Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan

Konusu 'Türk ve Türkiye Tarihi' forumundadır ve MeleklerKorusun tarafından 31 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

    31 Temmuz 2009
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  1. MeleklerKorusun

    MeleklerKorusun Yorgun Savaşçı Pro Üye

    Katılım:
    7 Haziran 2008
    Mesajlar:
    3.058
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    48
    Ülkeler fatihi Kanuni Sultan Süleyman'ın gönlünü ı Hürrem Sultan fethetti. Muhteşem Süleyman' ın Hürrem Sultan'a aşkı sevgili karısının kolları ve gözyaşları arasında ölmesine kadar sürdü ve ondan sonra da devam etti. Aşk mı? Onların aşkı devlet erkinin üstünde bir aşktı.

    Kanuni'nin hareminde beyleri ve Kırım hanları tarafından sunulmuş pek çok cariye vardı. Fakat Kanuni Hürrem'i tanıdığı günden beri cazibesine kapılmış ona aşık olmuştu.
    Osmanlı'nın en güçlü kadınlarından Hürrem Sultan'ın Slav asıllı olduğu söylenir. Ukraynalılar ise Hürrem Sultan'ın Ukraynalı Roxelana olduğundan emin. İlk kez saraya bir yabancı kadın padişah eşi olarak Hürrem Sultan'la girmiştir.

    Hürrem Sultan Rus asıllı olan bu cariye Kanuni Sultan Süleyman'ın karısı olarak imparatorluk yönetimini etkilemiş oğullarının taht mücadelesinde oynadığı rol daha doğrusu oğlu 2'nci Selim'i tahta geçirme çabası ile Osmanlı döneminin en güçlü kadınlarından biri olmuştur. Kanuni'nin aşırı güven ve sevgisini kazanarak onun nikahlı eşi olduktan sonra belli bir plan dahilinde çalıştı el altından çeşitli entrikalar uygulayarak on altıncı yüzyıl Osmanlı tarihini olumsuz yönde etkiledi. Kanuni'nin Gülbahar Hatun'dan olan veliahtı Sultan Mustafa'yı ortadan kaldırmak için çeşitli entrikalar ile önce Gülbahar Hatun'u ardından kırk yaşındaki veliaht Mustafa'yı boğdurttu. Devlet yönetimine de hakim olan Hürrem Sultan İran savaşını destekledi. Ruslar ve Lehlerle barış içinde yaşanılmasını sağladı.

    İstanbul'da bugün Haseki olarak anılan semtte yaptırdığı külliye ile adına külliye tesis edilen ilk padişah eşi olma özelliğine de sahiptir.
    Osmanlının kudretli padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman 'ın ''Muhibbi Divanı''ndaki aşk şiirleri onun yalnız güçlü bir devlet yöneticisi ve imparatorluk kurucusu olduğu kadar gönül dünyasındaki zenginliğini anlatmaktadır. "Cihan Padişahı" aynı zamanda aşk şairidir. Çıktığı uzun seferler sırasında çok sevdiği Hürrem Sultan'a aşk şiirleriyle bezenmiş mektuplar göndemiştir.

    N'ola baksam şem'i hüsnüne gönül pervaneveş
    Dostum sen şem olacak âşıkım pervanedir.
    Gülşen-i hüsnünde dil mürgün yine saydetmeye
    Zülfünün ağında Muhibbî hâli anın divanedir.

    Hürrem Sultan ise mektuplarına "Hazret-i Sultanım" diye başlar ve "Yüz(ümü) yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap göğsü harab gözü yaş dolu gecesini gündüzden ayırt edemeyen özlem denizine düşmüş çaresiz aşkınız ile divane Ferhat ile Mecnun'dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım" diye dil döker saraydan ve şehir ahalisinden yazmayı da ihmal etmez:

    "Padişahım yine cariyenizi topraktan kaldırıp aaakire gönderip Mahmut Çelebi'den beş bin filori bağışlamışsınız. Bir günün için Allah'ın bin yardımı olsun. Şimdi benim sultanım bu ne zahmet idi kutsal bıyığınızın kılı bana beşbin filoriden değerlidir. O bağış bize canımızdan fazla minnettir. Benim sultanım ondan sonra şehir etrafından sorarsanız şimdilik hastalık vardır."

