İbrahim Saracoğlu:Kürler/Su

Konusu 'Bitkisel Kürler - Şifa Reçeteleri' forumundadır ve Elif tarafından 14 Nisan 2009 başlatılmıştır.

    14 Nisan 2009
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.608
    Beğenildi:
    5.137
    Ödül Puanları:
    438
    Su ile ilgili yazmak istediklerimi ayrı bir başlık altında toplamayı uygun buldum. Çünkü, su insan sağlığı ve metabolizması için öylesine önemlidirki, yerini hiç bir içecek dolduramaz. Suyun önemini daha iyi vurgulayabilmek için, ben ona “beyaz kan” diyorum. İnsanın yemek yemeden bir kaç hafta yaşaması mümkündür. Su içmeden ise, ancak bir kaç gün yaşayabilir.

    Yapılan araştırmalar, kadınların erkeklere göre daha az su tükettiklerini göstermiştir. Halbuki, bayanlar bir bilseler ciltteki kırışıklıkların oluşumunda ve artmasının arkasında az su içmenin yattığını... Yeterli oranda su içenlerde yaşlanma daha yavaştır. Cildin taze ve canlı görünmesinde vücudun ihtiyacı olan yeterli suyun alınması çok önemlidir. Günde en az bir buçuk litre su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Susayınca su içilir diye bir kural yoktur. İster susayınız ister susamayınız, gün boyu en az bir buçuk litre su içmeyi ihmal etmeyiniz. Hele gece yatağa giderken içeceğiniz bir bardak suyun hikmeti saymakla bitmez... Normal kilosu olanlar, fazla kilosu olanlara göre vücutlarında daha fazla su tutarlar. Normal kilonun üzerine çıkıldıkça vücut daha az su içerir.

    Kabızlık şikâyetine karşı her öğünde sofradan kalkmadan önce en son olarak iki bardak su içme alışkanlığını edinmek, kabızlığın çözümünde önemli bir destekleyicidir. Vücudumuzun önemli yüzdesi su içermektedir. Bu yüzde oranı yağ dokusuna bağlıdır. Vücut ne kadar yağlı ise, su da o oranda daha az olacaktır. Kısaca, şişman bir insan fazla yağ içerdiğinden, zayıf bir insana göre vücudunda daha az su bulunur.

    Değerli okuyucu, susuzluğunuzu ancak ve ancak sadece su ile gideriniz. Suyun yerini hiç bir şey dolduramaz. Bazı insanlar, susuzluklarını daha sağlıklıdır düşüncesi ile bitkisel çay veya taze sıkılmış meyve suları ile gidermeye çalışırlar. Bu yanlış bir uygulamadır. Vücudunuzu meyve suyu ile yıkayabilir misiniz? Öyle ise, susadığınızda da susuzluğunuzu sadece ve sadece su ile gideriniz.

    Tırnak sağlığı, büyük oranda yeterli su alıp almadığımıza bağlıdır. Saçlara canlılık ve parlaklık veren yine vücudumuzun ihtiyacı olan suyu dengeli olarak alıp almadığımıza bağlıdır. Saçlara parlaklık ve canlılık veren krem veya benzeri destekleyiciler kısa çözümler getirmektedir. Günlük ihtiyacımız olan en az birbuçuk litre suyu tüketmediğimiz taktirde saçların parlaklığı veya canlı görüntüsü kalıcı değildir.

    İdrara çıktığınızda idrarınızın rengi koyulaşmış (koyu sarıya doğru) ise biliniz ki, vücudunuz susuz kalıyor ve böbreğiniz zorlanıyor demektir. Rengi açılana kadar gün içerisinde su içiniz. Eğer, bir-iki gün içerisinde rengi halâ açılmıyorsa, mutlaka hekiminize danışınız.

    Selülit oluşumunu hızlandıran birinci sıradaki etken, az su tüketilmesidir. Normal tüketilmesi gerekenden ne kadar az su içilirse, selülit oluşumu da o kadar hızlı olur. Böbreğin sağlıklı çalışması, yeterli miktarda su almamıza bağlıdır.

    Bazı insanlar, günde yedi-sekiz bardak çay veya nescafe içtiklerinden vücutlarına bu yolla yeterli su aldıklarını sanırlar. Gerek kahve ve gerekse de çay, diüretik özelliği olan etkin maddeler içerdiklerinden, idrar yoluyla vücudumuzdan fazla su atılmasına neden olurlar. Bu nedenle, fazla çay veya kahve içenlerin ayrıca su içmeleri gereklidir. Susama duygusunu beklemeden en az birbuçuk litre suyu, gün içerisinde içmek gerekir.

    Vücudumuzdan toksinlerin atılabilmesi, gün içerisinde yeterli ölçüde su tüketme mize bağlıdır. Organlarımızın rahat çalışabilmesi için gün boyu vücudumuzun ihtiyacı olan en az bir buçuk litre suyu tüketmemiz gerekir. Yeterli derecede su içilmesi kanın daha rahat akışını sağlar. Kanın rahat akması demek, kalbimizin de rahat çalışması demektir. Yeterli ölçüde suyun vücuda alınması kalbin yükünü hafifletir. Bu sayede kandaki oksijen daha hızlı bir şekilde tüm vücuda dağılır. Oksijen dağılımı ne kadar başarılı ise organlar, dokular ve onları meydana getiren hücreler de o kadar rahat ve sağlıklı çalışır.

    Vücudumuzun ihtiyacı olan oksijeni bir tek havadan almayız. Hücrelerimiz tıpkı bir elektroliz reaksiyonunda olduğu gibi suyun moleküler yapısında bulunan oksijeni de kullanmaktadır.
    Anadolu’nun bazı yörelerinde bebekler, “su” demedikçe su vermezler. Allah’ım, ne büyük bir cehalet ve batıl inanç!... Kısaca, bu bir vahşettir.

    Değerli okuyucu, dünyamızdaki tüm suların %98 i tuzlu sudur. Geriye kalan %2 nin, %97 si donmuş halde bulunmaktadır. Bize ancak %2 nin %3 ü içebileceğimiz ve kullanabileceğimiz su olarak geriye kalmaktadır. Bu da, içtiğimiz suyun hiçte öyle bol olmadığını, daha doğrusu onun ne kadar az olduğunu göstermeye yeterlidir.

    İnsanoğlu gün geçtikçe artan bir hızla çevreyi kirletmekte su kaynaklarımızın kirlenmesine neden olmaktadır. Unutmayınız ki, bu tabiata verilen bir cezadır. Tabiata verilen her ceza insanın kendisine geri döner. Eğer, tabiatı cezalandırırsanız tabiat da sizi cezalandırır. Eğer, kullandığınız bir pili toprağa atarsanız, zamanla pilin içerdiği zehirli ağır metaller, yağmurlarında yardımıyla sızarak kaynak sularına karışıp, yemek masanızın üzerinde içilmek için sizi bekleyen bardaktaki suyun içerisinde tekrar size geri dönecektir.