Kadının El Kitabı

Konusu 'Kadın'a Dair' forumundadır ve Kuzey tarafından 17 Şubat 2009 başlatılmıştır.

    17 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Kuzey
  1. Kuzey

    Kuzey Popüler Üye Üye

    Katılım:
    30 Ocak 2007
    Mesajlar:
    2.039
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    KADININ EL KİTABI ​


    [​IMG]

    Yasal haklarını kullanmak için önce yazılı olmayan yasalara karşı çık

    Helsinki Yurttaşlar Derneği, geçtiğimiz ay bir "Kadının El Kitabı" çıkardı. Araştırmacı Esra Koç ile Avukat Ayşegül Kaya'nın yayına hazırladığı kitap ve sesli CD, kadınların yasalardaki haklarını bir bir anlatıyor. Karikatürist Gülay Batur'un çizgileriyle süslenen kitabın CD'sindeki canlandırmalar Boyalı Kuş Tiyatro Grubu'na ait. Kadınların hukuki alandaki soruları için gerçekten çok yararlı bir çalışma. Bakın önsözünde Esra Koç ve Ayşegül Kaya ne diyor:

    "Yasalardan söz edildiğinde, genellikle hukuk sistemi içinde yer alan yazılı yasalar kastedilir. Oysa biz kadınların yaşamlarının büyük bölümünü yazılı olmayan yasalar belirler. Gelenek, örf ve adet gibi sözlü yasalar, en az yazılı yasalar kadar önemli yer tutar hayatımızda. Çünkü pek çoğumuzun 'nasıl ve hangi yaşta evleneceğimiz', 'kaç çocuk doğuracağımız', 'okula gidip gitmeyeceğimiz', 'kiminle ve ne sürelerle birlikte yaşayacağımız', hatta 'kimlerle arkadaşlık edeceğimiz' yazılı olmayan bu yasalarla belirlenir. Son yıllarda daha çok görünür hale gelen; 'imam nikâhı ile evlenmeler', 'namus kisvesi altında işlenen cinayetler', 'ölen kocanın kardeşi ile zorla evlendirmeler' yazılı olmayan yasaların en hayati örnekleri. Yasalarla belirlenmiş hakları kullanabilmemiz ve yazılı olmayan yasalara karşı çıkabilmemiz, söze 'ben' diye başlayabildiğimizde mümkün olur."

    "Sözlü ya da yazılı yasalar değişebilir, değiştirilebilir. Bunların değişmesi, kadınlar lehine geliştirilmesi bizim çabalarımızla olacaktır. Ne kadar güç olursa olsun, kadınların hayatı kendilerinden yana değiştirmeye enerjileri vardır. Bu nedenle sizi yan yana durmaya, güçlerimizi birleştirmeye, yaşamımızı tehdit eden sözlü yasalara 'hayır' demeye, bir kadın yurttaş olarak yasalarla belirlenmiş haklarımızı bilmeye, bunları yeri geldiğinde kullanmaya ve yetmedikleri yerde değiştirmeye çağırıyoruz."

    HAKLARIMIZ


    BEDENİMİZ BİZİMDİR

    Siz hiç gerilmeden, gönül rahatlığıyla kadın hastalıkları uzmanına muayene olmaya giden bir kadın duydunuz mu? En zorunlu hallerde bile ayaklarımız geri geri gider. Çünkü muayene ve tedavi yöntemleri rahatsız edici ve zaman zaman özensizdir. Hatta muayene ve doğum sırasında hakaret ve azarlamalara muhatap olan çok sayıda kadın olduğunu da biliyoruz. Bekâret kontrolü ya da muayene tehdidi, bir başka kâbus. Akrabanız olmayan bir erkekle beraber gece vakti karakolluk olan genç bir kadınsanız, polisin ilk aklına gelen sizi muayeneye göndermektir. Unutmayın, yapılmak istenen şey yasal değil.

