Ingmar Bergman

Konusu 'Biyografiler' forumundadır ve audreyy tarafından 9 Ekim 2010 başlatılmıştır.

    9 Ekim 2010
    Konu Sahibi : audreyy
  1. audreyy

    audreyy Aktif Üye Üye

    Katılım:
    29 Ağustos 2010
    Mesajlar:
    224
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    41
    http://2.bp.kadinlarkulubu.com/_2fWaLIojZD8/TIWdyOzqv1I/AAAAAAAAAek/kyeCfw8Hh5w/s1600/ingmar_bergman_01.jpg


    Ingmar Bergman, (d. 14 Temmuz 1918 - ö. 30 Temmuz 2007) İsveçli oyun yazarı ve film yönetmeni.

    Bir Protestan papazının oğlu olarak 1918'de İsveç Uppsala'da doğmuştur. Çok sayıda evlilik yapmıştır. Bunların sonuncusu, kült oyuncusu Liv Ullmann’dır. Diğer kült oyuncusu ise Max von Sydow'dur. 30 Temmuz 2007'de sabahın erken saatlerinde İsveç'te Farö adasındaki evinde 89 yaşında ölmüştür[1]. Kızı Eva Bergman tarafından uykusunda öldüğü açıklanmıştır. Bergman 2005 yılında Time dergisi tarafından dünyanın yaşayan en büyük yönetmeni olarak nitelendirilmiştir[2]. 9 defa en iyi yönetmen Oscar’ına aday gösterilen Bergman’ın eserleri, 1960, 1961 ve 1983 yıllarında en iyi yabancı film Oscar’ı ödülünün sahibi oldu[2].

    Birçok filminde karakterleri, sanat çevreleri içine yerleştirmiştir. Kadınlardan yanadır. Filmlerinde tavrını daima kadınlardan yana koyar. Mizahi ve eğlenceli filmler de yapmıştır.

    Papazlar, bir 'sorunsal' olarak dahil edilir filme. Aşkımızın Üstüne Yağmur Yağıyordu, Yedinci Mühür ve Cehennemi Karanlıkta Müzik filmlerinde açıkça iticidirler. Bir Aşk Dersi ile Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri'nde mizahi bir dille hicvedilirler.


    Avrupa'da tanınması
    1956 Cannes Film Festivali’nde gösterilen Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri, tam bir olay yarattı. Jüri, çok iyi diğer filmlerin de varlığı nedeniyle, bu filme özgü bir ‘ödül yaratmak’ (Şiirsel Hiciv Ödülü) zorunda kaldı. Böylece Bergman, bu 18. filmiyle birlikte bir anda keşfedildi. Bergman’ın bütün filmleri, Avrupa sinemalarını sardı. 1957 Cannes Film Festivali’nde gösterilen baş yapıt (Yedinci Mühür) bu modanın katlanarak artmasında etkili olmuştu.

    Daha önceki yıllardan yalnızca Bergman’ın Monika adlı filmi anımsanıyordu. Çünkü zaten o tarihlerde İsveç denince akla erotik filmler geliyordu. Monika (1952), 1958-1960'lı yıllarda Fransız Yeni Dalgası ile birlikte meydana çıkan büyük tarz değişikliğini daha o yıllarda önceliyordu.

    1970’li yıllar Bergman’ın Avrupa’da bir efsane haline geldiği yıllardır.

    Mali polisin gelip sahibi olduğu tiyatroyu basması ve gelir bildirimleri ile ilgili olarak Bergman’ı (biraz da hoş olmayan biçimde) sorgulaması üzerine ülkesine küsen sanatçı, 1976 yılında Almanya’nın Münih kentine taşınır. Böylece gönüllü sürgünlük dönemi başlar.





    Filmografi

    1. Dönem

    II. Dünya Savaşı sonrasında İsveç’te yükselen bir intihar oranı ve dinsel geleneklere bağlılığın sarsılması söz konusudur. Bergman’ın ilk dönem filmleri de bu umutsuzluktan etkilenir. Filmlerin adları bile bunu kanıtlamaktadır.

    Genel olarak kişiler varoluş sıkıntılarına gömülmekte, umutsuz bir yalnızlığın içinde debelenmekte ve kimi zaman da intihar girişimlerinde bulunmaktadırlar. Bu karanlık eğilimin doruk noktası, Zindan adlı filmdir.

