Kadınlar Ne İster.?

Konusu 'İlişkiler, Duygular ve Hayatın İçinden' forumundadır ve deryacox tarafından 16 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

    16 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : deryacox
  1. deryacox

    deryacox Popüler Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    1.039
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    146
    Timsahla filin dillere destan evliliğini duymuşsunuzdur belki. İki sevgili evlendikten sonra, birbirlerine kendileri için “en değerli” olanı verme yarışına girerler.

    Timsah gölden en güzel balıkları çıkarıp sevgilisi file ikram eder.

    Fil de pek sevdiği yeşil yaprakların en tazelerinden koparıp sevgilisinin önüne atar.
    Fakat sonuç hüsrandır.
    Otçul fil için balıklar, etçil timsah için de tazecik yapraklar hiç de değerli değildir.

    Çift sonunda anlar ki, herkesin kendisi için “en değerli” olanı vermesi iyi niyetli ancak teknik olarak yanlış bir davranıştır; hem iyi niyetli hem de teknik olarak doğru davranış eşi için “en değerli” olanı vermektir.

    Böylece, fil timsaha zaten yemeyeceği balıkları, timsah da zaten sevmediği tazecik yosunları vermeye başlar.
    Mutlu olurlar; çünkü birbirlerini anlamaya vakit ayırmışlardır.
    Hiçbiri “Ben elimden geleni yapıyorum ya!” savunmasına girmemiştir.
    Bu kısa misali yabana atmayın.

    En az fil ve timsah kadar yabancıyız birbirimize.

    Erkeklerin kadınların ne istediği konusunda teknik ve detaylı çalışmalara ihtiyacı var.
    Kadınların da hiç şüphesiz erkeklerin ne istediği üzerine kafa yormaları gerekiyor.

    Evlilik terapistlerinin kendilerine boynu bükük gelen çiftlere hatırlattığı detayı bir de burada hatırlayalım: “Kötü olan siz değilsiniz; kötü olan ilişkiniz.” Yani, iyi insanlar da olsanız kötü bir ilişki kurabilirsiniz. Kötü bir ilişki içinde de olsanız, hâlâ iyi birer insan olmanız mümkündür.

    Böylece çiftlerin biraz olsun başları omuzlarının üzerinden uzaklaşır, biraz daha ümitle bakarlar soruna.

    Evlilik terapisterine hak verin, kendinize de fırsat tanıyın:
    Doğrudur; iyi bir ilişkinin iyi bir insan olmaktan fazla gerekleri vardır.

    Evlendiğimiz gün doğan ilk çocuğumuz gibidir ilişkimiz.
    İlk günler heyecanla ve mutlulukla karşılarız onu; ondan sonra ne yapacağımızı düşünmeyiz bile.

    Sonra bakarız ki, ilişkimiz konuşmasını bilmiyormuş, aylar sonra emeklemeye başladığını, paytak yürüdüğünü fark ederiz.

    Sonra sonra biz onu çocuğumuz bilip besledikçe ayağa kalkar, yürümeye başlar.
    Fakat, ilişkimizin ilk çocuğumuz olduğunu aklımıza bile getirmeyiz; onu doğduğu gün aç bırakırız, kendi kendine beslenebileceğini, tek başına yürüyüp ayağa kalkabileceğini düşünürüz.
    Duruma göre, ilk çocuğumuzu doğar doğmaz inkâr edip cami kapısına ya da karakol önüne terk edebiliriz.
    İlk çığlıklarını attığında, kolayca boşanır, boşanmasak bile aramızda onu gayrimeşru bir çocuk gibi istemeye istemeye büyütürüz.
    İki “iyi” insan olarak “kötü” bir ilişkinin uçlarına yerleştiririz kendimizi. İlişkimiz de ilk fırsatını bulduğunda evden kaçıverir.

    Gelin, bugün işin bir ucundan tutalım.
    Bugüne kadar hiçbir erkeğin tam anlamıyla cevap bulamadığı “Kadınlar Ne İster?” bilmecesinden çözebildiklerimizi paylaşalım.
    Yüzü koyun yatan, ortalıkta aç sefil dolaşan ilişkimizi ayağa kaldıralım, eve çağıralım.
    Fil olarak timsahın ne istediğini anlamaya çalışalım.
    İlişkinin öbür ucundaki kadına “iyi” davranalım.

    Duy beni! Kadınların en çok istediği şey sözdür.
    Her erkeğin iki dudağı arasında olan sözü ister kadınlar.
    Konuşulsun isterler kendileriyle.
    Konuşmaları dinlensin isterler.
    Buna göre, ilk yapacağınız iş televizyonu kapatmak olsun.
    Koltuklarınızı birbirinize çevirin.
    Yüz yüze bakın, göz göze gelin.

    Gör beni! Eşinizin gözünün içine baktığınızda tam da göz bebeğinin ortasında kendinizi göreceksiniz.
    Gözlerinin içine odaklandığınızda, hep orada ağırlanıyormuşsunuz gibi hissedeceksiniz, eşinizin gözüne çoktan girdiğinizi fark edeceksiniz.
    Ancak bunun ona gözünüz gibi bakmaktan geçtiğini de gözlerinizle göreceksiniz.

    Hisset beni! Hazır göz göze gelmişken, eşinizin en son neler yaşadığını, yaşadıklarından ne hissettiğini anlamaya çalışın.
    Bu kadınların en çok sevdiği empatinin ilk egzersizidir ve başarısızlığa uğrama ihtimaliniz neredeyse sıfırdır.

    Anla beni! Sık sık eşinize onunla birlikte olmaktan memnun olduğunuzu, onu takdir ettiğinizi ve yaptıklarına hayran olduğunuzu söyleyin. (Bu tavsiyelerin basma-kalıp şeyler olduğunu düşünenlerdenseniz, 24 saatinizi kesintisiz kucaktan hiç inmeyen bir bebekle geçirmeyi deneyin; kadınların ne kadar hayran olunası, takdir edilesi, memnun olunası işler yaptığını dehşetle fark edeceksiniz.)

    Önemse beni! Çok küçük ve sıradan işlerde bile, daracık zamanlarda bile, eşinizin ilgilerine ve tercihlerinize önem verin. Meselâ, yürüyüş yaparken ya da arabanızla evinize dönerken birkaç yol alternatifiniz varsa, eşinizin hangi yolu tercih ettiğini sormanız, onu mutlu edecek, onun kalbine giden yolu genişletecektir.

    Sev beni! Evliliğin kıyametini haber veren “Mahşerin Dört Atlısı”nı bir an önce kafanızdan, kalbinizden, evinizden uzaklaştırın: “eleştiricilik, küçümseyicilik, savunmacılık (ki eleştiriciliğin ve küçümseyiciliğin sonucudur) ve tepkisizlik (“taş duvar” kesilip eşinize hiç tepki vermemek).

    Endişelenmeyin de, sevinmeyin de! Kadınların istekleri bunlarla sınırlı değil!
     
  2. 16 Mayıs 2007
    Konu Sahibi : deryacox
  3. EU1

    EU1 Guest

    :çiçek:harika bir paylaşım..
    çok teşekkür ederim...