kendine güvenen çocuk yetiştirmeyin

Konusu 'Nasıl Anne Babalarız ?' forumundadır ve meloxsx2 tarafından 4 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

    4 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  1. meloxsx2

    meloxsx2 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2007
    Mesajlar:
    66
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Bana çok ilginç geldi kızlar. paylaşmak istedim.
    ALINTIDIR.

    Hiçbir çocuk bir diğeri ile aynı değildir. Nasıl ki gökyüzünden dökülen milyarlarca kar tanesi birbirine benzediği halde, hiçbiri birbirinin aynı değilse her bir çocuk da bir diğe*rinden farklıdır. Hepsi ayrı karaktere sahiptir. Bu kardeş bile olsa.
    Eğer çocukların bu farklılıkları göz önüne alınmadan, karakterleri tanınmadan çocuk terbiyesine soyunulur ise şahin karakterli bir çocuk, bir süre sonra korkak bir kargaya dönüşme riski taşır. Nasıl mı?
    Yaralı şahin kuşu, bir yaşlı kadının bahçesine kondu. Yaşlı kadın perişan görünümlü şahine acıdı, merhamet etti ve ya*nına aldı.
    Aç şahinin önüne çocukları için hazırladığı hamur bulamacını koydu. Şahinin birden önüne konan tasa gagasını daldırmasıyla başını sallayarak geri çekmesi bir oldu. Çünkü şahin et yerdi; bu yüzden de hamur bulamacını yiyemedi.
    Yaşlı kadın, şahinin bu halini görünce üzüldü; “Vah!” dedi. “Gagan uzamış, kıvrım kıvrım olmuş. Yumuşacık bir ha*mur bulamacını bile yiyemez olmuşsun. Senin önceki sahibin hiç mi Allah’tan korkmazdı ki şu gaganı düzeltmemiş” dedi ve eline aldığı kör makas ile şahinin gagasını kes*me*ye çalıştı.
    Şahin yaşlı kadının elinden kurtulmak için çırpınsa da nafile, kaçamadı. Sonunda yaşlı kadın şahinin gagasını kesti.
    Şahin çırpınırken yaşlı kadın, şahinin kanatlarını gördü. “Vah” dedi. “Senin eski sahibin sana hiç bakmamış, şu kanat*ların ne hale gelmiş? Kimi uzun kimi kısa kalmış…”
    Bu düşünceyle eline makası alarak şahinin güzelim kanatlarını düzeltmeye başladı. Şahin acı ile kıvrandı, çırpındı... Çaresizce pençelerini kadının koluna attı ve tırnaklarını kadının koluna geçirdi. Yaşlı kadın şahinin kanatlarını –güya– düzeltirken koluna batan tırnakları gördü. “Vah, vah! Önceki sahibin ne kadar merhametsizmiş. Bir kere bile tırnaklarını kesmemiş. Tırnakların ne de çirkin olmuş” dedi ve elindeki makas ile şahinin av avlamakta kullandığı pençelerini söktü attı.
    Cahil, yaşlı kadının elinde rezil olan şahinin gözleri doldu.
    Yaşlı kadın, şahinin bu hali görünce hiddetlendi:
    “Kimseye iyilik yaramıyor ki… Ben iyilik yapıyorum, kuş ağlıyor” dedi ve elindeki kuşu “Git hadi bildiğin yere” diyerek kaldırdı, havaya attı.
    Şahin çırpındı uçmak için; ama kanatları kesilmişti bir kere, uçamadı. Acı ile yere inmek istedi, tırnakları sökülmüştü ye*re de konamadı. Kendini yan üzeri bir kulübeciğin arkasına attı.
    Koca koca avları, gökyüzünde süzüle süzüle avlayan cesur şahin kuşu, cahil kadının elinde korkak bir kargaya dönüş*müştü…
    İşte birçok anne baba da –bu bilgisiz kadın gibi– çocukları*nı yeterince tanıyamadıkları için ellerindeki “şahin” bakışlı ço*cukları, kargaya çeviriyorlar ve bunu fark etmiyorlar. Hâl*bu*ki ço*cuk terbiyesinin birinci ve en önemli maddesi çocuğu tanı*mak*tır.
    Çocuğu tanımada, “başarı” mı “başarısızlık” mı ölçü* olma*lı?
    Çocuğunun eğitimi konusunda tavsiyeler isteyen bir anne:
    – Kızım Tarih ve İngilizcede çok zayıf. İstemeye istemeye özel derse gönderiyorum. Bu da onu çok yoruyor. Onu motive edebilmem için ne tavsiyelerde bulunursunuz, diye sormuştu…
    Bense bu kız çocuğunun hangi derslerde iyi olduğunu merak etmiş ve sormuştum. Anne:
    – Matematikte çok başarılıdır kızım, demişti.
    – Peki, neden kızınızı matematikte özel derse yazdırmıyorsunuz, diye sorduğumda ise anne, omuz silkerek:
    – Gerek görmüyoruz, çünkü kızım çocukluğundan beri matematik dersinden hep on üzerinde on alır, demişti…
    Şaşırmıştım annenin “Gerek görmüyoruz” deyişine… Çünkü bu anne, kızının başarısız olduğu derslere verdiği önemi, başarılı olduğu derse göstermiyordu. Hâlbuki bu çocuğun kabiliyeti, matematik sahasında ayan beyan ortaya çık*mıştı. Anne kızının bu başarısını “Gerek yok” diye geçiştiriyordu…
    Hem kendinize hem de etrafınızdaki ebeveynlere bakın, aynı örnekteki bu anne gibi davrandığınızı fark edersiniz. Genelde çocukların başarısız oldukları alanlarda daha fazla yardıma ihtiyaç duydukları düşünülür ve bu sahalar takviye edilir. Oysa asıl önemli olan başarılı olduğu alanlarda destek görmesidir.
    Ne yazık ki günümüz eğitim sistemi, her şeyden bir şey öğretmeye yönelik olduğu için bir şeyden her şeyi bilmeye yönelik kabiliyet taşıyan çocuklar arada kaybolup gitmekteler. Hâlbuki anne babalar, çocuklarının başarısızlığına dikkat çektiği ve özen gösterdiği kadar (ve hatta daha da fazla) çocuklarının başarılı oldukları sahalara da eğilmeli, onların meyillerini takip etmeli, o konularda yollarını açmalı, destek vermeliler…

