İnternet yasası çıkıyor!

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve yaren_76 tarafından 21 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    21 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : yaren_76
  1. yaren_76

    yaren_76 mareşal Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    2.069
    Beğenildi:
    22
    Ödül Puanları:
    148
    İnternetin yaygınlaşmasıyla, yeni bir suç türü de ortaya çıktı ve yayılıyor.
    Ülkemizde internet ortamında işlenen suçlarla ilgili önleyici tedbirleri içeren kanun tasarısı yolu yarıladı. Konuyla ilgili çalışmaları olan Avukat Cevat Özel ile yaptığımız görüşmeyi sunuyoruz.


    Bilişim kavramı hakkında bilgi alabilir miyiz?
    Bilişim sözcüğünün muhtelif sözlüklerde yapılmış genel tarifi şu: İnsanların teknik, ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişimlerinde kullandıkları, bilimin dayanağı olan bilginin özellikle elektronik makineler aracılığıyla düzenli ve akıcı biçimde işlenmesi, bilginin elektronik cihazlarla toplanması ve işlenmesi bilimi, informatik. Kamuoyunda genellikle bilişim ile bilgisayar kavramları birbirleriyle karıştırılıyor ki, bunlar birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir.



    Türk hukukunda internet ile ilgili düzenlemeler nasıl ve ilk defa ne zaman mevzuata geçti?
    Tarihî bir akış içerisinde görmek istersek: İlk defa 1991 yılında 765 sayılı eski Türk Ceza Kanununun 525. maddesiyle böyle bir düzenleme getirildi. Bu madde içerisinde mevcut olan 4 fıkrada bu düzenlemeler yapılmıştı. Fakat, faillere ve delillere nasıl ulaşılacağı konusunda ne Türk Ceza Kanununda ve ne de diğer mevzuatımızda hiç bir düzenleme yoktu. Bu çok büyük bir eksiklikti. Çünkü yasakoyucu olarak yasama meclisi birtakım suç tiplerini tayin ve tespit etmiş, müeyyidelerini göstermiş olabilir, ama önemli olan o fiiller işlendikten sonra o fiilleri işleyen faillerin isimlerine ulaşmak ve onların o suçla ilgili bağlarını tespit etmek ve delillendirmektir. Bunu yapamadığınız takdirde hiç kimseyi cezalandırmanız mümkün değildir. Bu konuda çok büyük bir eksiklik mevcuttu. Bunun haricinde tek tük bazı kanunlarda da konuya ilişkin düzenlemeler vardı. Örneğin Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda 1995 yılında yapılan düzenleme ile bilgisayar programları da eser sayıldı ve bu yasayla koruma altına alındı.

    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da bilişim suçlarına ayrı bir bölümde yer verilmiş olup, bu bölümde mevcut maddeler dışındaki diğer bazı maddelere de fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebep veya suçun unsuru olarak serpiştirilmiş durumdadır. 5237 sayılı Yasadaki bu bölümün başlığı bilişim alanında suçlar diye geçiyor. Bunun haricinde çok önemli bir düzenleme 01.06.2005 tarihinde mer’iyete giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 134. maddesinde mevcut. “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama, el koyma” başlıklı bu maddedeki düzenlemeyle faile ve delile ulaşma imkânı artık mümkün olduğu ölçüde sağlanmış durumda. Bu düzenleme fevkalâde önemli. Artık faile ulaşma ve onun suçla ilgisini delillendirememe sorunu ortadan kalkıyor. Mevzuattaki ana düzenlemeler aşağı yukarı bunlar.

    Bu aralar konuya ilişkin bir kanun tasarısı gündemde. Bundan biraz bahseder misiniz?
    Şimdi bir kanun tasarısı hazırlandı. Bunun başlığı: “Bilişim ağı hizmetlerinin düzenlenmesi ve bilişim suçları hakkında kanun.” Bu tasarı, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlandı ve şu an Komisyonda görüşülmekte. Tasarının bazı bölümlerinden söz edersek: Tasarının 3. maddesinde ifade ve bilgiye erişim özgürlüğü olduğu söyleniyor. Ama aynı maddenin 2. cümlesinde bu özgürlüğün sınırsız olmadığı da belirtiliyor. Ki bu tür sınırlamalar birçok ülke anayasasında olduğu gibi bizim anayasamızda da var. Genel düzenleme her zaman bu şekildedir. Bu sınırlandırmalar; bazı ülkelerde daha dar, bazı ülkelerde ise daha geniştir.