    Hürrem Sultan'ın tarihte oynadığı rol bu tatlı dil ile daha da anlaşılır hale geliyor.
    Topkapı müzesi arşivindeki mektuplar da bu aşkın kanıtlarından bazılarıdır.



    HÜRREM SULTAN DAN KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'A MEKTUP
    Sultanım Padişahım;

    Yüzümü yere koyup mutluluk sığınağı ayağınızın topraklarınızı öptükten sonra benim devletimin güneşi ve saadetimin sermayesi sultanım eğer bu ayrılık ateşine yanmış ciğeri kebap sinesi harapgözleri yaş dolu gecesi gündüzü belirsiz olan hasret deryasına gark bi-çare aşkınız ile müptela Ferhat ile Mecnun'dan beter şeyda kölenizi sorarsanız; ne zamandır ki sultanımdan ayrıyım bülbül gibi ah u feryadım dinlemeyip ayrılığınızdan dolayı öyle bir halim var ki Allah kafir olan kullarına dair vermesin.

    Benim devletim benim sultanım özellikle bir buçuk ay olduğu halde sizden bir haber gelmemesi yüzünden Allah biliyor ki hiçbir şekilde rahatlık yüzü görmeyip gece gündüz ağlayıp kendi hayatımdan el çekip cihan gözüme dar oldu. Ne yapacağımı bilmeden ağlayıp gözyaşları içinde gözüm kapıları gözlerken ol ferdü rabbü'l alemin aleme rahmet eden subhan-ı Yezdan cümle aleme inayet nazarın edip fetih haberi ve müjdeli haberlerini yetiştirdi. Ve bu haberi işitince Allah biliyor ki benim padişahım benim sultanım ölmüş idim taze can buldum.

    ………Benim Sultanım şehir hakkında soracak olursanız; şimdilik henüz hastalık devam etmektedir. Ancak önceki gibi değildir. İnşallah Sultanım gelince Allah'ın inayetiyle de geçer gider. Azizlerimiz hazan yaprağı dökülünce geçer derler.

    Benim Sultanım sık sık mübarek mektubunuzu gönderirsiniz diye tazarru ve iltimas ederim. Zira ki billah yalan değil bir iki hafta geçip de ulak gelmezse alem gulguleye gelir. Türlü türlü sözler söylenir. Yoksa sadece kendi nefsim için istediğimi sanmayın.

    Hürrem alıntı
     
  2. 14 Eylül 2009
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  3. GamzeLim

    GamzeLim U/mutlu yarınlar.. Pro Üye

    Katılım:
    14 Aralık 2008
    Mesajlar:
    5.390
    Beğenileri:
    101
    Ödül Puanları:
    63
    Asklari kac yüzyil nam salmis.
    Acimasizligina ragmen hürrem cok gizemli gelmistir bana..
     
  4. 17 Eylül 2010
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  5. AsiMavi

    AsiMavi ♥♥..hosgeldin BeHiCeM..♥♥ Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    3.345
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    38
    ne kadinmis be koca padisahi kendine kole yapmis.bir yerde duymustum.hurrem guzel bir kadin degilmis,ama disiligini kullanip kanuniyi elde etmeyi bilmis
     
  6. 26 Eylül 2010
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  7. xixlgxixns

    xixlgxixns KUZULARIM VE BEN Üye

    Katılım:
    11 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    734
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0
    Vay vay vay süper ya aşka bak dilden dökülen sözlere bak. Şimdiki erkeklerin yada kadınların birtanesi bile bu sözleri bir araya getiremez.
     