    Çocuklara “Kendine Güvenmeyi” Öğretmek Doğru mu?
    Anne-babaların en büyük isteğidir geride kalan çocuklarının kendi ayaklarının üzerinde durabilecek kabiliyete eriş*me*si. Kimi zaman “öz güven” kimi zaman da “kendine güven” diye tarif edilen bu terbiye yöntemi ne kadar doğrudur? Birçoğu yabancı eser olan, “Kendine güvenen çocuk nasıl yetiştirilir?” konulu kitaplar, bizim terbiye metodumu*za ne kadar uygundur? Ya da soruyu farklı bir biçimde sorar*sak kendine güvenen çocuk yetiştirmek doğru mudur?
    Batı kaynaklı pedagoglar, terbiye açısından sağlıklı bir çocuğu tarif ederken “kendi ayakları üzerinde durabilen ve hayatının geri kalan kısmını kimseye muhtaç olmadan yürütebilecek cesareti kendinde bulan çocuk, sağlıklı yetiştirilmiş çocuktur...” diye tarif etmektedir.
    Ne yazık ki günümüzdeki çocuk terbiyesinin hedefi de bu mantık üzerine şekillenmekte!

    Otonom çocuk yetiştirmek, bela yetiştirmektir

    Anne babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken bir yandan onları kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik ettikleri gibi diğer yandan da onları otonom (bağımsız) olmaya yönlendirmektedirler.
    Uzun yıllar üniversitelerde ders vermiş bir psikolog, otonom çocuk yetiştirmeyi “başa bela” yetiştirmekle eş değer görüyordu. “Hayatı benmerkezci olarak algılayan çocukların ne zaman, ne yapacağı ve kimin başına hangi belayı açacağı bilinmez” diyordu.
    Böylesi bir çocuk için hayatın anlamı, zevktir.
    Hayatın anlamı, özgürlüktür.
    Hayatın anlamı, “ben”dir.
    Ona göre, “problem çözmek ve başkalarının derdi ile dertlenmek bir ahmaklıktır.”
    Belki çocukluklarda, bebeklik yıllarındaki o sempatik ve sevimli hal, bu davranışın çirkinliğinin görünmesine engel olabilir. Ancak yetişkin olmaya başladıkça ve ergenliğe doğru adımlar attıkça otonom çocuklar, anne ve babaları için birer kâbus halini alabilirler.
    Örneğin trafikte arabalar her ne kadar birbirinden bağım*sız hareket ediyor olsalar da her bir trafik kuralı, her bir sürücüyü bir diğerine bağlı hale getirmektedir. Siz; trafikteki bir araba sürücüsü olarak ben bağımsızım ve kim*seye uymak zorunda değilim, diyerek dönüşlerde sinyal vermeden dö*nebilir misiniz? Kırmızı ışıklarda durmadan yolunuza de*vam edebilir misiniz? Hız sınırı konulmuş yollarda “hiç umu*rumda bile değil” diyerek sürat yapabilir misiniz? Tabii ki yapamazsınız. Yaparsanız trafik canavarı olursunuz. O hal*de nasıl ki trafikte bağımsız olunamıyorsa sosyal yaşantıda da bağımsızlık diye bir şeyden söz edilemez. Eğer bir ço*cuk bu düşünce ile yetiştirilmeye çalışılırsa tıpkı trafik canavarının trafiği kâbusa çevirdiği gibi, böylesi bir çocuk da sosyal yaşantıyı kâbus haline getirebilir. Bundan da en başta, anne ve babalar zarar görür.
    O halde, anne-babalar çocuk terbiyesinde hedef olarak otonomiyi ve bağımsızlığı değil, vicdan kültürünü ve bağlılığı seçmelidirler.
    Kendine güvenen çocuk yetiştirmeyin

