İstiklâl Marşımızın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü 12 Mart

Konusu 'Hiçbir başlığa uymayan yazılar !' forumundadır ve terlik tarafından 7 Mart 2009 başlatılmıştır.

    7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  1. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    12 Mart 1921 İstiklal Marşımızın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u anma günü hakkında bilgilenme....
    Öyküsünü 3 bölümde aşağıda anlatılmıştır...

    Öykü (1)

    23 Nisan 1920’ de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılır. 1920 yazı içinde ülke topraklarının büyük bir bölümü işgal altındadır. Ankara düzenli bir ordu kurma çalışmaları içindedir. İstanbul Hükümeti Mondros Ateşkes hükümleri gereğince orduyu terhis etmiştir. Yeni bir ordu kurma çalışmalarında ise sayısız güçlüklerle karşılaşılmaktadır.
    Meclis hükümeti yeni bir ordu kurarken bu orduyu ayakta tutacak, ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasındadır. Yayınlanan gazeteler halkı işgal güçlerine karşı direnmeye, birlik olmaya, cesaret vermeye uğraşmaktadırlar. Gazete ve dergilerden önemli miktarları hükümet tarafından satın alınarak cephelere yönlendirilmekte, mitingler düzenlemekte ve camilerde vaazlar verilmektedir.İstiklal Marşı da halkın ve ordunun moral gücünü yükselteceği düşünülerek gündeme getirilmiştir.
    Dönemin eğitim bakanı Rıza Nur hatıralarında marş yarışmasını kendisinin açtırdığını yazar:”Yüce ihtilal ve savaş günleri. Böyle zamanlarda milletler en güzel milli marşlarını yaparlar.Bir milli marşın güfte ve bestesini yapana beş yüz lira maddi mükafat vereceğimi ilan ettim.”
    Gazetelerde ise İstiklal Marşı yarışması şöyle duyurulur:“Şairlerimizin dikkatine:
    Milletimizin dahili ve harici İstiklal uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı. Umur-u Maarif Vekili Celilesi’ nce müsabakaya vazedilmiştir.İşbu müsabaka, 23 Kanun-u evvel sene 36 tarihine kadar olup bir heyeti edebiye tarafından,gönderilen eserler arasından intihap edilecektir ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükafat verilecektir.
    Ve yine laakal beş yüz lira tahsis edilecek olan beste için bilahare ayrıca bir müsabaka açılacaktır. Bütün müracaatlar Ankara’ da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaletine yapılacaktır.”
    Büyük Millet Meclisine ve Mustafa Kemal ‘e muhalif Peyami Sabah gazetesi “Milli marş tanzim ediyeler” başlığı ile verdiği haberde “Dün gelen Anadolu gazetelerinde Ankara Maarifi vekaletinin garip bir ilanı nazarı dikkatimizi cezp etti.” sözleriyle okuyucularına duyurur.
    Son şiir gönderme tarihi olan 23 aralık 1920’ den sonra Eğitim Bakanlığı güfteleri incelemiş ancak içlerinde İstiklal Marşı olabilecek bir eser bulamamıştır. Bakan Hamdullah Suphi, Mehmet Akif ‘in marşa ödül koyulması nedeniyle katılmadığını öğrenince şaire yazdığı mektupta ödül konusunun uygun bir şekilde çözümlenebileceğini ve yarışmaya katılmasını belirtir:
    "Pek aziz ve muhterem efendim;
    İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya, iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç [heyecanlanma] vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim."
    5 Şubat 1337 [1921],
    Umur-u Maarif Vekili
    Hamdullah Suphi
    Mehmet Akif, Büyük Millet Meclisinde Burdur Milletvekilidir.
    İlk şiirlerini okul sıralarında kaleme alan Akif bütün çağdaş aydınlar gibi Abdülhamit’ in istibdadına kin duyarak yetişir. Meşrutiyet ilân edilince de İttihat ve Terakki Partisine girer. Birkaç ay sonra da Darülfunun edebiyat müderrisliğine getirilir.
    Akif 1908’ de açılan fikir ve sanat hareketinin içinde yer alarak daha önceleri yayımlayamadığı şiirleri Sebilürreşat’ta yayınlamaya başlar. Bu ilk şiirlerinde İstanbul’daki sefaleti gerçekçi bir biçimde betimler. İlk kitabı 1911’ de Safahat adıyla yayımlanan Akif’in ikinci kitabı olan “Süleymaniye Kürsüsünde 1912 de üçüncüsü “Hakkın Sesleri” 1913’ te , dördüncüsü “Fatih Kürsüsünde aynı yıl, beşincisi “ Hatıralar” 1917’ de yayımlanmıştır. İstiklal marşını yazdığı sıralarda altıncı kitabı olan “ Asım” üzerinde çalışmaktadır.