  8. 2 Ekim 2010
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  9. eski_bir_masal

    eski_bir_masal Bazensınırlarıaşkbelirler Üye

    Katılım:
    29 Eylül 2010
    Mesajlar:
    18.146
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    Ne zamandan beri Hürrem Sultan'ı detaylı bir şekilde anlatan akıcı bir kitap okumak istiyorum ama araya hep başka kitaplar girdi eğer varsa tavsiye edebileceğiniz bir kitap memnun olurum.
     
  10. 23 Ekim 2010
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  11. komanchi

    komanchi Yeni Üye Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2010
    Mesajlar:
    55
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Moskof Cariye Hürrem - Demet Altınyeleklioğlu ve sonrada yine aynı yazarın Mihrimah'ını okumanı tavsiye ederim... hem inanılmaz sürükleyicibi kitap hem de zamanını (yaptıgım diğer arastırmalarda da hep aynı sonuclarla karsılaştım) çok iyi arastırmıs bi yazar ve bunu romanın içine çok guzel ve akıcı bi şekilde yerleştirmiş. okumadıysan şiddetle 2 kitabı da tavsiye ediyorum... "Mihrimah"'ta Hürremle Kanuni'nin kızı ve onun zamanını anlatıo... iyi keyifler şimdiden.... buyrunnnnnnnnn
     
  12. 21 Ocak 2011
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  13. azul

    azul Muchas Gracias a DİOS..! Üye

    Katılım:
    2 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.243
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    38
    Bir de şimdi bize empoze edilen Hürreme! ve Kanuniye! bakın..!:KK19:
     
  14. 24 Ocak 2011
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  15. azul

    azul Muchas Gracias a DİOS..! Üye

    Katılım:
    2 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.243
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    38
    YÜREĞİNİZ VARSA MOHAÇ’I ÇEKİN!


    Tarihin en kısa savaşı olarak bilinen Mohaç Meydan Savaşını çekin de reyting ölçünüzü görelim.

    Mohaç ki! Osmanlı ordusu 100 bin kişi ve 300 top, Macar ordusu 150 bin kişi 100 toptan oluşmaktadır.

    Savaş sonunda 25 bin Macar askeri Mohaç ovasında yok olurken, kral dahil bir çoğunun akıbetinin bataklıklarda ne olduğu öğrenilememiştir.

    Düşünün dünyanın iki muazzam ordusu bir ovada karşı karşıya gelecek. Ve:

    Kameralar önce; Kanuni’nin konuşlandığı ‘Türk Tepesi’nden bu manzarayı görüntüleyecek, sonra teker teker her iki tarafın; Padişahının atının gözünden kılıcına, vezirinden sadrazamına, paşasından yeniçerisine, Kralı’ından zırhlı şovalyelerine ve günün şartlarında yapılmış devasa toplarını kare kare resmedecek.

    Arkasından; iki saat sürecek ve Avrupa’nın en güçlü devletlerinden Macaristan’ın iki saat gibi kısa bir zaman içinde 25 bin ölü vererek nasıl yok olduğunu gösterecek bir sahne kayıtlara geçecek.

    Hele, Kanuni’nin üç zırhlı şövalye ile karşılaştığı final sahnesi öyle muazzam dır ki! Sanat hayatında hiçbir yönetmenin hayal edemeyeceği kadar gerçektir.

    Daha savaşın başında, Macar asilzadelerinden oluşan gönüllü 32 zırhlı şövalye, Osmanlı hükümdarını ölü ya da diri ele geçirmek için bir huruç hareketi yapar ve 39 şövalye ölürken, 3 şövalye Kanuni ile ölümüne savaşır.

    Kanuni tek başına üçünü de alt ederek savaşa da noktayı koyar.

    Ve perde kapanmıştır artık. Hem Macar kralı, devleti ve şövalyeleri açısından hem de yönetmen için.

    Belki bu sahneler kostüm, atlar ve yemi, top maketleri hasılı savaş sahnesi maliyet açısından yüksektir. Ancak Türk sinemasına kazandıracaklarını düşündükçe söz konusu maliyet çok hafif kalır.

    Tabi günün şartlarına göre (buna sinema dilinde dönem filmi-sahnesi denilir) bu orduların insanlarından (Figuran), hayvanlarına ve kullanılan malzeme prodüksiyon ücreti olarak yapımcı şirketinin cebinden çıkar.

