İlk Aşkım 35 yıl sonra yeniden alevlendi

Konusu 'Aşk Hikayelerimiz/Dertlerimiz' forumundadır ve agyara_kapa tarafından 4 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    4 Aralık 2008
    Konu Sahibi : agyara_kapa
  1. agyara_kapa

    agyara_kapa Guest




    Henüz sekiz yaşındayken tanıştım aşkla. İlkokula gidiyordum, kalem tutmasını yeni yeni öğrenmiştim. Onu nasıl sevdim, bu sevgi nereden geldi yüreğime çöreklendi hatırlayamıyorum. Fakat ilk görüşte aşık olmadığımı iyi biliyorum.

    Onu neden sevmiştim, nasıl gizli gizli yol bulmuştu kalbimde bir türlü anlamadım. Öylesine seviyordum ki, güneşin aydınlattığı gibi, mecnun’un asırlara destan sevdası gibi. Onu gördüğümde sevinç gözyaşları tatlı tatlı gözlerimden dökülmeye başlardı. Hep ama hep onu özlerdim. Yanındayken, bile bu özlem bitmez aksine fazlalaşırdı.

    Ben o’na şiirler yazmakla meşguldüm her gece, penceresine nazar ede ede gecenin nihayetini bekleyip dururdum. Lakin onun duygularından zerre kadar haberdar değildim. Benim kendisini böyle büyük, böyle garip, böyle gizlice sevdiğimden hiç haberi yoktu. Onu görmediğim gün gözlerim ağlıyordu. Gördüğüm gün ise yüreğim ağlamaya doymuyordu. Neydi Allahım bu.! Anlamaktan ne kadar aciz kalıyordum kendi kendimi.

    Onunla konuşmaya başladığımda, dudaklarımın titrediğini, dilimin mecnun olup ağzımın içinde kördüğüm olduğunu, kelimelerin birbirine dolaştığını hatırlıyorum hep.

    Ahh! Gönlümün ilacı ancak şiirlerdi. Hep şiir yazıyordum. Artık kalemle, kağıtla mısralarla epey sıkı dost olmuştum.
    Mecnun gibi, Ferhat gibi nice aşıkların hikayelerini okudum. Nice sevdalara şahit oldum, nice sevdalılarla tanıştım.

    Zamanında Bir padişahın kızının kolu kırılmıştı. O şehirde kırıkçılıktaki mahareti ile tanınan son derece güzel ve zarif biri vardı. Kızın elini sarması için onu getirdiler. Kız onu görünce hemen aşık oldu. Kırıkçının göz kırpması kızın aklını başından aldı. Genç her gün geliyor ve kızın durumunu kontrol ediyordu. Kolu iyileşince gelmez oldu. Kız evden kaçacak duruma geldi. Bu sırrı dadısına açtı ve genci tekrar eve getirmek için çarenin ne olduğunu sordu. Dadısı şöyle cevap verdi: Kolu kırmaktan başka çaresi yoktur.

    Arkadaşlarım ise benim bu yalansız sevda’ma inanmıyorlardı. Sen aşık olamazsın, böyle büyük bir sevdaya kapılamazsın diyorlardı. Ama ben kendim, bu sevdaya herşeyimle inanıyordum. Öylesine korkuyordum ki ya beni sevmezse, ya beni istemezse diye. Bunun yanında, Onu her şeyden kıskanıyordum.

    Onun bütün istekleri tartışılmaz bir emir niteliği taşıyordu benim için Ah yeterki benimle konuşsun, dudaklarından dökülenler benim için elmas’tan, pırlantadan çok daha değerliydi. Ama ondan çok da utanıyordum. İşte aşk her haliyle beni teslim alıyordu. Artık ben onun için yaşıyordum. Bilmek gerekir ki akılla aşk arasında bir tezat vardır. Evet kişi sevdiğiyle beraberdir. Kim ki bir şeyi severse bütün bedeniyle ona bağlanır. Sadık aşık, neye bakarsa baksın maşuktan başkasını görmeyen kimsedir.

    Ve gurbet vakti gelip çatmıştı. Ortaokul tahsilimi tamamlamak için Annemle İstanbul'a Gitmem gerekiyordu artık. Ne büyük acı, ne büyük çile olacaktı Allah’ım bu ayrılık. Nasıl dayanabilecektim bu özleme, zaten ben onun yanındayken bile delicesine onu özlüyordum.

    Şimdi, benim için, dünyanın en büyük acısı, en zor çilesi özlemdi. Evet, vakit yavaş yavaş gelmişti. Gece boyunca evini seyrettim hep, onu görmesem de. Yüreğim cayır cayır yanardı. Ah onun tebessümünü seyretmek var ya, gönlüme ne sürür verirdi bir bilseniz. Gülüşüne kandırırdım gönlümü. Bu onulmaz yaraya gülüşünü, merhaba yapıp bir parça bile olsa, acımı hafifletmeye çalışırdım.

    Onu göremediğimde gözlerim özlemine ağıt yakardı. Kan rengine dönmüş, hasret nehirleri gözlerimden pervasızca akıp dururdu. Ahh! Onu gördüğümde ise gönül bayram ilan eder, gözlerimse deli gönle ayak uydurup,yeryüzüne sevinç yağmurları yağdırırdı. Onunla bir kelam etme fırsatı bulduğumda ise, bu mutluluk şarabı o kadar sarhoş ederdi ki, kalbim sızım sızım sızlardı.

    Onunla aynı mahallede olmak, aynı sokakları dolaşmak , aynı havayı teneffüs etmek bile bana ayrı bir mutluluk yaşatıyordu.

    Onu her gördüğümde alev alev yanardım. Konuştuğumda dilim yanar, baktığımda yüzüm dehşet bir yangın yerine dönerdi. Kulaklarım iki parça kor halini alıverirdi.

    Ayrılık acısı gönlümü yakmış
    Gözlerim hala yollarına bakmış
    Hasretin gönlümde izler bırakmış
    Senden ayrı olmak ne zormuş.

    Hasret vuslattan üstünmüş. Gerçi ben bu saf ve temiz aşkımda hep derin bir hasret duygusu ile doluyum. İstanbulda da, beni hiç bırakmayan gölgem gibi bana yakın, benimle öylesine beraber.

    Ama, gurbet insanda kıymet bilme duygusunu daha çok geliştiriyor. İnsan sevdiğine daha bir hassas oluyor. Ayrıca, insan gurbette daima sevgilinin hayaliyle, ona kavuşma umutlarıyla kalbini ve beynini meşgul ettiğinden, kendi benliğinden, kötülüklerden de korunma fırsatı elde ediyor. Evet insan saf ve temiz bir AŞK’a tutulursa , o insanı temizliyor, saf haline dönüşmesine vesile oluyor.

     
    Son düzenleyen: Moderatör: 22 Aralık 2008