    Şiirlerinde, imparatorluğun kaybettiği topraklar için gözyaşı döken Akif, milleti birleşmeye, hayasız saldırılara karşı koymaya çağırır. Akif 1912 yılı sonlarında askerleri şevke getirmek için bir marş yazar:Cenk Şarkısı.
    10 dörtlükten oluşan bu manzume Sebilürreşat dergisinde yayımlanır.
    Ey sürüden arta kalmış yiğit!
    Arkadaşın gitti, yetiş sen de git.
    Bak ne diyor cedd-i şehidin işit;
    Durma git evladım, uğurlar ola!
    Durma git evladım açıktır yolun.
    Cenge sıvansın o bükülmez kolun;
    Süngünü tak ön safa geçmiş bulun.
    Uğrun açık olsun uğurlar ola!
    Yerleri yırtan sel olup taşmalı,
    Dağ demeyip, taş demeyip aşmalı!
    Sendeki coşkunluğa el şaşmalı.
    Haydi git evladım, uğurlar ola!
    Düşmana çiğnetme bu toprakları,
    Haydi kılıçtan geçir alçaktarı!
    Leş gibi yatsın kara bayrakları,
    Kahraman evladım uğurlar ola!
    Almanların daveti sonucunda Aralık 1915’ te Osmanlı Hükümeti Almanya’daki Müslüman esirler arasında İngilizlerin aleyhine propaganda yapmak için gönderdiği birkaç kişinin içinde Mehmet Akif de vardır. Akif Almanya’ da bulunduğu sırada ünlü şiiri Çanakkale Şehitlerini yazar.
    1920 yılı ocak ayında Mehmet Akif, Kuvayi Milliye’ nin Ege’ deki merkezlerinden Balıkesir’ e gider. Akif burada halktan aradaki ayrılık nedenlerini kaldırmalarını,düşmanlara karşı birleşilmesini isteyip,halkı yurt savunmasına çağırır.
    “Artık burada duracak zaman değildir,gidip çalışmak lazım, bizim tarafımızdan halkı tanvire ihtiyaç varmış, çağırıyorlar, mutlaka gitmeliyiz” diyen Akif meclisin açıldığı günlerde Ankara’ ya gelir.Meclisin önünde Akif’le karşılaşan Mustafa Kemal “ Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz.” der.
    Akif Ankara’ ya geldiğinde Anadolu iç isyanlarla karşı karşıyadır.
    Kurtuluş Savaşı sürerken Akif Kastamonu camilerinde yaptığı konuşmalarda Müslümanların birliğe, düşmana karşı savaşmaya ve mücadeleye çağırır. Bu konuşmaların yayımlandığı dergi ve gazeteler Anadolu’ nun bütün illerinde, sancaklar ve kazalardaki idarecilerle toplantı yerlerinde okutturulur.
    Kitaplar,broşürler şeklinde yeniden basılarak cephelere, köylere dağıtılır.
    24 Aralık 1920’ de Kastamonu’ dan Ankara’ ya gelen Mehmet Akif ve Eşref Edip, Mustafa Kemal tarafından davet edilirler. İstasyondaki çalışma yerinde bir saat kadar süren bir görüşmeden sonra Mustafa Kemal şöyle der:
    “Kastamonu’ daki vatanpervane mesainizden çok memnun oldum.Sevr Muahedesi’ nin memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşat kadar hiçbir gazete memlekete neşretmedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşat’ ın büyük hizmeti oldu.İkinize de bilhassa teşekkür ederim.
    Aralık 1920 sonlarına doğru Ankara’ya gelen Akif eğitim bakanı Hamdullah Suphi ‘ nin 5 şubat 1921 tarihli mektubuyla aldığı İstiklal Marşı siparişi için şimdilerde müze olan Hacettepe’ nin arkasındaki Tacettin Dergahındaki odasına çekilerek marşı yazmaya başlar.
    İstiklal Marşı 17 şubat 1921 tarihinde Hakmiyeti Milliye Sebilürreşat ta yayınlanır.Açık Söz gazetesi ise marşı süslü bir çerçeve içinde birinci sayfaya koyarken şu açıklamayı yapar:” Her mısrada Türk ve İslam ruhunun ulvi mübarek hisleri titreyen bu abide-i sanatı, kemal-i hürmet ve mübahatla (övünçle) derc ediyoruz.
    İlk yayınından 12 gün sonra da Konya’ da Öğüt gazetesinde yer alan İstiklal Marşına karşı Anadolu gazetelerinin olumlu bir yaklaşım içinde oldukları görülmektedir. İstiklal Marşı 12 Mart 1921 günü kabul edilir.
    Paltosu olmayan Akif kazandığı beş yüz liralık ödülü yoksul kadın ve çocuklarına iş öğreterek yoksulluklarına son vermek için kurulan “Darülmesai “ ye bağışlar.



