İnsanı Ararken - Canan Dila

Konusu 'Kitap Tavsiyeleri' forumundadır ve yaren_76 tarafından 22 Mart 2007 başlatılmıştır.

    22 Mart 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  1. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    21
    Ödül Puanları:
    148
    $inAra260206.jpg
    Canan Dila, İnsanı Ararken "Doğan Cüceloğlu Kitabı"

    Kitap Bilgi

    Sene: 2005

    Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

    Yazar: Canan Dila (Söyleşi)


    "İnsanı Ararken" Canan Dila’nin psikolog Doğan Cüceloğlu’yla yaptığı iki ciltlik bir söyleşi kitabı. Cüceloğlu’nun yaşam öyküsü ve çeşitli konulardaki görüşlerinin iç içe geçtiği kolay okunan bir kitap.

    Kitabın başlarında daha çok doğduğu ve büyüdüğü Silifke’yi, annesi, babasını ve kardeşlerini bildiği kadarıyla aktarmaya çalışıyor. Türkiye’deki yıllarını ve üniversiteden sonraki ABD’de geçen yıllarını yeri geldiğinde yer ve zamanlarıyla çok ayrıntılı şekilde anlatıyor. Cüceloğlu’nun ağzından bal damlayınca doğal olarak da bunların hepsini okumak da tahmin edeceğinizden çok daha kısa sürüyor.

    Hayat hikayesinin büyük kısmı birinci kitapta, ikinci kitapta da yaşantısındaki can alıcı kısımlar olsa da insan ilişkileri, felsefe gibi konular ağır basıyor.

    Kitapta olaylar genellikle kronolojik ilerliyor. Diğer taraftan Cüceloğlu’nun sık sık konuyu dağıtma eğilimi göstermesi dallanıp budaklanmaya yol açmış. Ayrıca Canan Dila’nin Amerika’nın genel yapısıyla ilgili derin ve neredeyse kişisel merak içeren soruları sayfalarca asıl konudan uzaklaşmamıza sebep oluyor. Yine de bu kolay okunan bir söyleşi kitabı için pek de büyük bir eksi değil.

    Kitabın geneline baktığınız zaman kesinlikle başarılı bir çalışma olduğu aşikar. Kitap boyunca okuyucuyu ortama ve Cüceloğlu’na mümkün olduğunca yakınlaştırmak için çaba sarfedilmis. Söyleşi ortamıyla ilgili kısa notlar, parantez içinde Cüceloğlu’nun anlık tepkileri, söyleşi esnasındaki bazı küçük olayların not edilişi önemli ayrıntılar. En önemli noktaysa sadece olayların değil bunlar üzerindeki “Cüceloğlu farkıyla” analizlerin yapılması. Kitabın bana en çok keyif veren tarafı da buydu. Hayat hikayesi ile insan ilişkileri, çocuk yetiştirme vs. gibi çeşitli konular hakkındaki görüşleri birbirlerini destekliyor.

    Cüceloğlu doğasından gelen bir gözlemciliğe sahip. İçinde doğal bir heyecan da var, hayatına bakınca da onu görüyorsunuz. Gençlik yıllarında içinde yetiştiği kültür sebebiyle çeşitli sosyal ortamlarda bocalama geçirse de bu onu pek engellemiyor kişiliğinin gelişmesi sürecinde. Kitabı okuyunca şunu anlıyorsunuz ki, Cüceloğlu’nun gözlemci tarafı pek de randımanlı çalışmamış hayatının pek çok noktasında. Gözlemci tarafı çoğu zaman hatalar yapıldıktan sonra harekete geçebilmis. Anlaşılan bu gözlemler kendisine dünkü hataları onarmak ve seminer, tv ve kitap vs. çalışmalarının verdiği zevk olarak geri dönüyor.

    Üzerinde ısrarla durduğu nokta çocuğun en büyük potansiyel olduğu ve “Korku kültürü” nün bu toplumun en büyük sorunu olduğu. Batıdaki “güçlü birey” ve Türk insanının aile/akraba sıcaklığının sentezine de değiniyor.

    Cüceloğlu’nun din ve politika gibi konularda dengeli bir yaklaşımı olduğunu görebiliyorsunuz. Özellikle aşırı milliyetçilik ve aşırı dine düşkün olmanın yanında olmadığı aşikar. Değişik kültürlerin kendine has güzel tarafları olmasına rağmen bunun o kültürü diğerlerinden değerli kılmasına yetmediğini, her kültürün iyi taraflarını almanın, yani bir sentez yaratılması gerektiğini düşünüyor.

    Doğduğu ve büyüdüğü Silifke’de yaşamaya devam edip babasının arzuladığı gibi imam olsaydı acaba bugünkü düşünce tarzına ve bilinç seviyesine erişebilir miydi? Cüceloğlu’nun bugünkü haline ulaşması çok farklı bir yolculukla da olabilirdi belki de. Fakat onun anlattığı yolculukta kendisine en fazla yardım eden güç de değişik toplumsal yapılarla ve düşüncelerle karşılaşmasının sonucunda kendini, içinde büyüdüğü toplumu ve yaralı taraflarını farketmesi.

    Ortalama bir insanın açıklamadan önce yüz kere düşüneceği konularda Cüceloğlu çok açık. Özellikle ailesiyle, akrabalarıyla ve yakın çevresiyle ilgili gözlemleri ilginç. Bu yaşadığı olaylardan çok, olayları anlatışındaki dürüstlüğü ve bunların üzerinde yaptığı analizlerin okuyucuyu aydınlatması kitabın değerini artırıyor.

    Eğer Cüceloğlu’nun bir kaç kitabını okumuşsanız bu uzun söyleşiyi de bir merak dürtüsüyle kaçırmak istemezsiniz. Eğer hiç bir kitabını okumamışsanız İnsanı Ararken’i mutlaka edinin. Bir hayatın seyrini, hatalı taraflarını ve bunlardan alınan dersleri görmek aydınlatıcı olacaktır.