    1945 - Kris (Bunalım): Melodramatik bir tiyatro oyununun gerçekçi uyarlaması.
    1946 - Det regnar pa var Körlek (Aşkımızın Üstüne Yağmur Yağıyordu)
    1947 - Skeep till Indialand (Hindistan’a Giden Gemi ya da Kaybolan Kızlar Limanı)
    Musik I mörker (Cehennemi Karanlıkta Müzik)
    1948 - Hamnstad (Liman Kenti)
    Fangelse (Zindan)
    1949 - Törst (Susuzluk)

    2. Dönem

    Bu dönem, bu marazi eğilimden kopuşu ifade eder. Birbirini izleyen yenileme ve zenginleştirmelerden oluşan bir dönem başlar. Aşk, sevgi, ayrılık genel temalardır. Kadınlara yönelik eğilim bu dönem filmlerinde ağır basar. Kadınlara açıkça ayrıcalık tanınır; iyi roller verilir, galip gelmeleri sağlanır. Erkekler ise küçümsenir, alaya alınır, aşağılanır.

    1949 - Till gladje (Neşeye Doğru)
    1950 - Sommarlek (Yaz Oyunları)
    Sant hander inte hër (Burada Yapılmayan Türden Bir Şey)
    1952 - Kvinners väntan (Kadınların Bekleyişi)
    Sommaren med Monika (Monika ya da Monika’yla Bir Yaz)
    1953 - Gycklarnas afton (Gezgincilerin Gecesi): Bergman’ın deyişiyle bir ‘kurtuluş’ olan bu film, iç kapayıcılığı ile dönemin diğer filmlerinden ayrılır.
    1954 - En Lektion I Kärlet (Bir Aşk Dersi)
    1955 - Kvinnodröm (Kadın Düşleri)
    Sommarnattes Leende (Bir Yaz Gecesi Gülümsemeleri)

    3. Dönem

    İlk planlarından itibaren kameranın objektifinin gökyüzüne doğru çevrildiği Yedinci Mühür ile birlikte Bergman’ın Dikey Sineması başlar. (Bu kavram, metafizik simgelerden çok günlük gerçeklere ilgi duyan İsveçli genç sinemacıların Bergman’ın sinemasını küçümsemek için taktıkları addır. Lefevre, bu adı kullanarak bir dönemi adlandırıyor). Yaban Çilekleri’nden itibaren bu metafizik soruşturma varoluşsal bir hal alır ve dönemin daha sonraki filmlerinde giderek metafizik niteliğinden bütünüyle uzaklaşır. Son filmi iyiden iyiye ‘eğlendirici’ bir tarza saplanır.

    1956 - Det Sjunde inseglet (Yedinci Mühür)
    1957 - Smultronstället (Yaban Çilekleri) Yaşlı bir profesörün yaşamının son günleri Proustvari geri dönüşlerle anlatılır. Yaşlı profesör,hayata son kez, kederlenmeden bakmaktadır sanki.Yaşama iyinin ve kötünün ötesinde, büyük bir sadelikle bakan yaşlı adam ölürken dingindir ve çocukluğunun tatlı gülümsemelerini yaşamaktadır.
    Nära livet (Yaşamın Eşiğinde)
    1958 - Ansiktet (Yüz)
    1959 - Jungfrukällen (Kaynak)
    1960 - Djävulens Öga (Şeytanın Gözü): İkinci sınıf, eğlendirici bir film.


    4. Dönem

    Bu dönem, Oda Sineması üçlüsünden ibarettir. Ayrıca bu filmlerde yönetmen, tanrı sorununa son bir kez döner. Hatta İbadet Edenler filminde, tanrının ölümünü ilan eder.

    1961 - Säsom i en spegel (Aynadaki Gibi)
    1962 - Nattvärdsgâterna (İbadet Edenler) Bergman bu filmde adeta Dostoyevski'nin "Tanrı yoksa onu icad etmek gerekir" sözünün sinemasal anlatımını gerçekleştirmeye çalışır. Dostoyevski'nin bir çok romanındaki sorunsal olan tanrının ölümünün doğurduğu ağır ahlaki sorunlar, bir rahibin yaşamında trajediye dönüşür. Eğer bir rahip bile inançsız hale gelmişse sıradan insan ne yapacaktır?
    1963 - Tystnaden (Sessizlik)


    Dinlenme: Ara Dönem

    1964 - För att inte tala om alla dessa kvinnor (Bütün O Kadınlar ya da Bütün O Kadınlardan Söz Etmeden): İkinci sınıf, eğlendirici bir film. İlk ‘renkli’ kaba güldürüsü.
    1965 - Daniel (Daniel): Oğlu Daniel için yaptığı, bir ‘ilan-ı aşk’ niteliğinde, başka bir özellik taşımayan 'ara dönem' filmi.