    Ama İstenirse bu sahneler çok profesyonelce çekilir.

    Ayrıca finansmanın çok da problem olacağını sanmıyorum.

    Çünkü yayıncı Show TV’nin ait olduğu Çukurova Grubu’nun; Türkcell GSM gibi nakit kesen ve halka arz ile NASDAQ'da- Amerikan Borsasında bile -işlem gören sponsoru var.

    Yoksa yapımcılar açısından önemli olan reyting ise gerisi teferruattır demek mi gerekir.

    Önemli olan 5 dk’lık bir savaş sahnesinin maliyetiyle birlikte alacağı reytinge karşılık, Kanuni’li-Hürrem’li bir sahnenin maliyetiyle ve prodüksiyon kolaylığına karşılık alacağı reytingi düşündüğümüzde, belki yapımcılara hak(!) vermek gerekebilir.

    Çünkü kimse kolay kolay 3 dk’lık bir sahne için milyon dolar harcayarak risk almak istemez.

    Ama çakma bir saray odasında Kanuni-Hürrem halveti, hem adâp hem de maliyet açısından ucuz olmakla birlikte reytingi yüksek sahneler tercih edilmesini/edildiğini görmek, çok da abes sayılmasa gerek.

    ***

    Bu arada, reytingi tavan yaptıracak ve tam da diziyi yapanlara ve danışmanlarına da hatırlatmakta fayda gördüğüm İbrahim Paşa ve yaptıklarını kaydedeyim.

    Hem bu sahnelerin daha çok ses getireceğini ve reytingin tavan yapacağına bahse girerim.

    Macaristan seferi, bir fermanla halk’a duyurulur. Saray’dan çıkan Kanuni ve yanında İbrahim Paşa ile bir grup yeniçeri görüntüsüne, Harem’de ağlayan Hürrem sahnesi de eklenerek savaşa gidiş kareleri yansıtılır.

    Saray içinde kadınlar arasında bir iki Kanuni kıskançlığı sahnesinin arkasından, bir kös sesi ve zafer nameleriyle sarayda Kanuni’nin Mohaç zaferi ilan edilir.

    Dönüş ise muhteşemdir.

    Kısa bir Kanuni ve askerlerinden (üç-beş yeniçeri kılıklı) oluşan kafile saraya girer.

    Sonrası Kanuni-Hürrem buluşması vs.

    Reytingi tavan yaptıracak ise; Osmanlı tarihini ‘oğlan’ ruhuyla yansıtan Reşat Ekrem Koçu’ndan öğrenen dizi danışmanlarının ve senaristlerinin o muhteşem(!) tasvirleri içinde; İbrahim Paşa’nın Macar Kralı’nın sarayından ganimet olarak İstanbul’a getirdiği ve Konağı’nın bahçesine diktirdiği heykellerle halvet(!) sahnesidir. Duyurulur.

    ***

    O İbrahim Paşa ki! Mohaç savaşı kazanılmasıyla Macar Kralı’nın sarayından getirttiği heykelleri konağının bahçesine diktirir.

    Ki! İstanbullular bu heykeller yüzünden İbrahim paşa’yı putperest olarak anlatan şiirler yazılıp söylemiştir.

    Sırf bu yüzden İstanbul’lu;

    Bir Halil gelmiş idi putları etmişdi şikest (mağlup) ;

    Sen Halilim şimdi geldin kıldın halkı putperest.

    Şeklinde mısraları diline pelesenk yapmış.

    Ve İbrahim Paşa’nın bu dünya sevdasının kendi başını yediğini de yazalım ki! Kimse; peki ona ne oldu? diye merak etmesin.