    _alıntı_
     
    Son düzenleme: 9 Mart 2009
  2. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  3. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Öykü (2)

    İstiklâl mücadelesinin başladığı ilk günlerden itibaren gazete yazılarıyla, vaazlarıyla, hutbeleri ve şiirleriyle halkın mücadele bilincine ulaşması için elinden geleni yapan Mehmet Akif, İstanbul’da durmamış ve Anadolu’yu belde belde, köy köy dolaşarak bu mücadelenin sadece Türk milletinin mücadelesi olmadığını, savaşın kaybedilmesi durumunda İslam’ın da paymâl edileceğini anlatmıştır.
    Halkın bilinçlenmesinde faaliyetleriyle büyük emek sarf eden Akif, 1920’de Büyük Millet Meclisi’ne Burdur Mebusu olarak girmiş ve mücadelenin ruhunu, gerçek mahiyetini bu defa da halkın mümessillerine anlatmaya çalışmıştır. Çünkü mebusların bir kısmı büyük ye’se kapılmışlardır.
    Mehmet Akif, Ankara’daki günlerini Taceddin Dergahı’nda geçirirken, Garp Cephesi Kumandanlığı askerleri şevklendirecek bir marş yazılmasını arzu etmiş ve Maârif Vekaleti (Eğitim Bakanlığı) bu hususta bir yarışma düzenlemiştir. Kazanacak sanatkâra para ödülü verilecektir. Yarışmaya 724 şiir gelmiştir. Fakat bunlar arasında, mücadele şuurunu istenen idrak seviyesinde ve istenen belâgatta işleyen şiir yoktur. İstiklâl mücadelesini ebedileştirecek mısralar, ancak mukaddes değerler uğruna yapılan mücadelenin ruhunu taşıyan ve bunu bütün benliğinde hisseden bir kalemden çıkabilirdi. İlk akla gelen Mehmet Akif’ti. Fakat para karşılığında hislerini haykırmayı uygun bulmadığı için yarışmaya katılmamıştı. Ancak arzulanan şiir bulunamayınca, zamanın Maârif Vekili (Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi, Akif’e bir mektup göndererek katılmamasındaki sebebin ortadan kaldırılacağını Matlûb şiiri vücuda getirmenin maksadın husûlü için son çare olduğunu ifade etti. Memleketi bu müessir telkin ve tehlic vasıtasından mahrum bırakmamasını rica etti. Bunun üzerine zafere en fazla inanmış ve bu inancı her fırsatta dile getirmiş olan Akif, İstiklâl Marşı mücadelesini âbideleştiren şiiri yazmaya başladı. İman ve ümit Akif’e marşı yazdıran iki temel muharrik güçtür. Taceddin Dergahı’nda bir gece yarısı yaşadığı his yoğunluğu esnasında, rivayetlere göre bir kalem aramış, bulamayınca da eline geçirdiği bir çiviyle bağımsızlık heyecanının doruk noktasına çıktığı mısraları, hemen kaydetmek telaşıyla duvara kazımıştır:
    “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”
    Rahmetli Ayhan Songar hocanın bir yazısında naklettiği anekdot, İstiklâl abidesinin yazılış amacını bütün samimiyeti ortaya ile koymaktadır. Akif, son günlerinde, hasta yatağında yatarken kendisine İstiklâl Marşı için "Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?" diye bir sual sorulmuş. Akif’in cevabı, bu marşın neyin destanı, neyin mahsulü olduğunu anlatacak bir vecizedir:
    Allah, bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın.
    Ahmet Ziya YILDIZ


