İlhan Berk şiirleri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Che tarafından 27 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  1. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    İlhan BERK
    ( 1918 - - )

    HAYATI:

    1918 yılında Manisa'da doğdu. Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulu'nu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü'nü bitirdi.
    Bir süre öğretmenlik yaptı (1945-55). Ankara'da Ziraat Bankası Yayın Bürosu'nda çevirmenlik yaptı (1956-1969) ve emekliye ayrıldı. Kendini şiire ve yazıları verdi. Başlangıcından bugüne, yazdığı şiirlerle hep "günümüzün en ilginç ve en genç" şairlerinden biridir. İlk yazıları, ilk şiir kitabı Güneşi Yakanların Selâmı (1935)'nı da yayımlayan Manisa Halkevi dergisinde çıktı. Destansı yönünün ağır bastığı, adeta bir Türk Walt Whitman'ı olarak adlandırıldığı dönemde İstanbul 1939-47 (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953) ve Köroğlu (1955)'nu yayımlamıştı. Sonrası, İkinci Yeni'den eski şiirimize, kendi Atlası'nı kurmaktan düzyazı şiirlere, aforizmalarından harfleri, nesneleri ve semtleri sevmeye dek genişleyen çok kollu bir şiir ırmağı.

    ESERLERİ:

    Güneşi Yakanların Selamı (1935)
    İstanbul (1947)
    Günaydın Yeryüzü (1952)
    Türkiye Şarkısı (1953)
    Köroğlu (1955)
    Galile Denizi (1958)
    Çivi Yazısı (1960)
    Otağ (1961)
    Mısırkalyoniğne (1962)
    Âşıkane (1968)
    Taşbaskısı (1975)
    Şenlikname (1976)
    Atlas (1976)
    Kül (1978)
    İstanbul Kitabı (1980)
    Kitaplar Kitabı (1981)
    Deniz Eskisi-Şiirin Gizli Tarihi (1982)
    Delta ve Çocuk (1984)
    Galata (1985)
    Güzel Irmak (1988)
    Pera (1990)
    Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993)
    Avluya Düşen Gölge (1996)
    Şeyler Kitabı Ev (1997)
    Çok Yaşasın Sayılar (1998)
     
  2. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  3. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    ACININ ADI

    Yavaş sessiz senin buyruğunda toplanır altın yavaş sessiz
    Yavaş sessiz senin buyruğunda dağılır buğday yavaş sessiz
    Yavaş sessiz senin buyruğunda bölünür halkın ekmeği

    Seninle hızla kararır bozulur ipek seninle hızla
    Hızla düğümlenir bulanır su seninle
    Körlenir seninle hızla emeğin tarihi

    Ve seninle yavaş yavaş çıkar bakıra kuvarsa tunca yavaş yavaş
    Acının uzun uzun yazılan adı.


    İLHAN BERK
     
  4. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  5. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    AŞK

    sen varken kötü diye birşey bilmiyorduk
    mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
    sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
    sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
    nicedir bir pencereden deniz güzel değil
    nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden
    sen gel bizi yeni vakitlere çıkar

    İLHAN BERK
     
  6. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  7. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    ATIMI İSTEDİM EVİN GÖGÜ GERİNDİ
    (Rondo)
    Atımı istedim evin göğü gerindi
    Cin gülleri bir yerden ordan geliyorum
    Öyle sular dağların üstüydü isminiz
    Yeşil, o solukları gibi rüzgarların
    Bir bin yıl rüzgar değirmeninizde kaldım

    Tep kralları gibiydim öyle yalnızdım
    Bir çağda seni bu beyazlığında tuttum
    Ak, sabah kalyonlarım hep gökyüzündeydi
    Ben rüzgar değirmeninizde kaldım

    İşte ellerin o dünya kadar Akdeniz
    Hansi, gecenin pancurunda Berk kuşlarım
    Ey benim sığlığım eşkim karanlığım siz
    Yitik gülüşünün açtığı sular şimdi
    Ben o gecelerde saçıydım çocukların
    Bir bin yıl rüzgar değirmeninizde kaldım

    İLHAN BERK
     
  8. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  9. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    AYRILIGIN YÜREGİ

    Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu’da
    Kıtlıktan önce.
    En küçük bir şeyden coşardı
    Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ‘a doğru
    Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi.
    Bir bulut geçsin üstünden
    Ayrılıktan çıkardı.
    Dünyayı, derdi, dünyayı
    Hiçbir şeylere değişmem.

    Şimdi yaşamak istemiyor.

    İLHAN BERK
     
  10. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  11. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    BALAD

    Ben böyle bir deniz görmedim ne kadar seni düşündüm
    Gittim ne kadar bilmezsiniz ne türlü karanlık
    Baktım ki biri yok o kentlerin, hiç olmamışlar gördüm
    S bir kadın balkonunda baksam ne zaman olurdu
    E sesinde yüzlerce trenler yürüdü Galile'de
    Sizi bilmem ben galiba olmadım o dünyalarda
    Salt bir it karalık akşam üstü denizlere doğru
    Durmuş nasıl bu gökle bu yalnızlıklar yaşamada
    Ne yaşanmışsa görmemişiz yaşanmış o kentlerde
    Gittik gittik bizi bu surlar tuttu böyle kaldık.
    Böyle güneşlere bayılıyorum çok güneşlere
    Hafif otlar yürüyor evlere pis İstanbul'lara
    Şey ile şeysiz geçiyorum o kapanık güneşlerde
    Siz bir durma benim karanlığımı yadsıyorsunuz
    Sokağa çıkmayın diyorum çıkmayın duymuyor musunuz
    Benimle gelen o büyük sıkıntıdan gelenlerdi
    Ta Galile içlerinden yürüyerek gelmişlerdi
    Biriniz beni görmediniz ne kadar bağırdımsa
    Denizler baktığın tüm o denizler gösterdi bana
    Bir yalnızlık yeryüzündeki kapılar, bir o gördüm.