    Hasılı: 46 yıllık iktidarı döneminin on yılının (ki ABD Başkanları iki dönem(8yıl) ancak başkanlık yapabildiklerini düşünürsek) at sırtında, savaş meydanlarında geçtiğini ve 30 yıl dünya dengelerinde tek söz sahibi olan bir devletin hükümdarı olarak; üstelik dünyada adaletin tecellisi için Kanunlar koyan Kanuni’yi; Saray’da harem oyunlarına hapseden dizi danışmanlarının ve senaristlerinin ucuz reyting avcılığına sadece kolay gelsin denilir.


    Savaş hakkındaki gerçekleri okuyunca ağzım açık kaldı,paylaşmak istedim sizlerle...
    :97:
     
  16. 30 Ocak 2011
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  17. azul

    azul Muchas Gracias a DİOS..! Üye

    Katılım:
    2 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.243
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    38
    Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatının 458. yılı ...

    Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın, Hicri Takvim'e göre vefatının 458. yıl dönümünde Süleymaniye Camisi'nde mevlit okutuldu.

    Osmanlı Sevdalıları Platformu tarafından, Süleymaniye Camisi'nde düzenlenen anma etkinliği, öğle namazının ardından Kuran-ı Kerim'in okunmasıyla başladı. Programda, Kanuni Sultan Süleyman'ın ruhuna dualar ve mevlidi şerif okundu.

    Programın ardından cami çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Osmanlı Sevdalıları Platformu Sözcüsü Ercan Oğuz, İslam aleminin 75'inci, Osmanlı'nın 2. Halifesi olan Kanuni Sultan Süleyman'ı anmak için mevlit okuttuklarını belirterek, ''Batılıların 'Muhteşem Süleyman' olarak adlandırdıkları Kanuni Sultan Süleyman, son günlerde bir dizide zevk, eğlence düşkünü gibi gösterilmektedir. Büyük devlet adamımızın tahkir edilmiş özel hayatına ve mahremiyetine girilmiştir'' dedi.

    Kanuni Sultan Süleyman'ın, tahta çıktıktan 21 yıl sonra hareminin Topkapı Sarayı'na taşındığını ifade eden Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Eşi Müslüman olduktan sonra saçının telini dahi yabancıların görmediği Hürrem Sultan'ın dekolte bir giysiyle dans ediyor olarak gösterilmesi iftiradır ve alçaklıktır. Avrupalı bakış açısıyla Osmanlı'yı anlamanın mümkün olmamasına rağmen, bu özel hayata tecavüz ve iftiralar en azından kul hakkıdır.

    Kanuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Selim Han'dan aldığı ülke topraklarını,Türkiyeyüz ölçümünün tam 10 katına çıkarmış ve Osmanlı topraklarına katmıştır. Ömrünün büyük bir bölümünü seferlerde harcayan ve son nefesini yine bir fetih sırasında veren padişah hakkında yapılan bu dizinin, yayıncı televizyon kanalı tarafından yayından kaldırılmasını, ayrıca ilgililerin diziyi durdurması için girişimlerde bulunmasını beklemekteyiz.''

    Oğuz, 'Muhteşem Yüzyıl' dizisine sponsor olan firmaların da mal ve hizmetlerini boykot edeceklerini sözlerine ekledi.


    En Büyük TÜRKİYE
     
  18. 30 Ocak 2011
    Konu Sahibi : MeleklerKorusun
  19. azul

    azul Muchas Gracias a DİOS..! Üye

    Katılım:
    2 Nisan 2010
    Mesajlar:
    3.243
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    38
    Kanunî Nuh'un gemisini aramış mıydı?

    Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bir görüşmemizde imkân bulabilseydi "Stratejik Derinlik"ten sonra bir de "Tarihî Derinlik" kitabı yazmak istediğini söylemişti.

    Sayın Davutoğlu eminim yazacağı kitapta Kanuni Sultan Süleyman'dan da sık sık bahsedecektir. Mesela kendi Sadrazamı ve damadı Lütfi Paşa, Kanuni'nin "Uçar bir kadırgası vardı ki", der, "Nuh'un gemisinden idi tahtası". Bu, Osmanlı'daki "tarihî derinliğin" Kanuni'nin dünyasına yansıması değil midir?

