Karanlık Gece

Konusu 'Aşk Hikayelerimiz/Dertlerimiz' forumundadır ve superisi22 tarafından 30 Mart 2008 başlatılmıştır.

    30 Mart 2008
    Konu Sahibi : superisi22
  1. superisi22

    superisi22 hayat herşeye rağmen güzel Üye

    Katılım:
    1 Şubat 2007
    Mesajlar:
    4.774
    Beğenildi:
    791
    Ödül Puanları:
    163

    Gözlerini açtığında masmavi bir gökyüzü, çiçeklerle dolu bir yamaç. Yaklaşık dört saattir uyuyan serdar şiddetli bir ses gürültüsüyle gözlerini açtı. Kolunda şiddetli bir acı ve gövdesine sızan kan pıhtısı. Kolu yırtılmış ve şiddetli kan kaybediyordu. Tüm gücünü toplayarak ayağa kalktı ve tüm hızıyla sesin geldiği yere yöneldi. Uzun bir yürüyüşten sonra mahşer topluluğunu andıran bir mekânda şiddetli feryatlar yardım isteyen insanlar kan gölünü andıran çukurlar ve cehennem ateşine benzer alevler arasında kendi yarasını unutarak başkalarının yardımına koşuyordu. Alanında uzman bir cerrah olan serdar, ilk defa malzeme kullanmadan birilerinin yardımına koşuyordu. Vadi uzun, birbirinden aciz insanları bir arada gördüğünde ilk defa mesleğinin yetersizliğini burada hissetti. Kalbi durmuş yardım bekleyen yaşlı kadını görünce ilk müdahaleyi bu kadın üzerinde yapmayı planlarcasına hızla kadına ulaştı ve uzun süreli kalp masajından sonra kadının gözlerini açtığını hissedince kadını uygun bir yere sürükleyerek tekrar kalabalığın arasına daldı. Etrafta yüzlerce ceset, zavallıca ölmeyi bekleyen insanlar arasında sağlam olduğunu hissettiği kişileri yardıma davet ediyor ve etrafta elinin uzandığı kişilere yardıma koşuyordu. Kolundaki yırtık ağrı şiddetini arttırmıştı. Hızla kan kaybediyor olması halsiz vücudun bir kenara yığılmasına sebep olmuştu. Tam bu sırada hamile, doğum kasılmalarını yaşan bir bayana rastladı. Kadın bebeğinin verdiği ağrıyla kendini serdarın yanına attı. Burada herkes yardıma muhtaç vaziyetteydi. Serdar’ın yardım çağrısını duyan hamile bayan sırtındaki ağır çantayı bırakarak çaresizce serdar’ın gözlerine baktı. Serdar kadına çantasında parfüm, iğne, ip olup olmadığı sordu. Kadın çantasından ilerde doğacak çocuğu için ördüğü kazağı, yumak dolusu ipi ve el losyonunu çıkardı. Serdar kolundaki yırtığı kadına göstererek, bu yırtığı dikebileceğini söyledi. Serdar kollarını kaldıramayacak halsizlik içerisinde kadından yardım istiyordu. Kadın bunu yapamayacağını söyleyerek hızla yerinden kalktı. Serdar elindeki örgüden farksız bir şekilde kolundaki yırtığı dikmesini istiyordu. Kadın, doğum sancılarının azalmasına şükrederek serdar’ın koluna losyonu dökmeye başladı. Serdar’ın verdiği taktiklerle kolunu dikmeyi başaran hamile kadın, son olarak da serdarın kravatını çıkarmış ve koluna bandaj olarak uygulamıştı. Yavaş yavaş feryatlar azalıyor, sağ kurtulmayı başaranlar olup bitenlere şaşkınlık içeren gözlerle bakıyordu.
