Kiraz Kiz

Konusu 'Yaşanmış Gerçek Aşk Hikayeleri' forumundadır ve nbatur55 tarafından 11 Ocak 2008 başlatılmıştır.

    11 Ocak 2008
    Konu Sahibi : nbatur55
  1. nbatur55

    nbatur55 baldan tatlı can kızım... Üye

    Katılım:
    23 Ekim 2007
    Mesajlar:
    513
    Beğenildi:
    1
    Ödül Puanları:
    86
    kiraz kız


    O yıl havalar birden soğumuş, kuzeyden esen

    yel, geceleri vuuu diye sesler çıkartmaya başlamış

    Hüsrev ağa, çobanlarına " davarı köme sokun, kış

    bu yıl yaman olacak !"galiba diye söyleniyordu.

    Ali dağın, üstüne ilk kar yağmış. K...köyü kışa

    erken teslim olmuştu. Kardan , her taraf beyaz bir

    çarşaf gibi göz alabildiğine uzanıp gidiyordu. Bozkır

    öfkesini kusmuş, köylü, fırtınadan göz gözü görme-

    diğinden mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyordu.

    Gecenin bir yarısı olmuştu. Kiraz, kızı uyku tut-

    mamıştı nedense....Garip bir duygu vardı içinde

    nedense...Bir olay olduğu zaman içine doğardı san-

    ki..Sol gözüm seyriyor, biri ölecek galiba derdi..

    Gerçekten de sabaha karşı sela verilirdi..Bu

    yüzden, Kiraz kızın, köy içinde ayrı bir yeri vardı.

    Rüstem ağa gibi gaddar bir adamın böyle bir kızı

    olsun diye köylü şaşırırdı.

    O gece yarısı köpekler bir birine girdi .

    Hüsrev ağa, konağı eli silahlı, adamlar beklediği

    için, içi rahattı...Ama o da uyuyamamıştı .İçi daral-

    mıştı. Ve , yattığı karyola sanki gizli bir el

    tarafından çekilmiş gibi geldi, çatır çatır sesler geli

    yordu yerin altından . Yatan karısını uyandırdı.

    "Gız Eşe, galk, deprem oluyo galiba !" dedi..Allah

    Allah ! "diye bildiği duaları okumaya başladı.

    Kiraz, "Ana, içim sıkılıyo bugün, sebebini de

    bilmiyom "demişti. Kadın da uyanmıştı. Koca konak

    gidip gidip geliyordu. Odanın içindeki aynalı dolap

    ve karyolanın yanındaki küçük dolap küt diye yere

    düşmüş, sallantıdan duvarda çatlaklar meydana

    gelmişti, Yarım saat sürmüştü bu sarsıntı.

    Korkudan yerlerinden kıpırdayamamışlardı.

    O günden sonra, ağa köylüye iyi davranacağım

    diye içinden söz vermişti...

    * * * *

    Halil, davar ağılında, Karabaşı seviyordu ki

    Kiraz, içeri girdi. Ağa kızını karşısında görünce önce

    şaşırdı, sonra, toplandı.

    "Buyur Kiraz bacı ?" dedi..

    "Ağam dedi ki, benim işim var, sizi Zor

    ağanın oğlunun düğününe, Halil götürsün dedi..

    Arabayı, koşup bizi düğüne sen götüreceksin "

    Halil, ağa kızının yeşil gözlerine, selvi gibi uzun

    boyuna, gerdanına ve omuzlarından topuklarına

    kadar uzanan sarı saçlarına baktı baktı.İçinden

    "hey Allah'ım, sırrına akıl ermez, ne güzel yaratmış

    sın "diye içinden geçirdi.

    Kiraz, da, çoban Halil'in kara kömür karası

    gözlerine, güneşten esmerleşmiş kıllı göğüslerine

    ve kıvırcık gür siyah saçlarına baktı, içinden ılık ılık

    bir şeyler aktı.

    "Allah'ım ! Bana ne oldu ? Kapımızda çobanlık

    yapan bir adam, aklımı başımdan aldı...Ben ki

    Hüsrev ağa gibi, burnundan kıl aldırmayan bir

    adamın kızıyım ! "

    Halil, şaşkınlığını attıktan sonra. Adını duyduğu

    yüzünü ilk kez gördüğü kızın emir verir gibi konuş-

    masını gülümseyerek , hoş görüyle karşılamıştı.

    Başka biri olsaydı, karşılığını verirdi.

    "Baş üstüne Kiraz bacı ...!Hazır olunca, ben

    sizi alırım !" dedi..

    * * * *

    Biri doru öbürü demir kırı iki kısrağın çektiği at

    arabası konağın kapısının önüne çekilmişti.

    Bahçe kapısı açıldı, Hüsrev ağa, karısı , kızı çıktı

    Hüsrev ağa, körüklü çizmeleri, başında tepesi

    çökmüş fotörüyle, eski zaman dere beylerine ben

    ziyordu. Elinde kamçı, kaşlarını çatarak :

    "Halil, bunlar, sana emanet, kıllarına bir zarar

    gelirse, bunlardan sen sorumlusun ! "dedi..

    "Emrin baş üstüne ağam, için rahat olsun !"

    Kiraz, babasının eline geldi.Ağa, kızının alnını

    öptü. " Sağlıcakla gidin, sağlıcakla gelin !" dedi.

    Kadın, Kiraz, arabanın arkasına, çuvalların üstüne

    oturdu. Halil, " Deht aslanlarım !"dedi. Araba

    hareket etti.

    * * * *

    Araba, taşlı çakıllı bir yolda ağır ağır

    gidiyordu...Gök yüzü açık, uzakta, güneş vurdukça

    değişik renge bürünen ırmağın kenarındaki söğüt

    ağaçları görünüyordu.

    Ağanın karısı, " köy çok uzaktı mı Halil ?" dedi.

    "Çok uzak sayılmaz Eşe ana, köy

    Sakarya ırmağının kenarında eski bir Çerkez köyü

    Kiraz, ın içi içine sığmıyordu, Halil arabanın önünde

    ağanın " bunlar sana emanet Halil !"diye konuşması

    nı anımsadı...Şeytan, içinden "Halil, ağa kızı sana

    vermez, eline bir fırsat geçti, bu fırsat bir daha ele

    geçmez, ağanın karısını öldür, kızı da dağa kaçır !"

    diye kışkırtıyordu. "Yoo...! Emanete hıyanet

    edemem ben !" diye öfkeli içinden söylendi.

    Sonra, atlara kamçıyı salladı. Ama, şeytan yakasını

    bırakmıyordu. "Dağ başında senin öldürdüğünü kim

    bilecek ! Aptallık yapma Halil ! Hüsrev ağaya da

    zaten kızgınsın. Hazır, işte. ...Öcünü de alırsın...!"

    Kadın, Halil'in içinden geçenleri bilmiş gibi güldü.

    "Halil, sesin çok güzelmiş, o gün söylediğin türkü

    neydi ? Söyle...Cevizin yaprağı dağ arasında

    severler güzeli bağ arasında !" diye. Halil, "Şey...

    Eşe ana, ben....!" Kadın ısrarlı, "Haydi söyle !"dedi

    Halil ,türküyü söylemeye başladı. Kalın ,gür erkek

    sesi, yazıda yankılandı. Kiraz, başını öne eğmiş

    sessizce dinliyordu. "Bizim çobanda ne hünerler

    varmış, da bilmiyormuşuz...!"