    Yorulmak bilmeyen o ateşîn ruhun nasıl yatak odasından çıkmayan bir sefihe dönüştürüldüğünü görüyoruz. Necip Fazıl'ın deyişiyle, insanın maymundan geldiğini bir türlü ispatlayamadılar ama bir filden nasıl fare çıkabileceğini mahut diziyle görmüş olduk.

    Bugün Kanuni'nin sadece bir tek seferinden bile ne cevherler edinilebileceğini göstereceğim.

    Genç Süleyman 25 yaşında tahta çıktığında kendine iki hedef koymuştu. Büyük dedesi Fatih, sadece 2 seferinden eli boş dönmüştü: Belgrad (1456) ve Rodos (1480) seferleri. Onun başaramadıklarını başarmak için yola çıkacak ve ilk amacına tahta oturduğu yıl ulaşacaktı.

    1522 yılının Haziran'ında görkemli bir donanma Rodos'a çıkarma yaparken, kendisi karadan Marmaris'e ilerleyecek ve Ramazan'ın 4'ünde oruç ağız adaya ayak basacaktı. İlginçtir, "Şeytan Kulesi"yle meşhur adaya padişahı "Yeşil Melek" adlı bir gemi götürüyordu.

    Peki kimdi düşman? Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü geri alınca Kıbrıs'a kaçan iki Hıristiyan askerî tarikatı vardı. Bunlardan birisi, Tapınak (Templar) Şövalyeleri tarikatıydı, diğeri Hospitaller ya da St. John Şövalyeleri tarikatı. Kurulma amaçları, Kudüs'ü yeniden fethetmekti.

    Hospitaller Şövalyeleri Kudüs'ten kaçınca önce Kıbrıs'ta mekân tutmuşlar, 1309 yılında ise Rodos'a egemen olmuşlardı. Hatta bir ara İzmir'i de ele geçirmişlerdi. Onları İzmir'den söküp atmak, o sırada Anadolu'da bulunan Timur'a nasip olacaktı.

    1312'de Tapınak Şövalyeleri tarikatı Papalık tarafından yasaklandı, malı mülkü de Rodoslu kardeşlerine kaldı. Böylece Kanuni'nin 2. seferini düzenlediği Rodos adası, yeraltına çekilen Tapınakçıların da sığınaklarından biriydi. İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman, İspanyol, Portekizli seçkin savaşçılar Akdeniz'de korsanlık yapıyor, rehineler alıyor, ticarete giriyor, ciddi bir para trafiğini yönlendiriyor, hatta bankerlik yapıyorlardı.

    Nitekim Cem Sultan da vaktiyle onlara elini verip kolunu kaptıranlardan olmuştu. Kendisini Selanik'e çıkarmaları için anlaşmışlardı ama onlar götürüp Fransa Kralı'na, ardından Papa'ya kiralamışlar, bir yandan da kardeşi Sultan Bayezid'den her yıl yüklü bir meblağ koparmışlardı.

    Bu sırada Bizans'tan Topkapı Sarayı'na intikal eden ve Hz. Yahya'nın eli olduğuna inanılan bir kemiği de istemişler, Bayezid de vermek zorunda kalmıştı. Ne var ki, Kanuni bunu unutmamış, dedesinin verdiği "emaneti", şövalyelerin komutanıyla pazarlık yaparken istemişse de alamamıştı. Bugün Topkapı Sarayı'nda bulunan bu el, muhtemelen Rodos'tan Kıbrıs'a gitmiş, III. Murad zamanında orada bir kilisede bulunmuş, bir asırlık aradan sonra yeniden İstanbul'a getirilmişti. (Macarlar, Mohaç'ın kaybedildiği 29 Ağustos günü için takvime baktıklarında o günün Hz. Yahya'nın başının kesildiği gün olduğunu dehşetle görmüşlerdi!)

    (Resmi ekleyemedim henüz)

    Kanuni genç yaşında kral atayacak kadar güçlü bir hükümdardı. Minyatürde Macar Kralı tacını Kanuni'ye teslim ediyor.