    Avustralya - Kayseri seferini yapan 8:15 uçağı. Avustralya’dan kalkan 2161 sefer sayılı Airbus A420 uçağı, Pasifik okyanuslarının 1500 mil ötesine ulaştığında kaptandan bir anons yükseliyor. Uçağın teknik bir hatadan dolayı geri dönmesinin gerektiği anons ediliyor. Hayret ve şaşkınlık içeren uğultular arasında uçak geri dönüyor. Anons yapılıp geri dönülmesiyle birlikte 500 mil ilerleyen kaptan keyt, ikinci bir anons yaparak, herkesin kemerlerini takması ve ikinci bir anonsa kadar yerlerinden kalkmamalarının gerektiğini söylüyor. Kendilerini gürültü ve şaşkınlık içinde bulan yolcular, hava boşluğunun verdiği sarsıntıyla birlikte uçak içerisinde feryatlar koparıyor. Uçak şiddetli bir türbülans geçiriyor ve sonucunda hızla yüksekliğini kaybediyordu. Bir anda hava maskeleri patladı ve uçak kokpit ve kuyruk kısmından 3 parçaya ayrıldı.
    Dr. Serdar kolunun acısının dinmesiyle birlikte olan bitene anlam vermeye çalışıyor, en kısa zamanda yardım uçaklarının geleceğini söyleyerek yolcuları sakinleştirmeye çalışıyordu. 180 kişilik uçaktan sadece 38 kişi sağ kalmayı başarmıştı. Hayatta kalmayı başaran yolcular uçak enkazından su ve yiyecek topluyor ihtiyaçlarını azda olsa gidermeye çalışıyordu. Uçağın ana gövdesinde 38 yolcu vardı. Kokpit ve kuyruk kısmı kayıptı. İran muhafızlarından sayid uçağın kokpit kısmının bulunmasıyla yardım çağrısı yapılabileceğini söyledi. Dr. Serdar ve sayid ağaçlar arasına dalarak kokpiti aramaya başladılar. Büyük bir alev yığınına dönen kokpit çıkardığı dumanlar sayesinde yerini kısa bir sürede belli etmeyi başarıyordu. Hızla kokpite giren sayid kaptan yardımcısının ölmediğini fark etti.
    Uçak Pasifik okyanuslarında seyir halindeyken barbula şeytan üçgeninin etki alanına girmiş, karadelik uçağın iletişim ağını koparmıştı. Teknik hatayı kısa sürede fark eden kaptan keyt uçağı tekrar Avusturya’ya yönlendirmiş ama 500 mil ilerisinde şiddetli türbülansa engel olamamıştı. Uçağın alçalmaya başlamasıyla okyanusa gömülme riskine karşılık adaya iniş yapmak en mantıklı karardı. Telsiz ağı 500 mil ötede kopmuş ve yardım birimleri uçak enkazını yanlış yerde arıyordu. Uçakta yer sinyali gönderecek ikinci bir telsiz olmasına rağmen yeterli güç kaynağının olmaması 15 saattir mahsur kalmaya sebep olmuştu. Kurtarma ekiplerinin 6 saat gibi kısa bir sürede ulaşması gerekirken yanlış yer tahmini yüzünden 15 saattir kimsecikler yoktu. Kurtarma ekipleri yanlış bölgede de olsa sürekli enkaza ulaşmaya çalışıyor, kazanın 15 saati geçmeside Pasifik okyanusunda yaşam umutlarını tüketiyordu. Birkaç tane bavul, sınırlı sayıda su ve uçak enkazından başka hiçbir şey yoktu. Yolcular arasında iş bölümü yapılacak, kurtarma ekibi ulaşıncaya kadar hayatta kalma mücadelesi verilecekti. Gece karanlığının görünmesiyle anlamsız bir sessizlik korkulu karamsar gözler hala yardım gelebileceği umuduyla yaşattıkları moral motivasyon sözleri. Yeni bir günün doğmasıyla birlikte etrafta hiçbir ses hareketlenmesi yoktu. Sabaha kadar uyku görmeyen gözler yorgunluğun verdiği dermansızlığa zor dayanacak durumdaydı. Hayatta