Johann Wolfgang von Goethe

Konusu 'Yazarlar' forumundadır ve seaBahAR tarafından 11 Aralık 2008 başlatılmıştır.

    11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  1. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.193
    Ödül Puanları:
    238

    Johann Wolfgang von Goethe

    [​IMG]

    1749'da Frankfurt'ta doğdu. 1765-1768 yıllarında Leipzig'de, 1770-1771'de Strasburg'da hukuk öğrenimi gördü. İlk gençlik yapıtı olan ve romantik akıma özgü özellikler taşıyan Goetz von Berlichingen'i 1773'te tamamladı. 1773-1775 yılları arasında Faust'un çekirdeği olarak kabul edilen Urfaust adlı yapıtını tamamladı. 1774'te Clavigo, 1775'te Stella adlı oyunlarını yazdı. 1775'te gittiği Weimar kasabasını yıllar içinde bir kültür kenti yaptı.

    Goethe, yaşamının 60 yılı boyunca ünlü yapıtı Faust üzerinde çalıştı. Yaşamının son günlerinde bitirdiği Faust, Dünya Tiyatrosunun en önemli yapıtlarından biri sayılır.

    Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Johann Wolfgang von Goethe, yalnızca edebiyatla değil eğitim, doğa bilimleri ve felsefe de içinde olmak üzere pek çok konuyla yakından ilgilenmiştir.

    Frankfurt Main'de doğan Goethe'nin anne babası varlıklı ve aydın insanlardı. Evlerinde zengin bir kütüphane ve değerli bir resim koleksiyonu vardı. Wolfgang ve kız kardeşi Charlotte bu evde büyüdü. Aydınlanma Çağı'nın düşünceleriyle yetiştirilen Goethe küçük yaşta Fransızca, Latince ve Eski Yunanca öğrendi. O yıllarda Fransız işgali altında bulunan Frankfurt'ta sergilenen Fransız tiyatro topluluklarının oyunları küçük Wolfgang'ı çok etkiledi ve Fransız Edebiyatı'na ilgi duymasına yol açtı.

    18 yaşına gelince babasının isteğine uyarak hukuk öğrenimi için Leipzig'e gitti. Orada dönemin sanatçıları, edebiyatçıları ve arkeologlarıyla tanıştı. Eski Yunan sanatına hayranlığı bu sıralarda başladı. Gözlerini kullanmayı, bir insana veya nesneye bakıp geçmek yerine onu görüp tanımayı ve anlatmayı öğrendi. Başladığı işi en iyi şekilde yaparak sonuna kadar götürmek gibi bir özelliği vardı. Leipzig'e gittikten üç yıl sonra, 1768'de büyük bir hastalıkla evine dönmek zorunda kaldı. Evde kaldığı iki yıl boyunca simya ve astrolojiyle iigilendi.

    1774'te yazdığı ilk romanı Genç Werther'in Acıları (Die leiden des jungen Werther) gerek anlatımı gerek duygularının coşkunluğu ve çağdaş gençliğin duygu ve düşüncelerini yansıtmaktaki başarısıyla evrensel bir üne kavuştu. Bu romanla Alman Edebiyatı'nda Coşkunluk Akımı olarak bilinen yeni bir çığır açıldı. Bu yıllarda ilahiler, kısa ama özlü pırıl pırıl şiirler yazıldı.

    Goethe 1775'te Weimar Dükü Karl August'un çağrısı üzerine Weimar'a gitti. Dükün özel elçilik danışmanı olarak maden ocaklarını ve sulama projelerini denetlemekten küçük Weimar ordusunun askerlerinin üniformalarını seçmeye kadar her türlü işle uğraştı. Weimar'da tanışıp aşık olduğu Charlotte von Stein, Goethe'yi her yönden etkiledi. Ondan aldığı esinle çok güzel şiirler ve baladlar yazdı. Iphigenie Tauris (Iphiginei auf Tauris; 1787) ve Tarquato Tasso (1780-1787) adlı yapıtlarındaki kadın kahramanlar, Charlotte von Stein'den izler taşır.

