japon yönetme sanatı kaizen

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve husel tarafından 26 Ekim 2007 başlatılmıştır.

    26 Ekim 2007
    Konu Sahibi : husel
  1. husel

    husel er:) Üye

    Katılım:
    16 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    1.849
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    148
    Kişisel Ataleti Yenmek İçin, Japon Yönetim Modeli Kaizen
    Ataletimizi nasıl yenebileceğimizle ilgili kaynakları karıştırırken bir kitap geçti elime... Robert Maurer Tarafından yazılmış ve Klan Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmış olan bu kitabın adı “KAİZEN YOLU” . Kaizen Felsefesi en küçük, hatta saçma görünebilecek değişiklikler ile başlayarak, hayatınızın her alanında istediğiniz sonuçlara ulaşmanızı sağlıyor. Bugüne kadar Kurumlarda uygulanan bu metod artık kişisel gelişimin her alanında uygulanıyor. Basit bir örnek mi istiyorsunuz.

    Spor yapmak isteyen bir kadın düşünün, evine avuç dolusu para vererek bir koşu bandı almış. Düzenli olarak egzersiz yapmak istiyor ama bir türlü başaramıyor. Bu kadına önce her gün 1 dakikasını koşu bandının üzerinde durararak ! geçirmesi isteniyor. Bu süre içinde kahvesini içiyor. Derken sabırla geçen günlerin sonunda bu süre artıyor ve yavaş yavaş bu kadın koşu bandında yürümeye başlıyor. Her gün iki dakika, derken beş... küçük ve gözünü korkutmayan her hedefi kolaylıkla aşıyor ve sonunda hergün düzenli olarak 1 mil koşan bir insan haline geliyor.

    Kaizen’i nasıl uygulayacağınızı anlatan bu kitaptan bir bölümü size olduğu gibi aktarmak istiyorum:

    KAİZEN NİÇİN İŞE YARIYOR

    Tüm değişimler, hatta olumlu olanlar bile korkutucudur. Radikal ya da devrimci yollarla amaçlara ulaşmaya çalışmak genellikle başarısızlık demektir; çünkü korkuyu arttırırlar. Fakat kaizen’in küçük adımları, beynin korku dolu tepkisini etkisiz hale getirir, mantıklı düşünceyi ve yaratıcılı uyarır.

    Değişiklik yapmak korkutucudur. Bu değişiklik ister görünüşte önemsiz olsun (yeni bir gece kulübüne gitmek gibi) isterse de yaşamı değiştiren bir şey olsun (çocuk sahibi olmak gibi) bu insanı etken göz ardı edilemez. Değişikliğe karşı duyulan korku, beynin psikolojisi içinde kök salmıştır ve korku ortaya çıktı mı yaratıcılığı, değişikliği ve başarıyı engelleyebilir.

    Evrimsel bir bakış açısından bakıldığında beyin, insan bedenindeki en alışılmadık organlardan biridir. Diğer organlarımız- kalp, karaciğer, bağırsaklar vb.- o kadar iyi gelişmişlerdir ki, insanlığın çağlar boyu süren evrimi boyunca aynı kalmışlardır. Fakat son dört ya da beş milyon yıl boyunca, beyin gelişmeye ve değişmeye devam etmiştir. Günümüzde bir ya da iki milyon yıl aralıklarla gelen üç ayrı beynimiz vardır. İnsan olarak karşılaştığımız meydan okumalardan biri de, bu farklı beyinler arasında uyumu sağlayarak fiziksel ve duygusal hastalıklardan uzak kalmaktır.

    Beynin dip kısmında beyin sapı vardır. Yaklaşık 500 milyon yıl yaşındadır ve sürüngen beyni olarak adlandırılır ( ve gerçekten de bir timsahın beyninin tümü gibi gözükür). Sürüngen beyni sabahları sizi uyandırır, akşamları uykuya yatmanızı sağlar ve kalbinize atmayı hatırlatır.

    Beyin sapının üstünde orta beyin bulunur ve burası memeli beyni diye de bilinir. Kabaca 300 milyon yıl yaşında olan bu beyin, şu ya da bu şekilde tüm memelilerde bulunan beyindir. Orta beyin, bedenin iç ısısını düzenler, duygularımızı barındırır ve tehlike karşısında bizi canlı tutan savaşma ya da kaçma tepkisini yönetir.