kalmayı başaranlar arasında 8 aylık hamile bayan, bürokrat, astım hastası genç kız, Çinli biyologlar ve birbirinden farklı 38 yolcu bulunuyordu. Yiyecek ve suyun hızla tükendiğini gören yolcular hayatta kalma mücadelesini geri kalan erzakları düzenli kullanarak geçirmeye çalışıyordu. Kullandığı ilaçların uçak enkazıyla birlikte yanması, astım hastası genç kız için yaşam mücadelesini imkânsız hale getirmişti. Astım koması yaklaşan genç kız için bir şeylerin yapılabileceğini söyleyen Dr. Serdar, kızın nefes alışını rahatlatacak bir şeylerin yapılabileceğini mırıldandı. Çinli biyologlarla adaya açılan Dr. Serdar papatya çiçekleri, ısırgan otu ve değişik türden bitkileri toplayarak sahile döndü. Serdar ve biyologların ortak çalışmasıyla oluşturulan karışım, astım hastası kızı bir süre daha idare ederdi. Zaman kısıtlı ve hızla tükeniyordu. En büyük tehdit su ve yiyecek eksikliğiydi. Adadaki imkânlar çerçevesinde hayatta kalmalarının gerektiğini söyleyen sayid, balık tutarak, meyveleri kullanarak bir süre daha yaşayabileceklerini söylüyordu. Hızlı bir şekilde iş bölümü yapılmış, hasan ve sayid örgü ipinden elde ettikleri ağla okyanus kıyısında avlanmaya çalışıyordu. Akşam için ilk av ağlarına takılmıştı. Ateşi hazırlayan hasan, ahtapot ve yengeçlerden oluşan menüyü ateşe yerleştirdi. İlk gece için hiç de kötü sayılabilecek bir menü değildi aslında. 30 saati geçmesine rağmen kurtarma adına hiç hareketlilik yoktu. Gece olmuş ve yorgunluktan çökme vaziyetine gelen yolcular gözlerini kapatmamanın verdiği acıyla sabaha ulaşmak için dualar ediyordu. Gecenin sessizliğini yırtan bir ses. Nerden geldiği belli olmayan bu ses ada da yolculardan başka kimselerinde olduğuna işaretti. Büyük bir şiddetle uyanan yolcular bu sesin kaynağının verdiyi korkuyla birbirine kenetlenmiş göz yaşları sel olmuş akıyordu. Kısa süren sesin ardından eski matem havası tekrar oluşmuştu. Ada da olup biten herşey korkuları bir anda zirveye çıkarıyordu. Sabahın ilk ışıklarının görünmesiyle birlikte ormandan gelen bu sesin kaynağı yolcular arasında merak konusu olmuştu. Beklide kurtulma adına bir şans yakalabilirdi. Bu sesin kaynağını aramak için ormana açılan hasan kısa bir süre sonra elindeki yavru domuz ölüsüyle geri dönmüştü. Hayatta kalmak adına bir besin kaynağı daha oluşmuştu. Ne zamana kadar yenilebilirdi ki domuz eti? Yolcular ada da yaşanan bu garipliği çözmek için seferber olmuşlardı. İnsan eli görmemiş bu adada domuzların ne işi vardı. En yakın kıyı ortalama 1000 mil ötedeydi. Daha önce birilerinin bu adayı kullandığı kesindi. Biyologlar etrafta çalışmalara başlayarak daha önce bilimsel bir çalışma yapılıp yapılmadığını araştırmaya başladılar. Yaklaşık bir hafta geçmişti. Domuz, balıketi ve yağmur sularından oluşan birikintilerle yaşam mücadelesi devam ediyordu. Umutlar gün geçtikçe azalıyor, kurtarılma beklentileri de körelerek karamsarlığa dönüşüyordu. Elektronik alanında uzman olan sayid ve beraberindeki yardımcı pilot sürekli adada dolaşıyor ve en ufak bir izin bile kurtuluşa götüreceği düşüncesiyle sürekli çabalıyorlardı. Hamile