Kişilik Haklari

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve EU1 tarafından 5 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

    5 Ağustos 2007
    Konu Sahibi : EU1
  1. EU1

    EU1 Guest

    Kişilik Haklari

    --------------------------------------------------------------------------------

    İnsanların ehliyetleri ile kişi olmaları dolayısıyla sahip oldukları maddi ve manevi menfaatleri üzerindeki haklarının tümü hep birlikte kişiliği oluşturur.

    KİŞİLİĞİN İÇERİĞİ
    1)KİŞİNİN EHLİYETLERİ:
    2)KİŞİNİN KİŞİSEL DURUMLARI:
    Kişisel durumlar bir gerçek kişinin toplum ve aile içerisindeki hukuki durumunu yansıtan ve hukuk düzenince önemli sayılan nitelikler, yani bir kimsenin bekâr, nişanlı, evli, dul veya boşanmış; ergin veya küçük; erkek veya kadın olması gibi durumlardır.
    3)KİŞİNİN MADDİ VARLIKLARI:
    Bir kimsenin maddi nitelikleri, baksa bir deyısle maddi, cismani varlıkları, özellikle onun hayatı ve sağlığı gibi beden bütünlüğünü oluşturan unsurlardır.
    4)KİŞİNİN MANEVİ VARLIKLARI:
    Bir kimsenin manevi niteliklerine, baksa bir deyişle manevi varlıklarına özellikle onun hürriyetleri, dini ve vicdani ınancları, şeref ve haysiyeti, toplum ıcındekı saygınlığı ile fıkır alanındaki faaliyetleri örnek olarak gösterilebilir. Aynı sekılde, kısının kendi özel hayatıyla ilgili olan gizlilik ve sır çevresi de manevi varlıklara girmektedir.
    5)KİŞİNİN İKTİSADİ VARLIKLARI:
    Kişinin iktisadi varlıkları, başka bir deyişle iktisadi bütünlüğü, bir kimsenin iktisadi faaliyete katılabilme konusundaki serbestliği, mesleki ve ticari itibar ve kredisi ile mesleki ve ticari sırları gibi hususları ifade eder.
    KİŞİLİK HAKKI
    Kişilik hakkı: kişinin hak süjesi olarak herkes tarafından tanınmasını istemek ve bu sıfatla itibar görmek konusundaki menfaat ve yetkileridir. Her kişiye bedeni ve maddi bütünlüğüne, menfaat ve ilişkilerine yönelik saldırılardan kaçınılmasını başkalarından isteme yetkisini verir.
    1)MADDİ BÜTÜNLÜK ÜZERİNDEKİ HAKLAR:
    Maddi ya da bedeni, cismani bütünlükle ilgili kategoriye giren haklar, kişiliğin maddi varlığı üzerindeki özel kişilik haklarını oluşturur. Bu haklar kişiye hayatının, sağlığının, vücut bütünlüğünün her türlü saldırılardan dokunulmaz kalmasını istemek hakkını verir.
    2)MANEVİ BÜTÜNLÜK ÜZERİNDEKİ HAKLAR:
    Bunlar kişinin manevi varlıkları üzerindeki özel kişilik haklarıdır. Hürriyetlerin, dini ve vicdani inançların her türlü saldırıdan dokunulmaz kalmasını istemek hakkına herkes sahiptir. Kişilerin ismi, resmi, şerefi, haysiyeti ve saygınlığı üzerindeki hakları da bu anlamda manevi bütünlük üzerindeki özel kişilik hakları grubuna girer.
    3)SIR ÇEVRESİ VE GİZLİLİK ALANI ÜZERİNDEKİ HAKLAR:
    Kişilerin, kendi özel hayatlarıyla ilgili olan sorunlarının, bedensel sakatlıklarının yabancılardan gizli kalmasını istemek konusunda da kişilik hakları vardır. Bu hak, sahibine hayatının gizli yönlerine kimsenin karışmamasını ve bunları tesadüfen öğrenmiş olanların onları etrafa açıklamamalarını istemek yetkisi tanır. Mesleki sırlarının, özel yazışmalarının, vs gizli kalmasını istemek mektuplarının okunmamasını istemek, telefonlarının dinlenmemesini istemek gibi haklar tanır.
    4)İKTİSADİ BÜTÜNLÜK ÜZERİNDEKİ HAKLAR:
    Kişilerin ekonomik hayata serbestçe katılma hakları ile mali itibarlarının ve ödeme gücünün tanınması konusunda sahip oldukları haklar da özel kişilik haklarını oluşturur.