    Evlilik içinde veya öncesinde, baba, ağabey, erkek kardeş, dayı, enişte vb. erkek akrabalar yani sevdiğine inanıp güvendiğimiz erkekler tarafından tokat, yumruk, tekme ile dövülüyor, kötü muamele görüyor, üzerimize bir aletle saldırılıyor, yaralanıyor, sakat kalıyor, işkence görüyorsak fiziksel şiddet altındayız demektir. Sonunda ölebiliriz... Saldırgan, bir devlet görevlisi de olsa şiddet görüyorsak yasalar bizden yana...

    [​IMG]

    HASTA OLARAK HAKLARIMIZ

    Her insan, sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir. Hasta hakları ülkemizde de yürürlükteki sistemde ve Anayasa'da ifadesini bulan, insan haklarının kapsamına girer. Konu ayrıca medeni hukuk, özel hukuk, ceza hukuku gibi alanlarda çeşitli düzenlemelerle ele alınmıştır. Anayasa'nın 56.maddesi, sağlık hizmetlerinde, devlete geniş ve etkin ödevler yüklemiştir. İşte devlet, yurtta?larına karşı kendisine yüklenen bu ödev gereği; sağlık hizmetlerinin kuruluşundan, düzenlenmesinden ve işleyişinden ortaya çıkan bozukluktan, aksaklıktan ve boşluktan sorumludur.

    Hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç ve kötü işlemesi halleri hizmet kusuru sayılır ve bu nedenlerle zarar gören yurttaşlar devletten zararlarının tazmin edilmesini isteyebilir.

    Tıbbi müdahale öncesinde ve müdahale sırasında, hasta ve hasta yakınlarının hastanın sağlık durumu hakkında bilgilendirilmeleri, uygulamayla ilgili olarak hastanın, veli (ana-baba) ya da vasinin izninin bu bilgilendirmeden sonra alınması yasa gereğidir.

    Hastalandığımızda;

    * Hasta olarak saygı ve özen içerisinde, güler yüzlü, nazik, şefkatli sağlık hizmeti almak,

    * Adaletli ve hakkaniyete uygun koruyucu hizmetlerden yararlanmak,

    * Sağlık hizmeti alırken, din, cins, ırk, etnik, kültürel ve benzeri hiçbir konuda ayrıma uğramamak,

    * Sağlık ve hastalıklarla ilgili süreçler hakkında bilgilendirilmek, aydınlatılmak;

    * Uygulanacak tüm tıbbi girişimler konusunda rızası alınmak;

    * Gizliliğe uygun bir biçimde her tür sağlık hizmetinden yararlanmak

    * Kişinin ruh ve beden bütünlüğüne saygı gösterilmesini beklemek,

    * Hastalık hakkında bilgilendikten ve tedavi yöntemlerini öğrendikten sonra, tedaviyi kabul etmek veya reddetmek

    * Sağlık kuruluşu ve sağlık personelinin değiştirilmesini istemek ya da seçtiğimiz kurum ve personelin hizmetinden yararlanmak,

    * Tıbbi yanlışlık ve hatalardan meydana gelebilecek zararlardan korunmak ve yüksek güvenlik koşullarının sağlanmasını istemek hakkımız vardır.

    * Hastalığın türüne ve şiddetine göre, fiziksel işlevlerimizden ve normal sosyal sorumluluklarımızdan affedilmek, durumumuzdan sorumlu tutulmamak, bakımımızın sağlanmasını talep etmek hakkımızdır.

    "Yasalardan söz edildiğinde, genellikle hukuk sistemi içinde yer alan yazılı yasalar kastedilir. Oysa biz kadınların yaşamlarının büyük bölümünü yazılı olmayan yasalar belirler. Gelenek, örf ve adet gibi sözlü yasalar, en az yazılı yasalar kadar önemli yer tutar hayatımızda. Çünkü pek çoğumuzun 'nasıl ve hangi yaşta evleneceğimiz', 'kaç çocuk doğuracağımız', 'okula gidip gitmeyeceğimiz', 'kiminle ve ne sürelerle birlikte yaşayacağımız', hatta 'kimlerle arkadaşlık edeceğimiz' yazılı olmayan bu yasalarla belirlenir.