    İnternet alanında yayın yapmak için herhangi bir yerden izin alma zorunluluğu olmadığı Tasarı metninden kolayca anlaşılıyor. Benzer düzenleme Basın Kanunu’nda da vardır. Diğer maddelerde ise internet süjeleri diyebileceğimiz; içerik, yer, erişim, hizmet, toplu kullanım sağlayıcılarının tarifleri yapılmakta, bunların yükümlülükleri belirtilmektedir.

    Tasarıya yönelik eleştirileriniz ya da eleştiriler var mı?
    Benim tasarı ile ilgili birtakım eleştirilerim var: Tasarıda benzer konuların aynı başlık altında derli toplu düzenlenmediğini, dağınık bir düzenleme yapıldığını gözlemledim. Örnek vermek gerekirse erişim sağlayıcılarla ilgili düzenlemeler Tasarının 9, 11, 13 gibi silsile yoluyla birbirlerini takip etmeyen maddelerinde yapılmak istenmiştir. Hatta bunlardan 9 ve 11. maddelerin madde başlıkları dahi aynıdır. Her iki maddenin madde başlığı “Erişim sağlayıcının yükümlülükleri” şeklindedir. Özenli bir çalışma olduğu söylenemez. Keza 1. maddenin 1. fıkrasında beş internet süjesinin ismi sayılmışken aynı maddenin ikinci cümlesinde bunlardan sadece dördü sayılmış ve yasanın bunlar hakkında uygulanacağı söylenmiş ama içerik sağlayıcılardan bahsedilmemiştir. Bu durumda söz konusu Tasarı yasalaştığında içerik sağlayıcılar hakkında uygulanmayacak mıdır? Şüphesiz ki böyle bir şey düşünülemez. Çünkü içerik sağlayıcılar vücuda getirdikleri içerikte suç unsuru varsa bunun aslî faili konumundadırlar. Öte yandan bu yasalaşma faaliyeti, ülke olarak ileriyi görememe, günlük hatta anlık yaşama hastalığımızı ortaya çıkarması bakımından da çok üzücü. Çünkü iki yıl evvelinde çıkmış olan bir Türk Ceza yasasında bilişimle ilgili ayrı bir bölümde bu düzenlemeyi yapmışken sadece iki yıl sonra özel bir yasa çıkarmak bizim yasalaşma faaliyetlerimiz açısından da öngörüsüzlüğümüzü bir kez daha maalesef ortaya çıkartmıştır. Herhangi bir yasa, yapımı aşamasında o kadar iyi düzenlenmeli ve tartışılmalı ki, 50 yıl hatta 100 yıl sonrası için bile uygulanabilirliğini korusun. Ama somut örnekte de görüldüğü gibi böyle yapılmayıp Türk Ceza Yasasının hemen akabinde konuya ilişkin özel bir yasa çıkarılmaya çalışılıyor. Diğer taraftan tasarı ile ilgili olarak bu alanla ilgilenenlerin yoğun eleştirileri var. Bu eleştiriler, bu alanın sınırsız bir özgürlük alanı olması gerektiğini düşünenlerden geliyor. İnternetin yapısı itibariyle denetime alınmasının mümkün olmadığından söz ediyorlar ki, bir yönden ben de hak veriyorum. Artık internet bir dünya kitle iletişim aracı. Bir gazete veya radyonun, televizyonun hitap ettiği kitle ile mukayese ettiğimizde bunların etki alanlarının internete nazaran sınırlı olduğu hemen anlaşılıyor. İnternette bir içeriği herhangi bir şekilde yayına soktuğunuzda onu dünyanın her yerindeki internet kullanıcısına anında ulaştırmanız mümkün. Burada şu gerçeği de vurgulamak gerekmektedir: Ülkeler, yasalarını tabii olarak kendi milli hudutları içerisinde uygulanmak üzere yapabildiklerinden ancak kendi sınırları içerisindeki kullanıcıları belki zapturapt altına alabilirler. Başka ülkelerde internet üzerinden yayın yapan kişiyi yaptığı yayın zararlı içerik taşıyor diye cezalandırmanız hiçbir şekilde mümkün değildir. Bu da bize internetin istenilse bile denetim altına alınmasının güçlüğünü çok bariz şekilde ortaya koyuyor.