    Sunu

    Ben bütün çizgilerde oldum bütün o çizgilerde
    Her sefer böyle geldi vurdu yaşamama bir deniz
    Aldı bir yaşamadan bir yaşamaya kodu nasıl
    Al bir çocuk vardı o korkularda o gecelerde
    Büyük ulu sular yudu beni çokum artık nasıl
    Bir deniz size de gelir vurur elbet anlarsınız

    İLHAN BERK
     
  12. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  13. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    BEN SENİN KRALLIGIN ULKENDE YETİSTİM

    Ben senin krallığın ülkene yetiştim
    Kaldım gölge tanımayan güzelliğinle.
    Her sabah büyüten denizimizi böyle
    Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.
    Sen o çıktığım sularsın, zencim benim
    Denize bakan evler gibiydim seninle.
    Dur, geliyorum ellerin ne güzel öyle
    Beni şey et gülüşlerini bekleyeyim.
    Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun
    Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara
    Güzelliğin balıkları gibi İstanbul'un.
    Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış
    Yankımış denizlere öbür kadınlara
    Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış

    İLHAN BERK
     
  14. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  15. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    ÇOK UZUN BİR GÜNDÜ AŞKA DÖNÜYORUM

    Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum
    Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten
    İşte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın
    İşte yedisi sabahın ve ıslak ağzının
    İşte eski bir otu kasıklarının ve karnının
    İşte dilinin getirdikleri işte ormanlarım
    İşte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın
    İşte kayaya vuran eski gölgen eski sesin
    İşte o ağzındaki esmer kuş o yaban ırmak
    Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe
    Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum
    Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür
    İşte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum.

    İLHAN BERK
     
  16. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  17. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    DÜSÜNÜRKEN BULDUM KAYAYI

    Düşünürken buldum kayayı.
    Otlarla konuşmaktan geliyordum.
    Ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak,
    sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak,
    bir de partal bir kuş yürüyorduk.
    Bir atlı karıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.
    Bilirim sözcüklerin ulaştığı yere hiçbir şey erişemez.
    İsa ile Karahisari'nin gömlekleri dikişsizdi.
    Sözcükler bunu gördü.
    (Ey görünmezlik! Elimden tut.
    Gecede sözcüklerin ağırlığı daha bir artıyor.
    Ve...
    - Yazık, tümcemi tamamlayamayacağım.
    Anlamdan hep kuşku duydum.
    Evler odalardı, unuttum.
    Dünya ki varlığının ayırdında değildir.
    Trenler geçer yüzünden: Kendini varsayar.
    Her şey, her şey konuşur evrende.
    Evler, çocuklar, nehirler, coğrafya.
    Nehirlerin vakti olmadığını okudum.
    Coğrafya adına sevinmemiştir.
    Anlam sıkıcıdır.
    Günde üç kez aynada kendine bakar.
    Yalnızlık saçar.
    Anlamla ev yapılmaz.
    Anladım ama yalnızlığım sürüyor.
    Düşüncelerim yok benim.
    Kaya bilir kaya olduğunu, ben bilmem.
    Anladığımda yitirdim şiirimi.
    O gün bugün bir akarsu gibi kocadım.

    İLHAN BERK
     
  18. 27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Che
  19. Che

    Che Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.708
    Beğenildi:
    10
    Ödül Puanları:
    106
    GÜNEYDE BİR ORMAN

    Bir buğday büyüyorsa şimdi Türkiye'de
    Yeminle aşkla büyüyor.
    Yeminle lavanta çiçekleri, haşhaşlar, kekikler aşkla büyüyor.
    Koyunlar, keçiler, sığırlar
    Mısır, pirinç, yulaf
    Aşkla büyüyor dünyada.
    Binlerce senedir nehirler dünyayı görmeye çıkarlar
    Binlerce senedir böyle öğrendik dünyanın birçok yerinde akan
    ırmakları, büyüyen bitkileri.
    Bazı yosunlarla bazı eğreltiotlarıyla bazı balıklarla konuştum,
    Dünyayı görmeyen kalmamış.
    Şimdi güneyde bir yonca büyüyorsa benim gibi
    Daha iyi bir hayat için büyüyor.
    Gelincikler köklerimin yanısıra onun için büyüyor.
    Pamuklar daha beyaz açıyorlarsa
    Sebep aynı.
    Ben bütün ormanları düşünerek büyürüm,
    Bütün ormanları düşünerek büyürler
    Benim gibi bütün ormanlar Türkiye'de.
    Öyle bir vaktine eriştik ki dünyanın
    Şimdi kimse kimseden daha az sevmiyor dünyayı,
    Ben İngiltere'deki ormanlardan, nehirlerden, ovalardan daha az
    sevmiyorum yaşamayı,
    Amerika'dakilerden daha az sevmiyorum.
    Burada pamuklar, su içindeki pirinçler, tütünler daha az
    sevmiyor
    Şimdi sarmaşıklar, şimdi asmalar, şimdi fasulyeler birbirlerine
    daha sarılarak büyüyorlar
    Şimdi stepler, dağlar yalnızlıklarını sevmiyorlar.
    Şimdi dünyada yalnızlığı kimse sevmiyor.
    Şimdi İran'da, şimdi Mısır'da, şimdi Sudan'da ormanlar niçin
    büyüdüklerini biliyorlar
    Şimdi petrol damarları niçin aktıklarını biliyor
    Şimdi her şey dünyada niçin yaşadığını biliyor.

    İLHAN BERK