Kederli Kiz Ariane...

Konusu 'Yaşanmış Gerçek Aşk Hikayeleri' forumundadır ve graf tarafından 30 Mart 2007 başlatılmıştır.

    30 Mart 2007
    Konu Sahibi : graf
  1. graf

    graf Popüler Üye Üye

    Katılım:
    14 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    702
    Beğenildi:
    6
    Ödül Puanları:
    108
    Ariane, kıyılarında dalgaların kudurduğu, Naksos
    adasında yaşıyordu... Aşktan nasibini alamamış kederli
    kız Ariane, sevgilisi Theseus tarafından terkedilmişti.

    Bu acıyla ağlayıp sızlıyor, Theseus'a beddualar ediyordu.
    Bazen kıyıda kumlar üzerine uzanıyor, kumları gözyaşları
    ile ıslatıyordu. Bazen de denize hakim yüksek bir kayaya
    çıkıyor ve Theseus'u götüren mavi geminin uzaklarda
    kayboluşunu tahayyül ederek, ayrılık gününü içi
    yanarak anıyor ve bağırıyordu:

    -"Theseus! Duygusuz, taş gibi bir yüreğin var! Seni
    hangi dişi aslan dünyaya getirdi? Senin yanında ne kadar
    mesuttum. Her şeye boyun eğen bir köle gibi sana hizmet
    etmedim mi? Senin yorgun ayaklarını yıkayan ben değil
    miydim? Yatağının üzerine erguvan renkli örtüyü kim
    yayıyordu? Beni bu ıssız adada bırakıp gideceğine, babamın
    evine götürseydin. Bundan sonra ben ne yapabilirim? Benim
    kederimi kim dağıtacak, bana kim ümit ve teselli getirecek?
    Kıyılarında azgın dalgaların gürültüler çıkararak parçalandığı
    bu adada ben nasıl yaşayabilirim? Derin ve korkunç deniz
    beni babamdan ve tanıdıklarımdan ayırıyor. Hayatımın
    ilk baharında, bu kayalık, ıssız adada terkedilmiş
    bir halde ölecek miyim?"

    Bir gün, gönlünde sayısız kederlerin dolup taştığı güzel
    saçlı bakire, bitkin bir halde kıyıya uzanmış ve kendinden
    geçmişti. İşte tam bu sırada rüzgarda uçuşan sarı saçları
    ile esrarengiz bir delikanlı, Naksos adasına çıktı.

    Karaya ayağını basar basmaz, bu ıssız adanın güzel kızı
    genç Ariane'i uykunun kolları arasında gördü.

    Esrarengiz delikanlı, sonsuzluğun ve yalnızlığın kralı idi.
    Uzay'ın uzanıp giden boş sesizliğine hükmediyordu.
    Bütün bunlara rağmen yaşamdan mesut olmasını
    biliyordu. Genç kralın gönüllerden kederi kovan,
    muztariplere neşe ve teselli getiren bir tabiatı vardı.

    Güzel Ariane'e baktığında kalbi heyecanla çarptı, iri gözleri
    ile onun uyuyuşunu, bu güzel manzarayı doya doya seyretti...

    Zavallı Ariane bir kayanın oyuğuna uzanmıştı. Uzun
    saçlı başını sol kolunun üstüne koymuş, sağ kolu da
    ilahi çehresinin parlak ve tatlı güzelliğini çerçeveliyordu.

    Uyandığında genç kral ona yaklaştı:
    -"Güzel peri kızı", dedi. "Sen şanlı bir kralın sevgilisi
    olmayı hak etmeden evvel Theseus'un ümitsiz aşığı idin.
    İlkbaharın neşesiyle canlanmadan önce kış soğuğu
    ile uzun zaman uyumuştun." Böyle söylerken Kral,
    elindeki tacı, hoşuna giden bu güzel kızın dalgalanan
    saçları üzerine koydu. Fakat bu parlak taç, Ariane'in
    alnına dokunur dokunmaz; uzadı, göklere kadar yükseldi.
    Üzerinde bulunan kıymetli taşların, cevherlerin her biri,
    gökyüzünde birer yıldız oldu. Kralın Kraliçesini bulmasının
    ve birleşmelerinin hatırasını ebedi olarak saklamak için bu
    yıldızlar tacı, gökyüzünde çakılı kaldı. Artık Genç Kral'ın
    sonsuzluğu ve uzayın karanlığı yıldızlarla cümbüşlenmişti.

    Ariane'in iffeti, yalnızlığı ve kalbinin hüznü ona
    günün birinde sonsuz mutluluğu getirmişti. Bunun için
    binlerce yıldır yıldızlar onlara bakmasını bilen
    mutlu insanlara göz kırparlar......


    ****alıntı***
     
  2. 5 Nisan 2007
    Konu Sahibi : graf
  3. Aysecik

    Aysecik Popüler Üye Üye

    Katılım:
    30 Kasım 2006
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenildi:
    4
    Ödül Puanları:
    106
    Kokosum cok guzeldi paylastigin icin tesekkurler canim