    Son yıllarda daha çok görünür hale gelen; 'imam nikâhı ile evlenmeler', 'namus kisvesi altında işlenen cinayetler', 'ölen kocanın kardeşi ile zorla evlendirmeler' yazılı olmayan yasaların en hayati örnekleri. Yasalarla belirlenmiş hakları kullanabilmemiz ve yazılı olmayan yasalara karşı çıkabilmemiz, söze 'ben' diye başlayabildiğimizde mümkün olur."

    "Sözlü ya da yazılı yasalar değişebilir, değiştirilebilir. Bunların değişmesi, kadınlar lehine geliştirilmesi bizim çabalarımızla olacaktır. Ne kadar güç olursa olsun, kadınların hayatı kendilerinden yana değiştirmeye enerjileri vardır. Bu nedenle sizi yan yana durmaya, güçlerimizi birleştirmeye, yaşamımızı tehdit eden sözlü yasalara 'hayır' demeye, bir kadın yurttaş olarak yasalarla belirlenmiş haklarımızı bilmeye, bunları yeri geldiğinde kullanmaya ve yetmedikleri yerde değiştirmeye çağırıyoruz."

    Kendisine insanca davranılmayan hasta ne yapabilir?

    * Doktoruna güven duymayan bir kişi, başka bir doktor talep edebilir.

    * Doktor ihmali sonucu beden ve ruh bütünlüğüne bir zarar gelmişse doktor aleyhine ceza davası; doktor, hastane ve Sağlık Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davaları açabilir.

    * Ayrıca, kişisel sorumlulukları bulunan doktorlar, hemşireler vb. kişilere karşı; ceza davası açılması için, olayın meydana geldiği yerdeki cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunabilir.

    * Hastaya verilen zararın büyüklüğüne göre, ceza davası sonuçlandırılarak sanıklar cezalandırılır.

    Hastalar neler ister?

    * Hasta, saygı görmek ister.

    Bu saygıyı devletten, sistemden, doktordan ve sağlık personelinden görmek ister. Hasta olarak gittiğimiz bir poliklinikte derdimizi anlatmaya çalışırken, "Fazla uzatma, ne söyleyeceksen söyle" diyen bir doktor ya da bize hakaret eden, kaba davranan, sorularımızı yanıtsız bırakan bir personelle karşı karşıya kalmak şikâyetlerimizi birkaç kat artıracaktır.

    * Hasta, özgürce doktorunu seçmek ister.

    Hastasına iyi bakan, onu dinleyen ve bilimsel gelişmeleri takip eden bir doktor ile hastasına bağıran ya da ameliyat etmeden evvel mutlaka özel muayenehanesine de gitmesini isteyen bir doktor, arasında seçim yapmak ister.
    * Hasta, hastalığıyla ilgili yeterli ve doyurucu bilgi almak ister.

    Bu bilgilendirmeyi yapmak sağlık görevlilerinin en önemli yükümlülüğüdür. Doktora hastalığı ile ilgili sorduğu soruların yanıtsız kalması, örneğin; geçireceği ameliyat hakkında yeterli açıklamanın yapılmaması, tedavi seçenekleri konusunda bilgilendirilmemesi durumunda hasta, iyileşse bile hep daha ucuz, daha kolay daha acısız daha kısa sürede iyileşebilecekken, bu fırsatı kaçırdığı duygusuna kapılacaktır.

    * Hasta, sağlık kurumlarında kendisine yeterli süre ayrılmasını ister.

    Devlet kurumlarına ait hastanelerde doktorlar, günde 80-100 hastayı muayene etmek zorunda kalırlar. Bu seri muayene sırasında, doğru teşhis konsa bile -ki çoğu zaman yanlış ya da eksik teşhis konur- hasta tatmin olmaz, dikkate alınmadığını düşünür. Bu da psikolojik olarak tedaviyi uzatır, engeller.

    * Hasta, kolay ulaşabileceği temiz ve çağdaş sağlık tesisleri ister.