bayanın doğum zamanı yaklaşmış, bu şartlar altında doğum yapması kadının ve bebeğinin sonu olabilirdi. Artık yapılabilecek tek şey vardı. Ada da yetişen ağaçlarla sandal oluşturup okyanusa açılmak. Başka çareleri yoktu. Ada da kalarak ölümü beklemektense risk alıp okyanusta ölmek tüm yolcular için daha mantıklıydı. Tekrar dan bir iş bölümü yapılmış ve hamile kadına kadar tüm yolculara iş verilmişti. Bir kısmı ağaç kesecek bir kısmı yiyecek depolayacak bir kısmı sandalın yapımına başlayacaktı. Okyanusa, en az 1 aylık su-erzak birikintisiyle açılmaları gerekiyordu. Uçağın arıza verdiği bölgeye açılacak, en ufak bir hareketlilik hissettiklerinde uçak enkazından kalan havai fişekleri ve sandal içindeki odunları ateşleyeceklerdi. Tüm yolcular aldıkları görevlerle çalışmalarını hızlandırmış gece gündüz demeden sandalın yapımını tamamlıyorlardı. Ağaçlar kesiliyor, domuzlar avlanıyordu. Tam bu sırada ilginç bir olay yaşandı. Avlanan domuzlardan birinin derisi yüzülürken deri altında ufak bir güç kaynağı ve domuz takibinde kullanılan alıcı bulundu. Tüm umutlar bir anda yeşermiş ve ada üzerinde birilerinin olabileceği ihtimali güçlenmişti. Bu gizemli adada bir şeyler oluyor ama hiç kimse olan bitene anlam veremiyordu. Güç kaynağı itinayla alınmış ve diğer domuzlarda da aynı aygıttan olabileceği düşünülerek tüm yolcular domuzlara yönelmişti. Saldırgan olan domuzlara yaklaşmakta çok güçtü. İnsanı görünce kaçan domuzlar yiyecek olarak da ormandaki meyveleri tüketiyordu. Birkaç güç kaynağını bir araya getirerek telsize bağlanabileceğini söyleyen sayid karamsar gözlerle teklifini serdar’a iletti. Uzun düşünmelerden sonra sandal yapımı ertelenmiş ve sayid’in fikri bir anda umutları tekrar diriltmişti. Telsiz temizlenip mekanizması çözüldükten sonra gerekli olan birkaç güç kaynağı ve telsizin sinyal yakalayabileceği yüksek bir tepe. Ormana açılmak risk istiyordu, ama büyük bir tepe bulup tek sinyal gönderme hakları vardı. Güç kaynağının ömrü sadece bir sinyale müsaade edebilirdi. Güç kaynağı toplanarak en yüksek tepe bulundu. Tüm hazırlıklardan sonra telsiz çalıştırıldı ve sinyal yakalandı kısa bir süre sonra güç kaynaklarının ömrünün tükenmesi telsizin tekrar kapanmasına neden oldu. Aslında yeterli bir süreydi. Sinyaller merkeze iletilmiş ve en kısa sürede yardım gelecekti. Umutlu gözlerle tekrar sahile dönen yolcular, sandal yapımı için topladıkları odunları ateşe vererek çıkardığı alev ve dumanların yer tespitinde etkili olacağı düşüncesindeydiler. Beklenen an oldu ve karşıdan yardım helikopterleri göründü. 2 ambulans helikopterden oluşan 8 helikopter adaya iniş yaptı. Ada izinsiz çalışan bilimcilerin gözdesiymiş. İzinsiz bir kolonlama çalışması sonucu adaya yavru domuz bırakan bilimciler adayı uzaktan izleyerek domuzların yaşam mücadelesini gözlüyorlarmış. Uçağın adaya iniş yaptığının farkında olmalarına rağmen yaptıkları gizli çalışmanın ortaya çıkabileceği endişesiyle görmemezlikten gelmiş ve yolcuları ölüme terketmişlerdi. Talihsiz bir uçak kazası bilimi kötüye kullanmak isteyen bilim sahtekârlarının da sonu olmuştu