm uydurmak

    cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük
     
  6. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  7. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    D

    dâfi: defi'de, savuda bulunan kimse

    Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı

    dâyin: borç veren; alacaklı

    deâvî: davalar

    def'aten: bir defada; birden

    def'i def: def'e karşı def'; savuya karşı savu

    defaât: kereler; kezler; yollar

    defâtir: defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar

    defter-hâne: taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt

    defter-i hakanî: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter

    defter-i hakanî idaresi: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire

    değer baha: bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat

    delâlet: gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık

    delâlet-i bil'işare: işaret ederek, hatırlatarak gösterme

    delil: kanıt; tanıt; ipucu

    delil-i celî: aşikar delil; belli, apaçık kanıt

    demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya

    demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.

    depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.

    der-akap: hemen; arkasından

    derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak

    derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak

    derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme

    der-dest-i rü'yet: dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava

    der-kâr: malum; aşikar; bilinen; belli

    dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak

    der-piş: en önde; göz önünde bulunan; öngörü

    der-pîş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma

    der-uhte: üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama

    desise : hile; oyun; entrika

    devair :daireler

    Devlet Şurası: Danıştay

    Devletler Özel Hukuku: Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan hukuk dalı.

    devremülk hakkı: Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere, müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.

    deyn: borç

    disiplin cezaları : Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.

    Dîvân-ı Muhasebat: Sayıştay

    donatan : gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir

    dûçâr: tutulmuş; uğramış; yakalanmış

    dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda

    dûr: uzak

    düstûr: kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi

    düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet
     
  8. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  9. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    E

    ebniye: binalar; yapılar

    ecnebî: yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler

    ecr-i müsemmâ: taraflar arasında belirlenen ücret

    ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri

    eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu

    eda davası: davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava

    edeb: iyi terbiye; naziklik; usluluk

    edim: Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu bir davranış biçimi

    ef'âl :eylemler; fiiller, işler; ameller

    efrâd: fertler; bireyler

    ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

    ehl-i hibre: bilirkişi

    ehl-i vukûf: bilirkişi

    ekalliyet(akalliyet): azınlık

    ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

    ekseriyet: çoğunluk

    ekseriyeti ara : oy çokluğu

    eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.

    elfaz: kelimeler; sözler

    elîm: elemli; kederli acılı

    el-yevm: bugün; şimdi; halen

    emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar

    emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.

    emr-i makzî: hükme bağlanmış iş

    emtea: ticaret konusu her türlü mal

    emval: mallar; mülkler

    emvâli menkule: taşınır mallar;taşınabilir mallar

    enfüsi: öznel; subjektif

    enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri

    envai mesalih: işlerin çeşitliği

    erbaa: dört

    erbâb: ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler

    erbâb-ı vukuf: bilirkişiler

    esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler

    eshâb: sahipler; bir şeyin malikleri

    esham: pay senedi; hisse senedi

    eslem : en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam

    eşcar : ağaçlar

    esnaf : ister gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.

    eşhas : şahıslar; kişiler; kimseler

    eşkâl : biçimler; suretler; tarzlar

    evkaf : vakıflar

    evleviyet: tercihli; haydihaydi; öncelikle

    evrâk : yapraklar; kağıtlar; arşiv

    evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler

    evsaf: nitelikler

    evsafı mümeyyize: belirgin nitelikler

    evvelâ :birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce

    evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak

    ezcümle : özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası

    ezmân : zamanlar, vakitler; anlar; çağlar
     
  10. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  11. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    F

    fâhiş: aşırı; ağır; çok fazla

    fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi

    farz: zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma

    fâsıl: ayıran; bölen

    fâsıla: aralık; ara

    fasl etme: halletme; neticelendirme

    fehime: anlayış

    fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme

    fer' î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan

    ferâgat: vazgeçme; el çekme; dinlenme

    ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı

    ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı

    fesâd: karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan

    fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma

    fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.

    fevkinde: üstünde; aşan

    fıktan: yokluk

    fırka: insan kalabalığı grubu; parti

    fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki

    fi-i cârî: geçer değer

    fiil ehliyet: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.