    Saatlerce kuyrukta beklemek, aylarca hastaneye yatmak ya da ameliyat olmak için sıra beklemek istemez. Hasta, teknolojik yeniliklerden yararlanmak ister. En önemlisi de doktoru ile arasına "para" konusunun girmesini istemez.
    Devletin, halkına karşı sorumluluğu olduğu gibi doktorların da verdikleri hizmet sırasındaki kusur ve eksikliklerinden dolayı sorumlulukları vardır. Doktorların hastalarına karşı sorumlulukları, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Türk Tabipler Birliği tarafından gerekli yenilikler, güncellemeler ve değişiklikler yapıldıktan sonra, 1999'da "Hekimlik Meslek Etiği Kuralları" adı altında yayınlanarak işler kılınmıştır. Bu kurallar ülkemizde tıp mesleğini yapan tüm doktorlar için -askeri olanlar da dâhil- bağlayıcı niteliktedir. Tüm doktorlar mesleki açıdan bu kurallara uymak, uymadıklarında ise yaptırımlarına maruz kalmak durumundadır.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Hekimler Birliği (WMA), hasta ve doktorların sağlık sorunları ile ilgilenen iki ayrı uluslararası kurumdur. 1981 yılında tıp mesleğinin hastalara sağlamaya çalıştığı kimi temel hakları dile getirmek amacıyla yayınlanan ve "Hasta Hakları Bildirgesi" diye de bilinen "Lizbon Bildirgesi" WMA tarafından kaleme alınmıştır. Temel hasta haklarını daha ayrıntılı bir şekilde ele alan Avrupa'da "Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi" ya da kısa adıyla "Amsterdam Bildirgesi" Amsterdam'da, Mart 1994'te kabul edilmiştir. "Lizbon Bildirgesi"nin gözden geçirilmiş ve daha ayrıntılı yazılmış şekli olan "Bali Bildirgesi" ise, Dünya Hekimler Birliği'nin Eylül 1995'te Endonezya Bali'de yapılan toplantısında kabul edilmiştir. "Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü (Ana Sözleşmesi)" ise, hasta haklarına yönelik yapılmış son çalışma olup Kasım 2002'de Roma'da kabul edilmiştir.
     
    Son düzenleme: 17 Şubat 2009
  2. 17 Şubat 2009
    Konu Sahibi : Kuzey
  3. Kuzey

    Kuzey Popüler Üye Üye

    Katılım:
    30 Ocak 2007
    Mesajlar:
    2.039
    Beğenildi:
    2
    Ödül Puanları:
    106
    [​IMG]

    BEDENİMİZ MUAYENEDE DE BİZİMDİR

    Kadın doğum hastalıklarına ilişkin muayene ve tedavi yöntemlerinin rahatsız edici ve özensiz oluşu, kadınları doktora gitmekten alıkoyar. Bu nedenle de erken teşhisle giderilebilecek pek çok hastalık, dönüşü olmayan aşamalarda doktora intikal eder. Örneğin, tüm kadın hastaların rahatsız olduğu yatay muayene ve doğum yapma biçimi tıp dünyasında tartışılan bir konudur. Birçok tıp uzmanı, farklı muayene ve doğum yöntemleri önermektedir.

    Muayene için gittiğiniz bir doktora, farklı bir yöntemle muayene olmak istediğinizi belirttiğinizde, en hafifinden alayla karşılaşırsınız. Halbuki muayene koşullarının iyileştirilmesini istemek en doğal hakkımızdır. Ayrıca, muayene ve doğum sırasında maruz kaldığımız hakaret ve azarlamalara karşı çıkmak da en doğal hakkımızdır. Ama bu hakkı kullanabilmek için öncelikle, kendimiz bedenimize saygı duyup ondan utanmamayı ve bedenimizle gurur duymayı öğrenmeliyiz. Aksi halde hep yaptığımız gibi tüm hakaretleri sessizce kabullenmeye devam ederiz.