    _alıntı_
     
  4. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  5. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Öykü (3)

    Rahat. Hazrol!
    İnsan için en büyük zûl, kula kulluktur. İnsan ne zaman bundan kurtulur, özgürlüğü teneffüs eder, yalnız Allah (c.c.)’a kulluk ederse, o zaman mutludur, huzurludur. Özü gürledikçe vardır insan. İnsanın özgürlüğü fıtrata uygunlukla mümkündür. Milletler için de durum aynıdır. Özgür insanların oluşturduğu milletin de özgür olması gerekir. Millet bazında bakıldığında, özgürlük kavramını en güzel ifadesiyle İstiklâl kelimesinde buluruz.
    İstiklâl, bedeli en yüksek bir kavram. Bir mübarek mana... Uğrunda, gerekirse her şeyinizi vermeye, her dem hazır olacaksınız ki, İstiklâl size yâr olabilsin. Bu millet, öyle bir felaketin içinden öyle bir aşkla çıktı ki, istiklâl ona yâr oldu. Milletin bu haklı mücadelesinden Mehmet Akif ERSOY’un İstiklâl Marşı doğdu.
    İstiklâl Marşı, bir milletin mukaddesleri uğruna ettiği yeminin manzum ifadesidir. Bu marş, şanlı geçmişimiz, umut dolu istikbâlimiz ve lekesiz istiklâlimiz adına yazılmıştır. O, öyle bir şiirdir ki; bugünü anlatırken dünü vurgular, dünü anlatırken de geleceğe yönelik kalıcı ve şaşmaz ifadeler ortaya koyar.
    İstiklâl mücadelesinin başlarında duyulan ızdırap sonsuzdu. Millet kan ağlıyordu. Her vatan evladı bayrağından, geleceğinden endişe duyuyordu. O günlerde: Düşman dört bir yandan memleketi sarmış, İstanbul işgal edilmiş, İzmir gitmiş, Bursa düşmüş, Afyon kaybedilmişti. Düşman Anadolu içlerinde ilerliyordu.
    Acaba bütün Balkanlarda, Kafkaslarda ve dünkü vatanımızın daha nice topraklarında olduğu gibi bu bayrak Anadolu’da bir gün sönecek miydi? İşte Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’nda yükselen erkek sesi, vatan semalarında böyle bir zamanda gürledi:
    “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.”
    Irkî bağ millet şuuruna kavuştuğunda anlam kazanır. Millet olmanın önemi ve özelliği de İstiklâl Marşı’mızın iki yerinde (biri bu kıta ve diğeri son kıtada) belirtilir. Bu, marşın özünü oluşturur:
    "Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl"
    Bu mısrada milletimizin hak ettiği şey vurgulanır. Bu millet, Allah (c.c.)’a inanır. Bin yıldır İslam’ın bayraktarlığını yapmaktadır. Böyle bir milletin sonsuza dek istiklâl ile şereflenmesi elbette haktır. Üçüncü kıt’ada tarihin derinliklerine inilerek, böyle özelliğe sahip bir millete asla esaret prangası vurulamadığı ve vurulamayacağı gerçeği haykırılır:
    “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”
    Dördüncü kıta, Batı alemi ve bu alemin, bu amacın dayanakları olan sosyo-kültürel ve ekonomik araçların tanımlaması yapılır:
    “Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar,
    Medeniyet! dediğin tek dişi kalmış canavar.”
    Erkan ÖZDEMİR


