İlişkiler Üzerine

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve Emez tarafından 18 Temmuz 2007 başlatılmıştır.

    18 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Emez
  1. Emez

    Emez Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Aralık 2006
    Mesajlar:
    1.286
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    106
    Rayting rekorları kıran bir çok diziye bakın ; kadınlardır müdavimleri.
    Başroldeki erkek için yanar tutuşurlar, ayılır bayılırlar. Bizde bir
    zamanlar bu sahnelerdeki kadar romantik yaşadık aşkı ama evlendik ne aşk
    kaldı, ne romantiklik derler hepside.

    Ondandır Asmalı Konak'ın Bahar'ına özenmeler, İstanbul Masalı'ndaki
    Esma'yı kıskanmalar.

    Onların kocaları Baran veya Selim değildir; çoraplarını hep oraya buraya
    atan kaba adamlardır :)) Sanki banyodaki kirli sepetini görmezler. Su
    içtiği bardak ortadadır, hatta bir sürü bardakla doludur etraf, her
    seferinde yenisini alır bu adam; offf Allah'ım ya sabır :)
    Ellerini bir yıkar
    lavabonun vay haline, yer gök su olur. Hele pazar günü o koltuktan o
    koltuğa miskin miskin yatması var ya; çek vur alnının ortasından

    :) Ayy bir de annesi ile bebekmiş gibi konuşması yok mu? Nerede o Selim'in
    karizması, Baran'ın güçlü, adam gibi adam halleri :)

    Oysa evlendiğim zaman başkaydı. İsteyerek, severek, aşık evlendim.
    Gözlerinde dönüyordu dünya, ben onun, o benim için yaratılmıştı :)

    Onun için kahvaltı hazırlamak, banyoya girdiğinde bornozunu hazır etmek,
    arkasından ıslak havluları asmak, yorulmuştur diyerek masaj yapmak, keyfi
    yok diyerek bira sevmesem de oturup onunla içmek; Allah'ım ne keyifti :)

    Ne değişti peki? O değişti o. Evlendiğim romantik adam gitti, yerine
    bencil, düşüncesiz, maçkolik, sinirli, sürekli iş-ev arası bir adam geldi.
    Şimdi yazacaklarıma kızacaksınız hanımlar ama, erkekler o kadar bukalemun
    gibi renk değişmezler.
    Anatomileri müsait değil buna. Başta neyse sondada aynıdırlar. Kafaları da
    çok çalışmaz (bunu saflık anlamında söylemiyorum; kadınlar kadar derin
    düşünmezler, düşünemezler; neyse o, cin değildir hiç biri ).

    Kadınlar kadar duyguları da zengin ve derin değildir. Hiç; birinin giydiği
    gömleğe "hıımmm nereden almış acaba ? Pazardır Pazar" diye iç geçiren adam
    gördünüz mü? Veya tepeden tırnağa inceleyip, sırf haz etmediği için "sen
    kilo mu aldın" diye kinayeli konuşmalar duydunuz mu aralarında.

    Duyamazsınız. En fazla "ağabey bira göbeği bu, eee hani erkek adamada
    yakışıyor dimi" diye gülüşür onlar. Veya "moruk benim işim olmaz çarşı
    pazarla, hatun alır ben giyerim ağabeyciğim; heee işte bu kadar" der onlar.

    Değişen SİZ'siniz...

    Ya çocuğunuz olduğu için daha yoğunsunuz ve önceliğiniz artık çocuk
    olmuştur ki; o zaman eşinizin çorabı savaş nedeni olur, ıslak havlusu
    yatağın üstünde ise yüzünüze inen tokat gibi gelir; ya da artık
    uyanıyorsunuzdur.

    Çocukluğunuzdan beri gittiğiniz düğünlerdeki mutluluk havasının yerinde
    artık, prensinde ayaklarının koktuğunu fark edersiniz. Siz bir insanla
    değil bir hayalle evlendiğiniz için rüya bitmiş, siz de karşınızdaki adamın
    aslında göğsü kıllı, burnunu sümküren, hatta gaz çıkaran bir erkek olduğunu
    görürsünüz.

    Her şey çocukluğumuzdan kaynaklanıyor, yetiştirilme tarzımızdan.
    Annelerimizin gördüğü, bizlere öğrettiği şeylerden kaynaklanıyor. He nesil
    ufaktan
    düzelmeye başladı, umudum var kızıma dair, ammaaa yeni neslin de öyle
    dertleri var ki, ikili ilişkiye zaman kalır mı bilmem.