    Kadınların gündelik ve sosyal yaşamda karşı karşıya geldikleri bir başka haksız durum da bekâret kontrolü ve diğer resmi genital muayenelerdir. Bir kadın herhangi bir nedenle karakola götürüldüğünde, özellikle bir erkekle beraberse ya da öğrenci yurdunda kalıyorsa polisin çoğunlukla ilk yaptığı şey muayeneye göndermektir. Halbuki bekâret kontrolü ve diğer muayenelerin yapılmasını yasallaştıran hiçbir hukuki gerekçe ve dayanak yoktur. Böyle durumlarda hem adli kurumlara hem de muayeneyi yapan doktora itiraz etme ve ayrıca cezalandırılması için başvurma hakkımız vardır.

    Anayasa'nın 17. maddesi, tıbbi zorunluluklar ve yasalarda belirtilen sebepler dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını söyler. Ancak, yaşamımız boyunca bedenimize sahip çıkma mücadelesi veririz.

    [​IMG]

    DOĞUM HAKKI

    Kadınların istediği sayıda çocuk sahibi olmaya hakkı vardır. Nüfus Planlaması Yasası, nüfus planlaması esaslarını, gebeliğin sonlandırılması ya da sterilizasyon (kısırlaştırma) ameliyatlarının usul ve şekillerini düzenlemiştir. Çeşitli ilaç ya da araçlar ile gebe kalma yeteneği geçici olarak engellenebileceği gibi, gebeliğe sürekli olarak da engel olunabilir. İlaç ve araçların kullanımında uyulması gereken herhangi bir yasal düzenleme yoktur.

    Ancak kısırlaştırmanın hangi koşullarda yapılacağı Nüfus Planlaması Yasası ve buna bağlı olarak hazırlanmış olan "Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük" tarafından düzenlenmiştir. Yasa, gebeliğin sona erdirilmesi ve sterilizasyonun, devlet gözetim ve denetimi altında yapılacağını söylemektedir.

    Devletin, kadınların istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarına destek olmak için gebeliği önleyici bilgi, ilaç ve araçlara ulaşabilmelerini temin ve gerekirse bunları üretmek zorunluluğu vardır. Gereğinde bu araçların, parasız şekilde temin edilmesini sağlamak zorundadır. Gebeliğin önlenmesi için yeterli sayıda sağlık personeli doktor, ebe, hemşire yetiştirmek de yine devletin yapmak zorunda olduğu bir görevdir. Bu hizmetlerden yararlanmak için Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri ile hastanelerin Aile Planlaması Kliniklerine başvurabilirsiniz.

    Bir erkek veya kadının, cinsel gereksinimlerinin tatminine engel olmayacak şekilde, çocuk yapma yeteneklerinin yok edilmesine 'kısırlaştırma' denir. Nüfus Planlaması Yasası 4. maddesinde buna "sterilizasyon" adı verilmektedir. Kısırlaştırma müdahalesi tıbbi sakınca olmadığı takdirde, reşit kişinin isteği üzerine her zaman yapılabilir. Reşit olmayan kişinin kısırlaştırılması mümkün değildir.

    Yani velisi ya da vasisi onaylasa dahi reşit olmayan kişi kısırlaştırılamaz. Ancak, reşit olmasına rağmen temyiz kudreti yerinde olmayan (akıl hastası gibi) kişinin kısırlaştırılması, veli ya da vasisinin rızası ile mümkün olabilir.

    Reşit bir kadın kendi rızasıyla kısırlaştırılabilir. Evli kadının bu işlemi yaptırabilmesi için kendi rızasının yanında kocasının da izni gerekir, aynı şekilde kocanın kısırlaştırılabilmesi karısının rızasına bağlıdır. Halk arasında "tüp bağlama" diye bilinen kısırlaştırılma işlemleri değişik tıbbi yöntemler kullanılarak kadınlara ve erkeklere uygulanabilir. Ancak uygulama ne yazık ki daha çok kadınlara yönelik olmaktadır. Diğerlerinde olduğu gibi kısırlaştırılma da çoğunlukla kadınlar tarafından kullanılan ve böyle olması doğal karşılanan bir doğum kontrolü yöntemidir. Halbuki tıbbi bakımdan her iki cinsin doğum kontrolü uygulaması mümkündür.