    KİŞİLİĞİ KORUMA YOLLARI
    Kişinin kişiliğini bizzat koruması: Haklı savunma hakkı
    Hukuk düzeni pek istisnai durumlarda bir kimseye kişilik hakkına yöneltilmiş olan haksız saldırılara karşı kuvvet kullanarak savunma hakkını, yani bu saldırılara karşı kendi kendini bizzat koruma yetkisini tanımıştır.
    VII: MEŞRU MÜDAFAA, IZTIRAR VE KENDİ HAKKINI VİKAYE İÇİN KUVVET KULLANILMASI
    BK. m. 52:Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.
    Kendisini veya diğerini zarardan yahut derhal vuku bulacak bir tehlikeden vikaye için başkasının mallarına halel iras eden kimsenin borçlu olduğu tazminat miktarını hâkim, hakkaniyete tevfikan tayin eder.
    Kendi hakkını vikaye için cebri kuvvete müracaat eden kimse hal ve mevkia nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin edilemediği yahut hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının kullanılması hususunun pek çok müşkül olmasını meni için başka vasıtalar mevcut olmadığı takdirde, bir güna tazminat itasiyle mükellef olmaz.

    Kişilik hakkına ve özellikle maddi bütünlüğüne, şeref ve haysiyetine veya hürriyetlerine yöneltilen haksız bir saldırıdan kurtulmak için, saldırganın kişiliğine zarar veren kimse, bu zarardan dolayı tazminatla sorumlu tutulamayacağı gibi, bu fiilinden dolayı kendisine bir ceza da verilemez.
    Kişiliğin Kanun Yoluyla Korunması
    a) Anayasa ile koruma:
    Anayasamızda sayılan kamu haklarının çok büyük bir kısmı, aynı zamanda özel hukuk anlamında bir hürriyet ve dolayısıyla da kişiliğin içeriğini oluşturan hukuki varlıklardır. Anayasa tarafından tanınmış ve koruma altına alınmış haklar vardır.
    b) Kişiliğin özel hukuk tarafından korunması yolları:
    Kişiliğin korunması konusunda medeni kanunun 23,24 ve 25 inci maddeleri hükümleri iki genel ilke koyar.
    MK. m. 23 hükmü, kişilik haklarının hukuki işlemlerle insani duygulara, hukuk ve ahlak kurallarına aykırı derecede sınırlanamayacağı ilkesini koyar. Böylece de kişileri kişilik haklarını hukuki işlemlere konu yapmaktan, bu haklardan vazgeçmekten veya onları aşırı derecede sınırlayan işlemlere girişmekten alıkoymak ister. Bu kişiliğin içe karşı korunmasıdır. Bu hükmü tamamlar nitelikte olan BK. m. 19 ve 20 hükümleri de kişiliğin korunması yolunda hükümler koyar. BK. m. 19 hükmü de kişilik hakkının korunmasına ilişkin hükümlerin çiğnenmesi suretiyle sözleşme yapılamayacağını ifade ederek MK. m. 23 hükmünü tamamlar. MK. m. 23 ve BK. m. 19 hükümlerinin çiğnenmesi suretiyle yapılan sözleşmelerin yaptırımını genel biçimde BK. m. 20 hükmü belirler. Bu yaptırım, hükümsüzlüğün en ağır derecesi olan mutlak butlan yani, - kesin hükümsüzlük- tür.

    Kişiliğin üçüncü kişilerin haksız saldırılarına karşı ne şekilde korunacağına ilişkin genel ilke, MK. m. 24 ve 25 hükümleriyle düzenlenmiştir. Bu maddeler kişiliği üçüncü kişilerin haksız fiillerinden gelecek zararlara karşı korumak ister. Bu da kişiliğin dışa karşı korunmasıdır. Bu konudaki bir diğer ilke de BK. m. 49 da mevcuttur.
    Maddi bütünlüğe yönelen haksız saldırılar hakkında özel hükümler BK. m. 45 vd. da mevcuttur.
    İsim üzerindeki özel kişilik hakkının korunmasına ilişkin olmak üzere MK. m. 26 ve 27 de de bazı hükümler vardır. Esas itibariyle bu hükümler 25 . maddenin özel bir uygulama biçiminden başka bir şey değildir.