    Eğer ailenizde kız çocuk olarak doğdu iseniz; asli görevleriniz çocukluktan
    kazınır beyninize. Zaten kadınsı hormonlardan anaçsınızdır, sahiplenme, iş
    bitiricilik doğuştandır kanınızda, üstüne model anneniz evdeki hükümdar,
    babanız ise konuk sanatçı ise vay halinize.

    Erkek çocuk olarak doğdu iseniz; o kadar hürmet ve alaka görür, dünya
    işlerinden soyutlanırsınız ki; tıntın bir adam olarak
    büyür, aşık olur, evlenir ve ailenizdeki kadınların yerine karınızı koyar;
    aynı ilgi ve hürmeti beklersiniz :) Sizin suçunuz değil rahat olun,
    kadınların suçu bu.

    Doğduğunuz günden bu güne hayatınıza giren kadınların :)

    Hal böyle olunca dizideki başrol jön, kadınların rüyası oluverir; siz de
    onu anlamayan kütük kocalar olarak, kadın kadına sohbetlerde ancak başrolü
    alırsınız :)

    Gene suçlu siz değilsiniz; vallahi kadınlar ben biliyorum.

    Ben suçluyum mesela. Hak ettiğim kadar beni merak eden, hak ettiğim kadar
    düşünen, fırsat verdiğim kadar romantik bir kocam var.

    Telaşlanmayın; bir yazı önce "yaşlanacağım adam bu" diyen ben delirmedim
    veya her şeyi bitirmiyorum. Sadece bir tespitimi sizlerle paylaşıyorum.

    Şu anki eşim değil miydi; dersi olmadığı halde sabahın köründe beni görmek
    için işe gittiğim yollarda beni bekleyen, işten çıktığım saatte yağmur
    çamur elinde çiçeklerle beni bekleyen bu adam değil miydi? "Küstüm"
    dediğimde dünyası kararan, gözlerime alev alev sevgiyle bakan bu adam değil
    miydi? Cevabı 'evet. Bu adamdı :)' Yakınen tanırım kendisini. :)

    Karşınızdakinin düşünmesine, bir şeyler yapmasına fırsat vermezseniz ve
    hayatı onun için her daim tepside hazır sunarsanız olmuyor efenim. Hani
    kadın eşine
    hem anne, hem cilveli, oynak yosma, hani en iyi arkadaş olacak ya; işte
    bunların baba sınırları olmalı. Kör bile görmeli. Karıştırmamak lazım.
    Sınırları genişletmemek lazım. Kadın olmayı unutmamak lazım...

    "Ben hallederim" diye her halta atlamamak lazım. Adamın karşısında hükümet
    gibi, veya bir mafya lideri, ya da bir parmağını şıklatan tatlı cadı gibi
    durmamak lazım. Durmamak lazım ki, o da istedikçe isteyen, bekledikçe
    bekleyen bir canavara dönüşmesin.

    Aslında
    evlendiğiniz gün Asmalı Konağın Baran'ı, veya Selim'iydi O'da. Sonra kötü
    karakter olmasının sebebi; sizin kadın olamamanız. Pardon hemen
    düzeltiyorum kimse üstüne alınmasın; Kadın Olamamam.

    Ben hiç çıt kırıldım olmadım, bilmemde. Kapımı açsınlar diye beklemem,
    bekleyemem açar inerim. Hamal gibi yüklenirim torbaları ne var ki; veya
    çocuğumun her derdi benim sorumluluğumdur, ben çözerim, ben hallederim, ben
    süperim, süpermenim...

    Bu nasıl insanın kendine ettiği zulümdür ya. Ondan sonra şık, bakımlı
    kadınları kıskanırız, imreniriz. "Nasıl vakit buluyor?" diye hayıflanırız.
    Kötü niyetli isek de kadını karalar, yerden yere vururuz. Oysa gene suçlu
    kendimiz.

    Tatilde bir şey dikkatimi çekti. (bu hafta, 1 hafta bodrumdaydım kızım ve
    ben yine Gölköy'de. Ömrüm oldukçada oradayım ben yazları artık :) hoş
    bedenen döndüm istanbul'a, ruhum o mavi sularda kaldı :)) Sadece yazları
    tatilde süslenen kadınlar var. En güzel kıyafetini tatile getiren, sadece
    yaz akşamları buram buram parfüm sürünen ve kadın gibi dolanan kadınlar
    var. Kocasında aşk kırıntısı için romantik bir ortam yaratma
    adına kendini aşan kadınlar var.

