Kahpe kurşunun 86. Yılı Mehmet Talat (Talat Paşa),

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve nesehabe tarafından 15 Mart 2007 başlatılmıştır.

    15 Mart 2007
    Konu Sahibi : nesehabe
  1. nesehabe

    nesehabe Aktif Üye Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    80
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Son Osmanlı sadrazamlarından ve İçişleri Bakanı, İttihat Terakki’nin ikinci adamı 86 yıl önce bugün Berlin’de Ermeni komitacı Solomon Teleryan’ın hain kurşunları ile şehid edildi.

    Yakın tarihimizde bir devre damgasını vuran İttihat Terakki’nin kilit adamı Talat Paşa 86 yıl önce bugün Berlin’de bir Ermeni komitacı tarafından sokak ortasında sırtından kahpece kurşunlanarak şehid edilmişti.
    Gurbette şehadet
    Mehmet Talat (Talat Paşa), 1874 yılının 17 Ağustos’unda Edirne’de doğdu. İlköğrenimini Vize’de, ortaöğrenimini Edirne Askeri Rüştiyesi’nde tamamladı. Edirne Posta ve Telgraf İdaresinde katip olarak çalışmaya başladı. Genç yaşta Jön Türk hareketine ilgi duydu ve İttihat ve Terakki Cemiyeti Edirne Şubesi’ne üye oldu. Meşveret Gazetesi ile cemiyet bildirilerinin dağıtımını üstlendi. Bu çalışmalarından ötürü kovuşturmaya uğrayarak 1895’te tutuklandı. 1903’te Selanik Telgraf İdaresi başkatipliğine getirildi. 1907 yılındaysa, İttihat ve Terakki’nin “İhtilâl Komitası” sivil kadrosunun başında olduğu anlaşılarak, görevinden çıkarıldı ve tutuklandı.
    1908’de, İttihat ve Terakki’nin önde gelen kişilerinden biri olarak Mehmet Talat, İkinci Meşrutiyet Meclisine, Edirne mebusu seçildi. Önce Meclis Reis Vekilliğine getirildi, 1909 Temmuzundan başlayarak sırasıyla Dahiliye Nazırı, Meclis’te İttihat ve Terakki Fırkası Reisi, Posta Telgraf Nazırı ve yine Dahiliye Nazırı oldu.
    Son Osmanlı sadrazamlarından ve İçişleri Bakanı, İttihat Terakki’nin ikinci adamı (Enver ve Cemal Paşa’nın yanında) Talat Paşa 86 yıl önce bugün Berlin’de Ermeni komitacı Solomon Teleryan’ın hain kurşunları ile şehid edildi.

    “Beni sokakta vuracaklar”
    1916 yılında, Sadrazam Sait Halim Paşa’nın istifasıyla onun yerine getirildi. 31 Temmuz 1918’de Mondros Mütarekesi uyarınca, Osmanlı İmparatorluğu orduları silahlarını bırakmış, yenilgiyi kabul etmişti, İttihat ve Terakki’nin üç büyükleri, Talat, Enver ve Cemal Paşaların, savaş suçlusu olarak yargılanmaları kesindi. Bu nedenle, üç büyükler yurtdışına kaçmaya karar verdiler...
    Talat Paşa Berlin’e yerleşmişti. Anılarını yazıyor, karısıyla birlikte yoksul sayılabilecek bir hayat yaşıyordu. Sık sık karısı Hayriye hanıma: “Beni bir gün sokakta vuracaklar. Alnımdan kanlar akarak yere serileceğim. Yatakta ölmek nasip olmayacak. Ama ziyanı yok, varsın vursunlar, vatan benim ölümümle bir şey kaybetmez. Bir Talat gider, bin Talat gelir!..” derdi.
    Bir gün ya Ermeni komitacılarının ya da bir başka düşmanının kurşunlarıyla can vereceğini biliyordu. Özellikle Ermeni komitacılarının...