    Güçlünün her zaman kazanacağı düşüncesi ile hayata alıştırılan çocuklar, genellikle kendilerinden güçlü kişilerin gücü altında ezilmeye de mahkûm olmaktadırlar. Her şeyi güç ve kendi başarısı ile elde ettiğini düşünen çocuklar, bunun böyle olmadığını ve olamayacağını anladıkları an, büyük bir ruhî çöküntü ile karşılaşmaktadırlar.
    Hayat zordur. İnsan ise zayıf. Bu zayıf insanın ihtiyacı sınırsızdır. Sınırsız ihtiyaç sahibi insanın imkânları ise sınırlıdır.
    Tüm bu zafiyet içindeki insanın kendi sınırlı güç ve kuvvetine güvenerek değil, Allah’a güvenerek yaşaması onu ruhen daha da mutlu edecektir.
    O halde, anne ve babalar, kendine güvenen değil, Allah’a güvenen çocuklar yetiştirmelidirler. Tüm prensip ve terbiye yöntemlerini bu doğrultuda kullanmalıdırlar.


    Yorumlarınızı bekliyorum.
     
  2. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  3. meloxsx2

    meloxsx2 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2007
    Mesajlar:
    66
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    Biliyorum yazi biraz uzun ama hiç okuyan yokmu kiiisss
     
  4. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  5. EU3

    EU3 Guest

    merhaba.paylaşımınız için teşekkürler.yazı bana da ilginç geldi.kişisel gelişimle ilgili kitaplar okuduğumda da bu duyguyu hissetmiştim.bu dinin gözünü seveyim demiştim.dinimiz batılı ve avrupalı aydınların yeni bulup allaya pullaya sundukları metotları ta peygamber döneminde uygulatmış ve mutlu,huzurlu,adil bir toplum oluşturmuş.bizim kültürümüzde zaten var olan ama beğenmeyip kulak ardı ettiğimiz herşey şimdi moda.çocuk eğitiminde de bu duruma düştüğümüz ortada.
     
  6. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  7. sevdam128

    sevdam128 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    10 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    59
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    batıdan enjekte edilmiş terbiye sistemlerini hiç sorgulamadan ülkemizde uygulamaya çalışırsak sonucun böyle olması normaldir.sonunda anne-babalar da bu sonuca dayanamayıp isyan ediyorlar.tabiki özgüveni olmalı çocukların ama bunun yanında empati yeteneklerini de geliştirmemiz gerekiyor.yoksa kendimizi huzurevinin kapısında buluveririz.
     
  8. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  9. zerrinn

    zerrinn Aktif Üye Üye

    Katılım:
    9 Mayıs 2007
    Mesajlar:
    775
    Beğenildi:
    3
    Ödül Puanları:
    86
    bence cok ilğinç bir yazı bana kalırsa cocuklarızı kendine ğüvenen öz ğüveni ğelişmiş kendi ayaklarına basan cocuklar olarak yetiştirmeliyiz ve br cok uzman da bu sekilde düsünüyor
     
  10. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  11. sefamolsun

    sefamolsun radyoda yine sezen çalıyo Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.435
    Beğenildi:
    5
    Ödül Puanları:
    106
    Katılmıyorum ...:1closedeyes:
    Kendine güveni olan çocuk derken, ahlakı ve eğitimide yanına katacaksınız yoksa kendine güvenen bir sokak çocuğundan kime ne hayır gelir.
     
  12. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  13. meloxsx2

    meloxsx2 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2007
    Mesajlar:
    66
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    evet bence kendine güvenin de sınırını çizmek gerekli.
    herşey bende biter düşüncesine kapılmamalı çocuk.
    yani ben merkezli olmamalı. kendine güven tabi ki gerekli
    ve çok önemli. ama öocuğun kendini dev aynasında görmemesi
    ve en önemlisi vicdan duygusunu geliştirmesi gerekiyor.
    bugün bi köpeği tekmeliyen bi çocuk yarın arkadaşlarını öbür gün bizi tekmeler bence.

    ÇOCUK YETİŞTİRMEK ZOR ZANAAAT VESSELAM ZOOOR
     
  14. 5 Ağustos 2008
    Konu Sahibi : meloxsx2
  15. meloxsx2

    meloxsx2 Aktif Üye Üye

    Katılım:
    18 Nisan 2007
    Mesajlar:
    66
    Beğenildi:
    0
    Ödül Puanları:
    76
    ayrıca yorumlarınız çok güzel hadi devam...