    Ceza Yasamızın 101. maddesine göre bir kişiyi iradesi dışında kısırlaştıran kimse, hapis cezası ile cezalandırılır. Kişinin iradesi olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi hâlinde de hapis cezası verilir.

    KÜRTAJ

    Gebeliğin durdurulmasına "kürtaj" denir. 1972 yılına kadar yasak olan kürtaja ilişkin yasaların değişmesi ile birçok kadın, hiç olmazsa sağlıklı koşullarda gebeliği sonlandırabilme olanağına kavuştu.

    Kürtajın ne zaman ve nasıl yapılacağı Nüfus Planlaması Yasası'nda ve bu yasaya bağlı "Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük"te düzenlenmiştir. Eskiden suç olan çocuk düşürme ve düşürtme, bu yasanın getirdiği değişiklikle belli koşulların varlığı halinde suç olmaktan çıktı.

    Gebelik, kadın bedeninde gerçekleşen doğal bir olaydır. Bu nedenle gebeliği sürdürmeye de sonlandırmaya da kadınların karar vermesi gerekir.

    Kürtaj için her durumda mutlaka kadının rızasının olması gerekir. Ancak, hayati tehlikenin söz konusu olduğu çok acil hallerde, doktor izin almaksızın müdahale etmek zorunda kalırsa, bu durumu derhal resmi mercilere ihbar etmek ve rapor vermek zorundadır.

    Kadın evli değilse gebeliğin on haftadan az olması kaydıyla kürtaj yaptırmaya her zaman hakkı vardır.

    Kadın evli ise kürtaj için, kendi rızasının yanında kocasının da rızası olmalıdır. Kocanın izin vermemesi halinde kürtaj yapılamaz. Kadının rızası olmadıkça koca istese de kürtaj yapılamaz. Kadının isteği olmadan gebeliğe son verilmesi suçtur ve cezalandırılır.

    Kadın akıl hastası ise veya şuuru yerinde değilse rızasına bakılmaz.

    Kadın reşit değilse, kendi rızası ile birlikte velisinin de rızası olmalıdır. Ana ve baba ayrıysa, velayet hakkına sahip olanın rızası aranır.

    Kadın vesayet altında ise vasi ile birlikte sulh yargıcının da izin vermesi gereklidir.

    Kürtaj, tıbbı zorunluluklar nedeniyle yapılabildiği gibi isteğe bağlı olarak da yapılabilir. İsteğe bağlı kürtaj için öncelikle gebeliğin 10 haftadan fazla olmaması şartı aranır. Tıbbi bir zorunluluk olmadıkça,10 haftayı aşkın gebelikte isteğe bağlı kürtaj mümkün değildir. Türk Ceza Kanunu'nun 100. maddesine göre gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi hâlinde, kadın bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.

    Gebelik bir tecavüz sonucu meydana gelmişse ve kadın evli değilse kürtaj için gene yalnız kendi rızası yeterlidir. Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde kürtaj 20 haftayı aşmamış olmak koşulu ile gerçekleştirilebilir.

    [​IMG]

    ÇOCUK DÜŞÜRME

    Türk Ceza Kanunu'nun 99. maddesi, rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişiyi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırır.

    Tıbbî zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında da 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

    Kadının çocuğunun düşürtülmesi, beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa ya da hayatını yitirmesine yol açmışsa, kişi daha ağır cezalandırılır.

    Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde, süresi 20 haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman doktor tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.

    [​IMG]

    CİNSİYET DEĞİŞTİRME

    Medeni Yasa'da, kişilerin cinsiyet değişikliğine ilişkin haklarına da yer verilmiştir. Medeni Yasa'nın 40. maddesine göre; cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemeden cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin 18 yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması gerekir. Ayrıca transseksüel olduğunu, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu, bir eğitim ve araştırma hastanesinden verilecek resmî sağlık kurulu raporu ile belgelemesi şarttır.