    Asılsız Ermeni propagandası
    Ermeniler, 1878 Türk-Rus savaşından sonra Doğu illerimizde bağımsız bir devlet kurmak istiyorlardı. Çarlık Rusyası ve İngiltere, Ermenileri sürekli olarak kışkırtıyor, Amerikan misyonerleri de aynı yönde çalışmalar yapıyorlardı. Aya-Stefanos Anlaşması (Yeşilköy’ün eski adı) yapılırken, Avrupa Devletlerinin Berlin Kongresi’ndeki yetkili delegelerine bu amaçla başvurmuşlar fakat, diplomatik yollardan yaptıkları bu başvurmanın sonuçsuz kalmasıyla birtakım anarşist örgütler kurarak, sabotaj ve ayaklanma eylemlerine girişmişlerdi. Hınçak ve Taşnak adlı bu gizli örgütler, her eylemlerinde karşılarında Osmanlı Hükümetini buluyor, yabancıların işe karışmasını sağlamak için, “Türkler, Ermenileri kesiyor!..” şeklinde propaganda yaparak, Avrupa’yı birbirine katıyorlardı.
    Ermeni Komitacılar, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra, Ermenilerin Doğu illerimizden göç ettirilmelerinde İttihat ve Terakki’nin, dolayısıyla bu örgütün önderleri durumundaki Enver, Talat ve Cemal Paşaların parmağını görüyor, intikam için fırsat kolluyorlardı.
    “Vatan toprağını yiyeceğim”
    Eşi Hayriye hanım, kocasının ölümünden yıllar sonra, Talat Paşa’nın öldürülmesi konusunda şunları söylüyordu:
    “Çok cesurdu. Tehlike nedir bilmezdi. Etrafında kimbilir, ne maksatla kimler dolaşıyor, dikkat et, dedikleri zamanlarda bile aldırmaz, çantasını koluna alınca, fırlar tek başına giderdi. Berlin’de -en sonunda kanına giren- katil daha önce iki kere karşısına çıkmış, Paşa’yla göz göze gelmiş. Fakat Paşa o kadar pervasız, sakin, hatta gülümseyerek bakıyormuş ki, adam avuçladığı silahını çıkarmaya cesaret edememiş ve nihayet: Ben Talat Paşa’ya baka baka silahımı çekemeyeceğim, ancak arkasından vurabilirim, demiş.”
    Talat Paşa Berlin’deyken, bir dostuna yurt hasreti içinde şunları söylemişti:
    “Selanik’teyken ikide bir sürgün cezasına çarpılan Bulgar komitacılarıyla karşılaşırdık. Bunlar vatanlarından ayrılmadan evvel, jandarma nezaretinde bulundukları halde merasimle rıhtımın üzerinde toplanır ve içlerinden birisinin verdiği işaretle hep birden eğilip toprağı öperlerdi. Bu, onlar için vatana dönüş umudunun bir ifadesiydi: Öptüğümüz toprak bizimdir, buraya yine geleceğiz... demek istiyorlardı. Bir gün ben de vatana dönersem, bilir misiniz ne yapacağım?” Dostu: “Her halde siz de onlar gibi toprağı öpeceksiniz...” deyince, Talat Paşa ağlayarak şu karşılığı vermişti:
    “Ne dersin sen? Ne dersin sen? Ben öpmekle doyamam ki... Yiyeceğim vatan toprağını, yiyeceğim...” Şehit edilen Talat Paşa aradan 22 yıl geçtikten sonra 25 Şubat 1943’te yurda getirilerek Şişli’deki Hürriyet-i Ebediye tepesindeki şehitlikte ebedi istirahatgahına tevdi edildi. Talat Paşa, dostuna söylediği gibi yurdunun toprağını yiyememiş, ancak kemikleri yurt toprağında sonsuz uykusuna dalmıştır.
    Evinden son çıkışı ve hain kurşun...
    15 Mart 1921 günü Talat Paşa, her zamanki gibi erkenden kalkmış saat ona kadar çalıştıktan sonra, eşine dönerek:
    “Haydi Hayriye, seninle biraz dolaşalım. Hava almış olursun...” demişti.
    Fakat mutfakta yemek pişirmekte olan karısı:
    “Ben çıkmayayım. Hem yorgunum, hem de ateşte yemek var.” diye karşılık verdi.
    Talât Paşa Hardenberg Strasse’deki evinden çıkıp tek başına yürümeye başlamıştı. Dalgın ve düşünceli bir şekilde. Kurfüstendam caddesine saptı. Daha birkaç adım atmamıştı ki, arkasından birinin:
    “Talat Paşa!.. Talat Paşa!..” diye bağırdığını duydu. Geriye döndü ve...
    Rumeli’de başlayan, fırtınalar içinde geçen bir hayat,. Kurfüstendam caddesinin kaldırımları üzerinde sona ermişti. Katil Salomon Taleyran, 24 yaşında üniversite öğrencisi gözü dönmüş bir Taşnak Komitacısıydı.
    Alman mahkemesi, kendi toprakları üzerinde işlenen bu cinayetin suçlusuna hiç bir ceza vermeyerek, Taleyran’ı beraat ettirdi. Yıllarca dost bildiği, Birinci Dünya Savaşı’nda kader birliği ettiği Almanya, onun anısına ve kanlı ölüsüne bile saygı göstermemişti.
    Valiliklere Ermenilerle ilgili telgrafı
    Yer değiştirme uygulaması hakkındaki Ermeni iddialarının en önemlilerinden biri de Talat Paşa’ya atfedilen telgraflardır. Oysa, yer değiştirme kararı ve uygulaması sırasında; Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları yok etme amacını taşımadığı Talat Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir.
    29 Ağustos 1915 tarihinde Hüdavendigâr, Ankara, Konya, İzmit, Adana, Maraş, Urfa, Halep, Zor, Sivas, Kütahya, Karesi, Niğde, Mamuretülaziz, Diyarbekir, Karahisar-ı Sahib, Erzurum ve Kayseri vali ve mutasarrıflarına (Mutasarrıf: Osmanlı yönetim yapısında bir sancağın en büyük idare amiri) gönderilen bir şifre telgrafta yer değiştirme uygulamasının gayesi şu şekilde açıklanmaktadır:
    “Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak belirlenen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti kurmaları hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini sağlamak içindir. Bu kimselerin yok edilmesi söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin güvenliği sağlanmalı ve Göçmen Ödeneği’nden harcama yapılarak yeme-içmelerine ilişkin her türlü önlem alınmalıdır.
    Yerlerinden çıkarılıp, sevkedilmekte olanlardan başka, yerlerinde kalan Ermeniler bundan sonra yerlerinden çıkarılmamalıdır. Daha önce de bildirildiği gibi asker aileleriyle ihtiyaç nispetinde sanatkâr, Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk edilmemesi hükümetçe kesin olarak kararlaştırılmıştır.Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî önlem alınmalı ve bu gibiler derhal görevlerinden el çektirilerek Divan-ı Harp’lere teslim edilmelidir. Bu gibi olayların tekrarından vilâyet ve sancaklar sorumlu tutulacaklardır”.