Ilişkili kişi ya da ilişkisiz kişi

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve guldenasya tarafından 15 Eylül 2010 başlatılmıştır.

    15 Eylül 2010
    Konu Sahibi : guldenasya
  1. guldenasya

    guldenasya Aktif Üye Üye

    Katılım:
    15 Eylül 2010
    Mesajlar:
    64
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    31
    İnsan ilişkileri, insanlık tarihi ile yaşıt bir konudur. İlk insanın yaratıldığı andan itibaren, toplumda sevgi odağı olmayı başarmış, saygı gören insanlar da var olmuş, nefret odağı olan ve sevgiden yoksun yaşayan insanlarda var olmuştur.

    Kur’an da Hazreti Adem’in iki oğlundan bahsedilir. Bende bu kıssayı kısaca paylaşmak istiyorum. Hz. Adem’in oğullarından birinin ismi Habil, diğeri ise Kabil’dir. Habil son derece yumuşak huylu, ılımlı ve toprakla uğraşan biridir. Kabil ise avcılık yapan güçlü kuvvetli birisidir. Gün gelir ve bu iki kardeşin arası bozulur. Daha doğrusu Kabil tarafından tek taraflı bozulur. Çünkü Kabil kardeşini sürekli kıskanmakta ve onun evleneceği kız ile evlenmek istemektedir.

    Günler günleri kovalar, Kabil artık içindeki nefreti kontrol edememektedir. Üstelik kalbi sevgi ile dolu olan Habil’in adağı kabul edilmiş, Kabil’in adağı ise kalbinde bulunan kötü duygulardan ötürü kabul görmemiştir. İki kardeş ormanda gezerlerken tartışma başlar ve yerden bir taş alan Kabil kardeşi Habil’in başına vurarak onu öldürür. İşte bu olay ilk cinayet olarak insanlık tarihine geçer. İlk cinayet, ilk iletişimsizlik, ilk kıskançlık... Habil anne ve babasının yüzüne bakamayacağını düşünerek o bölgeden uzaklaşır ve yalnız bir hayat sürmeye başlar...

    Bu kıssa da tüm insanlık ailesi için alınacak dersler var. İnsanın içindeki kin ve nefret duygusu, sevgi ve hoşgörü duygusuna galip gelirse sonuç yukarıda anlatıldığı gibi oluyor. Kendimle iyi bir ilişki yürütmezsem, bir başkasıyla basıl iyi bir ilişki yürütebilirim?

    Zihnimizde barışı ve uyumu yarattığımızda ve olumlu şeyler düşündüğümüzde, kendimize olumlu deneyimleri ve bizimle aynı düşüncede insanları çekeriz. Tersine hata bulmaya, suçlamaya, kurban anlayışına saplandığımızda, hayatımız hayal kırıklıkları ve başarısızlıklarla dolu olur ve bizimle aynı düşüncede insanları çekeriz. Esas olarak söylediğim şey, kendimize ve hayata ilişkin inandığımız şeyin bizim için gerçek olmasıdır. (Louise L. Hay - Düşüncenin İyileştirici Gücü)

    Düşünceler Değiştirilebilir

    Sorun ne olursa olsun, yaladıklarımız düşüncelerimizin dışa vurumudur. Örneğin “ben kötü bir insanım” diyen bir düşünceye sahip olursanız; bu düşünce, sizi esir alan bir kendinden nefret etme duygusu yaratacaktır. Eğer bu düşünceye sahip olmazsanız, o duyguya da sahip olmazsınız. Düşünceler değiştirilebilir. Bilinçli olarak, “Ben harikayım” gibi yeni bir düşünce seçin. Düşünceyi değiştirdiğiniz de, duygu da değişecektir. Dikkat edin düşündüğümüz her düşünce, geleceğimizi şekillendirir.