    Beynin üçüncü parçası ise beyin zarıdır (korteks) ve yaklaşık yüz milyon sene önce gelişmeye başlamıştır. Bedenin tümünü saran beyin zarı insan olma mucizemizin sorumlusudur. Uygarlık, sanat ve müzik burada yer alır. Mantıklı düşüncelerimizin ve yaratıcı itkimizin bulunduğu yer burasıdır. Bir değişikli yapmak ya da yaratıcı bir sürece geçmek istediğinizde, beyin zarına ulaşmamız gerekir.

    Bu üç beyin her zaman olumlu bir şekilde çalışmaz. Mantıklı zihnimiz bize kilo vermemizi söyler fakat bir oturuşta bir paket cips yiyiveririz. Ya da yeni bir projeyle yaratıcı bir atılım yapmak isteriz ama zihnimiz taze dökülmüş beton kadar boştur.

    Bir değişiklik yapmak istediğiniz halde bir engelle karşılaşıyorsanız, genellikle işleri bozduğu için orta beyni suçlayabilirsiniz. Orta beyin amigdala denilen bir parçayı bulacağınız yerdir. Amigdala, hayatta kalabilmemiz için kesinlikle yaşamsal derecede önemlidir tüm diğer memelilerde olduğu gibi bizde de bulunan bir alarm mekanizması olan savaşma ya da kaçma tepkisini kontrol eder. Ani bir tehlike karşısında bedenin parçalarını uyarıp harekete geçirecek şekilde tasarlanmıştır. Bunu yapmasının bir yolu, mantıklı ve yaratıcı düşünce gibi kaçmak ya da savaşmak için gerekli fiziksel becerileri engelleyebilecek diğer işlevleri durdurması ya da yavaşlatmasıdır.

    Savaşma ya da kaçma tepkisinin pek çok anlamı vardır. Eğer bir aslan size saldırıyorsa beyin bu sorun hakkında dikkatle düşünerek zaman harcamanızı istemez. Bunun yerine beyin, sadece sindirim, cinsel arzu ve düşünme süreci, gibi o an için esas olmayan işlevleri susturur ve bedeni hemen hareket geçmeye zorlar binlerce yıl önce, biz de balta girmemiş ormanlar ve savanalarda diğer memelilerle birlikte dolaşırken bu mekanizma , insanların güvenlikten ve alışıldık olandan ayrıldıkları sırada tehlikeyle her karşılaşmalarında devreye girmişti. Çok hızlı koşamadığımız, avlanarak yaşamını sürdüren yırtıcı hayvanlardaki güç bizde olmadığı ve onlar kadar iyi göremediğimiz ve koku alamadığımız için bu ürkeklik bizim için yaşamsal derecede önemliydi. Savaşma ya da kaçma tepkisi günümüzde de yaşamsaldır, örneğin otobanda araba sürerken bir araba sizin yönünüzden üzerinize doğru geldiğinde ya da yanan bir binadan kaçmanız gerektiğinde bu tepkiyle cevap veririz.

    Günümüzde amigdala ya da bunda kaynaklanan savaşma ya da kaçma tepkisi ile ilgili asıl sorun, biz ne zaman alışıldık, güvenli düzenimizden çıkmak istesek amigdalanın alarm zilleri çalmasıdır. Beyin, herhangi bir yeni mücadele veya fırsat ya da arzu durumunda belli bir düzeyde korkuyu tetikleyecek şekilde tasarlanmıştır. Bu mücadele, ister yeni bir iş, isterse sadece yeni biriyle karşılaşmak olsun, amigdala harekete geçmek için bedenin uzuvlarını uyarır ve beynin düşünen parçası olan beyin zarına olan ulaşımımız kısıtlanır, hatta bazen durdurulur.

    Bu olayı bir sınav sırasındaki sinirlilik durumunda da deneyimleyebilirsiniz. Bu sınavın ne kadar önemli olduğuna inanırsanız, sonuçtan o kadar çok uzaklaşır, o kadar fazla korku hissedersiniz. Sonunda dikkatinizi odaklamanız giderek zorlaşır. Bir önceki gece kafanızda olan bir cevap, sanki o sırada hafıza bankanızda kendini saklıyor gibi gözükebilir.