    HUKUKA AYKIRI SALDIRILARIN DURDURULMASINI SAĞLAYAN DAVALAR
    1) SALDIRIYA SON VERİLMESİ DAVASI:
    Saldırıya son verilmesi davasının konusu, kişilik haklarına yönelmiş ve halen de devam etmekte olan saldırının durdurulması ve tekrarına engel olunmasıdır. Bu dava önemlidir; çünkü hala devam etmekte bulunan her türlü hukuka aykırı saldırının, bir zarar doğurmuş olup olmamasına bakılmaksızın, bu davayla ortadan kaldırılması mümkün olmaktadır.
    ŞARTLARI:
    Kişilik hakkına saldırı
    Saldırının hukuka aykırı olması
    Saldırının hala devam etmekte olması

    2) SALDIRI TEHLİKESİNİN ÖNLENMESİ DAVASI:
    Bu dava halen mevcut olmamakla beraber, bir takım eylem ve belirtilerden çok yakın bir gelecekte kişilik hakkına karşı gerçekleşmesi pek mümkün ve olası görülen hukuka aykırı saldırılara karşı açılır. Böylece olası bir saldırı önceden önlenmiş olur.
    3) SALDIRININ HUKUKA AYKIRILIĞININ TESPİTİ DAVASI:
    Bu dava mevcut bir fiilin ve davranışın kişiliğe yönelik hukuka aykırı bir saldırı mahiyetinde olduğunun mahkemece karar altına alınmasını sağlama amacına yöneliktir. MK. m. 25

    SALDIRININ HUKUKA AYKIRILIK NİTELİĞİNİ ORTADAN KALDIRAN HALLER
    1) ZARAR GÖRENİN RIZASI:
    Bir kimse, kişiliğini oluşturan herhangi birine başka bir kimse tarafından müdahalede bulunulmasına izin vermiş ise, bu müdahale bir takım zararlar doğursa bile artık –hukuka aykırı saldırı- niteliğini kaybetmiştir.
    Gösterilecek rızanın ahlak ve adaba aykırı olmaması gerekir. Aksi halde geçerli olmaz ve hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Rızanın çoğunlukla açıkça belirtilmesi gerekir. Ancak aksine bir hüküm bulunmadıkça bir takım tutum ve davranışlarla örtülü olarak da verilmiş olabilir. Tabiî ki rızayı verecek kişinin ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
    Rızaya dayanan saldırılar sonucunda maddi ve manevi zararlar oluşması olasıdır. Ancak bu saldırı sonucu oluşan zarar saldırıyı yapan kişiden istenemez çünkü artık ortada hukuka aykırı bir saldırı yoktur; rıza gösterilmiştir.
    2)ÜSTÜN NİTELİKTE ÖZEL YARARIN BULUNMASI:
    Bu duruma örnek olarak, trafik kazası geçirerek koma halinde hastaneye getirilmiş olan ve acilen ameliyat edilmesi gereken kişinin yararı örnek gösterilebilir. Bu durumda bulunan ağır yaralı hastanın rızası alınmaksızın derhal ameliyat edilmesi, onun beden bütünlüğüne karşı hukuka aykırı bir saldırı mahiyetinde görülemez.
    3) ÜSTÜN NİTELİKTE KAMU YARARININ BULUNMASI:
    Bazı durumlarda kişiliğine müdahale edilen kimsenin özel yararı ile kamu yararı tartıldığında, kamu yararının ağır bastığı görülür. Örneğin; trafik kazalarının önlenmesi amacıyla araç sürücülerine alkol testi uygulanması ya da işlediği suçtan mahkûm olan sanığın cezaevine konulmasında durum böyledir.
    Bu itibarladır ki üstün nitelikte kamu yararının söz konusu olduğu durumlarda kişilik hakkına yapıla müdahale hukuka aykırı bir fiil olarak görülemez.
    4)KAMUNUn VERDİĞİ YETKİYE DAYANMA:
    Bazen kamu hukuku karakterli veya özel hukuk karakterli kanunlardan kişiliği oluşturan kişisel varlıklara müdahalede bulunma yetkisi çıkar. Böyle durumlarda da yapılan müdahale hukuka aykırı saldırı niteliği taşımaz. Örneğin; mahkeme kararıyla mektupların açılması, telefonların dinlenmesi... gibi.