    5. Dönem

    Yakın planların hayranlık verici biçimde kullanıldığı yeni bir üçleme ortaya çıkar. Bu filmlerle birlikte Bergman’ın ‘parçalama tekniklerini’ daha fazla kullandığı görülür. Persona’da seyirciye projeksiyon aletinin varlığı anımsatılır. Filmin başlangıcı, küçülen sayıların sıra ile ‘BAŞLA’ kelimesini izleyişini gösterir. Projektörün gürültüsü ses bandının müziğini bastırırken, kamera, cihazın kimi bölümlerinin ayrıntılarını verir. Filmin can alıcı yerinde Bergman filmin kaydığı ve koptuğu izlenimini yaratır. Aynı işlem filmin sonunda da tekrarlanır ve SON yazısı belirmez. Kurtların Saati filminde, filmin adı hiç beklenmedik bir anda görüntüye geliverir. Ayin’de film dokuz parçaya ayrılmıştır. Bir Tutku’nun oyuncuları, görüşme sorularına cevap vermek ve yorumladıkları kişiler hakkındaki kişisel görüşlerini belirtmek üzere oyunun akışını anında keserler. Çığlıklar ve Fısıltılar’da ve Fanny ve Alexandre’da usdışının sınırlarına girilir; seyirci rahatsız edilir. Sonbahar Sonatı’nın papazı seyircilere dolaysız yoldan seslenir. Kuklaların Yaşamından’ın dosyasının aynı sayıdaki bölüme denk düşen piyesleri, hiçbir kronoloji kaygısı olmaksızın sunulur. Öte yandan son filmlerinde Bergman, ‘bilinçsiz güdülenmelere bağlı sorunlara’ giderek daha fazla eğilecektir .

    1965 - Persona (Persona)
    1967 - Vargtimmen (Kurtların Saati)
    1968 - Skammen (Utanç) Savaşın sonucu sadece ölen sayısız insanla sınırlı değildir. Kalanlar da yaşadıkları ağır deneyimlerin sonucu olarak bir tür yaşayan ölüye döüşürler. Tanık olmak, tanık olarak yaşamını sürdürmeye çalışmak. Bu, aynı zamanda "bilmemek" üzerine bir film. Savaş sırasında bir radyosu bile olmayan, dolayısıyla da savaşın seyriyle ilgili pek bilgisi olmayan Eva ile Jan'ın bir şişe şarap bulduklarında yaşadıkları büyük keyif, savaşla ilgili bilgileri arttıkça ve savaş artık iyicene yaşamlarına girdikçe büyük bir utançla da karşıkarşıya kalmaya başlayacaklardır.

    Diğerleri

    1968 - Riten (Ayin)
    1969 - En Passion (Bir Tutku)
    1970 - The Touch (Temas)
    1972 - Viskningar och rop (Çığlıklar ve Fısıltılar) ''Ölüm, inanç, yalnızlık üzerine üç kız kardeşin öyküsü.Kusursuz bir anlatım.
    1973 - Scener ur ett äktenskap (Evlilik Yaşamından Sahneler)
    1974 - Trollflöjten (Sihirli Flüt)
    1975 - Ansikte mot ansikte (Yüz Yüze)
    1977 - Das Schlangenei (Yılanın Yumurtası)
    1978 - Höstsonaten (Son Bahar Sonatı) Bir kadınla annesinin gecikmiş bir hesaplaşması. Anne, geçmişte iki kızının da hayatında travmatik yaralar açmıştır ama bunun farkında değildir. Müzisyen olan kadın sanatı uğruna kızlarını büyük oranda ihmal etmiş, kızlardan küçüğünün felçli kalmasında etksi olmuş ve yıllar sonra itiraf etmek istemediği bir vicdan azabıyla geri dönmüştür. Anne ile büyük kızın bir gece boyunca yaşamlarını bir mahkeme önüne çıkarırcasına hesaplaştıkları sahne Bergman'ın ustalığını ve dehasını bir kez daha kanıtlıyor.
    1979 - Farö-Doküment 1979 (Farö Adası)
    1980 - Aus dem Leben der Marionetten (Kuklaların Yaşamından)
    1983 - Fanny och Alexander (Fanny ve Alexandre)
     
  2. 14 Ekim 2010
    Konu Sahibi : audreyy
  3. Michelle

    Michelle Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Mart 2010
    Mesajlar:
    266
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    86
    Yaban Çilekleri ve Persona filmlerini çok beğenerek izlediğim yönetmen.