    _alıntı_
     
  6. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  7. asibuz

    asibuz Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene!!! Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    387
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    Ne kadar güzel bir marşımız var hala birileri içindeki hatalardan bahsetsede her dinlediğimde tüylerim diken diken olur.Vatan sevgisini çok güzeli betimlemiş.Bence istiklal marşı Mehmet Akifin en güzel eseri... İstiklal Marşı için saygı duyuyorum kendisine...
     
  8. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  9. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    İstiklal Marşı




    • Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    • Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    • O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    • O benimdir, o benim milletimindir ancak.
    • Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    • Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
    • Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
    • Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
    • Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    • Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    • Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    • Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
    • Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    • Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    • Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    • 'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?
    • Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    • Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
    • Doğacaktır sana va'dettigi günler hakk'ın...
    • Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
    • Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme,
    • tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
    • Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    • Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
    • Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    • Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
    • Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
    • Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
    • Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
    • Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
    • Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
    • Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
    • O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
    • Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
    • Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
    • O zaman yükselerek arsa değer belki başım.
    • Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
    • Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
    • Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
    • Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    • Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

    • Mehmet Akif Ersoy
     
    Son düzenleme: 7 Mart 2009
  10. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  11. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    MEHMET ÂKİF ERSOY’UN HAYATI
    [​IMG]

    1. Doğumu ve Ailesi

    Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuştur.

    Mehmet Âkif’in babası Mehmet Tâhir Efendi (doğ.1826/öl.1888) ve annesi Emine Şerife Hanım’dır (doğ.1836/öl.1926).

    Âkif’in Nuriye adında bir de kız kardeşi olmuştur.

    2. Öğrenimi

    Mehmet Âkif, sırasıyla; mahalle mektebi (yuva), ibtidâî (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idâdîsi (lise), Baytar Mektebi’ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893’te Baytar Mektebi’nin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Akif; Arapça, Farsça ve Fransızca’yı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenmiştir.

    Mehmet Âkif, aynı zamanda çeşitli sporlarla ilgilenmiş; güreş, gülle atma; ata binme ve yüzme sporlarında oldukça başarılı olmuştur.

    3. Memuriyeti ve Diğer Yaptığı İşler

    Öğrenimini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti Baytarlık Şubesinde göreve başladı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap bölgelerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi yıllık bir memuriyetten sonra istifa etti.

    Öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmiye” (resmî yazışma usûlü) dersi muallimliği ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârü’l-Hilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” müderrisliğinde bulundu.

    Mütareke devrinde, “Darü’l-Hikmetü’l İslâmiyye”de üye ve başkâtip (genel sekreter) olarak çalıştı (Ağustos 1918 – Nisan 1920) ve bu kuruluşun yayın organı olan “Cerîde-i İlmiyye”yi idare etti. Birinci Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili olarak görev aldı. Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde Türkçe Hocalığı yaptı (1929-1936).

