İyi ki kadınım

Konusu 'Kadın'a Dair' forumundadır ve realist tarafından 8 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

    8 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : realist
  1. realist

    realist Popüler Üye Üye

    Katılım:
    3 Aralık 2006
    Mesajlar:
    3.088
    Beğenildi:
    75
    Ödül Puanları:
    148
    Kadının erkek karşısındaki ezilmişliğini yok etmek amacıyla kendisini kanıtlama ve “öteki” olarak değerlendirilmekten uzaklaşma girişimleri, gücü ele geçiren erkek tarafından her zaman engellenmiştir. Ancak sorunun “öteki” olmaktan çok, “kendisi” gibi olamamaktan kaynaklandığı bilmeyen kadın, doğuşundan itibaren öğretilenleri doğru kabul edip çocuklarına da “ezilmişliği öğretmeye devam” etmiştir.

    Öğrenilen bu çaresizlik, kadını, erkeğin egemen kurallarına uymaktan başka yolu olmadığına inandırmış ve kadın olmaya çalışan hemcinslerini de zor durumda bırakmıştır. Kendi dogmalarını doğru ve boyun eğmenin zorunluluğu ile şiddeti kabul eden kadın, her hangi bir işi yanlış yaptığında,( yemeğin tuzunu fazla koymak, perdeyi açık bırakmak, vb.) erkeğin kendisine şiddet uygulamasını doğal bir eylem olarak kabul ediyor. Bu durum, yapılan haksızlığın köle/efendi ilişkisinden kaynaklandığını anlamasına kadar geçecek bir ezilme sürecini de birlikte getiriyor. İletişim araçlarının hız kazanması ile ezilmeyi ve ezilmenin kendisinde yarattığı psikolojik sıkıntıları eyleme dönüştürme süreci başlıyor ve başkaldıran kadının kendisini özgürleştirmesinden söz edilme aşamasına geliniyor. Üstelik bu aşamada bir kadın için başkaldırmanın kötü, yalnız yaşamanın ne kadar zor olduğu, dul olmanın başka erkekleri nasıl bir beklenti içine soktuğunu anlatan kadınlar, erkeğin idare edilebilir bir cins olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda bir ağızdan ve koro halinde konuşmaya başlıyorlar. Buradan hareket ederek, erkeğin bazı şiddet girişimleri ile isteklerine boyun eğmenin evlilik denilen kutsal kurumu kurtarabileceğini, bunun da düzenin sağlanması açısından iyi olacağını öğütlemeye devam ediyorlar.

    Kendi cinsinin bu yaklaşımı, kadının ayrıca mücadele etmesi gereken bir başka tutucu güçle yüzleşmesini sağlıyor. Öteki kadınlar kendi kabullerini başkalarının da kabul etmesini sağlayarak, görünüşte sorunlara çözüm getirmeye çalışmakta, gerçekte ise bağımsız ve güçlü bir kadının erkeklerini ellerinden alma olasılığını ortadan kaldırmayı düşünmektedirler. Bu rekabet duygusu aslında hiçbir zaman itiraf edilmese de içgüdülerimizin doğal bir sonucu olarak yaşamımızdaki yerini almış bulunmaktadır.

    Öte yandan köle sisteminin getirdiği düzen, kadının kendisini güvende hissetmesini sağlama açısından sıkıntısız bir ortamı da ifade ettiğinden, bağımsız ve özgür olmakla bağımlı ve rahat olma arasında bir seçim yapma zorunluluğunu da getirmektedir. Ancak yaşamın zorluklarını göğüslemek, erkeklerin cinsel tacizlerine karşı koymak yerine evde oturup rahat bir ortamda çalışmak, cazibesini korumaya devam etmektedir.

    Ancak adaletin tek yanlı gelişmeyeceği düşüncesinden yola çıkıldığında, erkeklerin kadınları kollama ve koruma görevinin bitmeye başlamasını da düşünmek gerekiyor. Her ne olursa olsun kadını sokağa bırakmamak ve “kötü yola” düşmesini engellemek için çalışmak zorunda olduğunu düşünen erkek, köle/efendi ilişkisindeki dengenin bozulması karşısında, kendisi ile aynı düzeye gelmeye çalıştığını gördüğü kadına yine rekabet içgüdüsüyle daha az para ve ödün vermeye başlayacaktır. Bu durum kadının aleyhine gibi görünmekle birlikte, erkeğin kadını köleleştirmekten vazgeçmesinin ilk adımı olarak da nitelendirilebilir.

    Sonuçta kadın bilinçlenme sürecinde ve kendisini bulma yolunda henüz emekleme aşamasında olduğunu bilerek gelecek kuşakları daha bilinçli yetiştirmeye, insanlar arasındaki adaletsizliği ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Bize düşen görev, sorgulanmayan ve değişmez olduğu söylenen bilgilere kuşkuyla yaklaşmak, insanlaşma sürecini hızlandırmak olacaktır.

    Kadınların “iyi ki kadınım” diyecekleri günlerin yakın olması dileğiyle…