    Kanuni Rodos'u almak için tam 6 ay uğraşmıştı, gerekirse kışı da bu Akdeniz adasında geçirmeye hazırdı. Binlerce şehit verilmişti, daha da verilebilirdi. Akdeniz'in ortasındaki bu fesat yuvası ne pahasına olursa olsun temizlenmeliydi. Yalnız fesat yuvası mı? Aynı zamanda büyücülük, gizli ilimler ve Papa'nın bile tahammül edemediği kimi sapkın inançlar da yaşıyordu orada. Bir kaynakta şehrin surlarına konulan aynalardan bahsedilir. Bunlar neyin nesiydi? Öte yandan şövalyelerin başındaki Villiers de L'Isle-Adam'ın unvanı, Üstad-ı Azam'dı, yani Büyük Usta. Bu, Masonların 33 dereceli Üstadlarına verdikleri unvanın aynısıydı.

    Gerçi Masonlukla bağlarını inkâr edegelmişlerdi. Zaten Fransız devriminden önce bildiğimiz manada serbest Masonluk (Farmasonluk) da yoktu. Tarikat mensupları arasında Masonik ritüel ve idealler bir sır gibi gizleniyordu. Nitekim Rodos'tan kovulup da Malta'ya gittiklerinde orada Masonluğu kuranlar da Kanuni'nin yendiği şövalyeler olmamış mıydı?

    6 aylık bir kuşatmadan sonra Kanuni'den kurtuluş olmadığını anlayan Şövalyeler teslim olmaya karar verdi. 20 Aralık'ta anlaşma imzalandı. 1.500 kadar Müslüman esir serbest bırakılacak, buna mukabil şövalyeler eşya ve silahlarını yanlarına alarak 10-12 gün içinde adayı terk edecekler, halktan isteyenler kalacak, kimsenin dinine karışılmayacaktı vs.

    L'Isle-Adam anlaşmayı imzaladıktan sonra Kanuni'yi ziyaret etmek istedi. Ancak o sırada Divan-ı Hümayun toplanmıştı, kapının önünde yağmur altında bir hayli bekledi, ıslandı. Toplantı bittikten sonra sırtına bir hilat giydirilerek ("gala" kelimesinin nasıl "hil'at"ten geldiğini bir gün anlatırım nasipse) huzura sokuldu. Avrupa tarihleri Üstad-ı Azam'ın, padişahın ayaklarına kapanmak istediğini yazar. 27 yaşındaki Kanuni, babası yaşındaki şövalyeyi kolundan tutarak ayağa kaldırmış ve elini öpmesine izin vermiş, yanındakilere de onu bu yaşında evinden barkından uzaklaştırdığı için "yüreğinin sızladığını" söylemiştir.

    Rodos seferindeki ilginçliklere şununla son verelim: Hıristiyan St. John Şövalyeleri tam Noel günü (1 Ocak) adayı terk etmişler ve Müslümanlar da aynı gün şehre girmişlerdi. Nasıl girdikleri bence daha önemli. "Hıristiyanları bile kendilerine hayran bıraktıran bir sessizlik içinde" diyor Romanyalı tarihçi Jorga ve ekliyor: "Sanki savaşçı değil de en katı disiplin altında yetişmiş Fransisken keşişlerdi."

    Nuh'un gemisinin peşinde olan Kanuni'nin tarihî derinliği üzerinde düşünmeye değmez mi sizce de?


    Mustafa Armağan
     
Benzer Konular: Kanuni Sultan
Forum Başlık Tarih
Türk ve Türkiye Tarihi Yeni başlayanlar için 10 adımda Kanuni 9 Ocak 2011
Türk ve Türkiye Tarihi Kanuni nin Cezası 18 Temmuz 2008
Türk ve Türkiye Tarihi Kanuni'nin son vasiyeti 13 Temmuz 2008
Türk ve Türkiye Tarihi İlk Anayasamızın Maddeleri - KANUNİ ESASİ 4 Ekim 2007
Türk ve Türkiye Tarihi Kanuni nin fransa fermanı 7 Kasım 2006