    Büyük Millet Meclisi’nin açılışının ertesi günü, 24 Nisan 1920’de Ankara’ya gitmiş, yaptığı çeşitli konuşmalarla Millî Mücâdeleye destek vermiştir. Ardından Eskişehir, Konya, Kastamonu, Burdur, Sandıklı, Dinar, Afyon, Antalya ve çevrelerini dolaşmış, halkı ciddi olarak bilgilendirmiş, böylece milli şuurun artmasını ve mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.

    Mehmet Âkif’in Burdur’dan mebus seçilmesine, Mustafa Kemal Paşa’nın Âkif Bey’i istemesi sebep olmuştur. Ankara’ya 24 Nisan’da gelmiş olan Âkif Bey’in seçilmesi, Paşa’nın 29 Nisan 1920 tarihli bir telgrafı ile Burdur’un bağlı bulunduğu Konya vilâyetinin vali vekili ve kolordu kumandanı olan Albay Fahreddin (Altay) Bey’e bildirilmiştir. Burada yapılan seçim sonucunda en fazla oyu Âkif Bey almıştır.

    Bu sırada Sebîlü’r-reşad’ın üç sayısı da Kastamonu’da yayınlanmış ve kendisinin çok önemli olan konuşmalarının bulunduğu bu dergi sayıları, binlerce nüsha bastırılarak Anadolu’ya ve cephelere dağıtılmış; camilerde, derneklerde ve askerî birliklerde okutulmuştur. Mehmet Âkif’in bu konuşmaları, İstiklal Savaşı’mızın niçin, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığını, ilk defa ve içinde yaşayarak anlatan en önemli ve çok kıymetli, tarihî belgelerdir.

    İstiklâl Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul’a dönen Mehmet Âkif, 1923 ve 1924 yıllarının kış aylarını Kahire’de geçirdikten sonra, Türkiye’deki siyasî gelişmeler yüzünden, 1925 yılı sonundan itibaren temelli olarak Mısır’a gitmiş, 17 Haziran 1936 tarihine kadar, on buçuk sene orada kalmıştır.

    4. Evliliği

    Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı (Cemile, Feride, Suad) ve iki oğlu (Emin, Tahir) olmuştur.

    5. Hastalığı, Ölümü ve Mezarı

    Âkif Bey, son üç yılında Kahire Üniversitesi’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. Ancak Mısır’da “siroz” hastalığına tutulmuş ve durumu ağırlaşınca, 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmüştür.

    İstanbul’da tedavi olmuşsa da iyileşememiş ve 27 Aralık 1936 tarihinde saat 19.45’te Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda vefat etmiştir.

    Kabri, Edirnekapısı’ndaki “Şehitlik”te “Mehmet Âkif Ersoy Meydanı”ndadır.


     
  12. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  13. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    [​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG]


     
  14. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  15. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
  16. 7 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  17. HanimKelesimiGetir

    HanimKelesimiGetir TEK DİL TEK VATAN Pro Üye

    Katılım:
    20 Mart 2008
    Mesajlar:
    82.997
    Beğenildi:
    33.242
    Ödül Puanları:
    563
    Emeğine sağlık arkadaşım çok güzel olmuş.
    Dünyada hiç bir marş istiklal marşımız kadar güzel olamaz.
    Törenlerde bile çaldığı zaman asla kendimi tutamam ve ağlamaya başlarım.
    Bir marş vatan sevgisini bu kadar güzel dile getirebiliyor.
    Nur içinde yatsın...
     
  18. 8 Mart 2009
    Konu Sahibi : terlik
  19. terlik

    terlik İYİLİK MELEĞİ Pro Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.858
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    148
    Amin... Benim içinde öyle canım arkadaşım... oğlumun okulundaki törenlere gidersem hemen mendilim yanımdadır biliyorum kendimi dayanamıyorum. Saygı duruşunda başlıyorum duygulanmaya o yüzdende arkalara doğru geçerimki kimse görmesin diye... İstiklâl Marşında duygusallık, milletimle ülkemle geçmişimle duyduğum GURUR oluyor içimde ... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...
    Seni öpüyorum tatlım... a.s.