İnsanı Gerçek Kılan Nedir?

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve EzBuZ tarafından 21 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    21 Ocak 2008
    Konu Sahibi : EzBuZ
  1. EzBuZ

    EzBuZ Danalar girmiş bostana Pro Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2007
    Mesajlar:
    4.239
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    146
    İnsanı insan yapan fiziksel görünüşü müdür, yoksa Ruhunda ki duruşu mudur?


    “Ne elbiseler gördüm içinde insan yok, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok.” Mevlana


    İnsanın gerçeği nedir?


    Biyolojik bir anne babadan doğarak dünyaya gelmek, toplumsal kurallara göre eğitilmek, vakti saatinde geldiğinde, diğerlerinin de yürüdüğü yollardan geçerek; okul, iş, hayat arkadaşı, dostlar, çocuklar, emeklilik ve an be an yaşlılığın refakatinde ölümle sonlanan bir yaşam mıdır?


    Eğer İnsanoğlu, içinde yaşadığı toplumun görünmeyen elleri tarafından standardize edilerek, kişiye sunulmuş “bilgisayar paket programı” gibi, kuralı, şartı, kalıbı, sınırı, başı, sonu belli olan bir yaşam yaşıyorsa ve bunun farkında bile değilse bu yaşam , “Yaşamak” mıdır? Yoksa nedir?


    Düşmez insanın yakasından, toplumun kuralları, ailenin baskıları, dostların sitemleri, sistemin kanını emen demir pençeleri.

    Rahat bırakmaz İnsanın Ruhunu, öğretilerin tütsülü prensipleri, tarikatların; gücünü cehennemden alan sindirmeleri, dinlerin binyıllık tozlu baskıları, ahlaksal yapıları v.s

    Sistemin işleyişi ortak mutabakatla sağlanır. Toplumun çoğunluğunu oluşturan %99 kitle (subjektif olarak) neyin doğru veya neyin yanlış, oluşunu belirleyen bir yargı - ilkeler sistemi kavramı veya inancı üzerine üyelerinin davranışlarını An be An bizlerin düzene katılımı ile düzenlemektedir. Bu düzene uyanlar normaldir. Uymayanlar anormaldir. Sistemin kurguladığı oyuna katılıp katılmamanıza göre ya “normal” olursunuz toplumun içinde kalırsınız yada “anormal” olursunuz toplumun dışında yer alırsınız.

    Fakat bu ortak “normal” mutabakata rağmen yine de gezegende yaşayan bizler yeryüzünde ki Dünya Toplumsal Bilincinin ortak yaşam için oluşturmuş olduğu bütün kuralların; kaynağı ne olursa olsun, İnsanoğluna dünya gezegeninde mutluluk, özgürlük, huzur, refah, sevgi, barış getirmediği konusunda da mutabıkızdır.

    Peki sistemde mutabıkız. Sistemin birey ve toplum için ürettiği değerlerin insanı insan yapmadığı ve yıkım getirdiği konusunda da mutabıkız. Nedir burada olmakta olan. Çanların çaldığı yer işte tam burasıdır. Görmemiz gereken “şey” olduğu gibi karşımızdadır.

    Bu “Görüş; İnsana acı, savaş, esaret, sefillik, acizlik getiren her şey” noktasından bakıldığında ya sistem doğru ve normal değildir. Ya da İnsan doğru ve “normal” değildir.

    İnsan nedir? İnsan canlıdır. Gerçektir. Basitçe vardır. Sonsuza kadar var olacaktır. Güneş vardır. Gezegenler vardır. Yaşam vardır. Basitçe vardır.

    Sistem ve kural nedir? Kurgulamadır. İnsan tarafından yaratılır. İnsanın kendi doğasını yaşamasına hizmet etmesi için vardır. İnsan doğasına hizmet etmediği zaman bırakılır ve “yenisi” kurgulanır.
    Bu nedenle;
    Sistem ve kurallar, insanlar için vardır. İnsanlar, sistem ve kurallar için yoktur.

    Farkına varılması gereken en önemli “gerçek” ise sistemleri ve kuralları “”insanların”” değiştirebileceğidir. Sistemlerin ve kurallarının değişmesinin insan eliyle yeniden kurgulanması ve değişmesi ise; insanoğlunun kendini değiştirmesi ile mümkün olabileceğidir. İnsanın kendini değiştirmesi; düzenin devamı için, doğduğu sistem ile birlikte, ona öğretilen her şeyi terk etmesi ile mümkündür. Bu noktada yeninin doğması için “0” görüş gereklidir.

    Sistem ve kurallar insanları değiştiremez. Robotlaştıramaz. Sistemlerin – kurallar insanları değiştiriyorsa buradan acı zülüm kin öfke nefret yıkım ve savaş doğar. İnsanoğlu bu sistemde; Güneşi olmayan sabahtır her gecede. Meyvesi olmayan ağaçtır yaşamın kendinde. Ölü gözlerle seyreder, kendisine olmakta olanı, tükenişini bir ömürlük göz açıp kapayışında.



    İnsanoğlu; bu sistemde; Mevlana’nın sözlerinde anlatmaya çalıştığı, “elbise”dir; İnsanın; İçinde bir türlü “var” olamadığı ve doğasını yaşayamadığı.


    William Shakspeare’in yüz yıllar öncesinden anlatmaya çalıştığı gibi…….

    Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,

    Güneş kucağındadır, bilemezsin.

    Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür.

    Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.

    Kocaman bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.

    Uçar gider, koşsan da tutamazsın…..

    Görmek isteyen için “gerçek” çok açık ve yalındır. Yapılması gereken gerçekten olmakta olanı görmeyi istemek, görmeyi isterken cesaretle değişime hazır olmak, değişime hazır olurken iradeyle gelmekte olanı uzanıp almak ve korkusuzca gitmesi gerekenleri sevgiyle bırakmaktır.