    Tasarıya bakıldığında gerçekten ayrıntılı ve iyi düzenlenmiş olduğunu görüyoruz. Bunlar iyi gelişmeler ama internette işlenen ve gün geçtikçe hızlanan suçların çözümüne ilişkin yeterli mi, eksikleri kapatacak mı? Örneğin internet kafeler hızla çoğalıyor. Buralara tasarıyla bir denetim getirilecek mi? Yoksa ifade ve bilgi alma özgürlüğüne yeni bir sınırlamadan mı ibaret?
    Bir toplumun yasaları ne kadar mükemmel olursa olsun başka ülkelerle bu suçların takibi ve adli yardımlaşmalar konusunda anlaşmalar yapmadığınız takdirde -ki bilişim suçları çok seri bir şekilde takip edilmesi gereken bir konu- bir sonuca varamazsınız. Dolayısıyla yasalar dediğim gibi ne kadar mükemmel olursa olsun çok fazla bir sonuç alınacağı kanaatinde değilim. Örneğin Amerika’daki bir adam zararlı bir içerikle Türkiye’yi etkilediği zaman o adama bu anlaşmalar olmadığı takdirde bir yaptırım ya da bir ceza uygulayama şansınız olmaz.

    Dolayısıyla bu konuda bir adım atılmadığı takdirde fail de, mağdur da, kullanılan bilgisayar da Türkiye’de ise ancak sonuç alabilirsiniz. Yani yayının ilk başlangıcından son aşamasına kadar tamamen Türkiye’de yapıldığı durumlar için kendi yasalarınızı uygulama şansınız olabilir. Neticede 765 veya 5237 sayılı yasalardakinden şüphesiz ki daha iyi bir düzenleme, ama sadece sizin ülkeniz içerisine hapsolmuş bir düzenlemedir. Bunun mutlaka yabancı ülkelerle yapılacak ikili veya çoklu anlaşmalarla desteklenmesi gerekir. Bu konuda mesela Siber Suç Sözleşmesi diye bizim henüz imzalamadığımız, ama Avrupa ülkeleri tarafından imzalanan bir anlaşma var. Bu anlaşmayı bizim de derhal imzalamamız gerekir ki yapılması düşünülen yasa, uluslar arası anlamda da işlevsel olabilsin. Diğer taraftan bu anlaşma imzalandığı takdirde bile yeterli olacağı kanaatinde değilim, çünkü neticede sadece bu sözleşmeye taraf olan Avrupa ülkelerini kapsayan bir sözleşmedir. Dolayısıyla tüm dünya ülkelerinin taraf olacağı uluslararası bir anlaşmayla bu konunun düzenlenmesi gerekir. Bu takdirde de şöyle bir açmaz karşımıza çıkıyor. Düşünce ve ifade hürriyeti Türkiye’de daha dar bir alanda yer alırken, Avrupa ve Amerika’da Türkiye’ye nazaran sınırlar çok daha geniş. Yani bir ülke için ifade hürriyeti kapsamına giren bir husus, diğer ülkenin ifade hürriyeti alanına dahil olmayabilir ki, bu çok karşılaşılan bir durumdur. Ancak ülkelerin tamamının mutabakata varabilecekleri belli fiiller bakımından anlaşma imzalanması mümkün olabilir. Yani her ülke için suç teşkil eden ve kamu düzenini bozduğu kabul edilen fiiller için ortak bir metinde buluşulabilir. Mesela çocuk pornografisi fiili bakımından ülkeler arasında böyle bir konsensüsün mevcut olduğu medyada izlediğimiz ülkelerarası adli yardımlaşma haberlerinden anlaşılmaktadır.

    Aslında bu açmaz her ülke için geçerli. Yani her ülke bu konu ile ilgili mevzuatını ancak bu tip anlaşmalarla işlevsel hale getirebilir.
    Kesinlikle öyle. Söz konusu suçların takibi için dediğiniz gibi ulusal üstü anlaşmalara her ülkenin ihtiyacı var. Bu konuda birçok ülkenin tek iyi takip ettiği konu yukarıda da ifade ettiğim gibi çocuk pornosudur. Bu suçla ilgili olarak ülkeler arasında müthiş bir yardımlaşma söz konusu. Ama bilişim ve internet suçları sadece bundan ibaret değil bildiğiniz üzere. Diğer suçlar bakımından bu yardımlaşmayı şimdilik göremiyoruz.

    Avukat Cevat Özel kimdir?
    Düzceliyim. Evli ve iki çocuk babasıyım. 1973 yılı Şubat ayında savcılık görevine başladım. 2003 yılı Nisan ayında emekliye ayrıldım. Savcılık mesleğinin büyük bir kısmını (son on bir yılını) Sultanahmet’teki İstanbul Adliyesinde Basın Savcısı olarak geçirdim. Basın Savcılığının görevleri arasında internet yoluyla işlenen suçlar da dahil olduğu için bu alanda da bir takım tatbikatım ve çalışmalarım oldu. Yayınlanmış 7 kitabım mevcut. Bu kitaplar genellikle basın yolu ile işlenen suçlarla alakalı.