    Sahip olduğumuz tek şey şu andır. Şu an düşünmeyi ve inanmayı seçtiğimiz ve dile getirdiğimiz her şey; yarının, önümüzdeki haftanın, önümüzdeki ayın, önümüzdeki yılın ve diğer anların deneyimlerini biçimlendirmektedir. Düşüncelerimiz ve inançlarımıza şu an odaklandığımızda ve bu düşünceleri ve inançları özel bir arkadaş için hediye beğenirken gösterdiğimiz özenle seçtiğimizde, hayatlarımızda kendi seçimlerimizden oluşan bir yön belirleme gücüne ulaşırız. Eğer geçmişe odaklanırsak, şu an için harcayabileceğimiz enerjiye sahip olamayız. Eğer gelecekte yaşarsak bir hayal dünyasında yaşarız. Tek gerçek şu andır.

    Bedenen ve Ruhen Yaralanmak

    Geçmişte yaşanan üzüntüleri devam ettirdiğimizde, bundan yine bizler acı çekeriz. Derler ya “zaman en iyi ilaçtır” diye. Geçmişte size yaşatılan bir üzüntüyü, sürekli canlı tutmaya çalışmak, sizi üzmekten başka bir şey getirmez. Ayrıca bu üzüntüyü yaşatan insana karşı içinizdeki kin tazeliğini korur. Affetmek bir erdemdir. Bu duyguyu terk edersek, yerine nefret, kin, intikam gibi kötü duygular geçer.

    Yaşamımızda karşılaştığımız her kötülük için, kendimizi yada başkalarını suçlamak durumu iyileştirmez; yalnızca bizi güçsüz bırakır. Suçlamak her zaman çaresizce bir harekettir.

    Affetmek, bize acı veren kimliğimizden kurtulmaktır. Koşulsuz bir affedicilik ile hataları affedin. Siz affettikçe kendinizle beraberi gezegenin iyileşmesine de yardımcı olacaksınız. Size bir “Acı Testi” yapmayı öneriyorum. Nasıl olduğunu ise aşağıda anlatacağım:

    Bir yeriniz yaralandığında, canınız yanar. Bir süre sonra bu yara metabolizmamızın mükemmel ve kusursuzluğunun bir örneği olarak kapanmaya ve kabuk bağlamaya başlar. Ama hala dokunduğunuzda azda olsa bir acı hissedersiniz.

    Biraz daha zaman geçer, yara tamamen kapanır. Artık dokunsanız bile hiçbir şey hissetmezsiniz, hatta o yarayı unutursunuz.

    Bunun fiziksel yaralanmanın aynısını birde duygusal açıdan inceleyelim. Sevdiğiniz bir dostunuzun sizi üzdüğünü ve acı çektirdiğini düşünelim. Zaman zaman herkesin başına gelebilecek bir olay. Bu manevi yaralanma ilk başlarda sizi çileden çıkartır, ruhunuzu acıtır ve sizi fazlasıyla incitir. Bazen o kişiye öfke duyarsınız, bazen neden bunu yaptı diye düşünürsünüz. Zaman geçer, geçer, geçer. Sonra içinizdeki acıda anlamını yitirmeye ve yok olmaya başlar.

    Eğer sizi üzen kişiyi gerçekten affettiyseniz, bu olayı hatırladığınız da kapanan yaraya dokunmak gibi, hiçbir şey hissetmemeniz gereklidir. Eğer hala bu arkadaşınız hakkında kötü duygular besliyorsanız, yara hala kapanmamış demektir.

    Bu testi uygulayın, ne kadar affedici olduğunuz, ya da yaraları taze tutmak konusunda ne kadar yetenekli olduğunuzu bir görün. Ne olursa olsuni başa çıkabilecek donanıma sahipsiniz.

    Televizyon hayatlar

    Bir televizyonun önünde oturacak yaşa geldiğimiz andan itibaren, çoğunlukla sağlığımız ve mutluluğumuz için zararlı olan ürünlerin satış reklamlarıyla bombardımana tutuluyoruz. Özellikle çocukların izlediği bir televizyon kanalında yada çocukların çoğunlukla izlediği saatlerde; şekerli içecekler, pastalar, çikolatalar ve pek çok oyuncak reklamı yayınlanıyor. Bu tip reklamlar, doyumsuzluk ve aç gözlülük duygularımızı abartıyor.