    Büyük hedef-----korku-----beyin zarına ulaşım engelleniyor-----başarısızlık

    Küçük hedef-----korku aşılır-----beyin zarı işe karışır-----başarı

    Bazı şanslı kişiler bu sorunun üstesinden gelmeyi başarır, korkularını başka bir duyguya, heyecana dönüştürürler. Meydan okunan şey ne kadar büyük olursa, o kadar fazla heyecan duyar, üretici ve çoşkulu olurlar.olasılıkla böyle birkaç kişi tanıyorsunuzdur. Bir meydan okumayla karşılaştıklarında canlanırlar. Fakat geri kalanlar için büyük hedefler büyük korkuları tetikler. Savanalarda dolaşan atalarımızda olduğu gibi beyin, aslandan uzaklaşmamızı sağlamak için beyin zarını engeller, ama şimdi o aslanın yerini, sınav denilen bir kağıt parçası ya da kilo verme hedefi, bir eş bulmak ya da satışları arttırmak almıştır. Yaratıcılık ve bilinçli yapılan eylemler tam da onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz sırada bastırılmışlardır.

    Kaizen’in küçük adımları, beynin bu özelliğine karşı bir tür gizli çözümdür.büyük hedeflere ya da profesyonel amaçlarınıza ulaşmaktan niye korktuğunuzu anlamak için yıllarca danışmana gitmek yerine, bu korkuların çevresinden ve altından dolaşmak için kaizen’i kullanabilirsiniz. Küçük, kolaylıkla ulaşılabilecek hedefler-örneğin, sürekli olarak darmadağınık bir masadan tek bir kağıdı alıp yerleştirmek-amigdalanın yanından, parmaklarınızın ucunda geçmenizi, onu uyandırmamanızı ve alarm zillerini çalmamasını sağlar.

    Küçük adımlarınıza devam ettikçe ve beyin zarı çalışmaya başlayınca, beyin arzu ettiğiniz değişiklik için bir “program” yaratmaya başlar, yeni sinir yolları döşer ve yeni alışkanlıklar oluşturur. Kısa süre içinde, değişime karşı direnciniz de uyanmaya başlar. Değişikliğin gözünüzü korkutmaya başladığı yerde, yeni zihinsel programınız, sizin beklentilerinizin bile üzerinde bir hızla sizi nihai hedefinize doğru götürecektir.

    Kaizen, bir başka şekilde de değişim korkunuzu yenmenizi sağlar. Korktuğunuzda, beyniniz ya kaçacak ya da saldıracak şekilde programlanmıştır- her ne kadar bunlar her zaman en işlevsel seçenekler olmasa da. Örneğin, eğer hep bir şarkı sözü yazarı olmak istiyorsanız, korku ya da yaratıcı tıkanıklık nedeniyle piyanonun başından kalkar ve tüm gece televizyon seyrederseniz hedefinize ulaşamazsınız. Küçük eylemler (örneğin sadece üç nota yazmak ) beyninizin bir şeyler yapma ihtiyacını tatmin edecek ve üzerinizdeki stresi yatıştıracaktır. Alarm zilleri sustuğunda, yeniden beyin zarına ulaşabilecek ve yaratıcı öz tekrar akabilecektir.

    Kaynak : Kaizen Yolu, Klan yayınları, mayıs 2005
    Yazan: Robert Mauer

    Nüvide Gültunca Tulgar
     
  2. 5 Haziran 2013
    Konu Sahibi : husel
  3. piyonist

    piyonist çokta umrumda.. Pro Üye

    Katılım:
    31 Aralık 2012
    Mesajlar:
    6.458
    Beğenildi:
    211
    Ödül Puanları:
    108
    Kaizen Felsefesinin Temel Prensipleri
    1.Sorunu kabul edin.
    2.Çok para gerektirmeyen projeleri seçin.
    3.Önce "bizim" problemlerimize bakın "Onlarınkine" değil,
    4.Tek ölçü ekonomik çıkar olmamalıdır.
    5.Önceliği saptayın. Projeyi kalite, maliyet, dağıtım vs. ilkelerine dayalı olarak yürütün.
    6.Planla, yap, kontrol et, harekete geç (PDCA) çevri
    7.Doğru çözüm araçlarını kullanın.

    Kaizen'in sorunlara yaklaşımı "Hoş Geldiniz Problemler" şeklindedir. Çünkü;

    - Sorun olmayan yerde gelişme de olamaz.
    - Sorunlar, büyük kısmı su altında kalmış potansiyel sorunların su yüzene çıkan kısımlarıdır, su yüksekliği azaldıkça daha çok görünür hale gelirler.
    - Bölümler (Departmanlar) arası engelleri kaldırmak gerekir.
     
    Son düzenleme: 5 Haziran 2013