    Aşk, kırıntı ile idare edemez ki, gönül sevgi dilenmekle olmaz ki, yazık
    değil mi kalbinizi dilenci yapmak. Gözleriniz aç aç bakarken,
    karşınızdakinin "amannn ya boşver" deyip yan gelip uzanması veya tatilde
    bile dünya kupası haberlerini seyretmesi hangi kadına revadır.
    Süpermen kadınlara :)

    Eyyy güzel yaratıklar, ey dünyanın lütfu kendi kıymetini bilmez güzeller,
    uyanın. Hak ettiğiniz sevgiyi, ilgiyi söke söke alın, kim hangi cehenneme
    kaldırdı, sakladı ise. Kadın sevildikçe açar, kadın sevildikçe çoşar,
    beslenir. Kendinizi tanıyın. Hayatta Baranlar, Selimler yok. Onlar diziden
    birer hayal ürünü. Senaryoyu yazan kadınların hayallerindeki adamlar. Çünkü
    onlarda dünyalarında açlar. Hayat bir kere yaşanacaksa, temeli de sevgi
    ise, aşk ise zaman kaybetmeyin.

    Pişmanlıklarla yaşlanmayın. Kızınıza kötü örnek olmayın. Ona; "kadındır her
    şeyin tek hakimi, kadın her şeyi yapar, erkek de paşadır, kraldır gönlünü
    hoş tut, kırmamaya özen göster" diye bir miras olmaz, böyle
    bir kötülüğü hiç bir kadın anne, kızına yapamaz, yapmamalı.

    Ve erkek anneleri evladınıza bir iyilik yapın. Onları hayatı paylaşan,
    sorumluluk alan adam gibi adam yetiştiririn. Çünkü inanın oğlunuzu
    elinizden alan kör olası gelinler bile mutlu olduklarında, sevildiklerinde
    oğlunuzda, hatta siz bile payınıza düşeni alırsınız bu havadaki aşk
    kokusundan.

    Hemcinslerim "ben yandım, siz yanmayın" dermişim :) Şaka bir yana;
    elinizdeki adamı evirin çevirin bir bakın, kendinize bir
    bakın. Bakın size bir örnek;

    Ben bir yere gittiğimde, hep kendim arar haber veririm "ben vardım iyiyim."
    Eşimin beni merak etmesine bile fırsat vermem. Çünkü annem öyle öğretti.
    "Telaşta bırakma, düşünceli ol herkese karşı. Karşındakinin duygularını
    düşün, değer ver." İyi güzelde lep demeden leblebiyi anlamak her alanda
    benim başımı ağrıtıyor ya, başımı hadi bir vermidon ile idare edeyim de;
    kalbim ağrıyor anne.

    Ne olurdu ben nazlı
    bir kız olaydım, çıt kırıldım olaydım, mızmızlık etmeyi bileydim azıcık.
    Kurallarım olaydı benimde. Değişmez kurallarım. Bu kadar esneyip ,
    bükmeseydi hayat beni. "Cehalet; mutluluk" dedi dün Elif. Ben düşünen,
    kafası çalışan kadın olmaktan mutlu değilim anne.

    Kolay kadın olmamalı kadın, gizli girdapları sırları, bilinmezleri olmalı.
    Su gibi berrak dökmemeli kendini ortaya, arada bulandırmalı suları,
    kafaları. El altındaki vazgeçilmez eşya değil; nadide bir parça olmalı.
    Dokunmaya kıyılamayan, seyretmeye doyulamayan.

    Benden yazması; daha derine, derine girmeyeceğim. Gerçekten yorgunum. Alıp
    başımı gidesim var, daha yazsam belki birilerinin çekip gidesi gelecek,
    satırlarımın sorumluluğunu biliyorum ve kimseye sebep olmak istemem. Kendi
    sebep ve kararlarınızı koyun önünüze, düşünün hayatınızı. Kendi Baran ve
    Selim'lerinize bakın. Kendinize bir daha bakın sonra.

    Bir duvara toslamadan yapın bunları. Kırılıp, dökülmeden testi,
    hayatınızın kontrolünü elinize alın. Kendine yirmi yıl 'aşkım' dedirten
    kadınları kıskanmayın, merak edilen,
    özlenilen kadınları kıskanmayın. Bakın bakalım onlarda sizde olmayan ne var
    :) Örnek alın, tavsiye alın, dinleyin :) Ancak kadın kadına kurtulunur bu
    kaostan :)

    Heee ben mi ne olacağım? Arada böyle yazılar yazacağım ve kaldığım yerden
    devam. Can çıkar huy çıkmaz diyorlar zira. Veee öyle bir dönülmezdeyim ki,
    artık benden geçmiş :) Ben çoktan askerlik anıları anlatılan, "tamam ya
    sorun yok, o halleder ya" denilen, omzunda ağlanılan kadın olmuşum :)

    Bu saatten sonra topuklu ayakkabı, full makyaj iğreti durur, yakışmaz
    bana, sezon açılır, ben gene maçlarda alırım soluğu fauldu, ofsayttı,
    "Selçukkkk golllll, gollll, gollll" diye bağırırım :)

    Siz kaçın kurtarın kadınlık ruhunuzu. Çünkü sizler dünyaya gelmiş en
    güzel, en güzel varlıklarsınız.