    Verilen izne bağlı olarak, amaca ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporu ile doğrulanması hâlinde mahkeme, nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verir.

    Erkek olarak doğmuş olunmasına karşın, ameliyat ile kadın kimliği almak mümkündür. Ancak, Medeni Yasa cinsiyet değişikliği yapmayı sıkı kurallara bağlamıştır. Yasa, bu ameliyatı üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunan kişilerin (kısır) yaptırabileceğini vurgulayarak cinsiyet değiştirmeyi neredeyse imkânsız hale getirmiştir.

    [​IMG]

    BEDENE SAYGI

    Maddi ya da manevi her türlü cinsiyetçi aşağılanma bedenimize yapılmış saldırıdır. Dövülüyor, tecavüze uğruyor, cinsiyetimiz nedeniyle hakarete uğruyor, aşağılanıyorsak saldırı kimden gelirse gelsin beden ve ruh bütünlüğümüz tehdit altında demektir.

    Şiddet Şiddet bir insanın belirli bir biçimde davranmasını ya da davranmamasını sağlamak amacıyla uygulanan, her türlü baskıdır. Fiziksel, cinsel, sözel, duygusal, ekonomik olmak üzere çeşitli biçimlerde olabilir.

    Kadına yönelik aile içi şiddet; baba, ağabey, erkek kardeş, dayı, enişte gibi erkek akrabalar ile evlilik içinde veya öncesinde ya da nikâhsız beraberliklerde kadına karşı, sevdiğini zannettiği ya da kendisini sevdiğine inandığı ve güvendiği erkek ve onun akrabaları tarafından yöneltilen şiddettir. Daha geniş bir tanımlamayla aile içi şiddet, aile bireylerinin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan herhangi bir davranıştır.

    Tokat, yumruk, tekme ile dövülüyor, hatta bunlardan sadece birine maruz kalarak kötü muamele görüyor, size bir aletle saldırılıyor, yaralanıyor, sakat kalıyor ve işkence görüyorsanız fiziksel şiddet altındasınız demektir. Sonunda ölebilirsiniz...

    Cinsel şiddet kapsamına tecavüz, zorla cinsel ilişki, kadının istemediği biçimlerde cinsel ilişki (yaygın adıyla ters ilişki) ve ensest (kan bağı olanlar arasındaki cinsel ilişki) girer.

    Psikolojik şiddet, kadının aşağılanması, küçümsenmesi, hakarete maruz kalması, ad takılması, küfür, tehdit, çeşitli cezalar, yasaklar, çocuklardan uzaklaştırma, evden atma şeklinde olabilir.

    Ekonomik şiddet, erkeğin ekonomik gücünü sizin üzerinizde bir baskı ve denetim aracı olarak kullanması veya maddi olanaklar yeterli olduğu halde, az para ile idare etmeniz için sizi zorlamasıdır. Kadının elindeki para veya malı çeşitli biçimlerde onun elinden alması, kadının ekonomik olarak güçlenmesini engelleyecek her türlü yöntemlerdir.

    Aile büyüklerimizin ve bizim, çocuklara geleneksel olarak terbiye, eğitim vb. amacıyla yönelttiğimiz çeşitli davranış biçimleri de şiddet içerir. Böyle bir terbiye alarak yetiştiğimizden aile içi şiddete uğradığımızda genellikle bu durumu kabullenir ve herhangi bir şikâyette bulunmayız. Halbuki yasalarda şiddet uygulamak, suç olarak tanımlanmıştır. Bazı hallerde, şiddetin aile içinde olması suçun cezasını artırır. Kadına yönelik şiddet biçimlerinin tümü, Türk Ceza Kanunu'nda ağır biçimlerde cezalandırılır. Ailenin Korunması Yasası başta olmak üzere, Ceza Kanunu ve diğer yasalar kadınları şiddetten koruyucu birçok düzenleme içerir.

    Türk Ceza Kanunu, bedenimize yönelik saldırıları değişik bölümlerinde cezalandırırken bu suçlara ağır cezalar vermiştir.