    Çocuklar eğilim olarak, kendisine faydalı şeylerden uzak durarak, damak tatlarına güzel gelen yiyecekleri seviyorlar. Televizyon ise bu olayı daha içinden çıkılmaz bir hale getiriyor. Çocukların, televizyon karşısında oturarak ve şiddet içerikli sahneler izleyerek yüzlerce saat geçirmesine izin veriyoruz. Sonra da okular da şiddet olaylarından yakınıyoruz. Gençler gördüğü şeyi istiyor. Silah görüyorsa, silah istiyor. Bıçak görüyorsa da bıçak istiyor. Ben size hiç televizyon izlemeyelim demiyorum. Sadece televizyon karşısındaki, zamanımızı daha kaliteli bir şekilde geçirmemiz.

    İnsanlara; kendinize nasıl davranılması gerektiğini yine sizler söylersiniz. Sizlerin hareketleri davranışları, diğer insanların size karşı nasıl davranacağını belirler. Saygı istiyorsanız, saygı gösterin. Sevilmek istiyorsanız, sevmeye başlayın.

    Yıkıcı eleştirir faydasız bir eylemdir, çünkü hiçbir zaman olumlu şeyler doğurmaz. Kendinize karşı acımasız ve hırçın davranmayın. Başka insanlara karşıda yıkıcı eleştiriler yöneltmeyin. Diğer insanlarda bulduğumuz hatalar, genellikle kendimizde hoşlanmadığımız şeylerin izdüşümüdür.


    Sağlıklı İlişkiler

    Bazen kendimizi diğer ilişkilere o kadar çok adarız ki; kendimizle kurduğumuz ilişkileri bir kenara atarız.

    “İki kişinin bir araya geldiği herhangi bir ilişkide, nihai sonuç iki yarım kişidir.”
    - DR. WAYNE DYER -

    Başarısız ilişkileri çeken insanlar, muhtaç insanlardır. Eğer diğer kişinin hayatınızı onarmasını ya da daha iyi yarı olmasını beklerseniz, kendinizi başarısızlığa hazırlıyorsunuz demektir. Bir ilişkiye girmeden önce olduğunuz kişi ile gerçekten mutlu olmak isterseniz. Mutlu olmak için bir ilişkiye bile ihtiyaç duymayacak kadar mutlu olmak istersiniz.

    Kendini sevmeyen bir insan ile ilişkiniz var ise, o kişiyi memnun etmek gerçekten imkansızdır. Endişeli, ümitleri suya düşmüş, kıskanç, kendisinden nefret eden, ya da gücenmiş bir kişi için asla “yeterince iyi” olamayacaksınız. Sunduğumuz sevgiyi nasıl kabul edeceğine dair hiçbir fikri olmayan partnerler için yeterince iyi olmak üzere çoğunlukla kendimizi harap ediyoruz. Çektiğimiz şey her zaman sahip olduğumuz nitelikler ya da kendimize ve ilişkilerimize dair taşıdığımız inançlardır. Diğerlerinin bizim için hissettikleri ise kendi sınırlı yaşam algılarıdır. Hayatın bizi her zaman koşulsuz sevdiğine inanmamız gerekiyor.

    Kıskanç insanlar endişelidir. Kendilerine değer vermez, değerli olduklarına inanmazlar. Kıskançlık gerçekten şunu söylemektir: “yeterince iyi değilim, sevilmeyi hak etmiyorum, bu nedenle partnerim beni aldatacak ve bir başkası için terk edecek.” Bu öfke ve suçlama yaratır.

    Hayatınız birleştirecek bir şey, mükemmel bir hayat arkadaşı arıyorsanız, istediğiniz özellikleri bir kağıda yazın. “Uzun boylu, esmer, yakışıklı ya da güzel sarışın sevimli” niteliklerinin ötesine geçin. Karşınıza bir insan çıktığında karar ağacı yağın. Bir kağıdı ikiye bölün, sol tarafına bu insanın iyi ve beğendiğiniz özelliklerini yazın ve puan verin. Sağ tarafa ise hoşunuza gitmeyen özellikleri yazın ve puan verin. Sizin için önemli olan konulara ağırlıklı olarak yüksek puan verin. Daha az önemli olan özelliklere ise daha düşük puanlar verin. İki tarafı topladığınızda sonuca göre hareket edin. Bu yöntem işinize yarayabilir.


    tolgacelebi.com