    fi-l-vâki

    filhakika: hakikatte; gerçekte; doğrusu

    fuhûş: haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket

    fuzûlî: boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı

    fuzûlî işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek

    fürûht: satma; satım; satış
     
  12. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  13. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    G

    gabin : 1) bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da nitelenebilir*.
    2) karşı tarafın tecrübesizliğinden,zor durumundan veya dikkatsizliğinden faydalanarak aşırı yarar elde etme durumu
    gabin durumunda zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi bozduğunu bildirerek verdiği şeyi geri alabilir.bir yıl geçtikten sonra sözleşme geçerli hale gelir
    3)haksız faydalanmak, sömürü...

    gaî (gaiye): gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin

    gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi

    galle: gelir; hasılat; yarar

    garaz: (garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç

    gars: ağaç dikme

    gasıb: başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse

    gasp :başkasının bir eşya, para yada kıymetli malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması

    gaybubet: kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik

    gayr (gayir): ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı

    gayrimenkul: Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.

    gayr-i melhûz: beklenmedik; imkansız; olanaksız

    gayr-i mümkün: olanaksız; imkansız

    gayrimenkul mükellefiyet: Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.

    gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.

    gayrı vazıh: kapalı

    geçici tescil: Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.

    geçit hakkı:Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.

    genel idare: Bütün ülkeyi kapsayan idare olup "merkez teşkilatı" ve "taşra teşkilatı"ndan oluşur.

    genel vekaletname: Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.

    gerçek kişi: İnsanlar.

    gerçi: gerçekten; vakıa

    gıyâb: hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka

    girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama

    grev: işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş bırakmalarıdır.

    gûna (gûne): türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat

    güzeran: geçici; geçen
     
  14. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  15. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    H

    hacet: gerek; gereklilik

    hâcir: hicret eden; bir yerden başka bir yere göçen; sayıklayan (hasta)

    haciz: Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.

    hâdis: meydana gelen; çıkan; yeni çıkan

    hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice

    hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma

    hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller

    haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan

    hak: Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir

    hakikiye: hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten

    hakk: doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse

    hakkaniyet: hak ve adalete uygunluk; doğruluk

    hak ehliyeti: Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.

    hakk-ı mesil: su yolu hakkı

    hakk-ı mürûr: geçit hakkı

    hakk-ı şuf'a: önalım hakkı

    hakk-ı şürb: içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

    haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir

    haksız iktisap: Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu

    halel: bozma; bozukluk; eksiklik; zarar

    haleldar olmak: bozulmak; çiğnenmek

    hali sabıka irca: eski hale getirme

    halita: karışım

    harâc-ı mukaseme: arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

    harâc-ı muvazzaf: arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre,maktûiyet veçhile tayin olunan vergi

    Hariciye Vekâleti: Dışişleri Bakanlığı

    hârîm: başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem

    harnup: keçi boynuzu

    hartama: pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta;

    has: sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme

    hasârât: zararlar; ziyanlar; hasarlar

    hasb-el-kanun: kanun gereği

    hasb-el-memuriyye: memuriyet gereği

    hasebiyle: yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle

    hasılat Kirası: Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.

    hasîm: iki düşmandan herbiri

    hâsim: hasmeden; kat'eden, kesip atan

    hasren: muhasara ederek; etrafını çevirerek

    hâss: özgü

    hatîa: günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık

    havale: Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.

    hâvi: kapsar; kapsayan; içeren; içerir

    havza-i fahmiyye: kömür havzası; kömür bulunan bölge

    haylûlet: engel olma; araya girme; yolu kapama

    hayr (hayır): iyilik; iyi; faydalı iş; yarar

    hayrât: sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese

    hazine: Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt; devlet kasası.

    heder olma: ziyan olma

    hedm: yıkma; harap etme

    hidematı amme: kamu hizmeti

    hıfz: saklama; koruma

    hibe: bağışlama

    hilafı: tersi; aksi; zıddı

    hilkat: yaratılma; yaratılış; tabiat

    himaye: koruma; korunma; birine arka çıkma

    hini dava: dava sırasında

    hini hacet: gerektiğinde

    hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay

    hitâm: son; bitim; tükenme; nihayet

    hizmet sözleşmesi: İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.

    hod-be-hod: kendi başına;kimseye danışmadan;kendiliğinden

    huda: aktarma

    hudûs : sonradan peyda olma

    hukuki işlem: Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.