    Yoksa her şey bizim gücümüzle, onun öyle olduğuna inancımızla beslenen bir illüzyondan başka bir şey değildir. Ve işte o zaman Hayat; yaşandığı sanılan kocaman bir “yalanmış” olur.

    İlluzyonu görmek bir adımdır. Fakat görmek yetmez.

    Değişmeyi de istemek gerek. İlluzyondan vazgeçmeye gönüllü olmak, kararlı, cesaretli olmak gerek.

    İnsanın kendi gerçeğini ve kurtuluşu araması bir adımdır. Fakat yetmez.

    “Kendi” Gerçeğini almaya da hazır olmak gerek. Işıkta Aşkta sevgide yaşamaya gönüllü olmak, kararlı, cesaretli olmak gerek.


    İlluzyon vardır. İnsanın zihinde ve her yerdedir.

    Gerçek de vardır. İnsanın yüreğinde ve her yerdedir.

    Hangisinin İnsanın Yaşamında “Görünüşe” çıkacağına karar veren yine insanın kendisidir.

    İnsanın farkındalığı, seçimleri ve iradesi; Her An’da hangisinin ( gerçeği mi illuzyonu mu) gerçek” olacağını belirler.

    İnsanoğlunun doğası; özgürlük, sevgi, aşk, mutluluk, refah, başarı, huzur, barış, paylaşım ve yansımadır. Akıştır.

    Normal olmak ve normal olan, İnsanın doğasına uygun olandır. Aşkta, Sevgide, huzurda, barışta, özgürlükte, bollukta, başarıda, paylaşımda, yansımada, akışta, dengede kısaca “Kendimizde” olmaktır. Ve doğamıza uygun olan düzen de yaşamaktır.

    Muhteşemlik; insana lütfedilmiş Tanrı’nın Armağanı olan “Yaşamı”, “Sevgiyi”, “Aşkı”, “Kendisini” özgür iradesi ile fiziksel Alemde görünüşe çıkarmasıdır. Gerçek kılmasıdır.



    Öyle Ol’malıdır ki, öyle eğlemelidir ki, öyle durmalıdır ki, her yeri ve her şeyi tıpkı yüreğindeymiş gibi yaşasın ve OL’sun.


    Öyle bir yaşamalıdır ki ne içerisi kalsın ne de dışarısı.

    Dolu dolu her hücresine kadar fizikselliğinin beş duyusu ile birlikte içerisini dışarıda da deneyimlemelidir ki, “Yaşam”, yaşam olsun.


    İnsanın Gerçek olması; “Yüreğinde” olması, “Gönül Dergahında” yaşaması demektir.

    Kalbin Arzularının ve Yasalarının geçerli olması demektir.

    Ve bu “Kendisi” olarak “Yaşamın” gerçekleşmesidir.



    Kısaca “Gerçek” olmak; insanın; Ruhunun Asaletinde, özgün doğasında, Aşkı, Sevgiyi, Huzuru, Barışı, Refahı, Başarıyı, Özgürlüğü yaşamak için kararlı olması ve daha azına asla asla razı olmaması demektir.



    Ruhun Duruşu; yürekte yaşanmak istenilenlerin ve OL’mak istenilenlerin başında hazır olda nöbet tutarak cesur bir iradeyle ilgili anlamları “kendinde” An be An yeniden var etmektir.



    Herkesin yüreğinde oturan O’dur. Ve O sevgidir. Ve Yaşamdır.

    Ve “Kendimizi” bu fiziksel alemde gerçek kılmak, sevgiyi gerçek kılmaktır

    İşte o zaman içerisi dışarısı olur. Her yer ve her şey sır olur. Her şey “Bir” olur. Aşk olur. Var oluşun sevinci hücrelerinizde tek nabız gibi atmaya başlar. Yaşamın ihtişamlı renkleri dolar gözlerinize. Yüreğinizde ki mevsim, Sonsuz Aşkın çiçek açtığı her daim bir ilkbahardır.

    Her şeyden özgür ve azade. Koşulsuz. İhtiyaçsız. Zarasız.



    Vakit gelmiştir. Şimdi İnsanlığın

    EBEDİ BİR GÜNÜN ŞAFAĞINDAN “Kendisine”, “Gerçeğine” doğma vaktidir.



    Hadi kalk artık binyıllık uykundan

    Gün senin, Yaşam senin, Aşk senin

    Dileyebileceğin ve düşleyebileceğin her şey, ama her şey senin

    Hadi bırak sana ait olmayanı, bak içindeki hazine senin

    Aş dünyayı; kuralları, sınırları, beni, seni, değirmen seni de öğütmeden

    Söyle dağa taşa ve insana sevgini, dil lal olup susmadan

    Hisset ve Yaşa Aşkı, dünyanın acı ve kederi yüreğine doluşmadan

    Paylaş, paylaşabildiğin her güzelliği, bir gün gelip senden alınmadan

    Gül gülebildiğince. Kahkahanla çınlasın Alemler, güller yüzünde solmadan


    Söyle söylenecek ne varsa aşk ve sevgi adına, yaşam ve insanlık adına, henüz vakit geç olmadan



    “Kendini” yaşa doyasıya aşkla sevgiyle; bir şelalenin coşkusunda, baharın tazeliğinde çocuğun saflığında, bulutun hafifliğinde suyun duruluğunda.


    Efendi ol, henüz gören gözlerin, söyleyen dillerin, bir dünya bedenin varken

    Ol.

    Ol ki “Kendin” Ol.

    Ol ki Yaşamın ta Kendisi Ol.
    ALINTI