    Goethe, 1786'da Weimar'dan ansızın ayrılarak İtalya'ya gitti. İtalya onun için bir kaçış ve yeniden doğuştu. Duygusal ve sanatsal geçmişinden koparak kendini yenilemeye kararlıydı. İtalya'da ilk kez Eski Yunan ve Roma sanatını yakından tanıma olanağı buldu. 1794'te yazar Friedrich von Schiller'le yaşam boyu sürecek bir dostluk kurdu. Goethe ve Schiller'in dört cilt tutan mektupları Alman Edebiyatı'nın bu en verimli dönemine ışık tutar. Her iki yazar da dostluk yılları boyunca verdikleri ürünlerle, Alman Edebiyatı'nda Klasik Dönem'in önde gelen temsilcileri oldular. Goethe'nin 1770'te başlayarak yaşamının son yıllarına kadar yazmayı sürdürdüğü Faust adlı oyunu, yazarın baş yapıtı sayılır. 1824'te ilk bölümü çıkan özyaşamöyküsünün ikinci bölümü Wilhelm Meister'in Seyahat Yılları (Wilhelm Meisters Wanderjahre) 1829'da yayımlandı. Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu.

    ESERLERİ :

    GÖTZ UND BERLICHINGEN, 1773
    DIE LEIDEN DES JUNGEN WERTHERS, 1774
    IPHIGENIE AUF TAURIS, 1787
    EGMONT, 1788
    RÖMISHE ELEGIEN, 1790
    FAUST, EIN FRAGMENT, 1790
    TORQUATO TASSO, 1790
    WILHELM MEISTERS LEHRJAHRE, 1796
    HERMANN UND DOROTHEA, 1797
    FAUST I, 1808
    DER WAHLVERWANDTSCHAFTEN, 1809
    ZUR FARBENLEHRE, 1810 (3 bölüm)
    ITALIANISCHE REISE I-II, 1816-17
    WEST-ÖSTLICHER DIVAN, 1819
    WILHELM MEISTERS WANDERJAHRE, 1821
    FAUST II, 1832
    AUS MEINEM LEBEN. DICHTUNG UND WAHRHEIT, 1811-33





    -alıntı-
     
  2. 11 Aralık 2008
    Konu Sahibi : seaBahAR
  3. seaBahAR

    seaBahAR de profundis Editor

    Katılım:
    13 Nisan 2007
    Mesajlar:
    10.950
    Beğenildi:
    8.193
    Ödül Puanları:
    238

    Goethe Der ki;

    Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.

    Ancak az şey bildiğimiz zaman bilgimizden emin olabiliriz. Kuşku,bilgi arttıkça artar.

    Ana-baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.

    Ahlaka aykırı unsurlar, hislerimizi rahatsız etmeyecek şekilde dile getirildikleri zaman, bunları gülünç buluruz.

    Aşkım için herşeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim.

    Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.

    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.

    Aşk imkansız olan birçok şeyi mümkün kılar.

    Adettir; babanın topladığını oğlu saçar.

    Baskı ve şiddet yalnızlıktan doğar, karakter dünyanın fırtınaları ve dalgaları arasında şekil alır.

    Biraz daha ışık.

    Bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamaz.
    Bize teşekkür borcu olan biriyle karşılaştığımızda hemen bunu düşünürüz. Teşekkür borçlu olduğumuz ve bunu hiç aklımıza getirmediğimiz kişilerle ise ne kadar sık karşılaşırız?

    Başkalarına kendimizden söz etmek gayet doğaldır; başkalarının kendileri hakkında söylediği şeyleri, onların kast ettiği biçimde anlamaksa bir kültür meselesidir.

    Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız.22 Mart 2007

    Bütün dikkatiniz kendinizdeyse mutluluğu garanti ettiniz demektir.

    Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır. Onları tedavi edebilecek olan şey, onları gerçekten tehlikeli hale de sokabilir.

    Bazı kusurlar bir insanın var oluşu için gereklidir. Eski dostlarımızın bazı tuhaf özellikleri ortadan kalkmış olsa bu hoşumuza gitmezdi.

    Bir adamda azim olmazsa bilgisi ölüdür.

    Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.

    Çelişki ve dalkavukluk; ikisi de sohbetin değerini düşürür.

    Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum.

    Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.

    Duyduğumuz şeyleri başkalarına anlatırken onları tahrif etmemizin nedeni zaten başta tam anlayamamış oluşumuzdur.

    Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur.

    En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.

    En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.

    En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.

    Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ‘Fazla zamanı kalmadı’ diye yorumlarız bunu.

    Eğer Tanrı başka türlü olmamı isteseydi, beni başka türlü yaratırdı.

    Faydasız bir hayat erken bir ölümdür.

    Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin...

    Geleceğe bakmayı severiz çünkü önümüzde şekilsizce uçuşmakta olan olaylara dilediğimiz gibi şekil vermek isteriz.

    Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.

    Hatalarımızın yüzümüze vurulmasından , bunlardan ötürü cezalandırılmaktan rahatsız olmayız, sabırla bunların acısını çekeriz; ama kendimizi bu hatalardan arındırmamız gerektiğinde sabrımız ortadan kalkar.

    Hangi kusurlarımızı muhafaza edip, kendi içimizde dizginleyebiliriz? Diğerlerine zarar vermektense, onların hoşuna gidenleri.

    İnsanın bilgisi arttıkça, huzursuzluğu da artar.

    İnsan her gün ya güzel bir ses işitmeli, ya gönül açıcı bir kitap okumalı, yahut güzel bir şey dinlemelidir.

    İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.

    İnsan kendini yalnızca insanda tanır.

    İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız. Eğer onları olmaları gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız.

    İyi bir karın mı olmasını istiyorsun? Öyleyse tam bir koca ol!

    İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.

    İnanç yaşamın gücüdür.

    Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider.

    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.

    Kardeşlerimi tanrı yarattı ama dostlarımı ben buldum.

    Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkulur.

    Kalabalık bir toplantıda olup da, bunca insanı bir araya getiren şansın kendi dostlarımızı da bir araya getirmesi gerektiğini düşünmeden edemeyiz.

    Kendine hükmetmeyen, uşak kalır.

    Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.

    Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.

    Mezardakilerin pişman olduklari şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!

    Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış, yok olacaksa bir gün her yaratılmış! (Faust)

    Ne kadar yalıtılmış bir yaşam sürerseniz sürün, haberiniz bile olmadan ya borçlu ya da alacaklı olursunuz...

    Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.

    Sanatçılar ve zanaatkarlar, bir insanın, tamamen kendine mahsus olan şeyleri bile kendine mal edemediğinin en açık kanıtını sunarlar. Sanatçının çıkardığı işler, doğduğu yuvayı terk eden kuşlar gibi elinden kaçıp giderler.

    Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.

    Sevincin bir acı yanı, acının da bir sevinçli yanı olmalıdır.

    Sağduyulu bir insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur; bilge insansa hemen hemen hiçbir şeyi.

    Samimi olmayı vaadedebilirim, tarafsız olmayı asla.

    Söylenen her söz karşıtını kışkırtır.

    Tüm erdemlerin temel özelliği, yükselme yolunda sürekli bir çaba, bizzat kendinle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.

    Tutkular itiraf edildiklerinde hem şiddetleri artar, hem de yatışırlar. Sevdiklerimize söylediklerimiz ve söylemediklerimiz arasında bulunacak bir orta yol, belki de başka hiçbir alanda bu kadar arzu edilir bir şey değildir.

    Tutkularımız; ya birer kusur ya da birer erdemin daha şiddetli halleridir.

    Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.

    Tanrılar bir şarkı için biz o şarkıya dönüşünceye kadar, bizden ne çok bedel alırlar!

    Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.

    Uzun süre konuşup da dinleyicilerine yaltaklanmayan kişi, hoşnutsuzluk uyandırır.

    Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!

    Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.21.02.2007

    Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.

    Yaşlı bir adam hala genç kadınlarla ilgilendiği için kınanınca şöyle demişti: ‘ Bir insanın kendini gençleştirmesinin tek yolu budur ve bunu yapmayı herkes ister.’

    Yüz çeşit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.
    Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır.


    3000 yıllık tarihinin hesabını yapamayan insan boş insandır.


    -alıntı-