    Kısaca saldırıların durdurulması için saldırının hukuka aykırı olması şarttır. Bunun dışında kusura dayalı olması şartı aranmaz. Hukuka aykırı bir fiille bir başkasının kişilik hakkının çiğnenmesi kastı güdülmemiş olsa bile fiilin MK.m. 24 veya BK. m. 49 hükümlerine aykırı olması, onun hukuka aykırı saldırı olarak kabul edilmesi için yeterlidir. Hukuka aykırı saldırının durdurulması davaları ila saldırıların doğurduğu zararların giderilmesini sağlayan tazminat davaları arasındaki en önemli fark budur.
    HUKUKA AYKIRI SALDIRILARIN DOĞURDUĞU ZARARLARIN GİDERİLMESİNİ SAĞLAYAN DAVALAR

    1)MADDİ TAZMİNAT DAVASI:
    Maddi tazminat davası, kişilik hakkı hukuka aykırı saldırıya uğrayan kimsenin bu saldırı yüzünden malvarlığında meydana gelen eksilmenin telafi edilmesi amacına yöneliktir. Bu dava ile hukuka aykırı bir saldırıda bulunmuş kimse verdiği maddi zararı karşılayan bir tutarı mağdura ödemeye mahkûm edilir. Tazminatın kapsamını, ödeme şeklini ve miktarını BK. m. 41 vd. daki hükümlere uygun olarak hâkim tayin eder.
    Zira kişilik hakkına yapılan hukuka aykırı saldırının ancak kusura dayalı olduğu, yani BK. m. 41 hükmü anlamında bir haksız fiil oluşturduğu hallerde maddi tazminata hükmedilebilir. Meğerki tazminat gerekeceği hakkında kanunda ayrı bir açıklık bulunsun. Nitekim nişanın bozulması durumunda maddi tazminatı düzenleyen MK. m. 120 hükmü ile babalık davasında ananın mali haklarını düzenleyen MK. m. 304 vb.


    MADDİ TAZMİNAT DAVASININ ŞARTLARI:
    a) Hukuka aykırı saldırı:

    b) Kusur:
    Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırıda bulunmuş olan saldırganın k u s u r l u olması şarttır. Eğer saldırgana yükletebilecek bir kusur yoksa onu zararı tazmin etmekle yükümlü tutmak da mümkün olmaz.
    Kusur: Hukuka aykırı sonucu istemek(kast) veya bu sonucu istememekle beraber hukuka aykırılıktan kaçınmak için iradeyi yeterince yormamaktır(ihmal).
    Bununla beraber doktrinde kusurun bulunmadığı bazı istisnai hallerde dahi maddi tazminatın söz konusu olabileceği görüşü savunulmaktadır. Mesela kusursuz sorunlulukla ilgili hükümlerin örn: BK. m. 54; BK. m.55, BK. m. 56, BK. m. 58. Kusursuz sorumluluğun yanında bir de hakkaniyet sorumluluğu nedeniyle kişi tazminata mahkûm edilebilir.( BK. m. 54.)
    c) Zarar:
    Maddi tazminat davasını açılabilmesi için mutlaka hukuka aykırı saldırı sonucunda zarar meydana gelmiş olmalıdır. Bu zarar maddi olmalıdır. Bu zarar kişinin malvarlığının aktifinde azalma ya da pasifinde çoğalma şeklinde olabilir.
    d)İlliyet bağı:
    Bunun anlamı zarar ile hukuka aykırı ve kusura dayalı saldırı fiili arasında bir sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır. Eğer hukuka aykırı ve kusura dayalı bir saldırı olmasaydı bu zarar meydana gelmeyecekti diyebiliyorsak burada illiyet bağı vardır.

    MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ ŞARTLARI:

    Hukuka aykırı saldırılar sonucunda kişiler sadece maddi zararlara uğramazlar, bunun yanında bu saldırıdan şiddetli ızdırap, büyük bir üzüntü ya da utanç duymuş olabilir. Yapılanlar dolayısıyla kendisine olan güvenini ya da yaşama sevincini kaybedebilir. Yani saldırı sonuçlarını sadece kişinin maneviyatı üzerinde gösteriyor.
    İşte böyle durumlarda kanun koyucu bu durumlarda manevi zarara uğraya kişiye sırf manevi bir tatmin ve haz sağlamak, onu bir ölçüde teselli etmek amacıyla manevi tazminat isteme hakkı tanımıştır.
    Manevi tazminatla ilgili genel bir hüküm niteliğindeki BK. m. 49 hükmüne göre manevi tazminatın mutlaka da belli miktarda para olması gerekmez. Her ne kadar maddenin ilk fıkrasında belli bir miktar paradan söz edilse de üçüncü fıkrasında “hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yoluyla ilanına da hükmedebilir” demiştir. Yani manevi tazminatla mağdura kazandırılmak istenen para değil hem saldırganın yaptığının hukuk düzeni tarafından onaylanmayan ve müeyyidesi olan bir davranış olduğunu göstermek hem de kişinin tesellisini sağlamaktır.
    Manevi tazminat davası borçlar kanunun 49. maddesinde düzenlendiği gibi medeni kanunun 25. maddesinde de manevi tazminat davasından söz edilmektedir. Ancak borçlar kanunun 49. maddesi 4.5.1988 tarih ve 3444 sayılı kanunla değiştirilmiş ve manevi tazminat isteminin şartları mağdur lehine büyük ölçüde hafifletilmiştir. Bu değişiklikle eski metinde yer alan “kusurun ve zararın özel ağırlığı” şartı kaldırılmıştır. Hatta yeni metinde kusurdan hiç söz edilmemiştir. Bu doktrinde manevi tazminat istemek için kusurun aranıp aranmadığı konusunda tartışmalara yol açmıştır. Bir görüşe göre madde kusurdan bahsedilmemesi manevi tazminat isteminde kusurun aranmayacağı anlamına gelmez. Zira 49 madde kanunun ikinci faslında bulunuyor ki bu fasılda haksız fiil sorumluluğu düzenlenmiş ve haksız fiil sorumluğu söz konusu olduğunda da kusur aranır. Diğer bir görüşe göre de kanun koyucu yeni metine bilerek kusur ve zararın özel ağırlığı şartını koymamıştır kaldı ki isteseydi pekâlâ koyabilirdi. Hâlbuki borçlar kanunun 47 maddesinde vücut tamlığına zarar verilmesi halinde kusur aranmaksızın fail sorumlu tutulmuştur. Şimdi böyle bir durumda kanun koyucu kişiliğin bir kısmına verilen zararlar için kusur ararken kişiliğin başka bir unsuru için kusur aramazsa bu mantıksız olur. Çünkü kişinin maddi varlığı kadar manevi varlığı da değerli ve önemlidir. Böyle bir durumda şartların mağdur aleyhinde ağırlaştırılması isabetli olmayacaktır. Zaten böyle durumlarda da zarar gören tarafından kusurun ispatı çok güçtür.

    MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ ŞARTLARI:

    a) Hukuka aykırı saldırı:
    Maddi tazminat davasında olduğu gibi manevi tazminat davasında da ilk şart hukuka aykırı saldırıdır.
    b) Kusur:
    1988 de yapılan değişiklikle kusurun özel ağırlığı şartının kaldırılması ile kişilik hakkının her türlü ihlalinin manevi tazminata yol açabileceği sonucuna varılabilir.
    c) Zarar:
    Manevi tazminat isteminde bulunabilmek için mağdurun hukuka aykırı saldırı sonucu manevi zarara uğramış olması gerekir.
    d) İlliyet bağı:
    Uğranılan manevi zarar ile hukuka aykırı saldırı arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır.

    VEKÂLETSİZ İŞ GÖRME DAVASI:

    Medeni kanunun 25. maddesi “ saldırıdan elde edilen kazançları vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca isteme hakkını saklı” tutmuştur.
    Bir kimsenin kişilik hakkına hukuka aykırı surette saldırıda bulunanların, bu saldırıları sonucunda bir takım kazançlar ve menfaatler elde etmesi, kısaca sebepsiz olarak zenginleşmesi olasıdır. İşte bu davayla saldırıda bulunan kişinin malvarlığında saldırı dolayısıyla sebepsiz olarak meydana gelmiş olan zenginleşmenin saldırıya uğramış olan kimseye ödenmesini sağlayan davadır. Saldırıya uğramış olan kimse BK.m. 414 hükmüne dayanarak saldırgandan haksız olarak elde ettiği kazancı kendisine vermesini isteyecektir.
    Telif Hakları vBulletin v3.6.7 © 2000-2007, ve
    Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
    Tercüme Eden : Pasa Parola Grup