    Bu yazıyı çöpe attıracak bir not: Dün TV'de
    Arzum Onan'ı seyrettim. Kanser tedavisi görmüş, iyileştiğini anlatıyordu.
    Yemin ederim içim sızladı, çok üzüldüm. Umarım Allah bir daha ona o korkuyu
    yaşatmaz, evladına bağışlar. Ve aynı karede Arzum hanım konuşurken ona
    bakan bir adam vardı. Kirli sakalı, buğulu gözleriyle. Gözlerinde demet
    demet çiçekler sunan adam, kırılacak gibi dokunmaya korkan, seyretmeye
    doyamayan Mehmet bey. İşte o an anladım ki, İstanbul Masalı'ndaki Selim rol
    yapmıyormuş. Yaşadığı aşkı yaşıyormuş dizide de karga burunlu Esma'ya
    bakarken, Arzum'unu görerek. Baktığı her yerde onu gördüğü öyle açık ki.

    Hep mutlu olsunlar, hep aşık...

    Ben bavulumu toplar giderim arkadaş buralardan. Benim Mehmet'in gözlerinde
    kendimi yeniden gördüğüm gün dönerim ancak :)

    Sevgi ve saygılarımla...

    Funda Dicle
     
  2. 18 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Emez
  3. bluish

    bluish Aktif Üye Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    288
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    86
    hakkatten her kelimesi, her cümlesi doğru..helal olsun kadına..bazı şeylerin farkına varabilmiş ve döktürmüş..herkes okusa bu yazıyı keşke..kendine pay çıkarsa..ben daha küçüküm ama yazdıklarını daha önceden düşünebiliyordum ve okuduktan sonra da hak verdim, kendimi doğruladım..hepiniz okuyun bunu..güzel bi evliliğin ipucusu var içinde..neyse çok konuştum..Emez teşekkürler sana, çok faydalı bi paylaşım..
     
  4. 18 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Emez
  5. Mahbile

    Mahbile Acem Kızı Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.396
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    106
    Bu yazıyı çöpe attıracak bir not: Dün TV'de
    Arzum Onan'ı seyrettim. Kanser tedavisi görmüş, iyileştiğini anlatıyordu.
    Yemin ederim içim sızladı, çok üzüldüm. Umarım Allah bir daha ona o korkuyu
    yaşatmaz, evladına bağışlar. Ve aynı karede Arzum hanım konuşurken ona
    bakan bir adam vardı. Kirli sakalı, buğulu gözleriyle. Gözlerinde demet
    demet çiçekler sunan adam, kırılacak gibi dokunmaya korkan, seyretmeye
    doyamayan Mehmet bey. İşte o an anladım ki, İstanbul Masalı'ndaki Selim rol
    yapmıyormuş. Yaşadığı aşkı yaşıyormuş dizide de karga burunlu Esma'ya
    bakarken, Arzum'unu görerek. Baktığı her yerde onu gördüğü öyle açık ki.

    Hep mutlu olsunlar, hep aşık...

    Ben bavulumu toplar giderim arkadaş buralardan. Benim Mehmet'in gözlerinde
    kendimi yeniden gördüğüm gün dönerim ancak :)



    Şu cümlelerden sonra sölicek bişeyim yok , kendimde şahit oldum onların arasındaki sevdaya emez çok güzel bi paylaşımdı
     
  6. 18 Temmuz 2007
    Konu Sahibi : Emez
  7. Filo

    Filo Popüler Üye Üye

    Katılım:
    7 Nisan 2007
    Mesajlar:
    1.159
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    148
    eline sağlık sonuna kadar katılıyorum..........
     
  8. 9 Ocak 2011
    Konu Sahibi : Emez
  9. katikula

    katikula Geçici Olarak Hesap Pasiftir ! ÜZGÜN Üye

    Katılım:
    15 Eylül 2008
    Mesajlar:
    35.592
    Beğenildi:
    12.565
    Ödül Puanları:
    288
    Eski ama güzel bir yazıymış... Teşekkürler... :KK31:
     
  10. 9 Ocak 2011
    Konu Sahibi : Emez
  11. mavilimYesilim

    mavilimYesilim *AşK YaKaLaSıN BiZi* Pro Üye

    Katılım:
    29 Nisan 2010
    Mesajlar:
    7.386
    Beğenildi:
    2.006
    Ödül Puanları:
    238
    Evet güzelmiş. Dikkate almak lazım.