koşulsuz sevmek

Konusu 'Alıntı Yazılar' forumundadır ve talin tarafından 23 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

    23 Mayıs 2009
    Konu Sahibi : talin
  1. talin

    talin Popüler Üye Pro Üye

    Katılım:
    20 Haziran 2007
    Mesajlar:
    4.253
    Beğenildi:
    19
    Ödül Puanları:
    148
    KOŞULSUZ SEVMEK
    Kusursuz Dünya hayali kurmayan var mı..!

    Bir an için hayatınızda hiç sevgi olmadığını varsayın...
    Yalnızca, bir an...
    Bebekliğinizden bu yana her an yanıbaşınız da ki anneniz ya da babanız, doğduğunuzdan şu ana kadar hep sevildiniz. Onlarsız bir hayat neye benzer?
    Çok sevdiğiniz köpeğiniz, arabanız, sabahları gülümsemesini eksik etmeyen komşunuz, iş arkadaşlarınız... Çember büyüdükçe, sevgi pınarlarınız açıldı.
    Hiç düşündünüz mü?
    Gerçekten biz insanlar birbirimizi seviyor muyuz!
    Yoksa, sevgi dediğimiz şey bir tür alış-veriş biçimi mi!
    Görmeye alıştığımız yüzler, bize saygıyla kapı açan görevliler, alış-veriş yaptığımız marketçi, eşimiz veya sevgilimiz. Çember büyüdükçe kavram da genişliyor.
    Daha da ileri gidelim. Arkadaşlarımızı, semtimizi, kentimizi, ülkemiz insanını seviyoruz...
    Neye göre?
    Bütün bu saydıklarımızı çevremizde olduğu için mi seviyoruz?
    Belki de...
    Kim bilir belki alışık olduğumuz yüzler görmek, belki de bize benzedikleri için seviyoruz onları.
    Bu saydıklarımızla uzaktan yakından bir bağımız var. Çevremiz de ki insanları, doğduğumuz yeri ebeveynlerimizi seçelim ya da seçilelim seviyoruz.
    Hiç tanımadığımız bir ülkeden gelen Afrikalı bir futbolcuyu da sevebiliyoruz değil mi.
    O halde yeryüzünde yaratılmış olan tüm insanları da sevebiliriz demektir. Diğer insanları tanımasakta, gündelik yaşamda bir bütünün küçük parçalarını oluşturduğumuzun farkında olmasakta, hiçbir ilişki de bulunmadığımız diğer tanımadığımız insanları sevebilir miyiz?
    Hintli yazar, Gelecek Zamanların Bilge öğretmeni Krishnamurti'nin dediği gibi
    "Bir şeyin yapısında ne kadar çok bilgi varsa o kadar çok sevgi vardır."
    O halde sevgi bilmektir.
    Yaşadığımız evrene ne verirsek onu alırız.
    Sevdikçe, iyi ve güzel olan kendiliğinden gelir. Sevgi damlalarımız bir okyanusa dönüşür.
    Ne kadar çıkarsız, ne kadar beklentisiz seversek o kadar sevgi alırız.
    Şimdi gözlerinizi kapatın ve evrende var olan her bireyi yargılamadan, beklentiye kapılmadan sevdiğinizi düşünün.
    Bu küçük deneyin size kaybettireceği şey yalnızca birkaç saniye.
    Sonrasında yakalayacağınız huzur ve güven için denemeye değer.
    Yaşadığımız evren de daha çok sevgi olsaydı, her ne çıkar uğruna olursa olsun, savaşlar olmaz, soykırımlar yapılmazdı.
    Biz insanoğlu doyumsuzluklarımıza, menfaatlerimize karşılık insanları kurban etmezdik. Her devirde hangi yüzüyle olursa olsun, güçlünün köle kıldığı insanları maddesel değerler uğruna harcamazdık.
    Algılarımızla yaşadığımızı düşünürsek, maddenin ötesine geçebilen tek gerçekliğin SEVGİ olduğunu anlatan öğretileri okuyup geçmez, hayatımıza uygulamaya çalışırdık.
    Gün geçtikçe azalan değerlerimizi böylelikle korumuş olurduk.
    Dünyayı kaosa sürükleyen ihtiyaçlar zinciri insanı insan yapan değerleri yok etmesine izin vermezdik...
    Peki, sevginin kendiliğinden olanı mı makbuldür, yoksa, sevgi ortak paylaşımlarla oluşan alışkanlıklarımız mı?
    Zamanımızı paylaştığımız insanları, hayatımızı kolaylaştırdığı için mi seviyoruz, hatta çoğu zaman öyle sanıyoruz.
    Sevgi denen şey ihtiyaçlarımızın karşılanması mı, acaba?
    Çevremizdekileri bize benzedikleri için mi seviyoruz dersiniz,
    Eşlerimizi, arkadaşlarımızı seçerken içinde yaşadığımız toplum bilincine sahip mantığımızın, algılarımızın, bazen de aşk kimyasallarının etkisinde değil miyiz.
    Ünlü Yazar Oscar Wilde "Gerçek sevgi çıkarsız ve karşılıksız olandır." diyor.
    Farklı toplum bilincine sahip topluluklar, milletler, kentler, akrabalar...
    İyilikten söz eden dünyayı ve insanlığı sevgi kurtaracak diye bangır bangır bağıran İlahi dinler, ana yasalar yalan mı söylüyor. Bir zamanlar kusursuz işleyen dünyamızı bile yeterince sevip korumadık. Ve bize sinyaller veriyor. Bizi koşulsuz sevmeye davet ediyor. Aç gözlülük, hırs, doyumsuzluk, yenik düştüğümüz her insani suç bir başkasına davetiye çıkarıyor.
    Dünyanın her tarafında yaşanan açlık, haksız gelir dağılımı, artan nüfusla çoğalan ihtiyaçlar bizi, birbirimizi yok etmeye zorluyor.
    Tek yapmamız gereken, amaçlarımızı gerçekleştirip, hayat yolunda ilerlerken, yaptıklarımızın kimseye zarar vermeyeceğinden emin olduğumuzdur.
    İşte Gerçek sevgi orda başlıyor.

    alıntıdıra.s.