iyileşmek

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve talin tarafından 26 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

    26 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    Doktor doktor dolaşmış, hastalığına çare bulmak amacı ile her bir doktorun yazdığı reçeteli ilaçların yan etiketilerini umursamadan, bayram şekeri tüketircesine tüm ilaç ''tedavilerini'' uygulamış, ancak yine de sonuç alamamış, hatta tüm ''tedavilere rağmen'' hastalığı daha da kötüye gitmiş, nice insan var etrafımızda.

    Eminim şu anda aklınıza gelen en az bir kaç isim olmuştur bile....
    Buna karşılık ''alternatif tedavi'' yöntemi olarak bilinen ve kulaktan kulağa dolaşan şifa çalışmalarını ise en son çare olarak görüyoruz nedense....
    Hani artık hiç bir tıp tedavisi işe yaramamışsa, ölmeden önce son çare olarak denenmesi öngörülen tedavilerden bahsediyorum.

    Tabi bir de, alternatif tedavi denince, akla ilk gelen ''hangi şifacı daha iyi ise ona gitmeli'' düşüncesi, en büyük şifacının kendimiz olduğunu bilmeden...

    İşin traji komik tarafı, tıp bilimi hastayı iyileştiremediği zaman, bu durum 'normal' karşılanıyor da, söz konusu şifa tedavisi olunca durum değişiyor.

    Hasta iyileşirse adı 'mucize', iyileşmez ise 'şarlatanlık' oluyor.

    Oysa ortada ne mucize vardır, ne de şarlatanlık ! Sadece, iyileşmek isteyen ve istemeyen hasta vardır !

    Hiç kimsenin aklına, hastalığın gerçek sebeplerini sorgulamak gelmiyor, herkes sebebi kendi dışında bir yerlerde aramayı tercih ediyor. Yani sorumluluğu başkasına atıyor, sanki iyileşmesi daha kolay olacakmış gibi...

    Hastalık sebebi keşfedilmeden yapılan 'tedavi' ise, delik bir kaba su doldurup, neden her seferinde kabın yine boş olduğuna şaşırmaya benziyor.

    İşte bu koca evrende, bir tek bizim gezegenimizde yaşam olduğunu düşünecek kadar içselliğini yitirmiş bir bakış açısına sahip olan zihniyetimiz aynı dar açıyı hayatın tüm ayrıntılarına yansıtıyor.

    Oysa bedende görülen hastalık, yaşanan sağlık probleminin artık son çığlığıdır.

    Artık körün bile görebilmesi için, beden adeta 'YETER' diye çığlık atıyordur...

    Oysa hastalık uzun süredir vardır zaten, bir çok aşamada alarm da vermiştir üstelik, ama önemsenmediğinden bir sonraki aşamaya geçmek zorunda kalmıştır.

    Ve son olarak da söz artık bedenindir... Bu sefer o çığlığı, istisnasız herkes duymuştur.

    Günümüz yaşam tarzında, streslerimiz, korkularımız, endişelerimiz, yanlızlıklarımız ve sevgisizliklerimiz o kadar rutin hale geldi ki adeta yaşamın ta kendisi olarak kabul görüyor.

    Bu ruhsal durumların her biri 'normal' olarak algılandığında, tehlike çanları çalmaya başlıyor aslında... Tabii duyabilene... Bu aşamada hepimiz adeta sağır gibiyiz....

    Zihnimiz, 'normal' kabul ettiği hiç bir şeyi sorgulamadığından, yaşam 'dolu dizgin devam' ediyor.

    Ta ki bir gün, bedenen ve/veya ruhen yaşanan patlama günü gelene dek....

    Oysa istisnasız tüm hastalıkların sebebinin, 'normal' diye adlandırdığımız bu yaşam tarzından kaynaklandığını bilmek, tedavinin ilk adımıdır !

    İlk adımı doğru atmazsak, sonraki adımlardan çözüm beklemek, tam bir hayal olacaktır.

    İyileşmek, öncelikle 'gerçekten iyileşmek istemek' ten geçer...

    Sonra kendinle yüzleşmekten, suçlamaları sonlandırmaktan (her neyi suçluyorsak) ve sorumluluklarını almaktan geçer...

    İşte gerçek şifa çalışması bunlarla başlar...

    Ve nihayetinde önce kendini, sonra hayata dair herşeyi ve herkesi sevmekten geçer.

    Gerçek Sevgi, işte bu kadar kolay ve bu kadar zor.

    Sevgi yağmurlarının, ruhunu her gün yeniden yıkamasına, sevgi güneşinin yaşam pencerini her gün yeniden parlatmasına izin verirsen yaşamına ışık doğar.

    Sevginin olduğu yerde ışık ta boldur çünkü ve ışık asla hastalık barındırmaz.



    kesinlikle her kelimesine katıldığım çok hoş bir yazıa.s.
     
  2. 27 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  3. BenNazKsK

    BenNazKsK Çiçek&Böcük:) Pro Üye

    Katılım:
    6 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    3.956
    Beğenildi:
    7
    Ödül Puanları:
    106
    Nedense yazıların bir başka anlam katıyor bana Talinim her defasında okuduğumda işte bu diyorum..Yaşadığım okadar çok olay varki yazdıklarını içeren..İşte bu yazıyada örnek olabilecek bir hikaye yaşanmış gerçek hala yaşanıyor!!
    Ankaradaki yengemiz kanser oldu ama feci bir şekilde bir anda heryeri sarıveren..Yenge eşimin abisini eşi 2 tanede Allahım ona bağışlasın yavrusu var ..Biri büyük tıbbı kazandı 3, sınıfa geçti annesi için..
    Ama yengemizdeki mücadele taktire şayandı evet istedi ciddi anlamda iyileşmeyi istedi ...Kemateropi gördüğü safhada saçları gitmişti o bile onu yıkmadı..Eski saçlarından peruk yaptırdı ve taktı hiç kimse anlamadı bile ne olduğunu..

    Çocuklarından sakladı evet sakladı çünkü:Zaman geldiğinde iyileşeceğini biliyordu yeneceğim dedi başka birşeyde demedi..Yaşamanına gün ve gün aynen devam etti..Kendisi öğretmen görevinden bile vazgeçmesi sadece tedavi olduğu safhalarda onada herkeze izinliyim ufak bahaneler söyledi
    Evet şimdi sürekli gidiyor doktora ama iyileşti ..Çok zorlu bir mücadelenin arkası onun için ferahladı..Şuan ağlıkla yoluna devam ediyor..Çocuklarına zaten çok düşkündür şimdi olabildiğince dört elle sarılıyor..

    Görüyorsunuz İstemek kendini tanımak erken teşhis nelere bedel!!!

    Çok sağol talinim bana bunları anlatma fırsatı verdiğin içinde teşekkür ederim sana güzel yürekli arkadaşım..Takipçinim bilesin..Öpüyorum canım seni a.s.
     
  4. 27 Temmuz 2008
    Konu Sahibi : talin
  5. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    benim annem de meme kanserini yaşamış ve bu durumundan sevginin gücü sayesinde kurtulmuş bir anne..dediğin gibi önemli olan gerçekten inanabilmek ve hayata dört elle sarılabilmekyerimseniben

    güzel yorumlarınla yazılarıma renk kattığın için asıl ben teşekkür ederim canım benima.s.