ip üzerinde yürümek

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve talin tarafından 9 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

    9 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Bugün, sabahtan beri bir türlü var edemiyorum kendimi.

    Evet nefes alıyorum, evet temel yaşam fonksiyonlarımı yerine getiriyorum, yemek yedim, tuvalete gittim, konuştum birkaç kişiyle, bütün gün iş yerinde bilgisayarın başında anlamsız işlerle uğraştım. Ama yaşamıyorum sanki.

    Yaşam enerjim çekilmiş gibi, her şey üstüme üstüme geliyor. Herkes sinirimi bozuyor, bana soru soranları tersliyorum, hiçbir şeye tahammülüm yok. Dün güzel ve anlamlı görünen şeyler bile bugün boş ve keyifsiz geliyor.

    Hücrelerimin canlanmak için ihtiyaç duyduğu yaşam enerjisi, ancak ruhum özgürken açığa çıkabiliyor, biliyorum. Oysa ruhum boğuluyor bugün, bir cendereye girmiş gibi, soluksuz.

    Ruhumun enerji yollarını tıkayan bu tutsaklık da neyin nesi?

    Yaşamı bir ipin üzerinde yürümeye benzetiyorum.

    Bireysel gelişim yolculuğumda kendimle barıştıkça ve sırtımda taşıdığım yüklerden kurtulup hafifledikçe, üzerinde yürüdüğüm ip daha da yükseliyor.

    İp yükseldikçe aydınlıklar kuşatıyor çevremi, şeffaflık, huzur ve güvenle doluyor içim. Koşullardan bağımsız olarak kendimi var edebilmenin ve kendim ile mutlu olmanın hazzını iliklerimde hissediyorum.

    Bir yandan ip üzerinde yükseldikçe fark ediyorum ki düşmemek için hep ileriye bakmam gerek, yaşam amacımı her an tüm hücrelerimde duyumsayarak. Ve adımlarımı kararlı ve dengeli basmam gerek, duygularımın, düşüncelerimin ve davranışlarımın bütünlüğünü sağlayarak.

    Ne zaman ki duygularımla davranışlarım birbirlerini inkar etmeye başlıyor, ya da ne zaman ki bakışlarım yaşam amacımdan uzaklaşıp korkularımın ve çaresizliklerimin girdabına takılıveriyor, işte o zaman o girdap aşağıya çekiveriyor beni. Aynı bugün olduğu gibi…

    Yaşam enerjim ruhumdan ve tüm hücrelerimden çekiliyor. Benim enerjimi sömürerek beslenen ve büyüyen soğuk bir karanlık çevreliyor her yanımı.

    Tüm endişelerim, karşılanmamış beklentilerim, korkularım, hayal kırıklıklarım, çaresizliklerim yeniden canlanıyor bu enerjiyle.

    Ruhumu tutsak alıyorlar. Fark ediyorum ki onlar hiç yok olmamışlar, hep oradalar, sadece ben ipin üzerinde yükseldikçe onlardan uzaklaşmışım.

    Can havliyle çevremi kırıp geçiriyorum önce, şuursuzca saldırıyorum her yana son bir kurtuluş umuduyla. Son enerji kırıntılarımı da harcıyorum bu şekilde.

    Çünkü biliyorum ki kendimi bırakırsam donarım, kolay gelir uyumak ve kendimi hiçliğe bırakmak.

    Aslında biliyorum, bütün enerjimi tekrar yukarı, ipin üzerine çıkmak için kullanmalıyım.

    Bunu yapabileceğimi de biliyorum. “Sadece bilmek yetmez,” diyordu Dilek Taşçılar bugünkü yazısında. Gerçekten yetmiyor bazen. Cesaret gerekiyor, güven gerekiyor, kararlılık gerekiyor.

    Önce dengemi kazanmalıyım yeniden.

    Duygularımla barışmalı davranışlarım. Sözlerim ve düşüncelerim aynı dili konuşmalı. Özenle bulup çıkarmalıyım kendime söylediğim yalanları.

    Hatırlamalıyım” ben” olmadan “biz” olunamayacağını.

    İşte ayağa kalkmaya başladım bile, dengemi sağlıyorum sanki yeniden.

    Başımı yukarı kaldırmalıyım şimdi. Gözlerim hep ileriye bakmalı. Yaşam amacımı yeniden dile getirmeliyim yüksek sesle, tekrar tekrar.

    Bu amacı gerçekleştirmek için sabırlı olmayı yeniden keşfetmeliyim, kısa ama emin adımlarla yürümeyi.

    Büyük ve dengesiz adımların beni yeniden aşağıya çekeceğini fark etmeliyim. İpin üzerinde yürürken geçireceğim zamanın her zaman güllük gülistanlık olmayacağını kabul etmeliyim. Ama bundan şikayet etmek yerine zorluklara rağmen her an ilerlediğimi, geliştiğimi, yükseldiğimi duyumsamayı seçmeliyim.

    Çünkü şikayet etmek için durursam düşeceğimi bilmeliyim.

    İşte yeniden başladım yürümeye. Yavaş yavaş yükseliyorum ipin üzerinde. Hücrelerime yürümeye başladı can suyum yeniden ve bu enerji beni hızla iyileştiriyor. İç huzurum ve coşkum geri geliyor.

    Bu deneyimden öğrendiğim önemli bir şey var.

    Korkular, endişeler, umutsuzluklar yok olmuyor yaşamda, sadece insan geliştikçe onları aşmayı ve aydınlık bir gökyüzüne astığı bir ip üstünde hep ileriye bakarak yürümeyi başarıyor.

    İpte yürümek kolay değil, her an dengesini yitirebilir insan.

    Asıl olan dengesini hiç yitirmemek değil, her seferinde yapacağı içsel yolculuklarla nasıl yeniden denge sağlayacağını keşfetmek, her düşüşten güçlenerek çıkmak ve yaşam amacının ışığında yoluna kararlılıkla devam etmek.

    sibel börekçi'den alıntıdıra.s.