    hukuki tağyir: Bir kimsenin, kendisine ait olmayan menkul eşyalar üzerinde bazı işlemlerde bulunarak, bu eşyanın niteliğini değiştirmesi

    hukukun şeklî kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.

    hulâsa :özet

    hulûl : gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi
    hüsnü ceryan: iyi icra etmek

    husule gelmek: doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

    husûmet: hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

    husûsat: bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler

    hususî: özel; kişiye ait

    hüccet :senet; delil; belge

    hükkâm: hakimler; yargıçlar

    hükmî şahsiyet: tüzel kişilik

    hükümsüzlük: bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.

    hüsnüniyet : iyiniyet
     
  16. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  17. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    I

    ıskat: düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal

    ıslah: düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme

    ıslahât: düzeltme veya iyileştirme işleri

    ıstılâh: terim

    ıtlâk: salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir

    ıttılâ: öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma

    ızrar: zarar verme; zarara sokma

    ıztırâr: zorunluluk; çaresizlik
     
  18. 1 Eylül 2007
    Konu Sahibi : aLLeGRia
  19. aLLeGRia

    aLLeGRia Yeni Üye Üye

    Katılım:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    9.764
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    0
    K

    kaanî : kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış

    kaasır : zorla işleten; kısa

    kabil : kabul eden; kabul edici; olan; olabilir

    kabl-el-işgal: işgalden önce

    kabz : alma; elde tutma; edinme

    kabzeylemek: almak; elde tutmak; edinmek

    kadastro :arazilerin,arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi;

    Kadastro: Arazilerin ve arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi.

    kadîm : çok eski zaman; eski

    kâffe : hep; bütün; cümle

    kâfi : yeter; yeterli

    kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.

    kaide: kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık

    kaim : başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen

    kaime: kağıt para

    Kal' : koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma

    kalbetme: değiştirme; çevirme

    kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.

    kambiyo senetleri: poliçe, çek ve bonodan ibarettir.

    kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.

    kamu haczi: Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.

    kamu hakları: şahıslar ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.

    kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.

    kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.

    kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.

    kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.

    kamu Yararı: Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.

    kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.

    kanaatbahş: inandırıcı

    kanun: anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunangenel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.

    Kanun hükmünde kararnameler: TBMM' nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.

    kanun tasarısı : Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ' ne sunduğu kanun projeleridir.

    kanuni intifa hakkı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.

    kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.

    kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.

    kanuni şuf'a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.

    karabet: yakınlık

    karâr-gîr : kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış

    kârine : ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması

    karineyi hal: duruma göre

    karye : köy

    karz: ödünç

    kast: Kanunun suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve isteyerek işlemek iradesi

    kat' : kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme

    katibi adil: noter

    kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.

    kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.

    kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.

    kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.

    kâtib-i adil: noter

    katiyet kesbetmek: hale gelmek

    kavâid :kaideler; usuller; kurallar; yasalar

    kavi: kuvvetli

    kaynak hakkı: Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.

    kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir

    kazaî karar:yargısal karar

    kaza-î merci: yargı organı; mahkeme

    kazai rüşt: 15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması

    kazaî tefsir : yargısal yorum

    kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm

    ke-en-lem-yekün : sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi

    kefalet : kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.

    keff-i yed : elçekme; vazgeçme; karışmama

    kemâl : olgunluk; tamlık; eksiksizlik

    kerhen: iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki

    kesb : çalışıp kazanma; edinme

    kesbetmek: kazanmak; edinmek; sağlamak

    ketmetmek : gizlemek; saklamak; sır tutmak

    keyfiyet : iş; durum; mesele

    kezailik: aynı şekilde

    kıstâs : ölçü; ölçüt

    kışlak :kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.

    kıyâs : karşılaştırma; oranlama; örnekseme

    kifâyet: kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik
    kişisel haklar: kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir

    kitab'ül-icare : icar kitabı; Mecelle'de kira bölümü (faslı)

    kollektif şirket : ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.

    konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamını ya da daha fazlasını, kabul edilen vadede ödeyerek borcundan kurtulması.

    kontrat :mukavele; sözleşme

    kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.

    kuyûd :kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler

    kuvvei müsellaha: güvenlik kuvvetleri

    külfet :sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet

    küsur :artık

    küşad :açma; işletmeye açmak

    kütüb :kitaplar