Kitap Falı

Konusu 'Burçlar, Tarot ve Astroloji' forumundadır ve Elif tarafından 27 Ağustos 2006 başlatılmıştır.

    27 Ağustos 2006
    Konu Sahibi : Elif
  1. Elif

    Elif Onur Üyesi Pro Üye

    Katılım:
    12 Temmuz 2006
    Mesajlar:
    24.632
    Beğenildi:
    5.166
    Ödül Puanları:
    438
    Kitap falı, öğütler, hikmetler, ayet açıklamaları ya da Tanrı’nın esinlendirdiğine inanılan kitapların, rasgele ya da kapalı gözle bir sayfasını açarak bakılan faldır. Bu fala, Kur’an’da olduğu gibi, rasgele açıldıktan sonra açılan sayfanın yedi yaprak gerisini / ilerisini okuyarak bakıldığı da olur.

    Kitap falı için en yaygın kullanılan yapıtlar, Hafız-ı Şirazî’nin Divan’ı, Mevlana Celaleddin Rumî’nin Mesnevi’si, Sadi’nin Gülistan’ıdır. Bu yapıtlardan başka şairlerden de öğüt verici dize ve öyküler alıntılanır ya da anımsatılır. Bir öğüt kitabı sayılabilecek Ahmediye; Peygamberler ve din ulularının yaşamlarını anlatan Muhammediye; din, ahlak ve tasavvuftan söz eden Envarü’l Aşıkîn de fal için kullanılan kitaplardandır. Ahmediye, Mürşidî’nin 1748’de yazdığı bir mesnevidir. Muhammediyeler, mevlitler kadar yaygındır, ilki ve en ünlüsü Yazıcıoğlu Mehmed’in 1449’da yazdığıdır. Envarü’l Aşıkîn, Yazıcıoğlu Mehmed’in Megaribü’z Zaman adıyla, Arapça yazdığı eserin, kardeşi Ahmet Bican tarafından Türkçe’ye çevrilmiş biçimidir.

    Şiirin, ne kadar açık olursa olsun, yorum gerektirmesi, şiir kitapları olan divanların fal için kullanılmasına yol açmış olmalı. Ünlü pek çok ozanın divanı, fal açmada kullanılmıştır. Bu alışkanlığın, özellikle hanımlar arasında Cumhuriyet’ten sonra da sürdüğünü gözlemlerimden biliyorum. Gazete ve dergilerin günümüzdeki gibi fal sayfa ve ilaveleri vermediği 1948-1950 arasında annemle arkadaşlarının şiir kitaplarından fal baktığını, fal için kullandıkları kitaplar arasında en gözde olanın Ruşen Eşref Ünaydın’ın Damla Damla’sı olduğunu anımsıyorum. Damla Damla bir “düz şiir” kitabıydı.

    Bu bölümü, kitap falı için kullanılan Sadi’nin Gülistan’ından öğüt örnekleriyle bitirmek istiyorum:

    “İki düşman arasında öyle konuş ki, barıştıkları zaman utanmayasın.

    İki kişi arasındaki kavga ateşe benzer. Bahtsız koğucu (dedikoducu) da odun çekicidir. Her iki düşman, bir gün gelir barışırlar. Koğucu da arada bedbaht olur, utanır. İki kişi arasındaki ateşi körüklemek ve ortada kendini yakmak akıl kârı değildir.

    Dostlarla konuşurken yavaş davran ki kan içici düşman kulak vermesin. Duvarın önünde bir şey söylerken dikkat et, ardında bir kulak bulunmasın.”

    Sadi’nin Gülistan’ındaki en ilginç öğütlerden biri yıldız falı bakıcılarla (müneccimler) ilgilidir.

    “Bir müneccim kendi evine girdi. Baktı ki yabancı bir adam karısıyla birlikte oturuyor, küfretti, ağır söyledi. Evde kıyametler koptu.

    Bir gönül eri, olup biteni duydu. Dedi ki:

    Evinde kim var bilmezken, göğün yücesindekini nerden bilirsin?”